(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36, 38) (5271 S. K. m. 62, 63, 176, 191, 206, 210, 217, 288, 289) (5237 S. K. m. 52, 58)
DAVA: İlk derece mahkemesinin hükmüne karşı istinaf yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, başvuranın hakkı, kararın niteliği ve karar tarihine göre dosya görüşülüp gereği düşünüldü:
KARAR: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Sanık hakkında 5607 Sayılı kanuna muhalefetten açılan kamu davasında suçun işlenmesinde kullanılan aracın, iddianamede müsaderesi talep edilmemiş olması sebebiyle, bu konuda karar verilmemesinin yerinde olduğu, bu hususta mahallinde zamanaşımı süresi içinde dava açılarak, mahkemesince her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Buna karşılık,
Ceza usul hukukunda, re'sen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. Anayasamıza göre, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz (m.38/6). CMK uyarınca, yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir (m. 217/2). Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse, reddolunur (m.206/2-a). Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir (m. 289). Açıklanan pozitif hukuk normları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (29.11.2005, 2005/144 Esas, 2005/150 Karar, 17.11.2009, 2009/7-160 Esas, 2009/264 Karar) kararları ile aynı yöndeki Özel Daire Kararları karşısında; “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması Hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Bu husus, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer alan ve Anayasamıza da eklenen (m. 36) adil yargılanma hakkının da gereğidir.
CMK'nin 289/1-i maddesine göre, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hali, kanuna kesin aykırılık hali olarak kabul edilmiştir.
Hukuka aykırılık ise, CMK'nin 288. maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” hukuka aykırılıktır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, delilin elde edilmesi aşamasında bir hukuk kuralı ihlal edilmiş ise artık bu delil hukuka aykırıdır. Maksadın maddi gerçekliği bulmak olduğu Ceza Muhakemesi Hukukunda; her türlü delil gibi, ikrar da takdiri delil olup, hayatın olağan akışına uygun ve maddi delillere ters düşmeyen kısımlarına itibar edilip, hükme esas alınması gerekmektedir.
Hak arama hürriyetini düzenleyen Anayasa'nın 36.maddesi ve adil yargılanma hakkını düzenleyen AİHS'nin 6/3. maddesi uyarınca, her sanığın kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilme hakkına sahip bulunduğu, aksine uygulamanın sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağı açıktır. Bu nedenle CMK'nın 176/1. maddesiyle çağrı kağıdı ile birlikte iddianamenin sanığa tebliğ olunacağının düzenlendiği, keza aynı maddenin 3.fıkrasında da; tutuklu sanığın çağrılmasının duruşma gününün tebliği suretiyle yapılacağı, bunun için sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı, bir istemde bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesinin isteneceği, bu işlemin tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi katibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek, tutanak tutulmak suretiyle yapılacağı hükme bağlanmıştır. Uygulamada isticvap zaptı denen bu işlemin tutuklu sanık M. Döner yönünden yapılmadığı, mahkemece atılı suçtan tutuklu bulunan bu sanığın sadece hazır edilmesinin cezaevinden istendiği, bu istem yazısına da iddianamenin eklenmediği, tutuklu sanığın CMK'nın 176/3. maddesi uyarınca işlem yapılmayıp, sadece duruşma günü mahkemede hazır edildiği, atılı suçtan tutuklu bulunan sanığın, cezaevi katibi veya bu iş ile görevlendirilen personel yanına getirilerek iddianame tebliğ edilmediği, duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa bu istemin neden ibaret olduğu hususu tutuklu sanığa sorulmadığı gibi, duruşmada da iddianame okunduktan sonra CMK'nın 176/4 ve 191. maddeleri uyarınca, açıklamada bulunmaya hazır olup olmadığı, savunmasını hazırlamak için süre isteyip istemediği hatırlatılmadan savunmasının alındığı, bu şekilde sanığın duruşma öncesi hazırlık yapma ve savunmasını hazırlama haklarının ihlal edildiği, iddianame tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunmadığına göre, savunmasını hazırlaması için süre isteyip istemediğinin sanığa açıkça sorulması, sanığın savunmasını hazırlamak için süre istemediğini, savunma yapmaya hazır olduğunu söylemesi halinde savunmasının alınması, aksi takdirde savunmasını hazırlaması için süre verilmesi gerektiği, dolayısıyla sanığın ikrarının da beyan delili olarak hükme esas alınması nedeniyle, delilin elde edilmesi aşamasında gerçekleşen ihlalin CMK'nın 289/1-i ve h madde ve fıkraları uyarınca hukuka kesin aykırılık oluşturup, CMK'nın 280/1-d maddesi uyarınca hükmün mutlak bozulmasını gerektirdiği,
Kabule göre de;
1-)Hükmün esasını oluşturan kısa kararda denetime olanak verecek biçimde yargılama giderlerinin dökümü ve miktarı gösterilmeden sanıktan tahsiline karar verilmek suretiyle CMK'nın 324. maddesine aykırı davranılması,
2-)İddianamede sanık hakkında TCK'nın 58. maddesinin uygulanması talep edilmesine rağmen taleple ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
3-)Hükümde sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının TCK'nın 52/4 maddesi uyarınca 1'er ay ara ile 10 eşit taksit halinde ödenmesine ve aynı maddeye uygun olacak şekilde, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edilmesine karar verildiği halde, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına hükümde yer verilmemesi,
Hususları yasaya aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmekle;
SONUÇ: 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-d ve 289/1-h-i maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 284/1 ve 286/1 maddeleri uyarınca kesin olmak üzere, 28.10.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)