(5237 S. K. m. 142, 143) (5271 S. K. m. 2, 74, 101, 150, 204, 247) (1412 S. K. m. 317) (7201 S. K. m. 11) (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 18) (YCGK. 06.12.2017 T. 2016/17-939 E. 2016/465 K.) (2. CD. 11.09.2017 T. 2017/3176 E. 2017/7850 K.)
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık .........'ın 26/12/2016 tarihinde alınan savunmasında mahkemece yasal hakları hatırlatıldığında sanığın müdafii talep ettiğine yönelik bir beyanın olmadığı, kendisine müdafi atanması talebinde bulunmayan sanığa, işlediği iddia olunan, bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçu için 5237 sayılı TCK'nin 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesiyle değişik 142/2-h maddesinde temel cezanın alt sınırının 5 yıl hapis olarak öngörülmesi ve 5271 sayılı CMK'nin 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi görevlendirilmesinde esas alınması gereken hapis cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla olması gerektiği gözetilmeden; mahkemenin istemi üzerine Adana Barosu tarafından 20/12/2016 tarihinde Av. .........'ın sanık müdafii olarak görevlendirildiği (atandığı), sanığın yargılama sonunda, bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, Av. .........'ın sanık müdafii sıfatıyla istinaf kanun yoluna başvurması biçiminde gerçekleşen olayda;
Sanığın müdafii talep etmediğine yönelik beyanına rağmen mahkemenin istemi üzerine baro tarafından atanan müdafiin sanık yerine kararı istinaf edip edemeyeceğinin öncelikle incelenip; bir karara bağlanması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nin 2/1-c maddesinde müdafi: "Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı ifade eder." biçiminde tanımlanmıştır. Müdafi, savunma tarafında/makamında yer alan kendine özgü bir muhakeme süjesidir.
Ceza muhakemesi sistemimizde kural olarak şüpheli veya sanığın bir müdafiin hukuki yardımından faydalanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak Kanun koyucunun bir müdafiin hukuki yardımı olmaksızın etkili bir savunma yapılamayacağını kabul ettiği haller (zorunlu müdafilik halleri) bu genel kuralın istisnasını oluşturmaktadır. Bu haliyle ilke olarak şüpheli veya sanığın kendisi ya da kanuni temsilcisi müdafii seçer.
Müdafilik ilişkisi, müdafi ile şüpheli/sanık arasında ya da müdafi ile şüpheli/sanığın kanuni temsilcisi arasında yapılacak bir avukatlık sözleşmesiyle (vekâletname) veyahut da müdafiin, yetkili mercilerin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilmesi ile kurulur.
Seçilmiş müdafiinin müdafilik statüsü, seçilen avukat ile şüpheli veya sanığın ya da kanuni temsilcisinin iradelerinin uyuştuğu anda, baro tarafından görevlendirilen (atanan) müdafiinin müdafilik statüsü ise; atamanın yapıldığı ve görevlendirme listesindeki avukatın bu atamayı kabul ettiğini baroya bildirdiği anda başlayacaktır.
Sanığın bir müdafiin hukuki yardımından faydalanmasının zorunlu olmadığı hallerde kendi seçmiş olduğu müdafie; "seçilmiş ihtiyari müdafi", sanığın bir müdafiden faydalanmasının zorunlu olmadığı hallerde, mali gücü yetersiz sanığa istemi üzerine Devlet tarafından baro aracılığıyla atanan müdafie ise; "atanmış ihtiyari müdafi" denir. Buna karşılık; sanığın bir müdafiin hukuki yardımından faydalanmasının zorunlu olduğu hallerde kendisinin seçmiş olduğu müdafie; "seçilmiş zorunlu müdafi", sanığın bir müdafiin hukuki yardımından faydalanmasının zorunlu olduğu hallerde kendisine Devlet tarafından baro aracılığıyla atanan müdafie ise "atanmış (görevlendirilmiş) zorunlu müdafi" denir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; 18 yaşından küçük olan (çocuklar), kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olan, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı soruşturulan veya kovuşturulan (m. 150/2-3), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olan (m. 74/2), tutuklanması istenilen (m. 101/3), davranışları nedeniyle hazır bulunması halinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın yokluğunda duruşma yapılması halinde (m. 204/1) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (m. 247/4) hallerinde; şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.
Müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını üstlenen avukat olduğundan, kural olarak müdafilik ilişkisi de en fazla şüpheli veya sanık sıfatlarının devamı süresince devam eden bir hukuki ilişkidir.
Diğer taraftan, müdafiin görevinin sona ermesi müdafiin seçilmiş veya atanmış (görevlendirilmiş) müdafi olup olmadığına, seçilmiş müdafii varsa vekâletnamesindeki özel şartlara ve işin mahiyetine göre farklılıklar arz etmektedir. Ancak genel olarak müdafilik görevinin; savunma görevi bittiğinde sona ereceğini söylemek mümkündür. Bunun dışında bir takım kanuni nedenlerden ötürü veya hukuksal işlemler sonucunda da müdafiin görevi sona erebilir. Yapılan kanun değişikliği veya sanığın onsekiz yaşını doldurmuş olması gibi sonradan ortaya çıkan haller nedeniyle şüpheliye/sanığa müdafi atanma zorunluluğu ortadan kalkabilir. Ancak bu durum müdafi atanma zorunluluğu bulunan dönemde şüphelinin/sanığın kendi seçtiği veya baro tarafından görevlendirilmiş olan müdafiin görevinin sona erdiği anlamına gelmez. Bu halde, müdafi atanma zorunluluğunun ortadan kalktığı andan itibaren bu müdafiin zorunlu müdafi değil, ihtiyari müdafi statüsünde olduğunu kabul etmek gerekir.
Zorunlu müdafiin görevi; müdafiin ölmesi, müdafiin avukat olma yeterliliğini kaybetmesi, başka bir müdafiin seçilmesi, müdafiin görevden yasaklanması, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi, soruşturma aşamasında verilen yetkisizlik veya görevsizlik kararı, iddianamenin kabulü kararı verilmesi, davanın nakline karar verilmesi, yargılamanın yapıldığı il veya ilçe dışında yargılamayı gerektirir görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi veya hükmün kesinleşmesi halinde sona erecektir.
Konuya ilişkin yargısal kararlar incelendiğinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/12/2017 tarihli ve 2016/17-939 esas, 2016/465 karar sayılı kararında özetle: "Bu itibarla, savunmasını bizzat yapacağını beyan eden ve kendisine müdafi atanması talebinde bulunmayan sanığın, gece vakti işlediği iddia olunan, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçu için 5237 sayılı TCK'nin 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesiyle değişik 142/2-h maddesinde temel cezanın alt sınırının beş yıl hapis olarak öngörülmesi ve cezanın belirli bir oranda artırılmasına ilişkin 5237 sayılı TCK'nin 143. maddesinde düzenlenen nitelikli halin, 5271 sayılı CMK'nin 150/3. maddesi uyarınca zorunlu müdafi görevlendirilmesinde esas alınması gereken hapis cezasının hesaplanmasında dikkate alınamayacağı cihetle, yerel mahkemece sanığa zorunlu müdafi görevlendirmeksizin yargılamaya devam edilip hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir." denilmektedir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 26/10/2015 tarihli ve 2015/16156 esas, 2015/19133 karar sayılı kararı şöyledir: "Avukat (V)'nin zorunlu müdafii olarak görevlendirilmesi nedeniyle sorguda hazır bulunduğu, kovuşturma aşamasında vekalet ibraz etmeden sanık müdafii olarak duruşmalara katılmışsa da, sanığın kovuşturma aşamasında ilk oturumda savunması alınırken müdafii istemediğini açıkça bildirdiği, bu nedenle müdafilik görevi sona eren Avukat (V)'nin hükmü temyiz etme yetkisi bulunmadığından temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak reddine karar verilmiştir."
