AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no. 65174/11
Gülpınar ADIYAMAN / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hakimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 14 Ocak 2020tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
26 Eylül 2011 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 25 Eylül 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Gülpınar Adıyaman, 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması ve daha sonra avukat yokluğunda alındığı iddia edilen ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından aleyhinde kullanılması nedeniyle ceza yargılamalarının adil olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda başvuran ayrıca, yetkili makamların yargılamaların hazırlık aşamasında soruşturma tedbirleri alınmadan önce kendisine temel haklarının bildirmediğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, Hükümete tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Hükümet, dostane çözüm sağlanmasına yönelik girişimlerden sonuç alınamaması üzerine, 25 Eylül 2019 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmesi hususunda talepte bulunmuştur.
Hükümetin sunduğu deklarasyon metni aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddeleri kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanunun, avukata erişim hakkına sistemik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanunla değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanununun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yeniden açılmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikayetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, Gülpınar ADIYAMAN’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1. maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.”
6. Başvuranın temsilcisi, 24 Ekim 2019 tarihli yazıyla, tek taraflı deklarasyonda sunulan taahhütlerden tatmin olmadığını belirtmiştir.
7. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
8. Mahkeme ayrıca, bazı durumlarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini istese bile, başvuruyu, davalı Devletin tek taraflı deklarasyonuna istinaden, 37 § 1(c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
9. Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu deklarasyonu, başta Tahsin Acar kararı olmak üzere, içtihatlarından doğan ilkeler ışığında dikkatli bir şekilde inceleyecektir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlara ilişkin karar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; ayrıca bk. WAZA Spółka z o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007; ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
10. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarında, adli yardımın sistematik olarak reddedilmesi ve başvuranların mahkûmiyeti için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğer kararlar arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri /Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
11. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden davaya bakan mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
12. Ayrıca, Mahkeme, Türkiye aleyhine açılmış olanlar da dahil olmak üzere, ceza davalarının hazırlık aşamasında alınan soruşturma tedbirleri sırasında başvuranın avukatının hazır bulunmamasına ve bu tedbirlerden önce haklarının hatırlatılmamasına yönelik bir dizi şikayet hakkında yerleşik bir içtihada sahiptir (bk. İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve 3 diğerleri, 13 Eylül 2016; Hakan Duman / Türkiye , no. 28439/03, 23 Mart 2010; ve Navone ve Diğerleri / Monako no. 62880/11 ve 2 diğerleri, 24 Ekim 2013).
13. Mahkeme, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonunda, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin ihlal edildiğini açık bir şekilde kabul ettiğini gözlemlemektedir.
14. Avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Kanununu (5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
15. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşmede veya Protokollerinde ihlal olduğuna karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını getiren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yenilenme gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukun, dostane çözüme veya tek taraflı deklarasyona dayanarak bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, başvuranların yargılamaların yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/ Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012). 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
16. Bu bağlamda, Mahkeme, ayrıca, içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesinin, başvuranın bu yönde talepte bulunması durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetine haiz olduğu düşünülmektedir. Mahkeme’nin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu kaydetmektedir.
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
19. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
20. Yukarıdaki hususlar ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümet’in Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 6 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy