T.C. ... 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/256 Esas - 2023/59
T.C.
...
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO: 2022/256
KARAR NO: 2023/59
DAVA: Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ: 27/06/2022
KARAR TARİHİ: 16/02/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 16/02/2023
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davalı şahısların 30.11.2020 tarihinde ... başvuru numarası tahtında "... global" ibaresinin 19, 35. ve 37. sınıflarında yer alan mal ve hizmetlerde marka olarak tescili için dosyalamış oldukları başvuruya müvekkilinin “O.K.”li seri ve tanınmış markalarına dayalı olarak yaptığı itirazların TÜRKPATENT tarafından reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtialarda müvekkilinin seri markalarının tescilli olduğunu, ayrıca dava konusu edilen "... global" ibareli markanın müvekkilinin adına tescilli ve ayırt edicilik seviyesi son derece yüksek "o.k." ve "o.k. ..." ibaresini haiz markalarla işitsel, görsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, davalıların müvekkilinin tescilli, ayırt edicilik kazanmış ve tanınmış marka olarak da kayıtlara girmiş olan "o.k." markası ve bu kök markaya dayalı "o.k" ibaresini taşıyan sair markalarında yer alan "o.k" ibaresini kendi markalarında birebir kullanarak, müvekkilinin tarafından uzun yıllar içinde yaratılmış ayırt edicilikten faydalanmaya çalıştıklarını, zira müvekkilinin tüketim ürünleri alanında, 70 yılı aşkın süredir öncü ürün ve kategorilerde tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamakta ve özellikle de Türkiye pazarındaki sağlık ürünleri, kişisel bakım ve temizlik ürünleri kategorilerinin öncülerinden ve pazar liderlerinden biri olduğunu, müvekkilinin yıllardır müşteri memnuniyetine verdiği önem ve hizmet kalitesinde gösterdiği başarı sebebiyle kişisel bakım ürünlerinin, temizlik ürünlerinin, özellikle de cinsel sağlık ürünlerinin tüketiciler nezdinde tanınmışlık kazandığını, bu yüzden de davalılar tarafından tescil edilmek istenilen "... global" ibareli markanın da tüketici nezdinde davacının "o.k."li seri ve tanınmış markaları ile yaratılmış olan olumlu algıdan haksız bir şekilde faydalanmasının ve tüketici nezdinde iltibas yaratmasının muhtemel olduğunu, dava konusu edilen markada yer alan "global" kelimesinin İngilizce’de "küresel, evrensel" gibi anlamları ihtiva etmesi nedeniyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, dava konusu edilen markanın başlangıç kısmında yer alması dolayısıyla "..." ibaresinin ön planda ve esaslı unsur olduğunu, müvekkilinin yalnızca ülke içerisinde değil yurt dışı piyasasında da faaliyet göstermekte olduğunu ve "global" ibaresini www.okeyglobal.com alan adında da kullandığını, bu durumun dava konusu edilen markanın müvekkili ile ilişkilendirilme ihtimalini arttırdığını, ayrıca müvekkilinin "o.k."li markalarının WİPO nezdinde de tescilli olduğunu ileri sürerek, TÜRKPATENT YİDK’nın 20.04.2022 tarih ve ... sayılı itirazın reddi kararının iptali ile ... sayılı marka başvurusunun tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, taraf markalarının “O.K.” ibaresi dışında başkaca unsurlar da ihtiva ettiğini, markalar benzemediği için de davacının tanınmışlık iddialarının somut olaya bir etkisi olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Dava dilekçesi davalı şahıslara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ancak davalı şahısların yasal süresi içerisinde davanın esasına cevap vermediği anlaşılmıştır.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
... numaralı marka tescil başvurusu dosyasının tetkikinde; davalı şahısların 30.11.2020 tarihinde, 19, 35 ve 37. Sınıflara giren emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı görselli marka başvurusunun 12.02.2021 tarihli ve 366 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine davacı şirketin SMK m. 6/1 ve m. 6/5 hükümlerine ve sayılı markalarına dayalı olarak itiraz ettiği, davacının bu itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı’nın 29.09.2021 tarihli ve 210558507 sayılı kararı ile, markalar benzer görülmediğinden bütünüyle reddedildiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı gerekçelere ve aynı markalara dayalı olarak yenilediği, ancak bu itirazın da TÜRKPATENT’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 20.04.2022 tarih ve ... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRME
DAVALILARIN ... BAŞVURU SAYILI MARKASI İLE DAVACININ TESCİLLİ MARKALARI ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ:
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir.
Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;
• Markaların ayniyeti/benzerliği,
• Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,
• Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır.
Markaların ayniyeti/benzerliği:
Davalıların tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki;
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları haiz karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır.
Uyuşmazlık konusu olan markalar görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markalarının bir kısmı, sadece, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle yazılmış kelime öbeklerinden oluşmuş kelime markalarıdır, geri kalanları ise, renk ve şekil unsurlarını da haiz karma markalardır. Öncelikle; davacının şekil unsurunu da haiz markalarında geçen “O.K.” ibaresinin, işaretlerin genel görünümleri içerisinde tek başlarına ön plana çıkarak markaların esas unsuru olduğunun söylenemeyeceği, davacının kelime markalarında ise, “O.K.” ve “...” ibareleri, yerleşik birer anlamı haiz, tasviri/tanımlayıcı olan, dolayısıyla markasal hüviyette ayırt ediciliği düşük ibarelerle bir arada kullanılmıştır. Bu markalarda geçen tasviri/tanımlayıcı ibarelerin, markaların kullanıldığı ürünlerin cinsini/vasfını anlatan/işaret eden kelimeler olması nedeniyle markaların esas unsuru olduğunun söylenemeyeceği, dolayısıyla; davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı sırf kelime markalarında, esas unsurun, yani işaretin kullanıldığı ürünü diğer kişi/kuruluşların ürünlerinden ayırt etmeye yarayan unsurun, davacının çatı markası olan “O.K.” veya “...” ibareleri olduğu, davacının “O.K.”li bir kısım kelime markasında “O” harfinin farklı şekilde tasarlanmış olmasının, bu tespiti değiştirmediği,
Dava konusu edilen marka ise; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işarette aynı yazım karakterinde yazılmış olan “...” ve “GLOBAL” kelimeleri, mavi renkli bir çizgiyle birbirlerinden ayrılmış, “GLOBAL” kelimesinin “O” harfi de, dünya şeklinde tasarlanmıştır. Dava konusu edilen işarette “O” harfi yerine kullanılmış olan dünya şeklinin, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsurlarından daha yüksek olduğu söylenememektedir, zira; böyle, basit şekil unsuru yanında büyük puntolarla/baskın özelliklerde yazılmış ve konuşlandırılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, renk ve şekil içeren karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. İşarette geçen “global” ibaresi de, Fransızca kökenli bir sözcük olup, dilimize de “küresel” anlamıyla yerleşmiş bir kelimedir ve markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğundan bahsedilebilecektir. ANCAK; dava konusu edilen işarette, görsel açıdan, “...” ve “GLOBAL” kelime unsurlarının ilk anda diğerinden daha baskın/ön planda algılanmadığı, yani dava konusu işarette geçen kelime unsurlarının görsel açıdan bütünleşik olarak algılandığı,
Somut uyuşmazlık, taraf markalarında geçen “O.K.” “...” ve “...” ibarelerinin/kısaltmalarının benzerliğinin, işaretleri/markaları birbirleriye benzer kılmaya yetip yetmediği ve bu ibarelerin bilinen/yerleşik anlamlarından dolayı bir markada tek başına esas unsur olarak himaye görüp göremeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Zira; “O.K.” kısaltması, İngilizce’de “hepsi doğru” anlamına gelen “all correct” kelimesinin bir yazım hatasıyla kısaltılması şeklinde bilhassa konuşma diline yerleşmiş, günümüzde beynelmilel kullanılan bir ifadedir ve ülkemizde de, hem “...”, hem de “o.k.” haliyle, bilhassa konuşma dilinde “tamam” anlamında sıklıkla kullanılmakta ve bu anlamı herkes tarafından bilinmektedir. Böyle, herkes tarafından anlamı bilinen ve sıklıkla kullanılan, yani markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “O.K” kısaltmasının ve “...” kelimesinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek bir kelimenin/kısaltmanın tek bir kişinin/kuruluşun tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “O.K.” kısaltması ve “...” ibaresi itibariyle bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır.
