Hukuk Genel Kurulu 2011/16-709 E., 2011/735 K. KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ KAZANDIRICI ZAMAN AŞIMI MİRASÇILIK VE MİRASIN GEÇİŞİ
4722 S. TÜRK MEDENİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEK... [ Madde 17 ] 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 14 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki "kadastro tespitine itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şarkışla Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.11.2008 gün ve 2007/113 E- 2008/204 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 26.10.2009 gün ve 2009/7851 E- 6909 K sayılı ilamı ile;
("…
…Kadastro sırasında 134 ada 31 parsel sayılı 35307.08 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, irsen ve taksimen intikal ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı N.... K..... ve S..... K..... adına tespit edilmiştir. Davacı C.... K....., yasal süresi içinde taşınmazın babası A.... K.....'a ait olduğu ve ölene kadar kullandığı, ölümü ile de mirasçılarına kaldığı iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile çekişme konusu 134 ada 31 sayılı parselin A.... K..... mirasçıları davacı C.... K..... ve diğerleri adına payları oranında tesciline karar verilmiş; hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazın 1925 yılında ölen kök muris İ.....'den kaldığı, İ.....'den sonra davacının babası A.... K..... 'ın 60 yılı aşkın zilyetliği bulunduğu, murisin ölüm tarihine göre terekesinin müşterek mülkiyete tabi olduğu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesine göre zilyetlikle iktisap edilebileceği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; Mahkemenin kabulü dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davacı, taşınmazın babası A.... K..... 'a ait olduğunu ancak A....'e ne şekilde kaldığını bilmediğini, davalı taraf ise taşınmazın ortak kök muris İ.....'den mirasçılarına kaldığı ve mirasının taksim edilmediği, murisleri K.... sakat olduğundan, taşınmazı kardeşi A....'in kullandığını savunmuşlardır. Çekişmeli taşınmazın tarafların ortak kök murisi 1925 yılında ölen İ.....'den mirasçılarına kaldığı, davacının murisi A.... K..... ile davalının murisi K.... K.....'ın İ.....'in oğlu oldukları mahkemece toplanan delilerden anlaşılmaktadır. Mahkemece kök murisin ölüm tarihi Medeni Kanun'dan önce ise de taraflar arasında mirasçılık ilişkisi devam ettiğine göre kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap hükümlerinin yürümeyeceği dikkate alınmamıştır. Davada taraflarca murisin mirasının taksim edildiği iddia ve ispat edilemediğine göre davacı murisi A....'in muris İ.....'den gelen miras payının mirasçıları adına tesciline, kalan payların da tespit gibi tesciline karar verilmesi gerekirken, murisin terekesinin müşterek mülkiyete tabi olması nedeniyle mirasçı A....'in kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmazı iktisap edebileceği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir...")
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
Davacı, 31 nolu parselin babasına ait olduğunu,ölene kadar babasının ölümünden sonra ise kendilerinin kullandıklarını ancak kadastro tespiti sırasında taşınmazın bir kısmının davalılar adına tespit edildiğini,bu yerde davalıların bir haklarının olmadığını, tespitin iptaliyle babası A.... K..... mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, dava konusu taşınmazın davalılar ile davacının kök murisi olan İ.....'den miras yoluyla geldiğini, İ.....'in ölümüyle geriye üç çocuğu A....., K.... ve A....'in kaldığını, İ.....'in mirası çocukları arasında paylaşılmadığını, ancak taşınmazları davacının babası olan A.... K.....'ın ekip biçtiğini,davalıların hissesini de hasılattan verdiğini, A.... K.....'ın zilyetliği kazandırıcı zamanaşımı hükümlerine tabi olmadığını, çünkü mirasçılar arasında zamanaşımı hükümlerinin işlemeyeceğini, davacı tarafın babası olan A.... K.....'ın kök muris İ.....'den olan mirası oranında adlarına tespit yapılmasına bir itirazlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kadastro çalışmaları sırasında davaya konu olan 31 nolu parselin senetsizden davalılar adına tespitinin yapıldığı, davacının askı ilan süresi içinde veraseten intikal ve kazandırıcı zamanaşımına dayanarak tespite itiraz davası açtığı, davaya konu olan parselin kök muris İ.....'den kaldığı konusunda ihtilafın bulunmadığı, çözümlenmesi gereken sorunun, kök muristen kalan bu taşınmazın mirasçılardan A.... K..... tarafından zamanaşımıyla kazanılıp kazanılmayacağı hususu olduğu, kural olarak mirasçılar arasında zamanaşımıyla kazanım koşulları işlemediği, bunun nedeni iştirak halinde mülkiyete tabi olan terekeye dahil olan taşınmazlardaki mirasçılardan birinin kullanımının tüm mirasçılar adına olmasından kaynaklandığı, müşterek mülkiyete tabi olan taşınmazlarda ise paydaşların kendi lehlerine zamanaşımıyla hisse kazanmaları önünde herhangi bir yasal engel bulunmadığı,tarafların kök murisi olan İ..... medeni kanunun yürürlüğünden önce 1925 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmeden önce mecelle hükümlerine tabi olan kök muris İ..... in terekesinin müşterek mülkiyet hükümlerine tabi olduğu,buna göre müşterek malik olan her bir mirasçının kendi lehine ve diğerleri aleyhine 3402 sayılı Kanunun 14.maddesine göre zamanaşımıyla mülkiyet kazanmalarının mümkün olduğu, tarafların kök murisi olan İ..... in 1925 yılında ölümünden sonra davaya konu olan taşınmazı davacının babası olan A.... K…
