(7201 S. K. m. 10, 21) (5941 S. K. m. 3, 5) (ANY. MAH. 26.07.2017 T. 2016/191 E. 2017/131 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı sanık müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, başvuranın hakkı, kararın niteliği ve karar tarihine göre dosya görüşüldü:
7201 sayılı Tebligat Kanun'un bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. "Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16. maddesine göre "Tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır". 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına göre ise, "bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır” şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, incelemeye konu dosyada; müşteki vekili tarafından bildirilen adrese çıkartılan davetiyenin bila tebliğ döndüğü, ancak incelenmesinde muhatabın adreste bulunmama sebebi açık olarak tevsik edilmediği, bu nedenle ilk tebligat işleminin hukuken geçersiz olduğu, ancak dosyaya celbedilen banka cevabi yazısı ekindeki imza sirküleri ile kovuşturma aşamasında sunulan vekaletnamede ise sanığın farklı adreslerinin olduğunun görüldüğü, Yönetmeliğin 16. maddesine göre bu adreslerin de bilinen son adres olması nedeniyle tebligatın öncelikle bu adreslere yapılması gerekirken daha önce icrası itibarıyla usulsüz işlem tesis edilen adrese bu kez mernis adresi olduğundan bahisle Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre yeniden tebligat yapılması nedeniyle sanığa duruşma davetiyesi tebligatının usulsüz olduğu, bu şekilde duruşmada mutlaka hazır bulunmaya hakkı olan sanığın usulüne uygun olarak duruşmaya çağrılmaması halinin 5271 Sayılı CMK'nun 289/1 maddesinin e bendinde düzenlenen kesin hukuka aykırılık hallerinden olup bozmayı gerektirdiği,
Kabule göre de;
5941 sayılı Çek Kanunu 3 ve 5/1. maddelerine göre her bir çek yaprağı için ayrı ayrı suçun oluşacağı gözetilmeden şikayete konu iki çekin tutarı toplanarak tek bir cezaya hükmolunması aleyhe istinaf başvurusu bulunmadığından eleştiri konusu yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin 26/07/2017 tarih ve 2016/191 (E), 2017/131 (K) sayılı ilamı ile, 6728 Sayılı Kanunun 63 maddesi ile değişik 5941 Sayılı Çek Kanunun 5/1 maddesindeki "... hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı ibaresinden sonra çekin üzerinde yazılı bulunan düzenlenme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Kanunu göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından" bölümünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olmasının dikkate alınmaması,
Gerekçeli karar başlığında, suç adı "Çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" olduğu halde "Karşılıksız Çek Düzenleme" olarak gösterilmesi,
Suça konu çekler yönünden suç tarihinin ibraz ile karşılıksızdır işleminin yapıldığı tarih yerine 27/02/2017 olarak hatalı gösterilmesi,
Hukuka aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafinin istinaf nedenleri yerinde görüldüğünden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 289/1-e maddesi uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-b maddesi uyarınca dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 06.04.2018 (¤¤)