(2709 S. K. m. 36, 141) (5271 S. K. m. 34, 175, 182, 223, 230, 231, 232, 233, 234, 242, 260, 279, 289, 326) (5237 S. K. m. 38, 39, 40) (YCGK 18.11.2014 T. 2013/8-830 E. 2014/502 K.)
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf dilekçelerinin içeriğine göre dosya görüşüldü:
1-Sanık A. U. müdafii Av. İ. K. ile sanık D. E. müdafii Av. A. Y.'ın istinaf taleplerinin incelenmesinde;
Mahkemenin talebi üzerine baro aracılığıyla Sanık A. U.'a Av. M. D.'in sanık D. E.'e de Av. M. F. T.'ın müdafii tayin olunduğu, sanıkların müdafiileri eşliğinde savunmaları yaptıkları, hükmün sanık A. U. müdafii Av. T. D., sanık D. E. ile müdafii M. F. T.'ın yüzlerine karşı 21/02/2018 tarihinde tefhim olunduğu ve bu müdafiiler tarafından istinaf olunduğu, kararda kanun yolu, süresi, mercii ve başvuru şeklinin yöntemine uygun bir biçimde gösterildiği, bu haliyle istinaf süresinin tefhimden itibaren başladığı, daha sonra Av. İ. K.'nin 13/08/2018 tarihinde Av. A. Y.'ın 10/09/2018 tarihinde, yasal süre geçtikten sonra hükmü istinaf ettikleri de gözetilerek 5271 sayılı CMK'nin 279/1-b maddesi uyarınca sanık A. U. müdafii Av. İ. K. ile sanık D. E. müdafii Av. A. Y.'ın İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
2-Sanık B. G. hakkında hırsızlık ve nitelikli yağma suçlarından verilen beraat hükümlerini Cumhuriyet Savcısı, suçtan zarar gören İçişleri Bakanlığı vekili Av. M. K., yine sanıklar A. U. ve D. E. hakkında irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükümlerini Cumhuriyet Savcısı, sanık A. U. müdafii Av. M. D., sanık D. E. müdafi Av. M. F. T. ve suçtan zarar gören İçişleri Bakanlığı vekili Av. M. K.'in istinaf ettiği anlaşılmakla, istinaf taleplerinin değerlendirilmesinde;
a) Ceza muhakemesinin amacı; yargılama neticesi verilen ve iddia (sav) ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken iddia hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini ifade edebilme, duruşmadan haberdar edilme, katılma, vekil yardımından yararlanma, soru sorma, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Temel haklar ve ödevler" bölümünde yer alan 36. maddesinde iddia hakkı; "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup, iddia hakkı verilmemesi veya iddia hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır.
5271 sayılı CMK'nin "İddianamenin kabulü ve duruşma hazırlığı" başlıklı 175. maddesinin 2. fıkrasında: "Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır." denilmektedir. Bu hüküm uyarınca diğer kişilerin yanında mağdur da duruşmaya çağrılması gereken kişilerdendir. Kaldı ki 5271 sayılı CMK'nin 233/1. maddesinde: "Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir." denilerek, bu husus açıkça ortaya konulmuştur.
İddia hakkının temelini oluşturan mağdurun duruşmadan haberdar edilip, hazır bulunduğu davada kendisini ifade edebilme hakkı, sadece mağdur lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici usul kuralıdır.
5271 sayılı CMK'nin 175/2. maddesine göre duruşma günü belirlenip, duruşma gününden tarafların haberdar edilip ilgililerin iddia, savunma ve delillerini sunma imkanı sağlanıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekliliğine riayet edilmemesi ceza muhakemesi usullerine aykırı davranılması anlamına gelecektir.
Bununla birlikte duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra, hükmün istinaf edilmesi durumunda 5271 sayılı CMK'nin 260. maddesi uyarınca "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile istinafı incelenecektir. Tebliğe rağmen hükmün istinaf edilmemesi durumunda ise diğer istinaf nedenleri kapsamında dosya incelenecek ve ancak 5271 sayılı CMK'nin 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyecektir. Ancak, katılan sıfatı alan ve bu suretle davanın tarafı haline gelen mağdura duruşma gün ve saatinin bildirilmemesi halinde gerekçeli karar katılana tebliğ edilse katılan ise hükmü istinaf etmese dahi bu durum mutlak hukuka aykırı olacaktır.
Yukarıda değinilen yasal düzenleme ve değerlendirmelerden de açıkça anlaşılacağı üzere; mağdurun (katılanın) duruşmadan haberdar edilmeden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olacaktır. Ancak mağdur duruşmadan haberdar edilip, duruşmaya katılmaması kural olarak hüküm kurulmasına engel teşkil etmeyecektir. Mağdurun olayın tek tanığı olması halinde ise duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerekir. Davadan haberdar edilme hakkının bulunması yönüyle mağdur, duruşmada hazır bulunması gereken kişilerdendir. Nitekim ilk derece mahkemesinin kararını münhasıran sanığın temyizi üzerine inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 21/10/2015 tarihli ve 2015/12252 esas, 2015/29051 karar sayılı kararında başka bozma nedenlerinin yanında: "Hükmün açıklanmasına ilişkin yargılama safhasında katılanın duruşmadan haberdar edilmeyerek 5271 sayılı CMK'nin 234/1-b-1 maddesine muhalefet edilmesi bozmayı gerektirmiştir." biçimindeki bozma nedenine de yer vermesi suretiyle bu hususu açıkça ortaya konulmuştur.
