T.C. ... 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/191 Esas - 2023/94
T.C.
...
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No: 2022/191
Karar No: 2023/94
Dava: Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi: 20/05/2022
Karar Tarihi: 16/03/2023
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 16/03/2023
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının Ülker Şirketler Grubu’na mensup olarak başta margarin olmak üzere her türlü gıda maddesinin üretim ve ticaretini, ilki 1986 yılında tescile bağlanmış olan “...”li markalar altında sürdürdüğünü, davacının pek çok emtia sınıfında tescilli olan “...”li seri ve tanınmış markalarının farklı sektörlerde kolay yoldan kazanç elde etmeye çalışan kötü niyetli kişi ve kuruluşlarca uzun yıllardır taklit edilmeye çalışıldığını, bu kişi ve kuruluşlar aleyhine davacı tarafından açılan davalarda davacının “...” markasının tanınmışlığı ve üçüncü kişilerin kendi adlarına tescil ettirmeye çalıştıkları “...”li markalarla karıştırılma ihtimalinin olduğu yönünde Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiş somut uyuşmazlığa emsal nitelikte bir çok mahkeme kararının bulunduğunu, keza “23 ... KASAP” ibareli bir başka markanın davacının markalarına benzer olduğu yönünde Yargıtay 11. HD.nin 2018/262 Esas 2019/2193 Karar sayılı bir kararının mevcut olduğunu, hal bu iken davalı şahsın “... ADAK” ibareli markayı davacının markalarının tescilli olduğu ve kullanıldığı emtialarda tescil ettirmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira dava konusu edilen markada geçen ve “herhangi bir dilek yerine geldiğinde karşılığında yapılacağı veya verileceği söylenen şey ve bunun sonucunda insanın kendisini Tanrı’ya karşı yükümlü kıldığı durum” anlamını taşıyan “ADAK” ibaresinin marka olarak tek başına tescili mümkün olmayan bir ibare olduğunu, yani dava konusu edilen markada geçen “...” ibaresinin markanın tek başına esas unsuru olduğunun kabulünün gerektiğini, taraf markalarında ortak olarak yer alan “...” ibaresini gören ortalama tüketicilerin, davalının markasının davacının seri markalarının bir devamı olarak algılamasının ve markaları karıştırmasının yüksek ihtimal olduğunu, davalının davacının seri ve tanınmış markaları ile yakın benzer bir marka kullanmasının davalının davacının markasının tanınmışlığından haksız bir yarar elde etmesini sağlayacağını ve davacının markalarının ayırt ediciliğine zarar vereceğini, nitekim davacının “...” markasının TÜRKPATENT tarafından de T/02499 sayı ile tanınmış marka statüsüne alınmış olduğunu ve tanınmış marka olarak himaye görmesinin gerektiğini, dava konusu edilen YİDK kararında davacının itirazlarının sadece “yenilebilir bitkisel yağlar” yönünden kabul edilmesinin de çelişkili bir karar olduğunu, zira davacının “...”li markalarını süt içerikli margarinlerde de kullandığını, dolayısıyla dava konusu edilen markanın “tereyağ”lar yönünden de reddedilmesi gerektiğini, davalının bu markayı tesadüfen seçtiğinin düşünülemeyeceğini, bu durumun davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu ifade ederek, TÜRKPATENT YİDK’nın 18/03/2022 tarih ve 2022/M-3275 sayılı kararının iptaline, 2020/111512 sayı ve "... adak" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı TÜRKPATENT vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, taraf markalarının “...” ibaresi dışında başkaca unsurlar da ihtiva ettiğini, ayrıca Türkçe’de yerleşik anlamı olan “...” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğunu ve başkaca unsurlarla birlikte ticaret alanında herkes tarafından markasal hüviyette kullanılabileceğini, markalar benzemediği için de davacının tanınmışlık iddialarının somut olaya bir etkisi olmadığını, davacının kötü niyete dayalı iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini, kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; davacının “...” markasının başka kelime unsurlarıyla birlikte tescil edilmiş ve koruma altına alınmış olduğunu, nitekim TÜRKPATENT nezdinde gıda ile ilintili emtialar yönünden tescilli 1457 adet “...”li marka bulunduğunu, yani “...” ibaresini ticari hayatta, marka ve ticaret unvanı/işletme adı olarak kullanan kuruluşun sadece davacı firma olmadığını, bu ibarenin markasal hüviyette zayıf bir ibare olması nedeniyle kullanımının sadece davacının tekeline verilemeyeceğini, nitekim davacının da bu nedenle “...”li markalarını ayırt ediciliği yüksek "ÜLKER" markası ile birlikte "ülker ... yağ", "ülker ... ayçiçek yağı" şeklinde kullanıyor olduğunu, bu sebeplerle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ve davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE:
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ve terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının 2020/111512 sayılı "... adak" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu 2020/111512 sayılı "... adak" ibareli marka için davalı tarafından 21/09/2020 tarihinde 29,31.sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun yayınına karar verildiği, ilana karşı davacının T/02499, 2012/60397, 2016/95184, 2016/95183, 2013/10967, 2013/10966, 2012/60399, 2008/37619, 2003/06227, 2002/29438, 2002/11138, 172665, 170872 ve 149680 "..." ibareli birtakım markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, TÜRKPATENT YİDK’nın 18/03/2022 tarih ve 2022/M-3275 sayılı kararı ile davacı itirazlarının reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Davacının markalarının bir kısmı, renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markalarıdır; bu işaretlerin bir kısmında “...” ibaresi tek başına, bir kısmında da “steak house”, köfte”, “çiftlik”, “pastacı”, “bulgur”, “gurme” gibi, Türkçe’de veya İngilizce gibi yaygın kullanımı olan/bilinen bir dilde yerleşik birer anlamı olan tasvir/tanımlayıcı ibarelerle birlikte tamlamalar içerisinde geçen bir kelime unsuru olarak kullanılmıştır. Davacının diğer markaları ise, “...” ibaresini başkaca renk, şekil ve yine “lokanta”, “börek”, “poğaça” gibi tasviri/tanımlayıcı kelime unsurlarıyla/cins isimlerle birlikte bütünleşik bir kompozisyon ve/veya kelime öbeği içerisinde ihtiva etmektedir. Yani; işaretlerde uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, bahsi geçen tasviri/tanımlayıcı kelime unsurları/cins isimlerle birer kelime öbeği/sıfat tamlaması oluşturacak şekilde ya da tek kelime unsuru olarak kullanılmıştır. Her ne kadar bu markaların bir kısmı şekil unsuru ve/veya zemin renkleri de ihtiva ediyor ise de, bu renk ve şekil unsurlarının tek başlarına işaretlere ayırt edicilik kattığını söylemek mümkün değildir. Zira; böyle, basit şekil unsuru yanında büyük puntolarla/baskın özelliklerde yazılmış ve konuşlandırılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, renk ve şekil içeren karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Diğer taraftan; davacının dava dosyasına sunmuş olduğu belge ve beyanlardan, “...” ibaresinin davacının çatı markası olduğu da anlaşılmaktadır. Halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın ürünlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markasıyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır.
Davalının markası ise, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette “... Adak” ibaresi, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, sadece baş harfi büyük olacak şekilde ve ayrı olarak aynı puntolarda yan yana yazılmıştır ve yazım özellikleri itibariyle bütün bir kelime öbeği/sıfat tamlaması şeklinde algılanmaktadır. Bu kelime öbeği, davacının markalarında olduğu gibi, “...” ibaresiyle yerleşik anlamı haiz tasviri/tanımlayıcı bir isim olan “ADAK” kelimesinin birlikte kullanılmasıyla oluşturulmuş anlamlı bir kelime öbeği/sıfat tamlaması hüviyetindedir.
Davacının sırf kelime markaları özelinde, dava konusu edilen markanın da sırf kelime markası olma hüviyeti göz önüne alındığında, taraf markalarında “...” ibaresinin tek başına veya iki kelimelik sıfat tamlamaları oluşturacak şekilde, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan kelimelerle ve başkaca renk/şekil unsurları ihtiva etmeden kullanılmış olmasının, işaretlerin genel kompozisyonu ve kavramsal açıdan algılanışı itibariyle markaları birbirlerine yakınlaştırdığı; yine de; “...” ibaresinin de markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğu ve bu ibarenin davacının çatı markası olduğu fiili gerçekleri gözetildiğinde, somut uyuşmazlıkta, davacının kelime markası hüviyetindeki markalar özelinde dahi, taraf markalarında “...” ibaresinin ortaklığının, markaları birbirleriyle benzer kılmaya yetip yetmediği ve bu ibarenin bilinen/yerleşik anlamından dolayı bir markada tek başına esas unsur olarak himaye görüp göremeyeceği hususları, somut uyuşmazlıkta, ayrıca irdelenmesi gerektiği; zira, “çoğul birinci kişi” anlamına gelen bir zamir olan “biz” ibaresine, “-im” iyelik/sahiplik ekinin eklenmesiyle oluşturulmuş olan “...” kelimesi, Türkçe’de bilinen/yerleşik anlamı olan ve yazma/konuşma dilinde sıklıkla kullanılan bir kelime olduğu için, bu ibarenin de, tek başına, markasal hüviyette soyut ayırt edici niteliğinin çok zayıf olduğu; böyle ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunduğu; bununla birlikte, zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle, zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Dava konusu somut olayda da; davacının dava dosyasına sunmuş olduğu emsal Yargı kararlarından, davacının “...”li markalarının uzun yıllardır, bir takım gıda ürünlerinde, yoğun ve ciddi bir biçimde kullanıldığı, yani kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazanmış olduğu, koruma kapsamlarının arttığı, davacının “...”li markalarına korunması gereken ilave bir ekonomik değer kazandırdığı, davacının “...”li markalarıyla “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin / ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasında “...” ibaresinin davacının markalarında olduğu gibi yerleşik anlamı haiz başka kelimelerle aynı kompozisyonda, yani birer sıfat tamlaması içerisinde ve başkaca ayırt edici şekil/renk unsurundan yoksun, sırf kelime markası hüviyetinde/şekilde kullanılmış olduğundan, davalının markasının, davacının “...”li markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu; bu benzerliğin, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...”li kelime markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ADAK” ibareli kelime markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının, davacının yeni bir marka yarattığı yönünde bir algısının oluşmasının ihtimal dahilinde olduğu;
Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel ve kavramsal olarak, davacının “...”li ve toplamda iki kelimeden müteşekkil sıfat tamlamalarından müteşekkil markalarının baş kısmına yer alan “...” ibaresi ile davalının yine “...” kelimesiyle başlayan iki kelimeden müteşekkil sıfat tamlaması hüviyetindeki kelime öbeklerinden oluşan markaları yönünden, öbeklerin baş kısmında ortak olarak “...” ibaresinin geçiyor olmasının, markaları kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan bir derecede yakınlaştırdığı; taraf markalarında geçen bu ibarenin, yukarıda yerleşik/bilinen anlamından dolayı, markaların tüketici zihninde yarattığı algının farklılaştığının da söylenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Somut olayda, davacının, davasına/itirazlarına mesnet aldığı 2012/60397 sayılı ... Steak House, 2012/60399 sayılı ... Köfte, 2003/06227 sayılı ... ÇİFTLİK, 2002/29438 sayılı ... PASTACI, 2002/11138 sayılı ... GURME, 172665 sayılı ... BULGUR, 170872 sayılı ... ve 149680 ... görselli markaları özelinde, markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal ve genel kompozisyon/kelime markası hüviyeti itibariyle benzerlik olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları, davalının dava konusu edilen markasının kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıfa giren emtialar ile aynı/benzer/türdeş emtialar açısından tescillidir. Zira bu emtiaların hepsi benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri aynıdır, dağıtım kanalları ve satış yerleri de aynı veya benzerdir, birbirlerinin yerine ikame edilebilirler ve birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri vardır ve bu emtialar üzerinde benzer markaları gören tüketiciler markalar ve işletmeler arasında bağlantı kurabilirler. Dolayısıyla; davacının muhtelif markaları yönünden, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıfa giren tüm emtialar açısından somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği;
Ancak; davacı markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 31. Sınıftaki tarım, bahçecilik, ormancılık ve hayvancılık ürünleri yönünden tescilli değildir. Davacının markalarının kapsamına giren, gıda ile ilintili emtiaların da, bu emtialar ile benzer olmadığı; zira bunlar, benzer alıcı çevresine hitap etmezler, benzer ihtiyaçları gidermezler, son kullanıcıları ve hedeflenen alıcı profilleri farklıdır, satış kanalları farklıdır, birbirlerini birbirleri yerine ikâme imkanları yoktur ve benzer markaları bu farklı ürünlerde kullanılırken gören tüketicilerin, markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurması mümkün değildir. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 31. Sınıfa giren emtialar açısından somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 29 ve 31. Sınıflara giren mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; bunlardan 29. Sınıfa girenlerin, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünler olduğu ve hitap ettikleri tüketicilerin/alıcıların markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, tüketicilerin bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı; dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen, 31. Sınıftaki emtiaların ise, alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan ürünler olmadığı, bunların alıcılar tarafından daha ziyade profesyonel meslekleri/iştigal alanları ile alakalı olarak satın alındığı fiili gerçeği de gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu emtiaları satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı; bu alıcılar, söz konusu ürünleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz mal/ürün alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; davacının 2012/60397, 2012/60399, 2003/06227, 2002/29438, 2002/11138, 172665, 170872 ve 149680 sayılı sırf kelime markaları özelinde, taraf markalarında “...” ibaresinin tek başına veya iki kelimelik sıfat tamlamaları oluşturacak şekilde, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan kelimelerle ve başkaca renk/şekil unsurları ihtiva etmeden, öbeklerin baş tarafında yer alacak şekilde kullanılmış olmasının, işaretlerin genel kompozisyonu ile görsel, işitsel ve kavramsal açılardan algılanışları itibariyle markaları birbirlerine yakınlaştırdığı; ayrıca, davacının “...”li markalarıyla “seri marka” yarattığı ve bunun sonucunda da dava konusu benzerliğin/ortaklığın dikkat çekici hale geldiği, davalının markasının, davacının “...”li kelime markalarının serisinin bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu; bu benzerliğin, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, davacının “...”li sıfat tamlamasından müteşekkil kelime markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “... ADAK” ibareli markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu ve ayrıca, davacının markalarının, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıftaki muhtelif emtialar yönünden tescilli oldukları ve bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin de yüksek olmadığı, bu nedenlerle söz konusu emtialarda “...”li sıfat tamlamalarından müteşekkil kelime öbeklerinin markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu gıda ürünlerinin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünebilecekleri, davalının markasının, davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği; ancak aynısı, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 31. Sınıftaki emtialar yönünden olmadığı; bu emtialar ile davacının markalarının tescilli olduğu emtialar benzer/türdeş/ilintili değildir ve bu emtiaların hitap ettiği tüketici kesiminin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyeleri de düşük olmadığından, bu emtialar özelinde, taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı;
Neticede; somut olayda davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı ... sayılı sırf kelime markaları özelinde, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıftaki tüm emtialar yönünden iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, 31. Sınıfa giren emtialar yönünden ise bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK AÇISINDAN;
Davacının dava/marka işlem dosyasına sunulmuş olan Yargı kararlarından, davacının “...” markasınının yenilebilir yağlar, bulyonlar ve hazır çorbalarda belirli bir tanınmışlık düzeyine eriştiğinin Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiş olan bir takım Yargı kararlarında hüküm altına alınmış olduğu, hatta bu tanınmışlığın TÜRKPATENT tarafından da kabul edilerek T/02499 sayı ile ilgili sicile kaydolunduğu anlaşılmakta ve davacının kelime markaları özelinde, somut uyuşmazlıkta taraf markalarının benzer bulunmuş ise de; davacının “...” markasına dayalı olarak SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının davaya konu markasının, davacının markasının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluştuğunun ya da oluşma ihtimalinin bulunduğunun ispatlanmış olması gerekir. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimaline dair marka işlem ve/veya dava dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğu; davacının markasının bir takım gıda ürünleri açısından, emsal yargı kararlarında ifade edildiği üzere “belirli bir tanınmışlık düzeyine” ulaşmış olması, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa, inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argumanlarla ortaya konulmalıdır, şöyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır. Dava konusu edilen markanın, 31. Sınıfa giren tarım, bahçecilik, ormancılık ve hayvancılık ile ilintili ürünlerde kullanılması halinde bu koşulların gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığı/ispatlanamadığı anlaşıldığından, davacının tanınmışlık iddiasının, 31. Sınıfa giren emtialar özelinde, dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne engel/etken olamayacağı anlaşılmıştır.
Ancak aynı husus, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıftaki gıda maddeleri için söylenemeyecektir. Zira; “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. Kuru bakliyat. Hazır çorbalar, bulyonlar. Zeytin, zeytin ezmeleri. Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, salçalar. Kuru yemişler. Fındık ve fıstık ezmeleri, tahin. Yumurtalar, yumurta tozları. Patates cipsleri”, davacının markasının tanınmış olduğu “yenilebilir katı/sıvı yağlar” ile kullanıldığı “hazır çorbalar” ve “bulyonlar” ile aynı/aynı tür veya benzer emtialardır ve “...”li bir sıfat tamlamasından oluşan bir (sırf) kelime markasının, başkaca unsurlardan yoksun bir biçimde, 29. Sınıfa giren emtialarda davacıdan başka bir kişi/kuruluş tarafından (da) markasal hüviyette kullanılması halinde, haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi veya tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarının gerçekleşme ihtimalinin söz konusu olabileceği;
Neticede; davalının dava konusu edilen markasının kapsamına alınmak istenilen 29. Sınıftaki emtialar açısından, SMK m. 6/5 hükmünün aradığı şartların somut olayda gerçekleşme ihtimalinin olduğu, 31. Sınıfa giren emtialar yönünden ise bu ihtimalin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET AÇISINDAN;
Davalının “... Adak” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, ayrıca da “...” ibareli anlamlı bir sıfat tamlamasının marka olarak herkes tarafından tercih edilmesi hayatın olağan akışına aykırı düşmediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, dosya incelendiğinde, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Davacının 2012/60397, 2012/60399, 2003/06227, 2002/29438, 2002/11138, 172665, 170872 ve 149680 sayılı sırf kelime markaları özelinde, markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan ve genel kompozisyonları/kelime markası hüviyetleri itibariyle benzer olduğu, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen/markanın kapsamında kalmış olan, 29. Sınıftaki tüm emtialar açısından emtia benzerliği şartının gerçekleştiği, 31. Sınıftaki emtialar yönünden ise bu şartın gerçekleşmediği, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtialardan, 29. Sınıfa girenlerin hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/ özen seviyesinin, bunları satın alırken yüksek olmadığı, 31. Sınıfa girenlerin ise düşük olmadığı, davalının markasının kapsamına giren 29. Sınıftaki emtialar yönünden, karşılaştırılan markalar arasında, iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının diğer markaları ve 31. Sınıfa giren emtialar yönünden ise bulunmadığı, davacının kesinleşmiş Yargı kararlarıyla bir kısım gıda ürünleri yönünden “tanınmış” olan markasının bu tanınmışlığın, dava konusu edilen markanın, kapsamında alınmak istenilen 29. Sınıftaki emtialar açısından tesciline engeli/hükmüne etkisi olabileceği, 31. Sınıfa giren emtialar açısından ise olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
D a v a n ı n K ı s m e n K a b u l ü n e,
TÜRKPATENT YİDK'nın 18.03.2022 tarih 2022/M-3275 sayılı kararının 29. Sınıftaki tüm emtialar yönünden iptaline,
Davaya konu markanın 29. Sınıftaki tüm emtialar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen TÜRKPATENT’e gönderilmesine,
Alınması gereken 179,90.-TL harçtan, peşin alınan 80,70.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 99,20.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması, davalı kurum ile davalı şahıs kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 80,70.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 2.872,20.-TL yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum taraf vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahıs vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.16/03/2023
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf: 92,20.-TL
Bilirkişi Ücreti: 2.600,00.-TL
P.P: 180,00.-TL
TOPLAM : 2.872,20.-TL