(4721 S. K. m. 145, 146, 147, 156, 159, 405) (743 S. K. m. 127)
Hazine ile ... aralarındaki mirasçılık belgesinin iptali davasının kabulüne dair İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 04.06.2013 gün ve 150/186 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.01.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekilleri Av. ... ile Av. ... Kasar ve karşı taraftan davacı Hazine vekili Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine vekili, davalı ...’in müteveffa ...aptığı evliliğinin Sarıyer 1. Aile Mahkemesi'nin 23.12.2009 tarih 2008/644 Esas, 2009/1307 Karar sayılı kesinleşen kararı ile mutlak butlanla batıl olması nedeni ile iptaline karar verildiğini, ancak karar Yargıtay aşamasında iken davalı tarafından İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/121 Esas sayılı dosyasında mirasçılık belgesi istemli dava açıldığını, davanın Hazine'ye ihbar edildiğini, bilahare davalının İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'ndeki davasından feragat ederek İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde yeniden açtığı dava sonunda 10.07.2012 tarih 2012/211 Esas 2012/491 Karar ile mirasçılık belgesini aldığını, davalının mirasçı olmadığını açıklayarak davalı tarafından halen devam etmekte olan derdest bir dava var iken mahkemeyi yanıltmak sureti ile alınan İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/211 Esas 2012/491 Karar sayılı 10.07.2012 tarihli veraset ilamının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, miras bırakanın sağ kalan eşinden başka yasal mirasçısının bulunmadığını, miras bırakanın 16.02.2012 tarihinde vefat ettiğini, butlan kararının kesin karar olmayıp temyizi kabil olduğunu, evliliğin butlanına yönelik verilen kararın Yargıtay 2.Hukuk Dairesi'nce onanma tarihinin 10.07.2012 olup, veraset ilamının bu tarihten bir ay önce alındığını, evliliğin kanunen geçerli olduğuna dair geçerli sağlık raporu da bulunduğunu, miras bırakanın kanuni mirasçısı olmaması halinde mirasının devlete geçebileceğini, oysa miras bırakanın yasal mirasçısı bulunduğundan Hazine'nin mirasçı olamayacağını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.07.2012 tarih 2012/211 Esas 2012/491 Karar sayılı verasetin iptaline, muris... B..'ın payı tek pay olarak kabul edilerek Hazineye aidiyetine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre dava, ...ile ... ... arasındaki evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptaline karar verilmesi sebebiyle sağ kalan eşin iyiniyetli olmadığı iddiasına dayanılarak açılan davalı tarafından alınmış mirasçılık belgesinin iptali ve muris... B..’ın tek mirasçısının Hazine olduğuna ilişkin yeni mirasçılık belgesi isteğine ilişkindir.
Davanın niteliği itibarıyla mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ve mirasçılık üzerinde durmak gerekmektedir.
Bilindiği üzere kesin olan evlenme engelleri evlenmeyi mutlak butlanla sakatlamakta; istisnalar dışında mutlak butlanla sakat olan evlilik, kural olarak, kamu düzenini zedelediğinden sakatlık herkesi ilgilendirmektedir. Mutlak butlan davasının, kimler tarafından açılabileceği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 146.maddesinin birinci fıkrasında, mutlak butlan davasının “Cumhuriyet Savcısı” tarafından re’sen açılacağı; ikinci fıkrasında ise, bu davanın “ilgisi olan herkes” tarafından da açılabileceği hükme bağlanmıştır. Dava açma hakkı olan kimselerin kimler olduğu kanunda açıkça belirtilmemiştir. Doktrinde ve uygulamada, “ilgili olan herkes” kavramından “evlenmenin iptaline madden ya da manen ilgisi olan (menfaati bulunan) kimselerin” anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir.
Açılacak olan butlan davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Dolayısıyla tarafların beraber geçirdikleri zaman, batıl evlenmeyi geçerli hale getirmez. Evlenmenin mutlak butlanına yol açan sebepler aynı zamanda birer “kesin evlenme engeli”dir. 4721 sayılı TMK’nun 145.maddesinde mutlak butlan sebepleri; “mevcut evlilik”, “yasak derecede hısımlık”, “ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk” ve “evlenmeye engel derecede akıl hastalığı” olarak sayılmıştır. Butlan kararı sonuçlarının, Türk Medeni Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde değil de genel olarak boşanma hükümlerine atıf yapılarak düzenlendiği görülmektedir. Gerek mutlak butlan, gerekse nispi butlan davaları hukuki nitelikleri itibariyle bir “tespit davası” değil, “bozucu yenilik doğuran dava”lardır. Zira batıl evlenme, davanın sonunda verilecek kararla ileriye etkili olarak sonuç doğuracak şekilde iptal edilmektedir.
Batıl bir evlenmenin ortadan kaldırılması için açılması şart olan “butlan davası” sonunda hâkimin, evliliğin ortadan kaldırılması konusunda verdiği karara “iptal kararı” denilir ki, bu karar da hukuki niteliği itibariyle “yenilik doğuran bir karar”dır. Butlan davasında davacı, mahkemeden dava konusu evlenmenin batıl olduğunu ve bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini talep eder. Bu açıdan mutlak veya nispi butlan davalarında davacı tarafından talep edilen husus mevcut bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasıdır (TMK’nun 156.maddesi). Başka bir deyişle, butlan davası sonunda hâkimin vereceği “yenilik doğuran iptal kararı” ile, her ne kadar geçersiz de (batıl da) olsa mevcut olan bir evlenme işlemi ve evlilik ilişkisi sona ermekte; var olan bir hukuki durum ortadan kalkmaktadır. Bu yönüyle hâkimin iptal kararı “bozucu yenilik doğuran” bir karar niteliğindedir.
4721 sayılı TMK’nun 156.maddesinin ikinci cümlesi hükmü gereğince, mutlak butlan ya da nispi butlanla sakat olan evliliğin hakim kararıyla sonlandırılması halinde kararın kesinleştiği tarih itibariyle butlan kararı ileriye etkili olur. Dava açılmış olsa bile evlenme, kararın kesinleşme tarihine kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Diğer deyişle, iptal kararı, evlenme ile iptal kararının kesinleşmesi arasındaki süre içerisinde doğmuş olan geçerli bir evliliğe ilişkin hüküm ve sonuçları ortadan kaldırmaz. Her ne kadar iptal kararı, evliliği sona erdirse de bu karar geçmişe etkili olamayacağı için, karardan önce meydana gelen hüküm ve sonuçlar ortadan kalkmaz. Bu maddenin sonucu olarak, evlenmenin mutlak veya nispi butlanla geçersiz olması halinde dahi, evlilik devam ettiği müddetçe eşlerin mirasçılığını etkilemez.
Ancak batıl bir evliliğin iptali amacıyla butlan (iptal) davası açılmış ve eşlerden her ikisi de hayattaysa, iptal kararının kesinleşmesiyle evlilik tıpkı boşanmada olduğu gibi ileriye etkili olarak sona ereceğinden eşlerin artık birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmaz. Bu durumda eşlerin mirasçılık sıfatı ortadan kalkar.
Eşlerden biri henüz iptal davası açılmadan önce ölürse, sağ kalan eş onun mirasçısı olacaktır. Zira evlilik ölümle sona ermiştir ve batıl da olsa geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır (TMK madde 156/c.2 ). Bu durumda ölen eşin mirasçılarının (şayet evlenme nispi butlanla geçersizse) evlenmenin iptalini sağlamak yönünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1).
Ancak miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar.
Mutlak butlanla batıl bir evlenmenin iptalini istemekte, ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaati bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kimseler 4721 sayılı TMK’nun 146 ve 147.maddeleri anlamında “ilgili” sıfatına ve doğrudan dava hakkına sahiptirler. Bu kimseler iptal davasını, ölen eşin dava hakkına değil, doğrudan kendi dava haklarına dayanarak açmaktadırlar.
Başka bir anlatımla, TMK’nun 159.maddesinin birinci cümlesinde öngörülen “dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği” hükmü, mutlak butlanla sakat bir evlenmenin iptalinde “ilgililer” yönünden uygulanmayacaktır. 4721 sayılı TMK’nun bu hükmü; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 127.maddesi karşılığı olduğundan mutlak butlanla değil de nispi butlanla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönü ile TMK’nun 159 ve 147.maddesi hükümleri birbirleriyle çelişmemektedir.
4721 sayılı Medenî Kanun’
