T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1145 - 2025/1270
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1145
KARAR NO : 2025/1270
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/11/2022
NUMARASI : ... Esas, ... Karar
DAVACILAR : 1- ...
VEKİLİ : Av.
DAVALI : ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLLERİ : Av.
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 22/05/2025
.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.11.2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 26.05.2021 tarihinde müvekkillerinin müşterek çocuğu ...'un davalı tarafından sigortalı ... plakalı ve sürücüsü ... sevk ve idaresindeki aracın çarpması sonucu ölümlü trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen kazada müvekkillerinin çocuğunun davalı tarafın çarpması sonucu elektrikli bisiklette yolcu konumunda olduğunu ve hayatını kaybettiğini, ... plaka sayılı aracın davalı sigorta şirketi nezdinde ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu belirterek, her bir müvekkili için 1.000,00 toplam 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
ISLAH: Davacılar vekili bedel arttırım dilekçesi ile; dava değerini müvekkili ... için destekten yoksun kalma tazminatının 242.910,45 TL, müvekkili ... için ise destekten yoksun kalma tazminatını 187.089,55 TL olarak arttırarak toplamda 430.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 02/07/2021 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan ... plaka sayılı aracın müvekkili şirket nezdinde 28/12/2020 - 28/12/2021 tarihleri arasında ... nolu ZMMS poliçesi ile sigortalı olduğunu, raporların Adli Tıp kurumundan alınması gerektiğini, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında zarardan sorumlu olduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece açılan davanın kabulü ile; davacı ... yönünden hesaplanan 187.089,55 TL ve davacı ... için hesaplanan 242.910,45 TL olmak üzere toplam 430.000,00 TL destekten yoksunluk tazminatının (poliçe limitiyle sınırlı kalmak kaydıyla) temerrüt tarihi olan 07/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece hükme esas alınan hesap raporunda hesaplama tekniğinin hatalı olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararının işbu uyuşmazlık bakımından uygulanamayacağını, davacılar tarafından elde edilen kazanımların ve SGK tarafından davacılara yapılan ödemelerin tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, desteğin davacılara destek olduğu hususunun davacılar tarafından kanıtlanması gerektiğini, davacılar tarafından dava açılmadan önce gerekli belgeler ile başvuru yapılmadığından müvekkilinin temerrüde düşmediğini bu nedenle faiz tarihinin dava tarihi olması gerektiğini, hükmolunan tazminata yasal faiz uygulanması gerektiğini, müteveffanın yaralanmasının baş bölgesinden olduğunu ve ölüm sebebinin de kafa travmasına bağlı meydana geldiğini, müteveffanın kaza anında kask takmadığının tespit edildiğini, bu nedenle hükmolunun tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, ölümlü trafik kazası nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davalı vekili her ne kadar aktüer hesaplamasında genel şart kapsamında 1,65 teknik faiz uygulanması gerektiğin, hesaplama yönteminin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de;
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesined yer alan “…Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır…” hükmü ile aynı Kanunun 92/i maddesinde yer alan; “… Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler…” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarih ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanununun 90.maddesinin birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92.maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Bu durumda mağdurların zararının ve zararın kapsamının 2918 Sayılı Kanun ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiile dair hükümleri ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede Yargıtay tarafından verilen emsal kararlarda mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosunun uygulanması ve progresif rant yönteminin kullanılması içtihat edilmiştir. (Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas, 2021/1848 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 14.01.2021 tarih ve 2020/2598 Esas, 2021/34 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarih ve 2019/5206 Esas, 2020/8874 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/06/2021 gün ve 2021/ 2457 esas ve 2021 / 3304 karar sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/13625 esas ve 2022/8912 karar sayılı 16/06/2022 günlü kararı)
İlk derece mahkemesi tarafından tarafından hükme esas alınan 13.04.2022 tarihi hesap bilirkişi raporu incelendiğinde; bilirkişinin davacının zararın belirlenmesine ilişkin olarak “...TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yönteminin...” tespitlerile davacının kalıcı maluliyet zararı belirlenmiştir. Şu durumda, yukarıda açıklanan yerleşik Yargıtay kararları ile mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosu ve ayrıca progresif rant yönteminin uygulanması içtihad edildiğinden, hesaplama yöntemine ilişkin istinafı haklı görülmemiştir.