Konuya ilişkin Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06/10/2015 tarihli ve 2014/14228 esas, 2015/17289 karar sayılı kararı şöyledir: "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyanın yeniden ele alınması nedeniyle katılanın duruşmadan haberdar edilmesi ve gerekçeli kararın da katılana tebliği gerektiğinin nazara alınmaması, bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi bozulmasına karar verildi."
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 04/10/2017 tarihli ve 2017/8515 esas, 2017/12224 karar sayılı kararı: "5271 sayılı CMK'nin 231/10. Maddesi uyarınca hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde yeniden suç işlememesi durumunda açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesi kararı verilmesi gerekmekte ise de, temyiz yasa yoluna tabi ve CMK'nin 223. maddesindeki ögeleri taşıyan bir hüküm kurulabilmesi için, suça sürüklenen çocuk ve katılanın duruşmadan haberdar olması sağlanarak CMK'nin 182. maddesinde düzenlendiği üzere herkese açık duruşmada açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmadan dosya üzerinden yazılı şekilde hüküm tesisi kanuna aykırı katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bozulmasına karar verildi." biçimindedir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 21/03/2013 tarihli ve 2011/7462 esas, 2013/4642 karar sayılı kararında ise: "Sanık hakkında defter ve belge ibraz etmemek suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına vaki itirazın kabulü üzerine davaya yeniden bakacak mahkemenin ilgililere (sanık, müdafii, katılan ve vekili) duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılması gerektiğine ilişkin emredici hükümlere riayet edilmeyip ilgililer için 'haberdar etme işlemine' başvurulmaksızın savunma ve iddia hakkı kısıtlanarak, duruşma açılmadan, dosya üzerinden yazılı şekilde hüküm tesisi, yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı bozulmasına karar verildi." denilmektedir.
Hal böyle olunca;
Suçtan zarar gören İçişleri Bakanlığı vekilinin duruşmadan haberdar edilip; iddia ve delillerini sunma olanağı sağlanarak sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, iddia hakkı kısıtlanmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 175/2, 233 ila 242 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması,
b) Sanıklar D. E. ve A. U.'ın savunmalarında olay anında sanık B. G.'ün yanlarında olduğunu beyan ettiği, 23/10/2016 tarihinde düzenlenen canlı teşhis tutağında müştekiler O. ve M.'in sanık B.'i teşhis ettikleri dikkate alındığında; mevcut delillerle sanık B. hakkında atılı suçlardan kurulan beraat hükmü arasındaki ilişkinin ve bu hususta toplanan delillere niçin itibar edilmediğinin tartışılmaması karşısında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, 5271 sayılı CMK'nin 34/1, 230/2, 232 ve 289/1-g maddeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/11/2014 gün ve 2013/8-830 esas, 2014/502 karar sayılı kararı uyarınca hükmün gerekçesinde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu veya oluşturmadığı sabit görülen fiilinin belirtilmesi ve bu fiilin nitelendirilmesinin yapılması suretiyle infazı kabil bir hüküm kurulması gerekirken, gerekçesiz olarak hüküm kurulması,
c) Olayın aynı zamanda tanığı olan müştekiler M. ve Omar'ın yeniden usulünce celp olunarak, gerektiğinde sanık B. ile yüzleştirilerek, müştekilerinin soruşturma aşamasındaki beyanları da gözetilerek, sanık B.'in olay anında diğer sanıkların yanında olup olmadığı, yanlarında ise hangi eylemlerde bulunduğu hususlarında ayrıntılı beyanlarının alınıp, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi cihetine gidilmemesi,
d) TCK'nın 40/2. maddesi hükmü gereği, özgü suça iştirak ettiği kanaatine varılan sanık A. U.'ın diğer sanık D.'ın eylemine katkısının TCK'nın 38. maddesi uyarınca mı yoksa, TCK'nın 39. maddesi uyarınca mı olduğunun ve bu itibarla sanığın fiildeki konumu ile hukuki durumunun tartışılıp hükümde açıkça belirtilmemesi,
e) Birlikte suç işleyen sanıklardan ortak yapılan yargılama giderlerinin payları oranında ayrı ayrı alınmasına karar verilmesi gerekirken, eşit olarak tahsiline karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 326/2. maddesine aykırı davranılması,
SONUÇ: Kanuna aykırı olmakla, Cumhuriyet Savcısı, sanık A. U. müdafii Av. M. D., sanık D. E. müdafi Av. M. F. T. ve suçtan zarar gören İçişleri Bakanlığı vekili Av. M. K.'in istinaf başvurularının kabulü ile hükümlerin 5271 sayılı CMK'nin 280/1-e ve 289/1-e maddeleri gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Karardan birer suretin sanık A. U. müdafii Av. İ. K. ile sanık D. E. müdafii Av. A. Y.'a TEBLİĞİNE,
Dair, hükümlerin bozulmasına ilişkin kararın, 5271 sayılı CMK'nin 284/1 ve 286/1 maddeleri gereğince KESİN olarak,
İstinaf taleplerinin usulden reddine ilişkin kararın ise, 5271 sayılı CMK'nin 279 ve 268 maddeleri uyarınca; tebliğ tarihinden itibaren 7 (yedi) gün içinde Dairemize verilecek bir dilekçe ve/veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle ya da herhangi bir ilk derece ceza mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe göndermek, ilgilinin ceza infaz kurumunda bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle ya da bu hususta bir dilekçe vererek Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince nezdinde İTİRAZ yasa yolu açık olmak üzere 12/03/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)