(5237 S. K. m. 21, 22, 151, 152) (5271 S. K. m. 223, 280, 286, 303)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf dilekçesi içeriğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın, olası kastla kamu malına zarar verme suçundan mahkûmiyetine karar verildiği olayda, suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı, bu kapsamda yüklenen suç açısından sanığın kastının olup olmadığının öncelikle belirlenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nin "Mala Zarar Verme" başlıklı 151/1. maddesinde: "Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." denilerek, mala zarar verme suçunun basit şekli düzenlenmiş, 152/1-2. maddesinde ise on bent halinde suçun nitelikli halleri sayılmıştır. Kamu malına zarar verme suçu ise, mala zarar verme suçunun nitelikli hali olarak anılan Kanun'un 152/1-a maddesinde tanımlanmıştır.
5237 sayılı TCK'nin 151. maddesinin gerekçesinde: "Suçun konusu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz maldır. Suç, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması, kullanılamaz hale getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketlerden kirletme, örneğin; başkasına ait binanın duvarına yazı yazmak, afiş veya ilan yapıştırmak, resim yapmak suretiyle gerçekleştirilebilir." açıklamasına yer verilmiştir.
Mala zarar verme suçuyla korunan hukuki yarar; mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet kavramına, malın bütünleyici parçaları, eklentileri ve doğal ürünleri de dahildir. Mülkiyetin korunmasında amaç, sadece malın fiziksel olarak zarar görmesi olmayıp, malın değerinin de korunmasıdır. Bu nedenle, malın özgülendiği amaca uygun kullanılabilmesini, önemsiz sayılmayacak derecede azaltan bir zararın varlığı yeterli olup, malın maddi zarar görmüş olmasına gerek yoktur.
Görüldüğü gibi mala zarar verme suçunun gerçekleşebilmesi için failin, başkasına ait taşınır veya taşınmaz bir mala, 5237 sayılı TCK'nin 151/1. maddesinde sayılan seçimlik hareketlerden herhangi biriyle zarar vermiş olması gerekmektedir. Seçimlik hareketler maddede; "kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hâle getirmek veya kirletmek" şeklinde belirtilmiştir.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü'nde yıkmak fiili; "kurulu bir şeyi parçalayarak dağıtmak, bozmak, tahrip etmek", bozmak fiili ise; "bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek" şeklinde tanımlanmıştır. Yıkmak fiili; yalnızca taşınmazlar için söz konusu olabilir. Kanun'da yıkmanın, kısmen veya tamamen olması arasında fark öngörülmediğinden, suçun oluşumu için taşınmazın belli bir kısmına zarar verilmesi yeterlidir. Bozmak ise; malın kullanım amacına uygun tasarrufunu kısmen veya tamamen ortadan kaldıran ya da güçleştiren bir müdahale olup, süreklilik taşıması gerekli değildir. Geçici olarak malın kullanılamamasına neden olmakta mala zarar verme suçunu oluşturur. Yıkmak ve bozmak fiileri, aynı zamanda tahrip etmek fiilini de kapsar. Kullanılamaz hale getirme eyleminde, malın fiziki varlığı ortadan kaldırılmaksızın, amacına uygun olarak maldan yararlanma imkanının bulunmaması ve bu şekilde değerinin azalması hali söz konusudur. Yok etmek ise malın fiziki varlığının tamamen ortadan kaldırılarak, tüketilmesi anlamına gelmektedir. Kirletmek fiili de, taşınır veya taşınmaz malın, önceki hale getirilmesi için önemsiz olmayan bir çabayı gerektiren, malın değerinde veya görünümünde azalma veya değişikliklere yol açan, madde kapsamında yer alan diğer eylemler dışındaki durumları kapsar.
Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, kanunda tahdidi şekilde belirtilmiş olmakla birlikte, zarara neden olan neticeyi meydana getirmeye elverişli fiil, aynı zamanda Kanun'da belirtilen seçimlik hareketlerden en azından birini zorunlu olarak kapsayacağından, suçun oluşumu için zarar verici sonucun gerçekleşmesini yeterli saymak gerekir.
Kanuni düzenleme göz önüne alındığında, mala zarar verme suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Hal böyle olunca; suçun olası kastla işlenmesi mümkün ve ancak taksirle işlenmesi mümkün değildir.
Sanığın olası kastla kamu malına zarar verme suçundan dolayı mahkûmiyetine karar verilmesi karşısında somut olayda "olası kast" ve olası kastla yakın ilgisi bulunan taksir ve özellikle bilinçli taksir kavramları üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinde:
"1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır." denilerek, kast ve olası kast terimlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere 5237 sayılı TCK'nin 21. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi halinde olası kast söz konusu olacaktır.
5237 sayılı TCK'nin 22. maddesinde ise "taksir" tanımlanmış olup; anılan maddede taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir: "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmıştır.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
5237 sayılı TCK'nin 21. maddesinin ikinci fıkrasında: "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında: "öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde: "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüleri ise yargısal kararlar ve öğretideki görüşlerden yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek mümkündür: Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin meydana gelmesini kabullenerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arzeden kararlarında bu hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanığın, sevk ve idaresindeki aracı ile Osmaniye ili, Sumbas ilçesi, Çiçeklidere - Esenli köyü yolunda seyir halinde iken yol çalışması yapıldığına dair uyarı levhalarını görmemesi üzerine dikkatsizce betonun yeni döküldüğü yola girdiği, işçilerin uyarısı üzerine derhal aracını durdurup; uyarı levhasını görmediğini belirterek çalışanlardan özür dilediği, sanığın eylemi neticesinde yeni dökülen beton yolun 39,20 metrelik kısmının zarar gördüğü,
Anlaşılmıştır.
Sanığın, uyarı üzerine derhal aracını durup; bu esnada aracıyla yola zarar verdiğini görmüş olması, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını göstermektedir. Olası kastla mala zarar verme suçunun işlenebilmesi için, sanığın gerçekleşmesi muhtemel sonuçları öngörmesine rağmen bu sonuçları kabullenmesi, neticenin gerçekleşmesine aldırmaması ve eylemine "olursa olsun" bilinciyle devam etmesi gerektiği, somut olayda sanığın eylemiyle yola zarar verebileceğini öngörmesine rağmen eylemini gerçekleştirdiğine dair, bir başka ifadeyle kasten suç işlediğine dair somut delil bulunmadığı, diğer taraftan olayda sanığın, beton yolun zarar göreceğini öngördüğü kabul edilse bile, neticeyi de kabullendiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı ve katılanın hukuk mahkemeleri kanalıyla her zaman zararının tahsilini talep edebileceği gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Usul ve yasaya aykırı, sanığın istinaf istemi bu nedenle yerinde ise de; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu aykırılık, 5271 sayılı CMK'nin 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olup, duruşma açılmaksızın anılan maddeler gereğince düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, 5271 sayılı CMK'nin 280/1-a ve 3031-a maddelerinin verdiği yetkiye istinaden;
Kadirli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/10/2017 tarihli ve 2016/242 esas, 2017/545 karar sayılı ilamının tamamen KALDIRILMASINA,
Yüklenen suç açısından sanığın kastının bulunmaması nedeniyle sanığın atılı suçtan 5271 sayılı CMK'nin 223/2-c maddesi gereğince BERAATİNE,
Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Karar verilmek sureti ile 5271 sayılı CMK'nin 280/1-a maddesi gereğince HUKUKA AYKIRILIĞIN DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
5271 sayılı CMK'nin 286/2-b maddesi gereğince KESİN olarak 22.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)