T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/714 - 2026/1504
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/714
KARAR NO: 2026/1504
KARAR TARİHİ: 05/06/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/09/2025
NUMARASI: 2024/1040 ESAS 2025/804 KARAR
DAVACI:
VEKİLİ: Av.
DAVALI:
VEKİLİ: Av.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 05/06/2026
YAZIM TARİHİ : 05/06/2026
... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/09/2025 tarih, 2024/1040 Esas, 2025/804 Kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava, zorunlu deprem sigortasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; ..., ... Mah. ... Cad. No:2A adresindeki iş yerinin 06.02.2023 tarihli depremde tamamen yıkıldığını, müvekkilinin Zorunlu Deprem Sigortası (Poliçe No: ...) kapsamında primlerini süresinde ödediğini, buna rağmen DASK tarafından hiçbir geçerli sebep gösterilmeksizin teminat bedellerinin ödenmediğini ileri sürmüş, davalı ise; yapının tamamının ticari amaçla kullanıldığını ve/veya ruhsatsız-mühendislik hizmeti almamış olduğu iddialarıyla ZDS Genel Şartları uyarınca teminat dışı kaldığını savunmuş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Yerel mahkemece; poliçede sigortalı olarak tüzel kişi ... Otomotiv Ticaret ve Pazarlama Ltd. Şti.’nin yer aldığı, taşınmazın tapuda arsa vasfında olduğu ve yapı bulunmadığı, su aboneliğinin de aynı şirket adına kayıtlı olduğu, davacının ise gerçek kişi sıfatıyla poliçeden doğan hakkı ileri sürebilmesi için gerekli temlik, temsil veya menfaat bağını tevsik edemediği anlaşıldığından, davanın aktif husumetinin bulunmadığı, tapu kayıtlarında yapıya dair herhangi bir kayıt veya yapı beyanı bulunmadığı, yapının tamamının ticari amaçla kullanılan nitelikte olduğu, bu kapsamda, davacının iddia ettiği yapıya ilişkin dava hakkı var kabul edilse dahi, Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları’nın A.2 ve B.3 maddeleri gereğince, tamamı ticari amaçla kullanılan veya ruhsatsız, mühendislik hizmeti almamış binaların teminat dışında kaldığı, bu nedenle söz konusu yapı davacıya aitse ve dava hakkı olduğu kabul edilse bile DASK teminatı kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacının aktif husumetinin bulunmadığı yönündeki değerlendirmeye ek olarak, yapının varlığı ve mülkiyetinin davacıya ait olduğu kabul edilse dahi, yapının tamamen ticari nitelikte olması sebebiyle DASK teminatı dışında kalacağından davanın reddine karar verilmiştir.
Olaya uygulanması gereken, Zorunlu Deprem Sigortasına Dair mülga KHK'nın (18/05/2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 09/05/2012 tarih ve 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu'nun 15. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.) 2. maddesinin 2. fıkrasında, kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalar ile köy yerleşik alanlarında yapılan binaların bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında zorunlu deprem sigortasına tabi bulunmadığı belirtilmiştir.
Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları'nın A.2 maddesinin 2.3 bendinde de, tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan binaların kapsam dışında bulunduğu belirtilmiş, C.2 maddesinin son bendinde de, sigorta sözleşmesinin yürürlükte olduğu süre içerisinde, sigorta konusu yerin A.1 maddesi kapsamındaki durumlar dışında kalan bir nedenle ortadan kalkması ya da sigortalı yerin sigorta kapsamı dışına çıkması hallerinde, bu durumun sigorta ettiren tarafından belgelendirilmesi kaydıyla, sigorta sözleşmesi, bildirimde bulunulan tarihten itibaren geçerli olmak üzere iptal edileceği, bu durumda, sözleşmenin iptal tarihi ile başlangıcındaki bitiş tarihi arasındaki süreye isabet eden prim tutarının sigorta ettirene gün esası üzerinden iade edileceği düzenlenmiştir.
Somut olaya gelince, yukarıda ayrıntısına yer verilen, zorunlu deprem sigortasının kapsamını ve bu sigortayı yaptırmakla mükellef olanları belirleyen yasal hükümler karşısında, tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan binaların bu sigortanın kapsamı dışında kaldığı, diğer bir anlatımla tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan bina sahiplerinin zorunlu deprem sigortası yaptırmakla mükellef olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, zorunlu deprem sigortası yaptırmak durumunda bulunmayan sigortalının, davalı tarafından sigorta edilmesinden ve riskin meydana gelmesinden sonra, davalının, taşınmazın tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan bina olması nedeniyle teminat kapsamında bulunmadığından bahisle ödeme yapmaması iyi niyetle ve akdi görüşmelerden doğan sorumlulukla bağdaşmamaktadır. Bu itibarla, tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan binada meydana gelen zarardan davalının sorumlu bulunmadığına dair mahkemenin kararında değerlendirme yapması doğru bulunmamıştır. (Yargıtay 11. HD.'nin 01.04.2013 tarih ve2012/6799 Esas, 2019/7401 Karar ve Yargıtay 11. HD.'nin 07.10.2013 tarih ve 2013/657 Esas, 2013/17794 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir)
Aktif husumet hususundaki mahkemenin ret gerekçesine gelinecek olur ise; Dava konusu sigorta poliçesinin incelenmesinde; poliçede sigorta ettiren ve sigortalının dava dışı şirket olarak belirtildiği, dava konusu taşınmazın DASK teminatı kapsamına alındığı, dosyaya celp edilen tapu kayıtlarına göre dava konusu taşınmazın poliçe tanzim tarihinde davacı adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Sigorta sözleşmesini yaptıran kimseye sigorta ettiren denmektedir. Genel akit teorisi gereğince, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip ve reşit olan herkes sigorta sözleşmesi yapabilir. Genellikle sigorta ettiren ile sigortalı aynı kişidir. Ancak, bazı durumlarda sigorta ettiren kendi menfaatini değil de, bir başkasının menfaatini sigorta ettirmiş ise, sigorta ettiren bu durumda sigortalı sıfatını taşımaz. Sigorta bedelini alma, zararı tazmin ettirme hakkı lehine sözleşme yapılan kimseye aittir ki bu kişiye (sigortalı) denir. Bu şekilde yapılan sözleşmelerde sigorta akdinden doğan borç ve yükümlülükler sigorta ettirene aittir. Sigorta lehtarı ise sadece sigortalı sıfatını taşır (Işıl Ulaş, Uygulamalı Sigorta Hukuku - Mal ve Sorumluluk Sigortaları, Genişletilmiş 3. Bası, s. 28). Bu tür sigortada, bütün yükümlülükler sigorta ettirene ait olmakla beraber sigorta sözleşmesinden kaynaklanan haklardan lehine sigorta yapılan kimse yararlanmaktadır. Başkası adına sigorta (temsilen sigorta), bir kişinin başkasına ait bir menfaati onun ad ve hesabına sigorta ettirmesidir (6102 sayılı TTK m. 1454/1).
6102 sayılı TTK'nın 1454. maddesinde "Sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir.
Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir.
Üçüncü kişinin adının belirtildiği durumlarda, tereddüt hâlinde, sigorta ettirenin, üçüncü kişinin temsilcisi olarak değil, kendi adına fakat üçüncü kişi lehine hareket ettiği kabul edilir.
Sözleşmede, sigortanın kimin menfaati için yaptırıldığı açık da bırakılabilir. “Kimin olacaksa onun lehine” yapılan böyle bir sigortanın, üçüncü kişi lehine yaptırıldığı anlaşılırsa, ikinci fıkra hükmü uygulanır" hükmü yer almaktadır.
İşbu davada, 6102 sayılı TTK'nın 1454. maddesinde düzenlenen ve yukarıda ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere başkası lehine sigorta mevcuttur. Dava dışı sigorta ettiren tarafından poliçede davacının adı belirtilmese de, poliçe tanzim tarihinde taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğu, bu durumda TTK 1454/1 maddesi uyarınca başkası lehine sigorta hükümlerinin uygulanması gerektiği ve davacının sigortalı olarak dava konusu taşınmaza ilişkin sigorta tazminatını talep edebileceği, nitekim sözleşmede bunun aksine bir düzenlemenin de bulunmadığı, bu husustaki husumetin davacı taşınmaz malikine, yani sigortalıya ait olduğu, sigorta poliçesinde sigortalı davacının sigorta tazminatını sigortacıdan talep hakkını önleyen aksine bir düzenleme bulunmadığı hususu gözetilerek davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davacı vekilinin bu sebeple istinafında haklı olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile istinafa konu kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1)-Davacı vekili tarafından ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/09/2025 tarih, 2024/1040 Esas, 2025/804 Karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2)-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/09/2025 tarih, 2024/1040 Esas, 2025/804 Karar sayılı kararının HMK.'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3)-Dava dosyasının yeniden yargılama için ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
4)-Davacı tarafından istinaf için yapılan yargılama giderinin esas hüküm ile birlikte ilk derece mahkemesince karara BAĞLANMASINA,
5)-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesine İADESİNE,
6)-İnceleme dosya üzerinden yapıldığından lehe vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7)-6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/4 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a/6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle kesin olmak üzere 05/06/2026 tarihinde karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır