AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 15428/09
Süleyman ADAK / Türkiye
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katımıyla 14 Nisan 2015 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Şubat 2009 tarihli başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakere sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Süleyman Adak, 1960 doğumlu Türk vatandaşı olup, Mardin’de ikamet etmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Mardin’de bulunan ve kültürel miras olarak kaydedilen Melik Mahmud Camii’nde (Bundan böyle metinde “cami” olarak anılacaktır.) 2002 yılında, özel kişiler tarafından renovasyon çalışmalarına başlanmıştır. Başvurana göre, söz konusu renovasyon çalışması Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulundan gerekli izin alınmadan yapılmıştır.
4. Bir taksi 23 Mayıs 2008 tarihinde, caminin duvarlarından birine ve kapısına zarar vererek camiye girmiştir. Caminin kapısı, başvuranın oğlunun üzerine düşmüş; olay neticesinde beş yaşındaki çocuk hayatını kaybetmiştir.
5. Başvuranın oğlunun hayatını kaybetmesinin akabinde, ceza soruşturması başlatılmış ve Mardin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan kazanın sözde failine karşı ceza davası açılmış; ceza davası boyunca, başvuran davaya müdahil taraf olarak katılmıştır. Başvuran, söz konusu ceza yargılaması ile ilgili herhangi bir belge ibraz etmemiştir.
6. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, oğlunun hayatını kaybetmesinden de sorumlu tuttuğu, caminin renovasyon çalışmasından sorumlu olan şahıslar hakkında şikâyetçi olmuştur.
7. Mardin Savcılığı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunuyla bu yönde öngörülen izni almadan camide renovasyon çalışması yapma nedeniyle haklarında şüphe duyulan dört kişi hakkında ceza soruşturması başlatmıştır.
8. Mardin Savcılığı, soruşturma sırasında çok sayıda kişinin ifadesini almıştır. Savcılık, 21 Kasım 2008 tarihinde zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
9. Mardin Ağır Ceza Mahkemesi 12 Ocak 2009 tarihli kararla, başvuran tarafından itiraz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onamıştır.
10. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, Mardin Savcılığına ikinci bir şikâyette bulunmuş ve daha önce suçlanan kişilerin mahkûmiyetini talep etmiştir.
11. Mardin Savcılığı 11 Mart 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Bu karara varırken, savcılık, somut olaydaki olay ve olgular ile şüphelilerin, 21 Kasım 2008 tarihinde verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan dosyaya konu olanlarla aynı olduğunu belirtmiştir.
12. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, 11 Mart 2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir.
13. Mardin Ağır Ceza Mahkemesi 10 Nisan 2009 tarihli kararla itiraz edilen kararı onamıştır.
B. İlgili İç Hukuk
14. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 65. maddesi uyarınca, idarelerden izin almaksızın, kültürel miras varlıklarında inşai müdahale, tamirat ve tadilat yapanlar veya yaptıranlar altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
ŞİKÂYET
15. Başvuran, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddeleri kapsamında, oğlunun ölüm koşulları ile ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran bilhassa, caminin renovasyon çalışmalarından sorumlu olanların mahkûm edilmemesinden yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesiyle birlikte 2. maddesini ileri sürerek, oğlunun hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmemesinden şikâyet etmektedir.
17. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, somut olayda yürütülen ve oğlunun hayatını kaybetmesinden sorumlu olduğunu ileri sürdüğü şahısların cinayet nedeniyle mahkûm edilmemeleriyle neticelenen soruşturmanın etkin olmadığı iddiasından ibaret olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, ilgili tarafından ifade edilen şikâyetin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, bunun Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
18. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin, başvuranın üçüncü kişiler hakkında soruşturma yürütülmesini (Öneryıldız/Türkiye [BD], No. 48939/99, § 96, AİHM 2004‑XII) veya mahkûmiyet kararı verilmesini sağlama hakkını ya da her yargılamanın mahkûmiyet kararıyla, hatta belirli bir cezanın verilmesiyle neticelenmesini gerektiren sonuç yükümlülüğünü (Aydın/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 69762/01, 28 Kasım 2006) hiçbir şekilde kapsamaması halinde, ulusal makamlara usuli yükümlülük düştüğünü hatırlatmaktadır: Bu usuli yükümlülük, bir kimsenin, şiddet uygulanarak, kazara ya da şüpheli ölümünün koşullarıyla ilgili olarak soruşturma yürütülmesidir. Bunun yanında, asgari etkinlik kriterine uygun inceleme türü ve derecesi de davanın koşullarına bağlıdır. Bu koşullar, davayla ilgili bütün olaylardan yola çıkarak ve soruşturma çalışmasının uygulamalı gerçeklerine göre değerlendirilmektedir. Basit bir soruşturma eylemleri listesi veya diğer ölçütleri oluşturacak durumların değişkenliklerinin kısıtlanması mümkün değildir (Erdal/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53248/09, § 29, 9 Temmuz 2013). Öte yandan, Devletin üzerine düşen usuli yükümlülük, sonuç yükümlülüğü değil, vasıta yükümlülüğüdür (Makaratzis/Yunanistan [BD], No. 50385/99, § 74, AİHM 2004‑XI).
19. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın oğlunun bir kaza sonrası hayatını kaybettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 4. paragraf). Mahkeme, savcının konuyla ilgili soruşturma başlattığını ve kazanın faili olduğu iddia edilen şahıs hakkında ceza davası açtığını ve failin tutuklandığını kaydetmektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın müdahil taraf olarak davaya katıldığını ve söz konusu ceza yargılaması sırasında iddiasını savunabileceğini de kaydetmektedir.
20. Mahkeme, 21 Ağustos 2013 tarihli yazıyla, başvuranı söz konusu yargılamanın seyriyle ilgili belgeleri ibraz etmeye davet etmiştir. Ancak başvuran, bu yargılamanın etkin olmadığı yönündeki iddiasını destekleyecek herhangi bir somut unsur sunmamıştır.
21. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
22. Mahkeme, caminin renovasyon çalışmasından sorumlu olan şahıslar hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığı iddiasıyla ilgili olarak, başvuranın yasaya aykırı olduğunu iddia ettiği söz konusu renovasyon çalışması ile çocuğun trajik ölümü arasında nedensellik bağı bulunduğu hususunda ciddi şüpheler olduğu kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, yaşam hakkına yapılan müdahale kasıtlı olmadığında, etkili hukuk sistemi kurulmasına yönelik pozitif yükümlülüğünün zorunlu olarak ceza soruşturmaları yapılmasını gerektirmediğini hatırlatmaktadır (Anna Todorova/Bulgaristan, No. 23302/03, § 74, 24 Mayıs 2011). Benzer yükümlülük, söz konusu hukuk sisteminin, ilgililere, ilgili kişilerin sorumluluğunun tespit edilmesi ve gerektiği takdirde, tazminat ödenmesi gibi duruma uygun tüm hukuki yaptırımların uygulanması amacıyla tek başına hukuk mahkemelerine ya da ceza mahkemeleri önünde bir başvuruyla birlikte başvuruda bulunma imkânı tanıması halinde yerine getirilebilmektedir (Kudra/Hırvatistan, No. 13904/07, § 91, 18 Aralık 2012). Ancak başvuran, söz konusu renovasyon çalışmasından sorumlu tuttuğu kişiler ya da idare hakkında hukuk davası açıp açmadığını belirtmemektedir. Bununla birlikte, bu eylem ile başvuranın oğlunun ölümü arasında nedensellik bağı olduğu varsayılsa bile, Mahkeme, başvuranın, ceza soruşturması ile ilgili talep edilen belgeleri ibraz etmediğini gözlemlemektedir. Bundan dolayı, Sözleşme’nin 2. maddesinden kaynaklanan usuli yükümlülük kapsamında, ceza soruşturmasının etkin niteliğini değerlendirmek Mahkeme açısından mümkün değildir.
23. Başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 4 Haziran 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy