AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 30495/11
Serkan ACAR / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens
Yargıçlar
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Eylül 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 23 Aralık 2010 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve buna cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Serkan Acar, 1978 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi temsilcisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, 5 Ekim 2004 tarihinde, cinayet, cinayete teşebbüs ve saldırı suçlarını işlediği şüphesiyle yakalanmıştır.
5. Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi, suçun niteliğini ve dava dosyasında yer alan mevcut delilleri göz önünde bulundurarak, 13 Ekim 2004 tarihinde başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir.
6. Cumhuriyet Savcısı, 13 Aralık 2004 tarihinde, başvuran ve erkek kardeşi hakkında kasten adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama suçlarını işledikleri idiasıyla bir iddianame düzenlemiştir. Başvuran ilk duruşmada, polise verdiği ifadeyi baskı altında verdiğini belirtmiştir.
7. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Mart 2005 ile 7 Kasım 2012 tarihleri arasında toplam 26 duruşma düzenlemiştir. Söz konusu mahkeme, suçun niteliği, öngörülen cezanın ağırlığı, delillerin durumu ve başvuran hakkında yürütülen diğer ceza yargılamalarında başvuranın tutuklanmasına karar verildiğini dikkate alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
8. Başvuran, 7 Kasım 2012 tarihinde, üzerine atılı suçları işlediği kanaatine varılarak hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
9. Yargıtay, 26 Şubat 2014 tarihinde, söz konusu kararın bozulmasına karar vermiştir.
10. Bozma üzerine dosya yeniden el alınmış ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23 Mayıs 2014 tarihli kararı ile başvuran suçlu bulunarak hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
11. Söz konusu karar, 27 Ocak 2016 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, polis tarafından gözaltında tutulduğu dönemde kötü muameleye maruz bırakıldığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
13. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu ileri sürmüştür.
14. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, hakkında yürütülen ceza yargılamalarının “makul sürede” tamamlanmadığını iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 3. maddesi
15. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, polis tarafından gözaltında tutulduğu dönemde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
16. Mahkeme, mevcut bilgiler ışığında, başvuranın beyanlarının Sözleşme’de veya Protokollerinde öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine işaret etmediği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmelidir.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti
17. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca, tutukluluk süresinin makul olmayan derecede uzun olduğunu ileri sürmüştür.
18. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi kapsamında hukuka aykırı tutukluluk ile ilgili olarak tazminat davası açma imkânına atıfta bulunarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiş ve söz konusu iddiayı reddetmiştir.
19. Başvuran, Hükümetin söz konusu itirazına herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
20. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak CMK’nın 141. maddesi kapsamında öngörülen iç hukuk yolunun, Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) kararında incelendiğini belirtmektedir. Mahkeme, söz konusu kararda, CMK’nın 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun, hakkında verilen mahkûmiyet kararları kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
21. Mahkeme, somut davada, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının 27 Ocak 2016 tarihinde kesinleştiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme, başvuranın, söz konusu tarihten itibaren, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduğu halde bu hakkından faydalanmadığını belirtmektedir (bk. yukarıda anılan Demir, § 35).
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme tarafından birçok kararda belirtildiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulamaya giren hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
23. Mahkeme sonuç olarak, Hükümetin itirazını dikkate alarak, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 hükümleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
C. Başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyeti
24. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yer alan “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
25. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, uzun yargılamalar ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruları ele almak üzere yeni bir Tazminat Komisyonu kurulduğunu kaydetmiştir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmaması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür: bu gerekçe, Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında Mahkeme tarafından da kabul edilmiştir.
26. Başvuran, Hükümetin söz konusu itirazına yönelik herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
27. Mahkeme, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme sonrasında, Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında verdiği kararında, yeni bir hukuk yolunun oluşturulmuş olması nedeniyle, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerine kanaat getirerek, yeni bir başvuruyu kabul edilemez olarak beyan etmiştir. Mahkeme, bu kararı verirken özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına varmıştır.
28. Mahkeme, Ümmühan Kaplan davasında (yukarıda anılan § 77) verdiği kararında, hâlihazırda Hükümete bildirilen bu tür başvuruları yine de inceleyebileceğini vurguladığını kaydetmiştir.
29. Ancak Mahkeme, Hükümetin, başvuranın 6384 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan yeni iç hukuk yoluna başvurmamasına ilişkin ilk itirazlarını dikkate alarak, Turgut ve Diğerleri davasında vardığı sonucu yinelemektedir. Mahkeme bu nedenle, başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasına neden olacak herhangi istisnai bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
30. Dolayısıyla, somut şikâyet, Sözleşme’nin 35 § 1 ve 4 hükümleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy