T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2684 - 2026/2088
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/2684
KARAR NO : 2026/2088
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ :.... Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ :14/05/2024
NUMARASI :2022/828 Esas, 2024/332 Karar
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av.
DAVALI :1-...
VEKİLİ : Av.
DAVA : Tazminat (Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat)
KARAR TARİHİ : 07/07/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 07/07/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/05/2024 tarih ve 2022/828 Esas, 2024/332 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 04/11/2015 tarihinde, ... sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile seyir halinde iken, karşısından bisikleti ile gelen Müvekkil ...’e çarptığını, .... Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/548 E. 2019/670 K. Sayılı dosyasında müvekkil lehine 67.206,22 TL ödenmesine karar verildiğini, tarafların kararı istinaf etmesi üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2019/2330 E. 2020/1463 K. sayılı kararı ile yerel mahkeme kararı kaldırıldığını, Bölge Adliye Mahkemesi’nin kaldırma kararı sonrasında .... Asliye Mahkemesi 2020/404 E. Sayılı dosyası ile yeniden yargılama yapılmış ve aktüerya bilirkişisi tarafından müvekkilin sürekli iş göremezlik tazminatı -2022 yılı Ocak ayı asgari ücreti esas alınarak- 227.582,90 TL olarak hesaplandığını, ancak, dava kısmi olarak açıldığından ve istinaf öncesinde ıslah hakkını kullandıklarından, yeniden talep artırmak ya da ıslah mümkün olmamış ve mahkeme tarafından taleple bağlı kalınarak müvekkiline 70.390,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar verildiğini, kararın henüz kesinleşmediğini, müvekkiline çarpan ... plakalı aracın zorunlu trafik sigortacısı ... Sigorta AŞ. olup, araç için 29/03/2015 başlangıç tarih ve ... numaralı poliçeyi düzenlediğini, ... Üniversitesi 21.03.2017 tarihli raporda ise "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre yine meslekte kazanma gücünde azalma oranının %7,2 ve kalıcı olduğu ve geçici iş göremezlik için öngörülen sürenin 75 gün olduğu tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre hazırlanan 06.06.2018 tarihli raporda %7,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve iyileşme, iş göremezlik süresinin kaza tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği hususunun belirtildiği, bu nedenlerle, müvekkilinin gerçek zararının karşılanması için ek dava açma gereği doğduğunu beyan ederek davanın kabulü ile fazla dair hakları saklı kalmak, zarar miktarı belirlendiğinde harcı tamamlanarak artırılmak üzere, 157.000,00 (yüzelliyedibin) TL maddi tazminatın (geçici ve sürekli iş göremezlik) olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; 26.04.2016 tarihinde Karayolları Trafik Kanununda değişiklik yapıldığını ve müvekkili olan kuruma dava açılmadan önce gerekli belgelerle başvuru yapılması şartı getirildiğini, davacı dava tarihinden önce başvuru yapmış olup müvekkili olan kurum tarafından ödeme yapılmış ve müvekkili olan kurum davacı tarafından ibra edildiğini, yeniden dava ikame etmeden önce müvekkili olan kuruma başvuru yapılması gerektiğini, ek tazminat başvurusu müvekkil kuruma başvuru yapılmadığından, ek tazminat talebi için başvuru şartı yerine getirilmeden ikame edilen davanın usulden reddini talep ettiklerini, davacının dayandığı ve dosyaya giren tüm yazılı delil, dosya, belge örneklerinin kendilerine tebliğ edilmesini aksi halde dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesini talep ettiklerini, dava tarihi öncesinde müvekkil şirkete başvuru yapılmadığını, bu sebeple müvekkili olan kurumun dava tarihinden önce temerrüde düştüğünden bahsedilemeyeceği gibi ancak dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi hukuka uygun olacağını, bununla birlikte, tazminat borcunun kaynağı da haksız