Davalı vekilinin desteğin davacılara destek olduğu hususunun kanıtlanması gerektiği yönündeki istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davalı vekili davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatı istenebilmesi için müteveffanın davacılara destek olduğunun ispatlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Eldeki dosyaya baktığımızda trafik kazası nedeni ile vefat eden ...'un davacıların müşterek çocukları olduğu anlaşılmakla yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre çocuğun anne ve babasına destek olacağı karine gereği kabul edilir. Bunun aksini iddia eden davalının destek olunmadığını ve olunamayacağını kanıtlaması gerekmektedir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden ölen çocuğun anne ve babası olan davacılara destek olamayacağına dair davalı tarafından sunulan bir delil bulunmadığından davalının bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin elde edilen kazanımların ve SGK tarafından yapılan ödemelerin hükmolunan tazminattan indirilmesi gerektiği yönündeki istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Eldeki dosyaya baktığımızda davacıların desteği ...'in kaza tarihinde 2008 doğumlu olduğu, kaza tarihi itibarı ile henüz 13 yaşında olduğu, dosya arasında mevcut ... SGK İl Müdürlüğünün 07.10.2021 günlü cevabı yazısına göre ...'un olay tarihinde sigortalı çalışan olmaması nedeni ile hak sahiplerine rücuya tabi bir ödeme olmadığının belirtildiği anlaşılmakla hükmolunan tazminattan indirim yapılmamasında bir yanlışlık bulunmadığı kanaatine varılmış, davalı vekilinin bu yöndeki itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin faiz tarihine ve faizin türüne yönelik istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davalı vekili her ne kadar davada önce gerekli belgeler ile başvuru yapılmadığından müvekkilinin temerrüde düşmediğini bu nedenle faiz tarihinin dava tarihi olması gerektiğini ileri sürmüş ise de, 2918 Sayılı Yasanın 97 ve 99. md.leri gereği dosyaya baktığımızda, davacılar vekili tarafından usulüne uygun şekilde sigorta şirketine 24.06.2021 tarihinde başvuru yapıldığı iş bu başvurudan 8. iş günü sonra 07.07.2021 tarihinden itibaren davalı sigorta şirketinin temerrüte düştüğünün kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş olması yerinde görülmekle davalı vekilinin faiz tarihine yönelik istinaf talebi yerinde görülmemiştir.
Davalı vekili hükmolunan faize yasal faiz işletilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, eldeki dosyaya baktığımızda, sigortalı ... plaka sayılı aracın ruhsat kaydına göre kullanım amacının ticari olduğu, söz konusu aracın cinsinin çekici, yarı römork çekici, tır olduğu anlaşılmakla davada temerrüt faizi olarak ticari faize hükmedilmesi yerinde görülmekle, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.
Davalı vekilinin müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği yönündeki istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;
Davalı vekili her ne kadar müteveffanın yaralanmasının baş bölgesinden olduğunu ve ölüm sebebinin de kafa travmasına bağlı meydana geldiğini, bu nedenle hükmolunun tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüş ise de, kaza esnasında davacıların desteğinin sigortalı tır'ın altında kaldığı, tır'ın desteğin üzerinden geçmesi nedeniyle desteğin vefat ettiği dikkate alındığında desteğin kaskının takılı olup olmamasının öneminin bulunmadığı, kaskın takılı olmasının sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmakla mahkemesince hükmolunan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılmamış olmasında bir yanlışlık bulunmadığı kanaatine varılmış, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-.... Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.11.2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 29.373,30 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından peşin yatırılan 7.343,30 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubuyla, bakiye 22.030,00 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda OY ÇOKLUĞU ile karar verildi.22.05.2025
Başkan Üye Üye Katip
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır Elektronik imzanın ¸e-imzalıdır
Karşı Oy sertifika süresi dolduğundan,
ıslak imza ile imzalamıştır.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından iş bu dosyada temyiz kesinlik sınırınını 6100 sayılı HMK'nın 362. Maddesi ve aynı yasanın Ek 1/2 maddesi gereğince 544.000,00 TL olduğu kabul edilerek buna göre Dairemizin kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 30/01/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2023/182 esas 2024/203 sayılı 04/12/2024 günlü kararı ile 6100 Sayılı HMK'nın 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanunun 44. Maddesi ile eklenen ek 1. Maddesinin 2 numaralı fıkrasında yer alan "...341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmündeki " 341 inci, 362 nci ve" ibarelerinin Anayasanın 13 ve 36 maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kanun maddesindeki "362." ibaresinin iptaline karar verilmiş olması nedeni ile artık 6100 sayılı yasanın 362. Maddesinde yer alan Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararların temyiz sınırını belirleyen parasal sınırlara ilişkin olarak Bölge Adiye Mahkemesince hüküm verildiği tarihteki miktarın uygulanması olanaklı değildir. Zira temyiz sınırına ilişkin olarak Bölge Adliye Adliye Mahkemesinin " karar tarihindeki" miktara göre temyiz sınırının belirlenmesine ilişkin hükmün Anayasa'nın 13 ve 36. Maddelerine aykırı olduğu Anayasa mahkemesince tespit edilmiş ve bu tespite ilişkin karar Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Dolayısı ile artık Anayasa'ya aykırı olduğu tespit edilen bir kanunun hükmüne göre temyiz kesinlik sınırının belirlenmesi olanaklı değildir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararının resmi Gazetede yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında ve yine 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle eldeki dosyada dosyamız davalısı tarafından ilk derece Mahkemesinin 29.11.2022 günlü kararına karşı istinaf yasa yoluna başvuru yapılmış olup bu tarihteki Temyiz sınırı olan 107.090,00 TL miktarı esas alınarak dairemizce verilen kararın temyize tabi olduğu kanaatinde olduğumdan dairemizin kararının kesin olduğu yönündeki karar katılmadığımdan dairemiz kararına bu yönü ile karşı oy kullanmaktayım.
Başkan 42372
Karşı Oy
¸
İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır