(AİHS m. 6) (5237 S. K. m. 53, 62, 271) (5271 S. K. m. 210, 217, 288, 289) (SADAK VE DİĞERLERİ TÜRKİYE DAVASI)
DAVA: İlk Derece Mahkemesince verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
KARAR: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Tarsus 2.Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; sanık H. A.'ın suç uydurma suçundan TCK'nın 271/1, 62, 53/1 maddeleri gereğince 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair 23/10/2018 tarihinde verilen kararın sanık müdafii tarafından gönderilen 23/10/2018 ve 06/12/2018 tarihli istinaf dilekçeleriyle istinaf edildiği anlaşılmıştır.
Olay tarihinde Tarsus İlçe Emniyet Müdürlüğü 155 ihbar hattının 0534 822 XX XX numaralı cep telefonu tarafından aranarak "Ş... Sayılı adresinde fuhuş yapıldığı, ayrıca şu an içeride iki tane müşteri olduğunu, kendisinin de apartman yöneticisi olduğunun bildirildiği" bunun üzerine harekete geçen ekiplerin Şehitler Caddesinin tamamını kontrol ettikleri, cadde üzerinde Apak Apartmanı isminde bir apartmanın bulunmadığı, bunun üzerine ihbarı yapan telefon numarası olan 0534 822 XX XX numaralı cep telefonu ile görüşüldüğünde telefona çıkan ve ismini P. S. olduğunu söyleyen istinaf dışı sanığın Mersin ilinde bulunduğunu, ihbar anında Tarsus ilçesinden tanıdığı ve arkadaşı olan H. A. isimli şahsın yanında bulunduğunu, ihbarı H. A. isimli şahsın yaptığını, bu şahsın telefonu zorla elinden aldığını bildirdiği anlaşılmıştır. Bu suretle sanıkların suç uydurma suçunu işlediklerinin anlaşıldığı ve sanık H. A.'ın mahkumiyetine karar verilen dosyanın incelenmesinde;
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup, hüküm verecek olan mahkeme hâkimi; sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecek, herhangi bir vasıta olmadan örneğin beyan delilini dinleyecek ve belge delilini okuyacaktır. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer alan "A. yargılama" hakkının temel gerekleri ve 5271 Sayılı CMK'nin 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Bu nedenle kural olarak sanık, tanık ya da bilirkişiler mahkeme huzurunda dinlenecek ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmeyecektir.
Nitekim 5271 Sayılı CMK'nin "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin 1. fıkrası: "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez" şeklinde düzenlenmiş olup, yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin bulunmadığı hallerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği ifade edilerek, doğrudan doğruyalık ilkesi açık bir şekilde ortaya konmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez. (AİHM'in, Sadak ve Diğerleri/Türkiye kararı)
Konuya ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 29/05/2018 tarihli ve 2017/11943 esas, 2018/10695 karar sayılı kararı şöyledir: "Soruşturma aşamasında bilgisine başvurulan ve olayın tek tanığı olan (Ö) dinlenilmeden hüküm kurularak, 5271 Sayılı CMK'nin 210/1. maddesine aykırı davranılması bozmayı gerektirmiştir."
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 21/05/2018 tarihli ve 2016/927 esas, 2018/6574 karar sayılı kararında ise: "Olayın tek tanığı olan ve soruşturma aşamasında suça konu ağaçları sanığın kestiğini beyan eden (H) dinlenilmeyerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir." denilmektedir.
CMK'nin 289/1-i maddesine göre, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması hali, kanuna kesin aykırılık hali olarak kabul edilmiştir.
Hukuka aykırılık ise, CMK'nin 288. maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” hukuka aykırılıktır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, delilin elde edilmesi aşamasında bir hukuk kuralı ihlal edilmiş ise artık bu delil hukuka aykırıdır.
Bu açıklamalar ışığında;
Dosyanın incelenmesinde, ihbara ilişkin ses kaydının araştırılmadığı görülmüştür. Dairemizce sorulduğunda, ses kaydının cd'ye alındığı belirtilmiştir. Ses kaydına ilişkin gerekli inceleme yapılarak ses kaydının sanığa ait olup olmadığı tartışılmadan hüküm kurulması yasaya aykırı olup, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5271 Sayılı CMK'nın 289/1-i maddesi delaletiyle aynı yasanın 280/1-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden yargılama yapılmak ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kararın ilk derece mahkemesince istinaf talebinde bulunana tebliğine,
CMK'nın 286/1 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere, 25.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)