fiil olan trafik kazası olduğunu, bu nedenle, her koşulda, alacağa yasal faiz işletilmesi hukuka uygun olacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacıların maddi zararı ancak aktüeryal inceleme sonucu tespit edilebileceğini, tazminat hesaplamasının KTK'de yapılan değişiklik kapsamında çıkartılan Zorunlu Mali Mesuliyet Genel Şartları gereğince TRH 2010 tabloları ve %1,65 teknik faiz uygulanarak yapılması gerektiğini, kaza tarihindeki mevzuat uygulanacaksa da eski genel şartlar gereği %1.8 oranında teknik faiz ile yapılması gerektiğini, hesaplamanın KTK muvacehesinde belirttikleri kriterler kullanılarak yapılmasını talep ettiklerini beyan ederek davaya cevapların sunumu ile davanın usul ve esasa ilişkin olarak sunulan gerekçeler dikkate alınarak reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacıya tahmil edilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, Davanın kabulü ile, 182,638,94 TL kalıcı iş görmezlik tazminatının ... yönünden 26.06.2016 temerrüt, diğer davalılar ... ve ... yönünden 04.11.2015 olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı ... vekili; tazminat talebi ile ilgili dava tarihinden önce müvekkili kuruma gerekli belgelerle başvuru yapılmadığını, müvekkili kurumun başvuruyu değerlendirme imkanı olmadığını ve müvekkili kurumun temerrüte düşmediğini, başvuru şartı yerine getirilmeden ikame edilen işbu davanın, dava tarihi göz önüne alınarak usulden reddi gerekirken kabulü karar verilmesinin hatalı olduğunu, müterafik kusur indirimine ilişkin taleplerinin mahkeme kararında dikkate alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminatı hesaplama yöntemi hatalı olduğunu, hesaplamada teknik faiz indirimi uygulanması gerektiğini, usuli kazanılmış haklar gözetilmeden hazırlanan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, faizin olay tarihinden itibaren başlatılmasının hatalı olduğunu, maluliyet raporunun usul ve mevzuata uygun olmadığını, elverişsiz rapora göre kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, ilk açılan davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda inceleme yapılarak yeniden hüküm kurulmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, meydana gelen yaralanmalı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat (kalıcı iş göremezlik) talebine ilişkin ek davadır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup karar davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Dava açılmadan önce davalı kuruma başvuruda bulunulmadığına ilişkin yapılan istinaf sebebinin incelenmesinde;
Davalı vekili her ne kadar davacı tarafından müvekkili kuruma dava öncesi usulüne uygun başvuru yapılmadığını ileri sürmüş ise de; davacı vekili tarafından davanın açılmasından önce davalı kuruma gerekli tüm belgelerle, kaza tutanakları, hastane epikrizleri, hesap bilgileri vd. ile usulüne uygun olarak başvuru yapıldığı, ancak davalı tarafından eksik belge bulunduğu gerekçesiyle herhangi bir ödeme yapılmadığı, bu sebeple davalının temerrüdünün gerçekleştiği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı ... vekilinin müterafik kusur yönündeki istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;
Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir.
Dosya kapsamından, davacının sunulan maluliyet ölçüsünü belirtir raporun incelenmesinde, rahatsızlığının bacak kemiğinde olduğu, davacının yaralanması kask takılması zorunlu baş bölgesinden olmayıp bacak kemiği kırığından kaynaklandığı için müterafik kusur indirimi yapılmasını gerektirir bir durum yoktur. Davalı vekili davacının koruyucu kıyafet kullanmadığını, dizlik takmadığını bu nedenle maluliyet oranının arttığını belirmiş ise de Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 150/1-a bendi gereğince motosiklet sürücülerinin koruyucu kıyafet olarak kask takması mecburi iken yönetmelikte dizlik takılması gerektiğine ilişkin olarak herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde değildir.
Maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;
Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü iptali kararından sonra dahi vermiş olduğu yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre,
-11/10/2008 tarihinden önceki kazalar için Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,
-11/10/2008-01/06/2015 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,
-01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki meydana gelen kazalar için 30/03/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu ve
-20/02/2019 tarihinden sonra meydana gelecek kazalar içinse Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde heyet rapor alınması gerekmektedir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6247 E - 2021/9135 K; 2021/5898 E - 2021/8467 K; 2021/4501 E - 2021/7401 K sayılı kararları)
Mahkemesinde hükme esas alınan 18.03.2021 tarih ve ... sayılı ... Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Tıp Kurul maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 04.11.2015 tarihinde yürürlükte bulunan; 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlendiği dikkate alındığında, bu yönüyle davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmamıştır.
Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik yapılan istinaf başvurusunun incelenmesinde;
Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, davacının zararının belirlendiği anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
...'nın zararın karayolu dışında meydana geldiğine yönelik istinaf incelemesinde;
Tüm dosya kapsamı, ceza dosyası, 25/06/2019 tarihli rapor dikkate alındığında kaza yerinin incelenmesinde; kaza tarihinde kaza yerinin kamuya açık bir yer olduğu, karayolu taşıt trafiği için herkesin bu yolu kullanabildiği, kara yolu ile bağlantısının bulunduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda belirtilen karayolu sayılı yerlerden olduğu anlaşılmakla davalı ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davalı vekilinin usuli kazanılmış hakka riayet edilmediğine yönelik istinafının incelenmesinde:
Davalı vekili, .... Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/548 E., 2019/670 Karar sayılı kararının yalnızca davalılar tarafından istinaf edildiğini ileri sürülmüşse de; söz konusu dosyada karara karşı davacılar vekilinin 21.11.2019 tarihli dilekçe ile istinaf başvurusunun bulunduğu ve dairemizce davacı vekilinin başvurusunun kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bahse konu karar hakkında verilen kaldırma kararından sonraki 2020/404 E., 2022/416 K. Sayılı kararın da davacılar vekili tarafınndan 23.11.2022 tarihinde istinaf edildiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, davalı vekilinin usuli kazanılmış haklarına zarar verildiği yönündeki istinafı yerinde bulunmamıştır.
Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihine ilişkin istinaf başvurusunun incelenmesinde;
Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9. gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Yerleşik yargıtay içtihatlarına göre ... yönünden ise; 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren ödemesi gerekmekte olup, davalının temerrüte düştüğü kabul edilir. Bu nedenle yazılı şekilde, davalı kuruma başvuru tarihi olan 26.06.2016 tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması yerinde görülmüştür. (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/4099 E- 2017/9935 K, 2015/4364 E-2017/10458 K, : 2016/4327 E- 2017/10897 K nolu içtihatları).
Davalı vekilinin bekletici mesele yapılması gerektiğine yönelik istinafın incelenmesinde:
Davalı vekili .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/404 Esas, 2022/416 Karar sayılı dosyasının istinaf incelemesinde olduğunu ve neticesinin beklenmesi gerektiğini ileri sürmüşse de söz konusu dosya Dairemizin 2023/162 Esas sayılı dosyasında incelendiği ve 25/02/2025 tarih ve 2025/448 karar sayılı ilamımız ile "Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE" karar verildiği ve eldeki dosyanın neticesinin söz konusu dosyaya bağlı olmadığı anlaşılmış olup adı geçen dosyanın neticesinin beklenmesine gerek bulunmamaktadır.
HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı ...'nın vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 12.476,07-TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 3.546,70-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 8.929,37-TL harcın davalı ...'ndan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı ... tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda üye hakim ...'in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi. 07.07.2026
Başkan Üye Üye Katip
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
(Muhalif üye)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3 ve 55. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır.
Dairemizce ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 04.11.2022 havale tarihli hesap bilirkişi raporunun yerinde olduğu görüşüne katılmıyorum. Zira, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar" başlıklı 111. md.si "Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.
Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir." hükmünü içermektedir.
Bu madde hükmüne göre kural olarak hak sahiplerine yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden (zararın tam olarak giderilmesinden) söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlık bulunmaması koşuldur.
Ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda ödemenin yapıldığı tarih gözönünde tutularak davacının karşılanmayan zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması böylece hesaplanacak miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı hangi oranda karşıladığını saptamak, son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek karşılanmayan zarardan davalı tarafın ödeme yapılan tarihe göre zararı karşılandığı oranda indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde maddi tazminat talebinin tümden reddine karar vermek gerekir.
Başka bir anlatımla, davacıya banka aracılığıyla yapılan ödemeler dikkate alınarak, davacının yapıldığı tarihteki karşılanmayan zararını aktüerya uzmanı bilirkişi aracılığıyla saptamak, böylece hasaplanan miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda maddi tazminata ilişkin ödemeyi "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin ödeme tarihindeki karşılanmayan zararları hangi oranda karşıladığını belirlemek, hüküm tarihine en yakın tarihteki ücret artışları da gözetilerek davacı hak sahibinin maddi zararlarını bilirkişiye hesaplatmak, bulunan miktarlardan yasal indirimler yapılarak belirlenen karşılanmayan zararlardan davalı tarafınca ödeme yapılan tarihe göre zararın karşılandığı oranda indirim yapmak, daha sonra kalan miktar ve davacının talebi gözetilerek maddi tazminat istemi ile ilgili bir karar vermekten ibarettir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2015/1283 esas ve 2015/17138 karar, 21. Hukuk Dairesi 2019/5821 esas ve 2020/1041 karar, 21. Hukuk Dairesi 2014/24342 esas ve 2015/9523 karar)
Somut olayda, İlk derece mahkemesi tarafından tarafından hükme esas alınan 17.11.2023 tarihi hesap bilirkişi raporu incelendiğinde bilirkişinin davacının zararın belirlenmesine ilişkin olarak “…TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yöntemi….” tespitlerile davacının kalıcı maluliyet zararı belirlenmiştir. Yine aynı raporda davacının, .... Asliye Hukuk Mahkemesi 2020/404 E., 2022/416 Karar sayılı kararına istinaden, tarihinde TL zararının bulunduğu hükme bağlanmıştır. Ancak söz konusu zarar tepitinin karar yılı itibariyle davacının tüm zararının ancak %.... oranında karşıladığı görülmüştür. Bu durumda davacının tüm zararının karşılanmadığı gibi aynı hükümde fazlaya ilişkin hakları da saklı tutulmuştur.
Bu durumda yapılması gereken, .... Asliye Hukuk Mahkemesi 2020/404 E., 2022/416 Karar sayılı kararında, 2022 yılı asgari ücret verilere kullanılmak sureti ile davacının 227.582,90 TL zararının bulunduğu, davacının talebi ile bağlı kalınarak, 19/10/2022 tarihinde 70.390,06 TL hükme bağlandığı anlaşılmıştır. Bu durumda davacının zararının %32,5 oranında karşılandığı anlaşılmıştır.
Hükme esas alınan 17.11.2023 havale tarihli hesap bilirkişi raporda olduğu gibi hüküm tarihine en yakın tarihteki 2023 yılı asgari ücret artışları da gözetilerek, davacının belirlenen 253.029,00 TL toplam zararından %32,5 oranında indirim yapılarak daha sonra kalan miktar ve davacının talebi gözetilerek maddi tazminat istemi ile ilgili bir karar vermekten ibarettir.
Yine belirtmek gerek ki, tazminat hesaplanırken TRH 2010 mortalite tablosu kullanılması yerindedir. Ancak bu tablodaki verilerin kullanıma tarihleri zararın kapsamını belirlenmesi açısandan önem arz etmektedir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında belirlemiş olduğu kural "bilinen bir gerçeklik varsa farazi bir hesaplama yapılamayacağı" kuralıdır. Bu durumda davacıların zararının belirlenirken alınan aktüerya bilirkişi raporunun hazınlandığı tarihte davacıların yaşı bilindiğine göre, başka bir anlatımla gerçekleşmiş bir vaka mevcut iken, davacıların bakiye yaşam sürelerinin kaza tarihi baz alınarak hesaplanması da, hatalı bir uygulama olduğu görüşündeyim.
Bu yönler ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmayarak muhalefet ediyorum.
Üye
(Muhalif Üye)
¸e-imzalıdır