(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 36) (5941 S. K. m. 5) (5237 S. K. m. 50) (5271 S. K. m. 176) (2004 S. K. m. 349) (7201 S. K. m. 10, 21) (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 16)
İlk derece mahkemesince verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, başvuranın hakkı, kararın niteliği ve karar tarihine göre dosya görüşülüp gereği düşünüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Adil yargılanma hakkını düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi ve AİHS'nin 6/3. maddesi uyarınca, her sanığın kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilme hakkına sahip bulunduğu, keza 5271 sayılı CMK'nın 176/1. maddesinde de iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceğinin hükme bağlandığı, bu yönüyle icra ceza mahkemelerinde de iddianame yerine geçen şikayet (dava) dilekçesinin, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun 349. maddesi uyarınca gelmediği takdirde yokluğunda duruşmaya devam olunacağı ihtaratını içerir çağrı kağıdı ile birlikte tebliğinin zorunlu olduğu, tebligatında Tebligat Kanunu'nda 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı kanunla yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle, aynı kanunun 10 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16. maddesi gereğince tespit edilecek bilinen adreslerine yapılması gerektiği, aksine uygulamanın sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağı açıktır.
Bu hukuksal bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanık adına müşteki tarafından bildirilen ve doğruluğu tespit edilemeyen adrese talimat mahkemesince çıkartılan davetiyenin muhatabın adresinin kapalı olması ve adreste tanınmadığı şerhi ile bila tebliğ iade edilmesi üzerine, bu kez Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16. maddesi gereğince bilinen adresi olan bankaya bildirmiş olduğu adresine davetiye tebliğ edilmesi gerekirken, mernis adresine Tebligat Kanununun 21/2 maddesine göre çıkarılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan şekilde duruşmada mutlaka hazır bulunmaya hakkı olan sanığa, bu hakkı usulüne uygun olarak sağlanmadan, CMK'nın 289/1-e maddesine aykırı olarak, kanunen hazır bulunması gereken sanığın yokluğunda yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1-Erteleme ile ilgili TCK’nın 51. maddesi tartışılırken, hatalı olarak TCK’nın 50. maddesinin de erteleme maddesinin yanında gösterilmesi,
2-5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5. maddesine göre; ancak yargılama sırasında koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin karara karşı itiraz kanun yolu açık olup, yargılama sonunda çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan, sanığın cezalandırılmasına dair hükümde verilen yasağın ise asıl hükmün tabi olduğu kanun yoluna tabi olduğu gözden kaçırılarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin karara karşı itiraz kanun yoluna gidilebileceği belirtilmek suretiyle tarafların yanıltılması,
Yasaya aykırı olup, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiinin istinaf nedenleri yerinde görülmekle; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-d ve 289/1-e maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA; dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 284/1 ve 286/1 maddeleri uyarınca kesin olmak üzere, oyçokluğu ile karar verildi. 09/04/2019
MUHALEFET ŞERHİ
Heyet çoğunluğu ile aramızdaki görüş aykırılığının kaynağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunun 10. ve Tebligat Yönetmeliğinin 16. maddesine göre, bilinen adrese yapılan tebligatın geçerli olup olmasından kaynaklanmaktadır.
Tebligat Kanunu, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla değiştirildikten sonra, gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Bu değişikliğe göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca doğrudan tebligat yapılması mümkün değildir. Muhataba çıkarılan ilk tebligat, bilinen veya gösterilen adresine yapılacaktır. Buna göre, ilk defa bildirilen adresin muhatabın (davalının) adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adres olması arasında fark yoktur. Her iki adres de Tebligat Kanununun 10/1. maddesi kapsamında bilinen adrestir. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi de nazara alınarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılacaktır.
Tebligat Kanununda değişiklik öngören maddelerin gerekçelerine göre, tebliğ işleminin iki veya üç tebligatla yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Tebligat Kanununda yapılan değişiklikten sonraki hükümlerde ve bu değişikliğe uygun olarak çıkarılan uygulama yönetmeliği hükümlerinde, muhatabın sadece adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bilinen adres olarak bildirilmesi halinde ilk tebliğin 21/2'ye göre yapılmasına imkan tanınmamış, aksine bildirilen adres adres kayıt sistemindeki adres olsa dahi, ilk tebligatın 10/1 ve 21/1 maddelere göre yapılması, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, ikinci tebliğin 21/2'ye göre yapılabileceği belirtilmiştir.
Bilinen adres tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgelerde tespit edilen adres olup, somut olayda, şikayetçinin veya vekilinin şikayet dilekçesinde bildirdiği; sanığın çek hesabı açarken bankaya bildirdiği adres olabileceği gibi ticaret sicil müdürlüğüne, tapu sicil müdürlüğüne, Trafik tescil şubesi, esnaf ve sanatkarlar odası, vekaletname gibi resmi kurum veya işletmelere bildirilen adres ve belgelerden anlaşılan adresler olabileceğinden; bu adreslerden birine yapılan tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunun 10/1 ve 21/1 maddelere göre yapılmış geçerli bir tebligattır. Bu adreslerden birine yapılan tebligat sonrası adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, ikinci tebliğin 21/2'ye göre mernis adresine yapılabilecektir.
Somut olayda; şikayet sonrası sanık savunması alınması için müşteki tarafın şikayet dilekçesinde bildirdiği adrese, mahkemece şerhli davetiye çıkarıldığı; bu adrese tebligat yapılamaması üzerine, sanığın mernis adresine mernis adresi olduğu şerhi ile çıkarılan şerhli davetiyenin( ikinci tebligatın), 7201 sayılı Tebligat Kanunun 10 ve 21/1-2 maddelere göre yapılmış geçerli bir tebligat olduğu; Bilinen adrese tebligatta, ilk tebliğin mutlaka sanığın muhatap bankaya bildirdiği adrese yapılması zorunluluğun bulunmadığı; yasa ve yönetmelikteki düzenlemeye göre, bilinen adresler arasında öncelik veya üstünlüğün bulunmadığından, ilk tebligatın mutlaka çek hesap sahibinin muhatap bankaya bildirdiği adrese yapılması zorunluluğu bulunmadığı; 3167 sayılı Çek Kanunun yürürlükte olduğu dönemde, 3167 SK’nın 12. maddesinde ve halen yürürlükte olan 5941 sayılı Çek Kanunun 5/5. maddesinde düzenlenen, muhatabın çek hesabı açılırken bildirdiği adrese yapılacak tebligatlar, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, muhatap banka tarafından, sanığa yapılacak tebligatlarla ilgili işlemlerde esas alınacak adres olup, sanık ve ilgili şirket hakkında, 5941 sayılı Çek kanunu 5. maddesinde düzenlenen çek karşılığı bulundurmama suçu ile ilgili olarak yapılacak tebliğlerde, aksine özel düzenleme bulunmadığından, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile bu kanunun uygulanmasına dair yönetmelik geçerli olup, mahkemesince bilinen adrese yapılan tebligatlar, kabule göre yapılan eleştiri dışında usul ve yasaya uygun olduğundan, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği; Anayasanın 36 ve CMK'nın 289/1-e maddesinde düzenlenen savunma hakkının kısıtlandığı ve sanığın yokluğunda hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmesinin yerinde olmadığını düşündüğümüzden bozma yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (¤¤)