AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 20687/20
Abdulaziz ADIYAMAN/Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Anja Seibert-Fohr,
Stéphane Pisani
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 25 Şubat 2025 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 1966 doğumlu,Van’da ikâmet eden veVan Barosuna bağlı Avukat M. Kaçan tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Abdulaziz Adıyaman (“başvuran”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 15 Mayıs 2020 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 20687/20),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuranın yakalanması ve gözaltında tutulması sırasında maruz kaldığı kötü muamele iddiaları ve ardından yürütülen soruşturmanın etkinliğiyle ilgilidir.
2. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, Van ilinin Çaldıran ilçesinde belediye zabıtası olarak çalışmaktadır. Başvuran, 8 Ekim 2014 tarihinde, güvenlik güçlerince PKK (Kürdistan İşçi Partisi, silahlı terör örgütü) ile bağlantılı bazı gruplar tarafından düzenlendiği iddia edilen bir gösteride yakalanmıştır. Aynı gün, başvuran Çaldıran Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor, başvuranın olayların ardından sağ uyluğunda ağrı hissettiğini kaydetmiştir. Muayene koşulları hakkında rapordaki form doldurulmamıştır. Başvuran ardından gözaltına alınmıştır.
3. Başvuran, 9 Ekim 2014 tarihinde, aynı doktor tarafından yeniden muayene edilmiş ve doktor yeni bir sağlık raporu düzenlemiştir. Bu defa muayene koşullarına ilişkin formu dolduran doktor, muayene sırasında yalnızca doktor, başvuran ve başka bir sağlık görevlisinin hazır bulunduğunu ve başvuranın kısmen soyunması nedeniyle uygun koşulların sağlandığını belirtmiştir. Raporda, başvuranın bedeninde herhangi bir darp veya cebir izi bulunmadığı ve başvuranın herhangi bir şikâyette bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
4. Başvuran, 10 Ekim 2014 tarihinde, Çaldıran Devlet Hastanesinde başka bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonrasında düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın beden muayenesinden geçtiği ve herhangi bir sorun tespit edilmediği belirtilmiştir. Başvuranın genel durumu iyi ve bilinci açıktır.
5. Başvuran, aynı gün, Çaldıran Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vererek olaylara katılmadığını ve camiye girmeye hazırlanırken polis tarafından yakalandığını belirtmiştir. Başvuran, karakola girdiğinde polislerden birinin kâğıt havluya kimyasal bir sıvı döktüğünü ve bu kâğıt havluyla göğsünü ovuşturduğunu, bu durumun da kendisine şiddetli bir acı verdiğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatı, müvekkilinin yakalanırken darp edildiğini de eklemiştir. Avukat ayrıca, Cumhuriyet Savcısından, kimyasal sıvıyla temas etmiş olan başvuranın giysilerine delil olarak el konulmasını talep etmiştir. Daha sonra, başvuran Çaldıran Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiş ve burada önceki ifadelerini yinelemiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Daha sonra, cezaevine nakledilmeden önce, başvuran Yüzüncü Yıl Üniversite Hastanesine nakledilmiş ve burada herhangi bir yaralanma belirtisi bulunmadığına dair yeni bir sağlık raporu düzenlenmiştir.
7. Başvuran, 20 Ekim 2014 tarihinde, Çaldıran Cumhuriyet Savcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunarak olayların gidişatı, kendisine uygulanan darp ve kimyasal sıvıya ilişkin önceki ifadelerini bir defa daha yinelemiştir. Başvuran bu defa, 8 Ekim 2014 tarihli sağlık muayenesi sırasında beş polis memurunun hazır bulunduğunu ve doktorun kendisini muayene etmeden raporu düzenlediğini eklemiştir. Başvuran, ilgili memurlar hakkında ceza yargılamalarının başlatılmasını ve bu amaçla tanık ifadeleri, video kayıtları ve giysileri gibi ilgili delillerin toplanmasını talep etmiştir. Son olarak, başvuran, kapsamlı bir fiziksel ve psikolojik muayeneye tabi tutulmak üzere tam donanımlı bir hastaneye nakledilmesini talep etmiştir.