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve 2014/19316 esas, 2015/20326 karar sayılı kararında: "Suça sürüklenen çocuğa 5271 sayılı CMK'nin 150/2. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasında zorunlu olarak atanan müdafii hükmü temyiz etmiş ise de hüküm ve sorgu tarihi olan 28/01/2013 tarihinde 18 yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğun mahkeme huzurunda '...müdafii talebinin olmadığını, 18 yaşını tamamladığını, savunmasını kendisinin yapacağını, avukat istemediğini...' bildirmesi nedeniyle zorunlu müdafiinin görevinin sona ereceği, 28/01/2013 tarihli hükmün suça sürüklenen çocuğun yüzüne karşı verilmesine rağmen suça sürüklenen çocuğun temyiz isteminde de bulunmadığının anlaşılması karşısında; görevi sona eren zorunlu müdafiinin suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca istem gibi reddine karar verildi." denilmektedir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 09/01/2017 tarihli ve 2016/1949 esas, 2017/40 karar sayılı kararı şöyledir: "Suça sürüklenen çocuğa 5271 sayılı CMK'nin 150/2. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasında zorunlu olarak atanan müdafii hükmü temyiz etmiş ise de, hüküm tarihi olan 11/05/2016 tarihinde 18 yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğun mahkeme huzurunda "... müdafii talebinin olmadığını, savunmasını kendisinin yapacağını..." bildirmesi nedeniyle zorunlu müdafiinin görevinin sona ereceğinin, 11/05/2016 tarihli hükmün SEGBİS aracılığı ile hazır edilen suça sürüklenen çocuğun yüzüne karşı verilmesine rağmen temyiz isteminde de bulunmadığının anlaşılması karşısında; görevi sona eren zorunlu müdafiinin suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca reddine karar verildi."
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 11/09/2017 tarihli ve 2017/3176 esas, 2017/7850 karar sayılı kararında ise: "Sanık (M)'nin mahkemesince alınan savunmasında müdafii talebinin olmadığını ve savunmasını bizzat kendisinin yapacağını belirtmesi karşısında dosya içerisinde vekaletnamesinin de bulunmadığı anlaşılan Av. (N)'nin sanık hakkındaki hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca istemi gibi reddine karar verildi." denilmektedir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 28/02/2018 tarihli ve 2016/19504 esas, 2018/2066 karar sayılı kararı şöyledir: "Sanığın savunmasının alındığı 19/11/2013 tarihli duruşmada, müdafii istemediğini belirttiği gibi 5271 sayılı CMK'nin 150/2-3. maddesi gereğince de sanığa zorunlu müdafii atanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığı, kararın sanığın yüzüne karşı verildiği ve sanığın hükmü temyiz etmediği anlaşıldığından, hükmü temyize yetkisi bulunmayan sanık müdafiinin temyiz isteminin, 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir."
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 28/02/2018 tarihli ve 2015/6367 esas, 2018/2044 karar sayılı kararında ise: "Suça sürüklenen çocuğun savunmasının alındığı 25/02/2014 tarihli karar duruşmasında, müdafii istemediğini belirttiği gibi 18 yaşını doldurmuş olması nedeniyle suça sürüklenen çocuğa zorunlu müdafii atanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığı, mahkemesince suça sürüklenen çocuğun ve müdafiinin yüzüne karşı verilen kararın, zorunlu müdafii tarafından temyiz edildiği, suça sürüklenen çocuğun ise hükmü temyiz etmediği anlaşıldığından, hükmü temyize yetkisi bulunmayan suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin, 1412 sayılı CMUK'nin 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir." denilmektedir.
Yukarıda değinilen yargısal kararlar ile yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İncelenen dosya kapsamından;
5271 sayılı CMK'nin 150/2-3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanmasını gerektiren bir halin olmadığı, sanığın duruşmada açıkça müdafii talebinin olmadığını ifade ettiği, bu nedenle müdafilik görevi son bulan Av..........'ın hükmü istinaf etme yetkisi bulunmadığı,
Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi ve Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebliğin vekile yapılmasının yasal zorunluluk olması nedeniyle, sanığın kendisinin yokluğunda verilen karardan haberdar olmadığı,
Hal böyle olunca;
1) Gerekçeli kararın ve atanan müdafiinin istinaf dilekçesinin sanık .........'a ihtaratlı davetiye ile tebliği ile müdafiinin istinaf başvurusuna onayı olup olmadığını tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde bildirmesi, bu konuda beyanda bulunmadığı takdirde müdafiinin istinaf başvurusunu kabul etmiş sayılacağı hususunun tebligat belgesinde açıklanması, istinafa onay vermesi veya istinaf dilekçesi sunması halinde ve her halde incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi için dosyanın esası incelenmeksizin mahkemesine TEVDİİNE, 12/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)