….. 60 yılı aşkın süre malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız olarak kullandığı, anlaşıldığına göre lehine zamanaşımıyla kazanım koşullarının gerçekleştiği, gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekilince temyiz edilmiş; Özel Dairece; kök murisin ölüm tarihinin Medeni Kanun'dan önce olduğu, taraflar arasında mirasçılık ilişkisi devam ettiğinden kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap hükümlerinin yürümeyeceğinin mahkemece dikkate alınmadığı, davada taraflarca murisin mirasının taksim edildiği iddia ve ispat edilemediğinden davacı murisi A....'in muris İ.....'den gelen miras payının mirasçıları adına tesciline, kalan payların da tespit gibi tesciline karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalılar vekili getirmiştir.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 743 sayılı Türk Kanuni Medenisinin yürürlüğe girdiği yıl olan 04.10.1926 tarihinden önce ölen miras bırakanın mirasçıları arasında zamanaşımı ile kazanım koşullarının işleyip işleyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü açısından, ilgili yasa maddeleri ve içtihatların açıklanmasında yarar vardır:
Öncelikle belirtmelidir ki, olağanüstü zamanaşımıyla taşınmaz mülkiyetinin edinimi, konusundaki 27.04.1949 tarih ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, mirasçıların karşılıklı olarak birbirlerine açacakları davalarda, birbirlerine karşı kazandırıcı zamanaşımı savunmasında bulunabilecekleri, kabul edilmiştir.
Ne var ki, 26.05.1954 tarih 7/17 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile; mirasçı ve mirasçılara olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle diğer mirasçıların haklarını kaldırma ve bağımsız olarak mülkiyet hakkını kazandırabilme olanağı veren 27.04.1949 tarih ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının Medeni Kanunun 639.maddesini değiştiren 6333 sayılı yasa hükmü ile bağdaşmadığından uygulama yeteneği kalmadığı karara bağlanmıştır.
Yürürlükten kaldırılan 1949 tarihli içtihadı birleştirme kararında, tapuda ortak muris adına kayıtlı olan taşınmazlar hakkında, mirasçıların birbirlerine karşı açacakları istihkak davasında; MK. madde 639,II' e dayanarak kazandırıcı zamanaşımı savunmasında bulunmaları caizdi.Yani mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımının işleyeceği esası kabul edilmişti.(A.R.Düzceer-Kazandırıcı Zamanaşımıyla Taşınmaz İktisabı s. 494)
4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun "mirasçılık ve mirasın geçişi"ni düzenleyen 17.maddesinde:
"Mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir."
denilmektedir.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesinde:
"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir."
hükmü bulunmakta; Aynı Kanunun Ek 3.maddesinde ise:
"Bir mirasçı, miras ortaklığından doğan elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde tapu sicil müdürü, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder. Tebligat masrafları ilgilisince karşılanır.
Elbirliği mülkiyetinin devamına yönelik bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan herhangi biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu taşınmaz mal üzerindeki elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülerek, hissedarlık esaslarına göre mirasçılar adına tapu kütüğüne tescil edilir."
düzenlemesine yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan tartışma ve görüşmede; mirasçılar arasında zamanaşımının işlemeyeceği, murisin ölümünden sonra mülkiyet gibi zilyetliğin de diğer mirasçılara intikal edeceği, taksim olmadığı taktirde bir mirasçının zilyetliğinin diğer mirasçılar adına sürdürülmüş sayılacağı görüş olarak belirtilmiş; uyuşmazlık konusunun yıllardır tartışıldığı, 1949 ve 1954 yıllarında içtihadı birleştirme kararlarına konu olduğu, 1954 tarihinde çıkan içtihadın en sonuncu olduğu, miras ilişkisinin kriter olarak alındığını ve mirasçılar arasında zamanaşımının işlemeyeceğinin kabul edildiği, ifade edilmiştir.
Karşı görüş sahipleri ise; terekenin açıldığı tarihte müşterek mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan, kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerektiğini, ileri sürmüşlerdir.
Yapılan tartışmalar sonucunda; Özel Dairenin kabulündeki esasın ve aslonanın, mirasçılık ilişkisinin devam edip etmediği olduğu; miras ilişkisinin devam etmesi halinde, malik sıfatı ile kullanım ve kazanımın olmayacağı; bunun yanı sıra taksimin de iddia ve ispat edilemediği; esas olan hususun elbirliği mülkiyet olup olmaması meselesi olmayıp, tereke söz konusu olduğunda mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımının uygulanmayacağının kabulünün gerektiği, çoğunluk tarafından benimsenmiştir.
Hal böyle olunca; Hukuk Genel Kurulu'nca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenen Ö