8. Başvuran, 21 Ekim 2014 tarihinde, Van Üniversite Hastanesine sevk edilmiştir. Bu hastane tarafından verilen sağlık raporu, sol uyluk hizasında 2 x 3 cm boyutlarında bir ekimoz olduğunu ve bu durumun basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceğini belirtmiştir.
9. 8 Eylül 2017 tarihinde, Çaldıran Cumhuriyet Savcısı, başvurana ilişkin sağlık raporlarında, herhangi bir yaralanma belirtisi bulunmadığı ve şüphelilerin de suçlamaları reddettiği kanaatine vararak, ilgili memurlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Dolayasıyla, Cumhuriyet Savcısı başvuranın iddialarını destekleyen somut bir delil bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvuranın bu karara karşı yaptığı itiraz, Erciş Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 20 Ekim 2017 tarihinde reddedilmiştir.
10. Daha sonra, başvuran, kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürerek, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4 Mart 2020 tarihli bir kararla Anayasa Mahkemesi, başka bir davada daha önce verdiği bir karara atıfta bulunarak, başvuranın iddialarını destekleyen sağlık raporlarının bulunmaması ve argümanlarındaki çelişkileri dikkate alarak, ilgilinin kabul edilebilir bir başvuruda bulunmadığını belirtmiş ve başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddetmiştir.
11. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince, kötü muameleye maruz kalmasından ve şikâyeti hakkında yürütülen soruşturmanın etkisiz olmasından şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, yakalandığı sırada şiddetli bir şekilde darp edildiğini ve kelepçeli halde polis karakolunda birkaç saat boyunca ayakta bekletildiğini, burada ayrıca göz yaşartıcı sıvı olduğunu düşündüğü bir kimyasal maddeye maruz kaldığını belirtmiştir. Başvurana uygulanan kötü muamele, 21 Ekim 2014 tarihli sağlık raporuyla kısmen doğrulanmış olmasına rağmen, Cumhuriyet Savcısı bu raporu dikkate almamış ve herhangi bir delili incelemeden ilgili memurlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
12. Hükümet, başvuranın kötü muameleye ilişkin kabul edilebilir bir şikâyette bulunmadığını, zira iki günlük gözaltı süresince düzenlenen hiçbir sağlık raporunda darp veya zorlama izleri bulunmadığını ve yaralanma izlerinden bahseden tek raporun gözaltı süresinin bitiminden on gün sonra düzenlendiğini ileri sürmüştür. Mahkeme ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına atıfta bulunarak, Hükümet Mahkemeden başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir.
13. Başvuran, hükümetin argümanlarını reddederek, bir avukata erişebildiği andan itibaren maruz kaldığı kötü muameleyi ayrıntılı olarak anlattığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, maruz kaldığı kötü muamelenin etkilerini belirlemek amacıyla kapsamlı bir fiziksel ve psikolojik muayene talep etmesine rağmen, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine yönlendirilmiş ve burada yüzeysel bir muayeneye tabi tutulmuştur. Son olarak, başvuran, kötü muamelenin niteliği ve soruşturmadaki eksiklikler hakkında önceki görüşlerini yinelemiştir.
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini yeniden belirtmektedir. Bu delillerin değerlendirilmesi için Mahkeme, “makul şüphenin ötesinde” delil standardını benimsemiştir; ancak yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımların ya da aksi ispatlanmamış benzer olgusal varsayımların bir arada var olmasının da yeterli delil teşkil edebileceğini eklemiştir. Söz konusu olaylar, tamamen veya büyük ölçüde yetkililerin münhasır bilgisi dahilinde olması durumunda, örneğin tutukluluk denetimine tabi tutulan kişiler gibi, bu tutukluluk sırasında meydana gelen yaralanmalara ilişkin güçlü varsayımlar söz konusudur. Bu durumda, mağdurun olaylar hakkında anlatımını şüpheye düşüren gerçekleri ortaya koyan deliller sunarak tatmin edici ve ikna edici bir açıklama yapmak hükümetin sorumluluğundadır. Böyle bir açıklama yapılmaması halinde, Mahkeme hükümet aleyhine sonuçlar doğurabilecek kararlar alabilmektedir (bk. Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, §§ 82-83, AİHM 2015, diğer atıflarla birlikte).
15. Davanın olaylarıyla olarak, Mahkeme, söz konusu dönemde, yani 8-10 Ekim 2014 tarihleri arasında, başvuranın dört defa sağlık muayenesine tabi tutulduğunu ve bu muayenelerin tümünde bedeninde herhangi bir darp veya cebir izi bulunmadığı sonucuna varıldığını kaydetmektedir. 8 Ekim 2014 tarihinde yayımlanan ilk rapor hariç, ulusal yargılama esnasında başvuran tarafından bu raporlara itiraz edilmemiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, ilk raporun, başvuranın sağ uyluk ağrısı çektiğini belirtmekle yetindiğini ve başvuranın ifadesine göre, polislerin huzurunda ve doktorun muayene etmeden düzenlendiğini belirttiğini gözlemlemektedir. Rapor, esasen muayenenin koşullarını belirtmediğinden, Mahkeme, başvuranda belirtilenlerin doğruluğunu tespit edememiş ve bu sonuca tam olarak güvenememiştir. Bununla birlikte, Mahkeme ancak, aynı doktorun ertesi gün düzenlediği, muayenenin herhangi bir görevlinin bulunmadığı bir ortamda yapıldığını belirten raporun da aynı sonuca vardığını ve başvuranda herhangi bir yaralanma izi bulunmadığını tespit edebilmektedir. Bu raporda ayrıca, başvuranın herhangi bir şikâyette bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca, 10 Ekim 2014 tarihinde, başvuranın -gözaltında bulunurken- serbest bırakılmasından önce ve daha sonra, tutuklanmasından önce iki farklı hastanede düzenlenen iki sağlık raporunun her ikisinde de, başvuranın bedeninde herhangi bir yaralanma izinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Başvuranın bu son muayeneler hakkında herhangi bir özel itirazda bulunmaması nedeniyle, Mahkeme sonuçlarını sorgulamak için herhangi bir neden görmemektedir.
16. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin sona ermesinden on bir gün sonra, başka bir hastanede muayene edilme talebinin ardından elde edilen 21 Ekim 2014 tarihli sağlık raporu sonuçlarının, başvuranın iddialarını doğrulamadığına karar vermiştir. Bu bağlamda, başvuran yakalanmasından sonra yapılan ilk sağlık muayenesinde sağ uyluğunda ağrı şikâyetinde bulunmuş ve göğsüne sıvı dökülmüş bir kâğıt havlunun ovuşturulmasından kaynaklanan ağrıları ayrıntılı olarak anlatmış olmasına rağmen, söz konusu raporda sol uyluk hizasında 2x3 cm boyutlarında bir ekimozdan bahsedilmiştir. Bu aşamada, Mahkeme, ulusal veya Mahkeme önündeki yargılamalar esnasında başvuranın hiçbir şekilde bedeninin diğer bölgelerinde yaralanma olduğunu belirtmediğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, son raporda bahsedilen ekimozun, başvuranın tutuklu bulunduğu süre içinde ortaya çıkmış olabileceğini, ancak başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında, ileri sürdüğü şikâyetinin, yalnızca yakalama ve gözaltı esnasında maruz kaldığı kötü muameleyle ilgili olduğunu kaydetmektedir.
17. Yukarıda belirtilenleri dikkate alan Mahkeme, başvuranın yakalanması ve gözaltında tutulması sırasında maruz kaldığını iddia ettiği kötü muameleye ilişkin tartışılabilir bir iddianın temelini oluşturmadığını veya inandırıcı bir iddiada bulunamadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
18. Mahkeme ayrıca, kötü muameleye ilişkin makul bir iddia bulunmaması nedeniyle, devlet makamlarının başvuranın iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yürütmeye yönelik pozitif yükümlülüğünün bulunduğunun değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir (bk. Maļinovskis/Letonya (k.k.), no. 48435/07, §§ 43 ve 52-53, 4 Mart 2014; Öcalan/Türkiye (k.k.), no. 12261/10, §§ 26-35, 4 Eylül 2018; ve Ghișoiu/Romanya (k.k.), no. 40228/20, §§ 48 ve 63-64, 29 Kasım 2022). Dolayısıyla, Mahkeme başvurunun bu kısmının da, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 20 Mart 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan