(5237 S. K. m. 50, 51, 53, 62, 116, 142, 143) (5271 S. K. m. 231)
DAVA: İlk derece Mahkemesince verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dairemizce yapılan yargılama sonucunda;
İDDİA:
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 10/06/2015 tarih ve 2015/7589 Esas sayılı iddianamesi ile sanık A. İ. hakkında Bina İçinde Muhafaza Altına Alınmış Olan Eşya Hakkında Hırsızlık, Nitelikli Olarak Konut Dokunulmazlığını İhlal Etme suçlarından TCK'nun 142/1 (b), 143/1, 116/1,4, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
YEREL MAHKEMENİN HÜKMÜ:
Mersin 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 28/11/2018 tarih ve 2018/545 Esas 2018/848 Karar sayılı ilamı ile; "Mahkememizin 22/12/2015 tarih ve 2015/355 Esas 2015/624 karar sayılı kararıyla sanık hakkında Gece Vakti Konut Dokunulmazlığını İhlal Etmek suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/03/2018 tarih ve 2017/812 esas ve 2018/190 karar sayılı kararı ile sanık hakkında mahkumiyet kararı verildiği bildirilerek mahkememize kararının açıklanması için ihbarda bulunulmuş olduğu böylelikle sanığın denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlediği anlaşılmakla, Mahkememizce verilen 22/12/2015 tarih ve 2015/355 Esas 2015/624 karar sayılı HÜKMÜN AÇIKLANMASINA," şeklinde karar verilip,
Açıklanan hüküm doğrultusunda Sanık A. İ. hakkında Nitelikli Olarak Konut Dokunulmazlığını İhlal Etme suçundan TCK'nun 116 (1-4), 62 (1) ve 53. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
İSTİNAF İNCELEME AŞAMASI:
Kararın sanık tarafından süresinde istinaf edilmesi üzerine yapılan ön incelemede istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilerek istinaf başvurusu kapsamı ve dosya içeriğine göre, sanığa yüklenen suçun sübutu yönünden maddi delillerin ve suçun yasal unsurlarının karar yerinde tartışılması gerektiğinden ve sanığın savunmasında geçen Y. S. adlı şahsın dinlenmeyip eylemin gece vakti olup olmadığı hususu da değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu düşüncesiyle CMK'nun 280/1-e maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Sanık A. İ. Cumhuriyet Başsavcılığında alınan savunmasında; "Hakkımdaki suçlamayı anladım. Müşteki M. K., tespit edilen diğer şüpheliler ve R. Ş.'i tanımam. Bahse konu telefonu ben hiç görmedim. Kimseyede satmadım. Satarken ibraz ettiğim söylenilen nufüs cüzdanı fotokopisi bana aittir ancak üzerindeki yazı ve imzalar bana ait değildir. Olay hakkında bir bilgim ve ilgim yoktur. 2015 Ocak ayından bu yana Mersin cezaevindeyim. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. Suçsuzum." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık A. İ. ilk derece mahkemesinde HAGB ihbarı öncesinde yapılan yargılamada alınan savunmasında; "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmem, ben hırsızlık yapmadım, sadeace Şevket S. Mahallesinde barış parkına takılırım, Y. S. adında bir çocuk var önceden mahalleden tanırım, en son Mersin Cezaevinde de gördüm, telefon onun elinde idi, önce bu telefonun kendisine ait olduğunu satmak istediğini söyledi, sonra da benden yaşının küçük olduğunu, kendi kimliği ile telefonu satamayacağını, kendisine yardımcı olmamı istedi, ben de yardımcı oldum, R. Ş. isimli şahsa telefonu sattığımız doğrudur, ben kendi kimliğimin fotokopisini verdim ve üzerine telefonun bana ait olduğunu belirttiğim doğrudur, daha sonra telefonu satmış olduğumuz telefoncu 3-4 gün sonra beni aradı telefonun çalıntı olduğunu söyledi, telefonu geri alın dedi, ben de Y.'u aradım, telefon çalıntı çıktı dedim, benim başımı ağrıtma telefonu geri al dedim, ben karakola durumu anlattım, polisler benim ifademi almadılar, git şikayetçi olurlarsa gelir ifadeni verirsin dediler, Ben olayın heyecanı ile o şekilde Savcı ya iafde vermiştim, sonradan o telefonla ilgili soruşturulduğumu anladım ama ifadem o şekilde geçmişti, şimdiki ifadem doğrudur, Aleyhime olanları kabul etmiyorum hakkımda verilecek cezanın kamu cezasına çevrilmesini talep ediyorum hakkımda ileride ceza verilecek olursa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyorum." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık A. İ. ilk derece mahkemesinde HAGB ihbarı sonrasında yapılan yargılamada alınan savunmasında; "daha önceki ifadelerimi aynen tekrar ederim. Duruşmalardan vareste tutulmak istiyorum. Savunmalarım bundan ibarettir. Ekleyeceğim başka bir husus yoktur." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık A. İ. dairemizde alınan savunmasında; ''Mersin 10. Asliye Ceza Mahkemesinde vermiş olduğum savunmam doğrudur. Aynen tekrar ederim. Ben suçlamayı kabul etmiyorum. Kesinlikle müştekinin evinden suça konu telefonu ben çalmadım. Savunmalarımda belirttiğim üzere İ. lakaplı Y. S. adında bir çocuk vardı. Kendisini küçüklükten beri tanırım. O zaman sadece lakabını biliyordum. Ben o zamanlar B. parkına takılıyordum. Yanımda arkadaşlar olduğu sırada Y. S. elinde telefonla gelerek bu telefonun kendisine ait olduğunu, satmak istediğini, ancak yaşının 17 olması nedeniyle telefonu satamadığını belirterek benden yardımcı olmamı istedi. Ben de kendisine yardımcı oldum. Telefonu R. Ş. isimli şahsa sattığımız doğrudur. Benden 1-2 dakika sonra Y. S.'ın da telefoncuya girdiği, telefoncunun kamera kayıtlarına bakılırsa anlaşılabilir. Telefoncuya ben kimlik fotokopimi verdim. Bu şekilde telefonun satılmasına aracılık ettim. Ben bu telefonun çalıntı olduğunu bilmiyordum. Y.'a ait olduğunu biliyordum. Y. yanıma geldiğinde yanımızda olan arkadaşların açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Y.'un beyanında ne için beni tanımadığını belirttiğini bilmiyorum. Suçsuzum beraatimi talep ederim.'' şeklinde savunmada bulunmuştur.
DELİLLER:
Mağdur M. K. ilk derece mahkemesinde HAGB ihbarı öncesinde yapılan yargılamada alınan beyanında; ''Benim Selçuklar Mahallesi 90005 Sokakta bulunan 2. kat evimin olay tarihinde penceresi açıktı, o gece uyuduk sabah 08;30 gibi kalktığımda evimize hırsızların girdiğini, N. marka telefon ile digital fotoğraf makinasi, eşime ait makyaj çantası ile eşim ve çocuklarımın kimliklerinin bulunduğu cüzdanın çalındığını farkettik, toplam zararımız 500 TL. civarındadır, zararımız giderilmedi, hırsızlardan şikayetçi değilim.'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
-Tanık Y. S. dairemizde alınan beyanında; ''Ben A. İ. isimli bir şahsı tanımıyorum. Bu şahsın savunmasında geçen hususlar doğru değildir. Benim telefon satmak istediğim, yaşım küçük olduğu için kendisinden yardım istediğim ve onun aracılığı ile telefonu sattığımız hususu doğru değildir. Bu şahsı tanımam bilmem. Benim adımı nereden bildiğini de bilmiyorum.'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
-13/12/2013 Tarihli tutanak içeriğine göre: A. İ. isimli şahsın suça konu N. C6 marka cep telefonunu R. Ş.'e ait Harun iletişim isimli iş yerine satarken kendisine ait kimlik fotokopisini verdiği anlaşılmıştır.
-12/12/2013 tarihli rızaen teslim tutanağında; R. Ş. isimli iş yeri sahibinin N. C 6 marka cep telefonunu A. İ.isimli şahıstan 150 TL karşılığında aldığı ve R. U. sattığı, daha sonra telefonda sorun çıkınca tekrar geri getirdiği hususlarına yer verilmiştir.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALASINDA: "Sanığın suç tarihinde hırsızlık suçunu işlerken konut dokunulmazlığını ihlal etme suçunu işlediği anlaşıldığından, eylemine uyan TCK'nın 116/1, 53. Maddeleri ile cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütala olunur." şeklinde mütalada bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Sanık savunması, mağdur ve tanık beyanı, HTS kayıtları, 13/12/2013 Tarihli tutanak içeriği ile 12/12/2013 tarihli rızaen teslim tutanağı, mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mağdur Mu. K. suç tarihi olan 08/07/2013 günü kolluk birimlerine müracaat ederek, ikamet ettiği evinde 08/07/2013 günü gece saat 02:00 sıralarında uyuduğunu, aynı günün sabah saatleri olan 11:00 sıralarında uyandığında kendisine ait olan N. C6 marka cep telefonunun yerinde olmadığını fark ettiğini, evi kontrol ettiğinde 1 adet dijital fotoğraf makinesi, eşine ait makyaj çantası ile eşi ve çocuklarının kimliklerinin bulunduğu cüzdanın da yerinde olmadığını görünce eve hırsız girdiğini anladığını beyan ederek şikayeti üzerine soruşturma işlemlerine başlanıldığı anlaşılmıştır. Mağdura ait olup, çalındığı tespit edilen suça konu cep telefonunun İMEİ numarası üzerinden yapılan HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda, suça konu cep telefonun çalındıktan sonra R. Ş. adlı şahsın işletmekte olduğu H. İletişim adlı iş yerine satıldığı, iş yeri kayıtlarına göre telefonun satıldığı sırada A. İ.'e ait kimlik fotokopisinin ibraz edildiği görülmüş ve bu şekilde sanığın tespit ve temini sağlanmıştır.
Sanık A. İ. her ne kadar Cumhuriyet Başsavcılığında alınan savunmasında; R. Ş. adlı şahsı tanımadığını, suça konu telefonu hiç görmediğini, bu telefonu kimseye satmadığını, satarken ibraz ettiği söylenilen nufüs cüzdanı fotokopisinin kendisine ait olduğunu, ancak üzerindeki yazı ve imzaların kendisine ait olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan ettiği görülmüş ise de, soruşturma safhasında şüpheli sıfatıyla beyanına başvurulup daha sonra hakkında Takipsizlik kararı verilen R. Ş.'in alınan beyanında; suça konu cep telefonunu sanık A. İ.'den satın aldığını, telefonu satın alırken sanığın kimlik fotokopisini istediğini ve sanığın kimlik fotokopisi üzerine “kendi rızamla sattım” şeklinde bir yazı yazarak imzasını attığı belirterek sanık savunmasını doğrulamadığı görülmüştür. R. Ş.'den rızaen alınan kimlik fotokopisi üzerinde bulunan yazı ve imzaların sanığın el ürünü olup olmadığının tespiti açısından sanıktan da gerekli örnekler alınarak karşılaştırılmaları açısında soruşturma safhasında Adli Tıp Grafoloji Uzmanına rapor düzenlenmesi açısından tevdi edildiği görülmüş, bilirkişi tarafından düzenlenen 20.05.2015 tarihli rapor içeriği incelendiğinde; kimlik fotokopisi üzerinde bulunun yazı ve imzaların sanık A. İ.'in eli ürünü olduğu tespit edilmiştir.
Sanık hakkında açılan kamu davası sonrası İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında ve daha sonra istinaf başvurusu üzerine Dairemizde yapılan yargılamada sırasında sanığın farklı anlatımlarda bulunduğu görülmüştür. Sanığın kovuşturma sürecindeki anlatımları incelendiğinde ise, mahalleden tanıdığı ve ismini Y. S. olarak bildiği bir çocuğun yanına gelerek yaşının 17 olması nedeniyle telefonunu satamadığını, kendisinden bu telefonu satması yönünde yardım istediğini, çocuğa yardım etmek maksadıyla telefonu R. Ş. isimli şahsa sattığını, kendisinden 1-2 dakika sonra Y. S.'ın da telefoncuya girdiğini, telefoncuya kimlik fotokopisini verdiğini, sadece telefonun satılmasına aracılık ettiğini, bu telefonun çalıntı olduğunu bilmediğini, suçlamaları kabul etmediğini beyan ettiği görülmüş ise de, tanık sıfatıyla dinlenen Y. Sayın adlı şahsın beyanı incelendiğinde; A. İ. isimli bir şahsı tanımadığını, bu şahsın savunmasında geçen hususların doğru olmadığını, bu şahsın neden kendi adını kullanarak bu şekilde beyanda bulunduğunu bilmediğini belirterek sanık savunmalarını doğrulamadığı, öte yandan R. Ş.'in de beyanlarında Y. S. adlı kişiden bahsetmediği görüldüğünden suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilen sanık savunmalarında Dairemizce itibar edilmemiştir.
Tüm dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; sanık A. İ.'in istinaf konusu olmayan ve halen temyiz aşamasında değerlendirmesi devam eden hırsızlık suçunu mağdurun ikametine girmek suretiyle gerçekleştirerek üzerine atılı "Konut Dokunulmazlığını İhlal" suçunu işlediği konusunda Dairemizce de tam bir vicdani kanaate varıldığından sübuta dair ilk derece mahkemesi kararında herhangi bir isabetsizlik olmadığı değerlendirilmiştir.
Ancak, ilk Derece Mahkemesince sanık hakkında "Konut Dokunulmazlığını İhlal" suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının denetim süresi devam ederken sanığın bu süre içerisinde kasten başka bir suça karıştığına dair ihbarı alan yerel mahkemenin açıklanması geri bırakılan hükmü açıklanması yoluna gittiği ve bu hükmün de sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizce dava dosyası ele alınmış ve yapılan incelemeye göre, sanığa yüklenen suçun sübutu yönünden maddi delillerin ve suçun yasal unsurlarının karar yerinde tartışılması gerektiğinden ve sanığın savunmasında geçen Y. S. adlı şahsın dinlenmeyip eylemin gece vakti olup olmadığı hususu da değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu değerlendirilmiş ve davanın duruşma açılmak suretiyle yeniden görülmesine karar verilmiştir.
Sübuta dair ihtilaf bulunmayan istinaf konusu "Konut Dokunulmazlığını İhlal" suçunun işleniş saatinin gece vaktine tekabül eden zaman diliminde kalıp kalmadığının tespiti konusu ele alınacak olursa; sanığın hırsızlık amacıyla mağdura ait ikamete giriş anını gösteren herhangi bir kamera kaydı veya görgüye dayalı bilgisi olan bir tanık bulunmadığından eylemin gerçekleştiği saat konusunda somut bir olguya rastlanılmamıştır. Öte yandan sanığın suçu kabule veya eylem saatinin gece vakti olduğuna dair herhangi bir ikrarı da bulunmadığından eylem saati konusunda mağdurun anlatımlarına itibar etmek gerekmiştir. Bu doğrultuda mağdurun olayın hemen ardından yapmış olduğu müracaatı incelendiğinde; ikamet ettiği evinde 08/07/2013 günü gece saat 02:00 sıralarında uyuduğunu, aynı günün sabah saatleri olan 11:00 sıralarında uyandığında kendisine ait olan Nokia C6 marka cep telefonunun yerinde olmadığını fark ettiğini beyan ettiği görülmüş, ilk derece mahkemesinde alınan beyanında da gece vakti ikametinde uyuduğunu, sabah 08:30 gibi kalktığında evine hırsız girdiğini ve bir takım eşyalarının çalındığını fark ettiğini beyan etmiştir. Mağdurun bu anlatımlarından da sanığın, mağdura ait ikamete gece vakti girerek eylemini gerçekleştirdiği konusunda sabit bir ifadeye rastlanmamıştır. Dolayısıyla sanığın işlediği sabit kabul edilen Konut Dokunulmazlığını İhlal suçunun gece vakti gerçekleştiği konusunda şüphe oluşmuştur.
Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/06/2017 tarih 2015/10-1250 esas ve 2017/312 karar sayılı ilamına bakıldığında; " Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır." belirtilmektedir.
Sonuç olarak, yukarıda yazılı değerlendirmelere, anılan Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere "şüpheden sanık yararlanır" ilkesine ve tüm dosya kapsamına göre, sanık A. İ.'in istinaf konusu olup, işlediği sabit olan "Konut Dokunulmazlığını İhlal" suçunu gece vakti gerçekleştirdiğini gösterir nitelikte her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, bu durum sanık lehine değerlendirilerek eylemin gündüz vakti gerçekleştiğini kabul etmek gerekmiştir. Böylece sanık hakkında TCK'nın 116/4. Maddesinin uygulama koşullarının oluşmadığı ve üzerine atılı suç vasfının TCK'nın 116/1. Maddesinde yazılı "Konut Dokunulmazlığını İhlal" suçunu oluşturduğu kanaatine varılarak, bu suç yönünden eylemine uyan TCK'nın 116/1, 62/1 ve 53. Maddeleri gereğince hapis cezası ile cezalandırılması yoluna gidilmiş, sanık hakkında verilen bu cezanın ise, sanık hakkında müsnet suçtan dolayı hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması ve denetim süresi içerisinde kasten başka bir suç işlemiş olması nedeniyle verilen bu kararın açıklanması yoluna gidildiğinden, hakkında yasal şartların oluşmaması nedeniyle CMK'nın 231/8-11 maddeleri gereğince Dairemizce verilen cezasının hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, TCK'nun 50. maddesinde yazılı seçenek yaptırımlarına çevrilmesine yer olmadığına ve TCK'nın 51. Maddesinde yazılı erteleme hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına dair karar vermek gerekmiş ve aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
SONUÇ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Mersin 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 28/11/2018 tarih, 2018/545 Esas, 2018/848 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
Sanık A. İ.'in işlediği sabit olan "Konut Dokunulmazlığını İhlal Etme" suçundan dolayı eylemine uyan TCK'nın 116/1. maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, sanığın güttüğü amaç ve saiki nazara alınarak takdiren 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Suçun gece vakti işlendiği sabit olmadığından sanık hakkında TCK'nun 116/4. Maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önüne alınarak takdiri indirim sebebi uygulanarak 5237 Sayılı TCK'nun 62/1 maddesi gereğince verilen cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 5 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkum olduğu anlaşıldığından Anayasa Mahkemesi'nin 08/10/2015 tarih ve 2014/140-2015/85 Sayılı iptal kararı da gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 53/1-2-3. MADDESİNİN UYGULANMASINA,
Sanık hakkında müsnet suçtan dolayı hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve denetim süresi içerisinde kasten başka bir suç işlemesi nedeniyle verilen bu kararın açıklanması yoluna gidildiği anlaşıldığından, hakkında yasal şartların oluşmaması nedeniyle CMK'nın 231/8-11 maddeleri gereğince HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA YER OLMADIĞINA, TCK'nun 50. maddesinde yazılı SEÇENEK YAPTIRIMLARINA ÇEVRİLMESİNE YER OLMADIĞINA, TCK'nın 51. Maddesinde yazılı ERTELEME HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA,
2-)İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada sanığın sarfına sebebiyet verdiği 7 adet tebligat gideri 70 TL, 3 adet posta gideri 39,50 TL yargılama gideri ile Dairemizce yapılan yargılamada sanığın sarfına sebebiyet verdiği 3 adet tebligat gideri 48,60 TL, 1 adet posta gideri 8,40 TL olmak üzere toplam 166,50 TL yargılama giderinin hüküm kesinleşinceye kadar yapılacak yargılama gideriyle birlikte toplanarak sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Dair, sanık ……'in SEGBİS sistemi ile yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısı …..'nun huzurunda, mütalaaya uygun, CMK'nun 286/2-b maddesi gereğince KESİN olmak üzere, oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 01.07.2020 (¤¤)