T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1560
KARAR NO : 2025/1390
KARAR TARİHİ : 07/07/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MERSİN 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/05/2022
NUMARASI : ... ESAS ... KARAR
DAVACI : ... - ..
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ..
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 07/07/2025
YAZIM TARİHİ : 07/07/2025
Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/05/2022 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNLARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin kurucu ortağı olduğunu, ... ismi ile markalaşan şirketin %25 payla ortağı bulunduğunu, şirketin dış cephe kaplama işleri yaptığını, müvekkilinin şirketin %75 payına sahip olan ve birlikte hareket eden ... ailesi ile uzun yıllara sâri bir dostluğa sahip olduğunu, müvekkilinin bu firmanın operasyonel bölümünde aktif olarak çalıştığını, kurulduğu yıldan itibaren şirketin müvekkilinin de üstün gayretleri ile başarılı işler yaptığını müvekkilinin tahminlerine göre 40.000.00.TL (kırkmilyontürklirası) civarında ciro elde ettiğini, ilk başta iyi giden iş ilişkilerinin yıllar içinde ... ailesinin müvekkilinin ortak olmadığı başka şirketler kurması, bu şirketlerin kredi ve çalışma düzenlerini bir grup yapısı içinde toplaması temsil ve imza yetkisi olmayan müvekkilini ortak olarak görmeyip adeta bir teknik eleman muamelesi yapması ile sıkıntılı bir hale geldiğini, şirket kurulduğundan bu yana herhangi bir kar dağıtımı yapmadığını, şirketin her geçen gün içinin boşaldığını, yeni krediler kullandığı şirketin
iş ve işlemlerinin diğer ortakların şirketlerine aktarıldığı duyumlarının alındığını, müvekkilinin bu süreçte hiç aranmadığını şirketin iş ve işlemleri ile
bilgi verilmediğini ve tamamen şirketin dışında tutulduğunu, müvekkilinin çok uzun zamandır şirkette fiilen iş yapamaz hale geldiğini, ayrıca müvekkilinin bugüne kadar ortaklar kurulu toplantılarından haberdar edilmediğini, bu toplantıların müvekkilinden gizlendiğini, alınan kararlardan haberi olmadığı gibi bilinçli bir şekilde attığı imzasıda olmadığını, müvekkilinin imzalarının taklit edildiğinin düşünüldüğünü belirterek, TTK 638/2 maddesinde düzenlenen ortaklıktan çıkma taleplerinin kabulü ile müvekkiline ait şirket ortaklık payının güncel ve gerçek değerinin saptanarak çıkma payı olarak kendisine dava
tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan en yüksek avans faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde iddia edilen hususların taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, Limited Şirket ortaklarının ortaklıktan çıkma hakkının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 638. Maddesinde düzenleme altına alındığını, müvekkili şirketin davacının teknik bilgisi ve uzmanlığı ile piyasada yer almak istemesi üzerine dava dışı şirket ortakları ile yapmış olduğu görüşmeler sonrasında iyi niyet çerçevesinde kurulduğunu, bu hususu da davacının ikrar ettiğini, müvekkili şirketin diğer ortaklarının faaliyet konusu hususunda ticari geçmişi ve uzmanlığı olmadığı dikkate alındığında müvekkili şirketin faaliyetinde davacının dışlandığı ve faaliyete konu ticari defter ve kayıtları, bilançoları ve şirketin mali yönünü bilmemesi hayatın olağan akışına aykırılık teşkil edeceğini, müvekkili şirketin döviz kurunun dalgalanmasından kaynaklı piyasadaki durgunluktan kaynaklı olarak ticari faaliyetine devam edebilmek adına dava dışı şirket ortaklarının şahsi kefaletleri ve şahsi malvarlıklarının ipotek verilmesi suretiyle kredi kullanılarak kaynak yaratılmaya çalışıldığını, bu hususta dava dışı şirket ortaklarının ticari hayatın sürekliliği ve basiretli tacir ilkesi gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek ve piyasadan çekilmemek adına bir fedakarlık yapmasına rağmen davacının bu uğurda herhangi bir girişiminin bulunmadığını, ayrıca dava dışı şirket ortaklarının aynı zamanda ... Reklam Matbaa Tasarım Org. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. kurucu ve ortaklarından olduğunu, ... Reklam Matbaa Tasarım Org. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin davacının iddia etmiş olduğu gibi müvekkili şirketten sonra kurulmamış olup müvekkili şirketten daha önce kurulduğunu ve faaliyetlerine başladığını, davacının bu davanın açılmasından önceki müvekkili şirketteki fiili faaliyetine devam ederken dava dışı ... üzerinden müvekkili şirketin faaliyet konusu ile aynı sektörde ... Dış Cephe Sistemleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adlı şirketini kurarak ticari faaliyete başladığını, müvekkilinin portföyündeki şirketlere fiyat teklifinde bulunarak müvekkili şirketle rekabete girdiğini belirterek, hukuki dayanaktan yoksun ve ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
Yerel mahkemece verilen karar ile; davalı şirketin kurucu ortağı olan davacının kar payı dağıtımı yapılmamasını ileri sürmesinin tek başına şirket ortaklığından çıkma için yeterli olmadığını, davacının TTK'nın 437 ve 438. maddeleri gereğince bilgi alma, inceleme ve özel denetim isteme haklarını kullanabileceğini, davacının bu haklarını kullanmasına engel olunduğu hususunun ispat edilemediğini, davacının şirket ortaklar kuruluna çağrılmadığı, toplantılardan haberdar edilmediği, imzasının olmadığı iddiası yönünden davacı tarafından genel kurul kararlarının iptaline ilişkin dava açılmadığı, bu kapsamda dava açıldığına ilişkin beyanı olmadığını, somut delil sunulmadığından şirket ortaklığından çıkma talebi açısından haklı neden olarak kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin öz varlıklarının dava açıldıktan sonra düşerek zarar ettiği, ancak davacı tarafından şirket yöneticisinin şirketi iyi yönetmediği iddia edilmesi halinde davacı tarafça yönetici değişikliği için yasal yollara başvurmasının mümkün olduğunu, şirketin fesih ve tasfiyesi veya ortaklıktan çıkma yerine davacı tarafından şirketin yönetici değişikliği için yasal başvuru hakkını kullanılabileceğini, bu kapsamda davacının diğer yasal haklarını kullanmadan bu hususun TTK 531 maddesi uyarınca haklı bir neden olarak kabul edilemeyeceğini, ortaklıktan çıkma kararı verilebilmesi için de şirketin feshi şartlarının mevcut bulunması gerektiğini, somut olayda davacı tarafça ileri sürülen sebeplerin hiçbirinin şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilir görülmediği anlaşıldığından, davacının davalı şirketin pay sahipliğinden çıkma davasının reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin gerekçesi ve dayandığı sebeplerin mahkemeye erişim hakkını kısıtlamakta olup adil yargılanma hakkının ihlali kapsamında olduğunu, mahkemenin gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davada TTK 638/2. Maddesinde belirtilen ortaklıkta çıkma ve çıkarılma koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin şirket ortaklığından çıkması için haklı sebebi bulunduğunu, davalı şirket tarafından 2016 yılından beri kar dağıtımı yapılmadığını, bu durumun bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, bu durumun bile ortaklıktan çıkarma için haklı bir sebep teşkil ettiğini, şirket yönetiminin hileli eylemleri nedeniyle müvekkili ile şirket yönetimi ve ortakları arasında güven ilişkisinin kalmadığını, şirket ortağı ... ...'ün şirketle hiçbir ilgisi olmayan tamamen kendi şahsi borçları nedeniyle ... Dış Cephe Sistemleri Ltd. Şti' ye ait 1.000.000,00.TL bedelli çek yazdığını akabinde davalı şirket tarafından anılan çekin ödenemediğini, davalı şirketin siciline kayıt düşüldüğünü, söz konusu çeki dava açıldıktan sonra yazdığını, şirketin hesaplarında bulunan 915.000,00.TL'nin davalı şirket müdürü tarafından şahsi menfaatleri doğrultusunda kullanıldığını, söz konusu şirketi batık hale getirdiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLER İLE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, Limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkma, kar payı ve ayrılma akçesi talepli alacak davasıdır.
Davacı tarafından, şirket kurulduğundan bu yana herhangi bir kar dağıtımı yapmadığını, bu kapsamda ortaklığın başından beri aradan geçen zamanda şirketin ticari defter ve kayıtları bilançoları, mizanları, banka hesapları, ortakların cari hesapları kullanılan banka kredileri, müşterek ve müteselsil olarak kefil olunan banka kredileri, yapılan menkul ve gayrimenkul alımları / satışları personel maaşları konularında şifahi olarak yapmış olduğu tüm başvurulara cevap verilmediğini, şirketin her geçen gün içinin boşaldığı yeni krediler kullandığı şirketin iş ve işlemlerinin diğer ortakların şirketlerine aktarıldığı duyumlarının alındığını, bu süreçte hiç aranmadığını şirketin iş ve işlemleri ile bilgi verilmediğini ve tamamen şirketin dışında tutulduğunu, bugüne kadar ortaklar kurulu toplantılarından haberdar edilmediğini, bu toplantıların gizlendiğini, alınan kararlardan haberi olmadığı gibi bilinçli bir şekilde attığı imzası da olmadığını, imzalarının taklit edildiğinin düşünüldüğünü belirterek, TTK 638/2 maddesinde düzenlenen ortaklıktan çıkma taleplerinin kabulü ile kendisine ait şirket ortaklık payının güncel ve gerçek değerinin saptanarak çıkma payı olarak kendisine ödenmesi talep edilmiş, davalı ise, ortaklıktan çıkma yönünde haklı bir nedenin bulunmadığını ve davanın reddi gerektiğini savunmuş, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nin 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
6102 Sayılı TTK'nin 638/2. maddesinde de; "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir" düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan haklı nedenlerle çıkma davası açılabilmesi için, davacı ortağın haklı nedenlerin ortaya çıkmasında kendilerinin eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla çıkmaya dayanak gösterilen haklı nedenlerin kendisinden kaynaklanmayan nedenler olduğunun da kanıtlanması gerekir.
Limited şirket ortaklığından çıkmak için geçerli haklı sebep kavramının ne olduğu konusunda yasada açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin uygulamalarında, haklı sebep kavramı; ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren ve dürüstlük kurallarına göre ortaklık ilişkisini sürdürmesinin ortaktan beklenemeyeceği haller olarak kabul edilmiştir. (Bkz. Çamoğlu, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku 2017, s.428) Haklı sebep kavramının her somut olayda mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekmekle birlikte, ortaya konulan haklı sebebin nesnel ve objektif ölçülere uygun olması gerekir.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21.11.2017 tarih 2016/4188 E., 2017/6392 K. sayılı kararı da aynı yöndedir)
Somut olayda; davalı şirketin kar dağıtmamış olması iddiasının ileri sürmesinin tek başına şirket ortaklığından çıkma için yeterli olmadığı, davacının azlık pay sahibi olarak TTK 511. maddesi uyarınca kar payı dağıtımı için şirket genel kurulunun toplantıya çağrılması girişiminde bulunarak kar payı dağıtımı talep etmesi, genel kurulda talep reddedildiği taktirde kararın iptaline yönelik dava açması gerektiği; bilgi hakkının kısıtlanması iddiası açısından davacının TTK'nın 437 ve 438. maddeleri gereğince bilgi alma, inceleme ve özel denetim isteme haklarını kullanabileceği, davacının bu haklarını kullanmasına engel olunduğu hususunun ispat edilemediği; taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği yönünden ise iddialara göre davacı ile dava dışı diğer şirket ortakları arasında anlaşmazlık olduğu anlaşılmakla birlikte dava dışı şirket ortaklarından kaynaklanan uyuşmazlık ve adli vaka olmadığı, davacının şirket ortaklar kuruluna çağrılmadığı, toplantılardan haberdar edilmediği, imzasının olmadığı iddiası yönünden davacı tarafından genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davası açılması mümkün olup, bu kapsamda dava açıldığına ilişkin beyan olmadığı, somut delil sunulmadığından şirket ortaklığından çıkma talebi açısından haklı neden olarak kabul edilemeyeceği; davacının şirketin kötü yönetildiği iddiası yönünden ise davalı şirketin öz varlıklarının dava açıldıktan sonra düşerek zarar ettiği, ancak davacı tarafından şirket yöneticisinin şirketi iyi yönetmediği iddia edilmesi halinde davacı tarafça yönetici değişikliği için yasal yollara başvurması mümkün olup, şirketin fesih ve tasfiyesi veya ortaklıktan çıkma yerine davacı tarafından şirketin yönetici değişikliği için yasal başvuru hakkının kullanılabileceği, bu kapsamda davacının diğer yasal haklarını kullanmadan bu hususun TTK 531 maddesi uyarınca haklı bir neden olarak kabul edilemeyeceği, bu kapsamda tüm bu hususların ortaklıktan çıkma için haklı neden oluşturmayacağı, mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, buna dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi'nin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40.TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 80,70.TL'nin mahsubu ile bakiye 534,70.TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,
3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince istinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan harcamaların kendi üzerine BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
5-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme dosya üzerinden yapıldığından lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6)-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesince karar tebliğ işlemlerinin Dairemizce taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, dava değeri göz önüne alınarak 7036 sayılı Kanun'un 7'nci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361'inci maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 07/07/2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
...
Başkan
...
¸e-imzalıdır
...
Üye
...
MUHALİF ¸e-imzalıdır
...
Üye
... ¸e-imzalıdır
...
Katip
... ¸e-imzalıdır
AZLIK OYU
Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir.
6102 sayılı Kanun'un 638/1 inci maddesi “Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir.
Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı Kanun'un 638/2 nci maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.
Kanun'da çıkma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkma isteyen ortak yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Zira hiç bir ortaktan haklı nedenlerle çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2015, s. 561). Aksi hâlde, ortak, onu ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında şirkette kalmaya mahkum edildikten başka, şirketten ayrılmasını gerektiren sebepler doğduğu hâllerde de şirketten ayrılamaz duruma düşürülür.
Haklı sebep şirketin yönetimine, ticari faaliyetlere, şirketin ekonomik durumuna, ortağın diğer ortaklarla kişisel ilişkilerine ilişkin olabilir. Ayrıca haklı sebep ortağın kendisi yanında şirket tüzel kişiliğinden yahut diğer ortaklardan da kaynaklanmış olabilir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki; çıkma davası açan ortağın haklı sebeplerin oluşumuna bilerek ve isteyerek yahut ihmal suretiyle katkı sağlamış olması durumunda bu sebeplere dayalı çıkma davası açması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine aykırılık teşkil eder. Burada önemli olan husus; ortaklık ilişkisinin ve şirket sözleşmesinin dürüstlük kuralına göre devam edebilmesinin çıkma isteyen ortak bakımından imkânsız hâle gelmesidir (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara, 2014, s. 2247; Mustafa Yasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt IV, Ankara, 2022, s. 4958, 4959; Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, Bursa, 2013, s.765).
İsviçre öğretisinde, çok önemli ve esaslı sebeplerin varlığı (wichtige Gründe) haklı sebep olarak kabul edilmiştir (H.Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.Bası, s.616, yönleşi: Forstmaster/Mayor-Hayoz/Nobel, 55/59 N.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesi gerekçesinde, İsviçre öğretisine atıfla; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli olarak azalması haklı sebepler arasında sayılmıştır. Haklı sebeplere; genel kurulun uzun süredir toplantıya çağrılmamış olması, şirketin uzun süredir organsız kalması, şirket yönetiminin sistematik şekilde şirket menfaatleri ya da azınlık menfaatlerini ihlal edici tavır ve davranışlar içerisinde bulunması, haklı gerekçesi olmadığı halde uzun süredir kâr yapı dağıtılmaması veya göstermelik olarak düşük oranda dağıtılması, buna karşılık şirket yöneticilerine huzur hakkı adı altında örtülü kazanç aktarımı, hakim ortak yöneticilerin şirket imkanlarından kendileri yararlanıp azınlık pay sahiplerini yararlandırmamaları gibi sebeplerin eklenmesi gerekir.
Esasen, anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine bu çözüm yolları denenmelidir.
Somut olayda; şirket kurulduğundan bu yana herhangi bir kar dağıtımı yapmadığını, bu kapsamda ortaklığın başından beri aradan geçen zamanda şirketin ticari defter ve kayıtları bilançoları, mizanları, banka hesapları, ortakların cari hesapları kullanılan banka kredileri, müşterek ve müteselsil olarak kefil olunan banka kredileri, yapılan menkul ve gayrimenkul alımları / satışları personel maaşları konularında şifahi olarak yapmış olduğu tüm başvurulara cevap verilmediğini, şirketin her geçen gün içinin boşaldığı yeni krediler kullandığı şirketin iş ve işlemlerinin diğer ortakların şirketlerine aktarıldığı duyumlarının alındığını, bu süreçte hiç aranmadığını şirketin iş ve işlemleri ile bilgi verilmediğini ve tamamen şirketin dışında tutulduğunu, bugüne kadar ortaklar kurulu toplantılarından haberdar edilmediğini, bu toplantıların gizlendiğini, alınan kararlardan haberi olmadığı gibi bilinçli bir şekilde attığı imzası da olmadığını, imzalarının taklit edildiğinin düşünüldüğünü davacı ileri sürmüş ise de; yerel mahkemece davacının sebeplerinin, hiçbiri şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilir görülmediğinden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilince istinaf aşamasında belli sebeplerin ileri sürüldüğü anlaşılmıştır, bu sebeplere sırasıyla gelinecek olursa;
-"...şirket defter ve kayıtlarının bildirimi, bilanço ve mizan bilgilerinin kendisi ile paylaşılması ve dava dilekçesinde yer alan hususlarla ilgili bilgi almak ve evrak temini için ... Noterliği'nin 11/07/2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname keşide edilmiştir. Buna rağmen davalı şirket tarafından müvekkilime bilgi ve evrak verilmemiştir..." yönünde istinaf talebinin; 6102 sayılı TTK'nın “Bilgi alma ve inceleme” başlıklı 614/(1) ve (2) bentleri uyarınca, her ortağın, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebileceği ve belirli konuda inceleme yapabileceği, genel kurulun bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellemese durmunda, ortağın istemi üzerine mahkemece bu hususta karar verilebileceğinden ve somut olayda, davacının bu konuda bir girişimde bulunmadığı, yasal yolları tüketmediği anlaşılmakla, bu açıdan istinaf talebinin yerinde olmadığı görülmektedir. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi 06/04/2016 tarih, 2015/8665 Esas - 2016/3695 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir)
-"...davalı şirketin 2016 yılından beri kar dağıtımı yapılmamıştır. nitekim kar dağıtımın yapıldığına ilişkin hiçbir veri dosyaya sunulmamıştır. kaldı ki bu durum dosyaya sunulan tüm bilirkişi raporlarında yer almaktadır. bu haliyle anılan husus bile tek başına ortaklıktan çıkarılma için haklı sebep teşkil etmektedir..." yönünden ve "...şirket ortağı ... ... şirketle hiçbir ilgisi olmayan tamamen kendi şahsi borçları nedeniyle ... dış cephe sistemleri ltd. şti' ye ait 1.000.000.TL (birmilyontürklirası) bedelli çeki, çekte yazılı hamile vermiş akabinde davalı şirket tarafından anılan çek ödenememiş çek nedeniyle davalı şirketin siciline kayıt düşülmüştür. nitekim söz konusu çek mersin 2. İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosyasından icraya konulmuş dosya içerisinde örneği bulunan haciz zaptı ile hacze gelinmiştir. bu haliyle şirket ortağı olan ... ... şahsi borcu nedeniyle şirketin çekini yazdırmakla kalmamış aynı zamanda icra takibi yapılarak haciz işlemi yapılmasına neden olmuştur. şirketin bu nedenle bankalar nezdinde tüm kredi gücü sona ermiş hiçbir finans kaynağı bulunamaz hale gelmiştir..." yönündem istinaf talepleri ise; bu güne kadar kar payı dağıtımının yapılmadığı ve davalı şirket ortağın şahsi borçları nedeniyle şirket üzerine haciz konulduğu gibi hususlarla ilgili olarak sadece şirket defter ve kayıtları ile bahsi geçen icra dosyaları getirtilmeden, salt şirketin sicil kayıtları üzerinden yapılan incelemenin eksik olacağı ve bu yönlerden davacının istinaf taleplerinin yerinde olduğu kanaatindeyim. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi 27/01/2016 tarih, 2015/6787 Esas - 2016/871 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir)
-".... 185 ada 1 parsel a blok 14.normal kat 67 bb nolu mesken adresi: ... mahallesi ... caddesi no: 7 ... sitesi a blok k:14 d:67 ... (uavt: ...) taşınmaz ile ilgili teknik bilirkişilerce yapılan araştırmalarda, gayrimenkulün 10.01 2020 tarihinde üçüncü kişiye satılmış olduğu bilgisine ulaşıldığıve taşınmazın değerinin 170.000.00-tl olacağının tespit edildiği, defter incelemelerinde bu taşınmazın 10.01.2020 tarih ve 46 madde numarası ile 108.000,00.TL'ye ... alıcılar hesap kod ile ...'a satıldığı ve ...'ın ödeme yapmadığı..." ve ".... 1123 ada 3 parsel b blok 15. normal kat 30 bb nolu mesken adres: ... mahallesi ... sokak ... sitesi no: 19 b blok k:15 d: 30 ... / ... 'taşınmaz ile ilgili; teknik bilirkişilerce yapılan araştırmalarda gayrimenkulün 23.01 2020 tarihinde üçüncü kişiye satılmış olduğu bilgisine ulaşıldığı ve taşınmazın değerinin 350.000,00.TL olacağının tespit edildiği, defter incelemelerinde; bu taşınmazın 23.01.2020 tarih ve 71 madde numarası ile 200.000,00.TL'ye ... alıcılar hesap kod ile ...'ye satıldığı ve ...'nin ödeme yapmadığı..." yönlerinden istinaf sebeplerinin ise; şirkete ait taşınmazların rayiç bedellerden düşük meblağlara satılması ve şirkete aktarılması gereken, belgelenen satışlardan doğan bu ödemelerin şirket defterlerine kaydedilip kaydedilmediği, kaydedilmişse ne şekilde kaydedildiği bilirkişilerce dikkate alınmış ve bu hususlar rapora yansıtılmış olmasına karşın, yerel mahkeme kararında bu hususlara hiç değinmediği gibi kötü yönetim açısından yapılan itirazların da değerlendirilmesi yada en azından bu hususlarda bir açıklama yapılması gerekirken yapılmaması kanımca hatalı olduğu ve bu yönlerden davacının istinaf taleplerinin yerinde olduğu kanaatindeyim. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi 18/04/2024 tarih, 2022/6490 Esas - 2024/3000 Karar sayılı - Yargıtay 11 Hukuk Dairesi 22/02/2024 tarih, 2022/7419 Esas - 2024/1381 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir)
Yukarıdaki açıklamalar ve değerlendirmeler ışığında; işbu davada şirketin feshi koşullarının oluştuğu ve ancak 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi gereğince mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahibine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebileceğinden, davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi gerekirken, davacının Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline sebep olacak şekilde, davanın reddi kararının uygun olduğuna dair sayın çoğunluğun fikrine karşı görüşteyim.
...
Üye
...
¸e-imzalıdır