Sonuçta; taraf markalarında “O.K.” “...” ve “...”17 ibareleri/kısaltmaları geçiyor ise de, davalının markasında “...” kısaltmasının “GLOBAL” ibaresiyle bütünleşik şekilde algılanıyor olması durumunun markaları yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Karşılaştırılan markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalardaki “O.K.” “...” ve “...” kelime/kısaltmalarının mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, yine markalarda “O.K.” “...” ve “...” kelimesinin/kısaltmalarının dışındaki ibarelerin mevcudiyeti ve bunların bilinen/yerleşik anlamları nedeniyle, birbirlerinden yeterince farklıdır.
Bütün bunlara göre; markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf olan “O.K./...” ve “...” kısaltmalarının taraf markalarında geçiyor olmasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olarak nitelendirmeye yetmediği,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği:
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle bu mal veya hizmetlerin;
• Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
• Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
• Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
• Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
• Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı18 niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
• Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
• Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı
hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır.
“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Buna göre;
Davacının davasına/itirazlarına mesnet alınan çok sayıdaki markasının tescilli olduğu emtia sınıflarına bakıldığında, davacının markalarının büyük çoğunluğunun, 03, 05 ve 10. Sınıflara giren, kişisel bakım, hijyen, kozmetik, temizlik malzemeleri, parfümeri, prezervatifler ile ilaçlar, tıbbi/medikal malzemeler için tescilli olduğu, dava konusu edilen marka ise 19. Sınıfa giren inşaat malzemeleri, yapı elemanları, 35. Sınıfa giren reklamcılık, halkla ilişkiler, pazarlama, büro yönetimi, danışmanlık, satış hizmetleri ve 37. Sınıfa giren muhtelif hizmetler için tescil edilmek istenmektedir. Davacının hiçbir markası, 19 ve 37. Sınıflara giren mal ve hizmetler yönünden tescilli olmadığı gibi, davacının markalarının tescili kapsamına giren ve bu paragrafta özetlenmiş olan emtialar ile 19 ve 37. Sınıflara giren mal ve hizmetlerin benzer/türdeş olduğunu söylemenin de mümkün olmadığı, Zira; bu mal ve hizmetler birbirlerinden çok farklı alıcı çevrelerine hitap ederler, benzer ihtiyaçları gidermezler, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri çok farklıdır, dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olduğundan bahsedilemez, birbirleri yerine ikame imkânları veya birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri de yoktur, benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal ve hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurmasının rasyonel bir sebebi de yoktur, aralarında bir ham madde/mamul/yarı mamul ilişkisinden de bahsedilemez. Diğer taraftan;
Davacının .... sayılı markaları ise, 35. Sınıfa giren hizmetler yönünden tescillidir. Bu markalar ve 35. Sınıfa giren hizmetler özelinde, taraf markalarının kapsadığı/kapsamına alınmak istenilen hizmetler karşılaştırıldığında; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıftaki, satış hizmetleri haricinde kalan tüm hizmetler yönünden tescillidir. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıftaki bu hizmetler yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu,
Ayrıca; davacının muhtelif markaları, 03, 05, 09, 10, 16, 21, 25, 28, 29, 30, 31 ve 32. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetleri yönünden de tescillidir. Ancak; Yargıtay’ın yeni tarihli kararlarında; 35/5. Sınıfta genel mağazacılık hizmeti açısından tescilli olma durumunda markaların SMK m. 6/1 hükmü kapsamında değerlendirilmesi esnasında, marka işlem dosyasındaki kayıtlara göre söz konusu markaların fiilen satışa sunulan alt ürün grupları dikkate alınarak sınıfsal benzerliğin değerlendirilmesi ve söz konusu mağazacılık hizmeti bakımından “çoğun içinde az da vardır” uygulaması dikkate alınmaksızın fiilen satışa sunulan ürünler gözetilerek bu alt sınıf bakımından emtia karşılaştırılması yapılması gerektiği içtihat olunmuştur. Dolayısıyla, her ne kadar davacının markaları “çeşitli malların” satışı hizmetleri yönünden de tescilli ise de, davacının bu markaları, ancak ve sadece fiilen kullanıldıkları satış hizmetleri yönünden korunabilecektir. Davacının TÜRKPATENT marka işlem dosyasına ve dahi huzurdaki dava dosyasına, “O.K./...”li markalarının satış hizmetlerinde kullanıldığına dair hiçbir delil sunmadığı görüldüğünden, davacının 35. Sınıf altında satış hizmetlerinde tescilli markalarının bu hizmetler yönünden korunamayacağı,
Sonuç olarak, somut uyuşmazlıkta; davalıların markasının kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıf altında, satış hizmetleri haricinde kalan tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 19 ve 37. Sınıflara giren mal ve hizmetler ve 35. Sınıfa giren satış hizmetleri yönünden ise bu şartın gerçekleşmediği,
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Buna göre;
Somut olay açısından; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 19, 35 ve 37. Sınıflara giren mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu mal ve hizmetlerin, tüketicinin/alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan mal ve hizmetler olmadığı, bir kısmının da alıcılar tarafından daha ziyade profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alındığı fiili gerçekleri de gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu mal ve hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı, bu alıcılar/tüketiciler, söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz mal/hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Bütün bunlara göre;
Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali:
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.
SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
• Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
• Çağrıştırma,
• Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
• Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
• Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; karşılaştırılan markalarda “O.K.” “...” ve “...” kelimelerinin/kısaltmalarının mevcudiyetinden hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğinin söylenemeyeceği, davalıların markasında bu kısaltmanın bütünleşik bir kompozisyon içerisinde, tek başına ön plana çıkmayacak şekilde kullanılmış olması, bu markayı davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “O.K./...”li markalarından yeterli derecede farklılaştırmaktadır. Dolayısıyla, taraf markalarında geçen ve markasal hüviyette soyut/somut ayırt edici niteliği zaten de çok zayıf olan “O.K.” “...” ve “...” kelimesinin/kısaltmalarının mevcudiyeti, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olacak derecede yakınlaştırmaya yeter güçte bir ortaklık olarak nitelendirilemeyeceği, bütün bu hususlar, davacının “O.K./...”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalıların dava konusu edilen “... GLOBAL” ibaresini de ihtiva eden bütünleşik kompozisyonlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar markalar kısmen aynı/benzer/türdeş hizmetlerde kullanılacak ise, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkat/özen/algı seviyesinin düşük olmadığı gerçeği de gözetildiğinde, ilgili tüketicilerin/alıcıların bu markalar altında sunulan mal ve hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini berteraf ettiği, tüketicilerin/alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri,
Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığı, somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının kısmen gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı,
TANINMIŞLIK İDDİASININ DAVALILARIN ... SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ ;
6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” denilmektedir. Buna göre;
6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için;
• Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali,
• Haksız yarar sağlama,
• Tanınmış markanın itibarına zarar verme,
• Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Bütün bunlardan sonra;
Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından, SMK m. 6/5 hükmünde düzenlenmiş olan durumun somut uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmadığı, ayrıca; her ne kadar davacının markasınının 556 s. KHK’nın m. 7/(i) hükmü gereğince “tanınmış marka” statüsüne alındığına dair 26.06.2009 tarihli bir TÜRKPATENT kararının mevcut olduğu, davacının dava dosyasına sunmuş olduğu delillerden anlaşılmakta ise de; davacının “O.K.” markasına dayalı olarak SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalıların başvuruya konu markasının, davacının markasının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluştuğunun ya da oluşma ihtimalinin bulunduğunun ispatlanmış olması gerekir. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimaline dair marka işlem ve/veya dava dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğu görülmektedir. Davacının markasının “prezervatifler” açısından 2009 yılında belli bir tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması, bilhassa günümüzde, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argumanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Dava konusu edilen markanın davacının “tanınmış” markasına benzemiyor olması ve davacının markasının tanınmış olduğu sektörden çok farklı sektörlerde kullanılacak olması bile, haklı sebeplerle ortaya konulamamış olan böyle bir “olasılığı” bertaraf edebilecek niteliktedir.
Bu nedenlerle somut olayda, davacının markasının “tanınmışlığı” iddiasının, davalıların ... sayılı markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
Netice itibariyle,
Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı,
Davalıların markasının kapsamına alınmak istenilen 35. Sınıftaki, satış hizmetleri haricinde kalan tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, 19 ve 37. Sınıflara giren emtialar ve 35. Sınıfa giren satış hizmetleri yönünden ise bu şartın gerçekleşmediği,
Dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük olmadığı,
Karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı,
Davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı,
Dava konusu edilen 20.04.2022 tarihli ve ... sayılı YİDK kararının yerinde olduğu, dava konusu markanın hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 179,90.-TL harçtan, peşin alınan 80,70.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 99,20.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Diğer davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalıların yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.16.02.2023
Kâtip Hâkim
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır