(5607 S. K. m. 3, 5, 13, Geç. m. 12) (5271 S. K. m. 119, 217, 223, 273, 280, 283, 284, 286, 288, 289) (YCGK. 27.05.2014 T. 2014/7-54 E. 2014/280 E.) (YCGK. 26.06.2007 T. 2007/7-147 E. 2007/159 K.)
İlk derece mahkemesinin hükmüne karşı istinaf yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, başvuranın hakkı, kararın niteliği ve karar tarihine göre dosya görüşülüp gereği düşünüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Sanık ... hakkında 06.01.2017 tarihli 2017/408 esas nolu iddianame ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunun 3/5. Maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında, Adana 1 Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2017 tarih 2017/31-988 sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği; katılan gümrük idaresi vekilinin aleyhe istinaf talebi sonrası;
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince 24.11.2017 tarih 2017/156-145 sayılı kararı ile,
“Suça konu eşyaların ele geçirildiği deponun mülk sahibinin, gerektiğinde mahallinde keşif, zabıta araştırması ve tapu kayıtları ile taşınmazın bulunduğu iş hanının yönetim ve karar defterleri ve diğer belgelerinde incelenmek suretiyle tespiti ile dinlenmesi, bu şekilde deponun suç tarihinde kimin kullanıldığının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ve inceleme dayalı yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Kabule göre; suça konu kaçak eşyalar ve adli emanetin 2015/12600 kayıtlı belgelerle ile ilgili herhangi bir karar verilmemesi”, gerekçesi ile CMK’nın 284/1. Ve 286/1. maddeleri gereğince bozularak, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği;
İlk Derece mahkemesince, sanık aleyhine olan bozma kararından sonra yapılan yargılamada, duruşma gün ve saatini bildirir tebligatın katılan gümrük idaresi vekili sanık ve müdafiine tebliğ edildiği; bozma kararı sonrasınca, bir kısım araştırmalar yapılmış ise de, sonradan bu araştırmadan vazgeçilerek, suça konu işyerinin kurulu bulunduğu tarihten beri işyerinin bulunduğu iş hanın yöneticisinin bulunmaması ve işyerinde yapılan aramanın CMK’nın 119/4. maddesine uygun olmadığından, sanığın üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince tekrar beraatine karar verildiği; katılan gümrük idaresi vekilinin ilk derece mahkemesinin bu kararını da aleyhe istinaf ettiği tespit edilmiştir.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için İstinaf Ceza Dairesince verilen bozma kararları üzerine ilk Derece Mahkemesince yapılacak işlemlerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
İstinaf Ceza Dairelerince verilen bozma kararına mahkemelerin uymaları zorunlu olup; CMK’nın 284/1 ve 286/1. Maddelerine göre ısrar (direnme) hakkı bulunmamaktadır. Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 273’üncii maddede gösterilen kimseler tarafından istinaf edilmişse yeniden verilen hüküm, CMK’nın 283. maddesine göre, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” hükmü yer almaktadır. Buna göre, İstinaf Ceza Dairesince verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemelerince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp diyecekleri sorulduktan sonra, “bozmadan sonraki serbestlik kuralı” devreye girecektir.
"Bozmadan sonra serbestlik kuralı" uyarınca ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup, mahkemenin bozma kararına uymak zorunda ise de, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. İstinaf edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, ilk derece mahkemesince önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dahil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK'nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir. Nitekim Bölge Adliye Ceza Daireleri tarafından da ilk istinaf incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu halinde hükmün yeniden istinafen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilecek, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilecektir. Mahkeme uyma üzerine yaptığı yargılama sonucunda yine eski kararına ulaşabilecektir. Bunu engelleyen bir durum söz konusu değildir. Uyma mahkemenin kararındaki aykırılıkları kabul ederek yargılamaya girişmesidir. Fakat yeni yargılama sonunda eski sonucun ortaya çıkması da mümkündür.
"Uymadan sonra serbestlik kuralının muhatabı ilk Derece Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi olup, uyma kararı veren mahkemenin kural olarak uyma kararı sonrasında vereceği hükümdeki serbestliği ifade eder. Yeniden yapılacak kovuşturmada yerel mahkeme veya bölge adliye mahkemesi önceki kararın aynısını verebileceği gibi, ondan daha ağır ya da daha hafif bir sonuca da ulaşabilir. Hatta sanık hakkındaki kararlar öncekiyle aynı veya farklı olabileceği gibi aynı olmakla birlikte sadece hukuksal tavsif bakımından farklı bir hüküm verilebilecektir... Uymadan sonraki serbestlik kuralının iki istisnası vardır. İlki Bölge Adliye Mahkemesi belli bir eksiklik nedeniyle kararı bozduğu hallerde, uyma kararıyla birlikte bu eksikliğin giderilmesi gerekir. İkinci olarak, sadece sanık lehine istinaf edilmesi halinde, önceki cezadan daha ağır bir cezaya hükmetmek gerekir.
Bozmaya uyularak duruşma açan mahkeme, duruşmada yapacağı işlemler ve vereceği karar konusunda serbesttir. Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır. 1-Bozmaya uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir. 2-Hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez.
Diğer yandan, Ceza Genel Kurulu’nun 27.05.2014 gün ve 54-280, 24.04.2012 gün ve 391-173 ile 17.04.2007 gün ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere pek çok kararında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan yerel mahkemenin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu açıklanmıştır. Böylece, öğretide; "Özel Dairelerce bir eksiklik nedeniyle yapılan bozma kararlarına uyma kararı verilmesi halinde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu" olarak ifade edilen istisna, uyma kararı verildikten sonra bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde uyma doğrultusunda işlem yapma zorunluluğu biçiminde kabul edilegelmiş ve istikrarlı olarak uygulanmıştır.
CMK’nin 289/1-i maddesine göre, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hali, kanuna kesin aykırılık hali olarak kabul edilmiştir.
Hukuka aykırılık ise, CMK'nın 288. maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” hukuka aykırılıktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Buna göre, hükmün istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince açıkça bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağı için, CMK’nın 284/1. maddesi gereğince bozma kararı sonrasınca, direnilemeyeceğinden, bozma doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılması zorunlu olup, bu araştırma sonucunda, sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilerek yeni bir karar verilecektir. Ceza Genel Kurulu’nun 17.04.2007 gün ve 325-100 sayılı kararı ile yerleşik uygulamasına göre, uyma kararı, ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasını çözümleyen kararlardandır. Bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğmaktadır. Sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da zımnen geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulması, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince verilen bozma ilamına CMK’nın 284/1. maddesi gereğince uyduktan sonra dönülemez nitelikteki bu karardan dönerek ilk hükümdeki gibi karar veren İlk Derece Mahkemesinin hükmünün, bozma kararına uymakla ve bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi ile ilğili hukuk kuralına uymayarak, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi suretiyle, CMK'nın 289/1-i maddesi uyarınca kanuna ve usule aykırı olarak hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanık ve müdafinden gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.06.2007 gün ve 2007/7-147 E.-2007/159 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmalarının ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememelerinin kabul edilemeyeceği, dolayısıyla hukuka aykırı bir delilden söz edilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması
Yasaya aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunan katılan gümrük idaresi vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmekle;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-d ve 289/1-i maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA; dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 284/1 ve 286/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 05.03.2019 (¤¤)