Aboufadda / Fransa– 28457/10 - 4.11.2014 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar –2005 yılında, başvuranlar önden depozito ödemesi yapmak suretiyle banka kredisi ile bir ev almışlardır. Birkaç ay sonra, yürütülen adli soruşturma, başvuranların oğlu tarafından organize edilen büyük bir uyuşturucu kaçakçılığı olayını ortaya çıkarmıştır. Gelirin kaynağının açıklanamaması veya para aklanması suçlarının işlenip işlenmediğini tespit etmek amacıyla başvuranların oğlu ve yakınlarının mal varlıklarına ilişkin mali denetimler yapılmıştır. 2008 yılında, diğer yaptırımların yanı sıra, başvuranların oğluna yedi yıl hapis cezası; başvuranlara ise üç sene hapis cezası verilmiş olup; başvuranların cezasının iki senesinin infazı ertelenmiştir. Başvuranların davasında mahkeme ayrıca, 2005 yılında alınan evin müsadere edilmesine hükmetmiştir. Mahkeme özellikle, başvuranların oğlunun, evde gerçekleştirilen faaliyetin yönetilmesinden sorumlu olduğunu, kredi ödemelerini gerçekleştirdiğini ve giderlerin karşılanmasına katkı sağladığını ve başvuranların telefon görüşmelerinin dinlenmesinden anlaşıldığı üzere ise başvuranların, oğullarının yasadışı faaliyetler yürüttüğünün farkında olduğunu belirtmiştir. Kendilerine kalacak bir yer bulmalarını sağlamak amacıyla başvuranların aylık 900 avro kira karşılığında Mayıs 2011 tarihine kadar söz konusu evde kalmalarına izin verilmiştir. 1 Haziran 2011 tarihinde Devlet, daireye el koymuştur.
Hukuk –Ek 1 No’lu Protokolün 1. Maddesi: Söz konusu müsadere işlemi, yasayla öngörülmüş olup yasadışı yollarla elde edilen mal varlığının gizlenmesi ve para aklama faaliyetlerinin önünü keserek kamusal yarara yönelik uyuşturucu ticareti suçu ile mücadele edilmesi amacını gütmüştür. Beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gereken bir kişi ile düzenli irtibat halinde olan ve yaşam tarzlarını finanse edecek mali kaynakları olduğunu gösteremeyen veya sahip oldukları varlıkların yasal dayanağını açıklayamayan kişiler hakkında, yasal mevzuat bir varsayım ortaya koymuştur: bu kişilerin, olayların tamamından haberdar olmak suretiyle yasaya aykırı şekilde elde edilen finansal kaynak veya varlıklardan yarar sağladıkları kabul edilmiştir. Bu tür durumlarda, mali varlıklarının mali kaynağı açıklanamayan bölümü ek ceza olarak müsadere edilebilmiştir. Varsayım, aksi ispat edilene kadar geçerli bir öngörü olup; finansal kaynaklarının ve mal varlıklarının yasal dayanağını göstermeleri halinde başvuranlar bu bağlamda suçlu bulunmayacaklardı. Nitekim yaşama tarzlarının başvuranlar tarafından beyan edilen gelirle orantısız olduğu belirtildikten sonra, yerel mahkeme başvuranların iddialarını desteklemek amacıyla sunduğu delilleri gereğince değerlendirmiştir. Mahkeme ayrıca, oğullarının başvuranlara sağladığı paranın kaynağından haberdar olmamalarının mümkün olmadığına vurgu yaparak başvuranların tutumunu dikkate almıştır. Daha genel anlamda ise, davaları iki aşamalı yargılamaya tabi tutulan ve hukuki sorun bağlamında temyize giden ancak adil yargılanma haklarının ihlali nedeniyle mağdur olduklarını ileri sürmeyen başvuranların, davalarını yetkili mercilere taşımalarına olanak sağlanmadığı yönünde bir iddia ileri sürülemez.
AİHM, başvuranların evi satın almak için kullandıkları maddi kaynağın bir bölümünün, oğullarının iştirak ettiği uyuşturucu ticareti suçundan elde edilen gelirden başka bir kaynağa sahip olduğunu kabul etmiştir. Aslında, 2006 yılından sonraki gelirleri ihtilaf konusu değildir. Bu nedenle, 2006 senesinden sonra ödenmiş olan kredi ödemeleri, mahkûm oldukları uyuşturucu ticareti suçundan elde edilmemiş gelirlerdi. Ancak, varlığın büyük çoğunluğunun başvuranların oğlunun da karıştığı uyuşturucu ticareti gelirlerinden elde edildiği şeklinde varılan sonuçta herhangi bir aşırılık söz konusu değildi. Ayrıca, yerel mahkemenin ceza olarak evin tamamıyla müsadere edilmesine hükmetmesi; başvuranlarca işlenen,yasaya aykırı şekilde edilen mal varlığının gizlenmesine benzer nitelikte olan ve buna ilaveten yerel düzeyde büyük ölçekli uyuşturucu ticareti bağlamında meydana gelen suçların ağır şekilde cezalandırılmasını sağlamaya yönelik yasal bir amaç güttüğünü göstermiştir. Uyuşturucuların neden olduğu zararlara bakıldığında, Sözleşmeci Devlet yetkilileri tarafından bu belanın yaygınlaşmasına neden olanlara karşı sert bir tutum sergilenmesi anlaşılabilirdir.
Mahkeme, başvuranların mülkiyet hakkına bulunulan müdahalenin, güdülen kamu yararı amacı ile orantılı olduğuna karar vermiştir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Madde 8: Müsadere edilen ev, başvuranların aile yaşamlarını sürdürdüğü evdir. Bu nedenle söz konusu tedbir, kendilerinin özel yaşamı, aile yaşamı ve evlerine saygı hakkının kullanımına yapılan bir müdahale niteliğindeydi. Müdahale yasalara uygun olup; uyuşturucu ticareti ile mücadele edilmesini amaçlamış, yasaya aykırı şekilde edilen varlıkların ve para aklamanın önüne geçerek bu suçu önleyeme çalışmış ve “düzensizliği veya suçu engellemeyi” amaçlamıştır. Devletlerin Sözleşmenin 8. maddesini uygularken kullandıkları takdir yetkisi, Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesini uygularken kullandıklarından daha sınırlıdır. Ancak, yetkililer, başka bir yere taşınabilecekleri kadar süre evlerinde kalmalarına müsaade ederek başvuranların durumuna gereken hassasiyeti göstermiştir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy