AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6080/06
Zeynep AHUNBAY ve diğerleri / Türkiye, Avusturya ve Almanya
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 21 Haziran 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi heyeti (İkinci Bölüm), 3 Mart 2006 tarihli başvuruyu ve Mahkeme İçtüzüğünün 40. maddesi anlamında başvurunun tebliğ edilmesine ilişkin karar ile İçtüzüğün 41. maddesi uyarınca, başvurunun öncelikli olarak değerlendirilmesine ilişkin kararı göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. T.C. vatandaşları olan beş başvuran; Zeynep Ahunbay, M. Oluş Arık, Metin Ahunbay, Özcan Yüksek ve Murat Cano, Batman’da bulunan Hasankeyf arkeolojik sit alanıyla (‘‘Hasankeyf sit alanı’’) ilgili çeşitli çalışma ve projelerde yer almış kişilerdir. Bu kişilerle ilgili bilgiler, belge ekinde bulunan listede özetlenmiştir (Ek I).
İlgililer, Mahkeme huzurunda, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Cano tarafından temsil edilmektedirler.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Davanın Oluşumu
a. Ilısu Barajı Projesi
3. Devlet Su İşleri (‘‘DSİ’’), 1954 yılında, Dicle Nehri üzerine bir baraj ve hidroelektrik santrali inşa edilmesini kapsayan Ilısu Projesi’yle (‘‘Proje’’) ilgili çalışmalar başlatmıştır.
4. Proje, 6.000 yılı geçkin bir süredir arkeolojik ve kültürel bir mirasın beşiği olan Hasankeyf sit alanını doğrudan tehdit etmektedir.
5. DSİ tarafından ilk fizibilite raporu 1971 yılında hazırlanmıştır.
6. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, bölgenin kültürel ve tarihi zenginliğini korumak amacıyla, 14 Nisan 1978 tarihli ve A-1105 sayılı kararıyla, yüzlerce kalıntı ve anıt bulunan Hasankeyf’i ‘‘birinci derece arkeolojik sit alanı’’ olarak sınıflandırmıştır, bu karar, söz konusu yerlerde yeni bir inşaat yapılmasını yasaklamış ve Hasankeyf sit alanının orijinal halinin korunmasını öngörmüştür (1991 yılında, başka yirmi iki eser daha bu tedbir kapsamında kabul edilmiştir.)
7. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), 1982 yılında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamının geliştirilmesine adanmış, Atatürk, Birecik ve Karakamış Barajları (günümüzde Fırat Nehri üzerinde işlevsellerdir) ile Kralkızı, Dicle ve Batman Barajları’nın da dâhil olduğu bir barajlar serisinin kurulmasını öngören büyük bir projeyi (Güneydoğu Anadolu Projesi - ‘‘GAP’’) ana hatlarıyla hazırlamıştır. Ilısu Barajının inşaatı, GAP’ın tamamlayıcı bir kısmını teşkil etmektedir. Barajın, 10 milyar m3’ü aşkın rezervuar hacmiyle, 1 200 MW kurulu güç üretmesi ve bölgede iş alanı oluşturması amaçlanmıştır.
8. Yaklaşık olarak 1,52 milyar Amerikan dolarına (‘‘USD’’) mal olacağı hesaplanan proje, 1993 yılının başında Hükümetin yatırım programına dâhil edilmiştir.
9. 1999 yılında, Hükümet ile İsviçre Sulzer Hydro-ABB ve Power Generation Şirketler Grubu (‘‘İsviçre grubu’’) arasında müzakereler başlatılmış ve projenin gerçekleştirilmesi için kamu ihalesi yapılması amacıyla bir sözleşme imzalanmıştır.
10. DSİ ile müzakereler, Eylül 2001 tarihinde finansal sebeplerle askıya alınmış ve Aralık 2003 tarihinde yeniden başlatılmıştır.
11. Dosyadan anlaşılmaktadır ki bu zaman zarfında, Hükümet ile İsviçre grubu arasında imzalanan sözleşme, İsviçre grubunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle, feshedilmiştir[1].
12. Projeden sorumlu yeni konsorsiyum, Türkiye, Almanya, İsviçre ve Avusturya şirketlerini[2] ve üç Avrupalı ihracat kredisi sigorta kurumunu[3] bir araya getirmiştir. Finansman düzenlemesi için de başka bir konsorsiyum kurulmuştur[4].
13. Projenin finansmanı hakkında yürütülen müzakereler, 2005 yılında sona ermiştir.
14. 2005 yılının Mayıs ayında, Hasankeyf sit alanında kamulaştırılacak parsellerin belirlenmesinin ardından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından kamu yararı kararı yayımlanmıştır.
15. Yetkili makamlar, 8 Temmuz 2005 tarihinde, ‘‘Hasankeyf Kültürel Mirasını Koruma ve Güvence Altına Alma Süreci Temel Kuralları’’ başlıklı bir metni onaylamışlardır.
16. Konsorsiyum Kurulu, 13 Aralık 2005 tarihinde, projeye dâhil olan tüm şirketlerin katılımıyla Viyana’da bir toplantı gerçekleştirmiştir.
17. Bakanlar Kurulu tarafından, 26 Haziran 2006 tarihinde, Ilısu Barajı’nın inşası için acil bir kamulaştırma kararı verilmiştir ve bu karar, 12 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.
18. İnşaat şantiyesi, 5 Ağustos 2006 tarihinde, bir törenle açılmıştır. İlk öngörülere göre, çalışmalar yedi yıl boyunca sürecektir.
19. Kuru Sepri Bölgesi (Hasankeyf’in 3 km kuzeyinde bulunmaktadır), mülkleri kamulaştırılan kişiler için "Hasankeyf’in nakledileceği yeni alan" olarak belirlenmiştir. Bu amaçla, GAP Yönetimi, DSİ makamları ve konsorsiyum, koordinasyon içerisinde iki eylem planı hazırlamıştır. Bu planlara göre, söz konusu dönemde Hasankeyf’in nüfusunun 4.000 olmasına rağmen, bölgede yaşayanların nakledileceği yeni alanın 8.000 kişiyi barındırması gerekmektedir.
20. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 22 Nisan 2008 tarihinde, 1587 sayılı kamu yararı kararını vermiştir. Bu metin, barajın yapımından etkilenen Hasankeyf’te ikamet eden kişilerin nakledileceği ve yeniden yerleştirileceği bölge olarak belirlenen arazileri kapsayan ve yukarıda belirtilen (yukarıdaki 17. paragraf) kamulaştırma kararına yasal bir dayanak olması için hazırlanmıştır.
21. Bakanlar Kurulu, 5 Mayıs 2015 tarihinde, 2015/7590 sayılı ve "Ilısu Barajı ve HES Projesinin Yapımından Etkilenen Ailelerin Yeni Yerleşim Alanına Nakilleri, Hak Sahiplikleri ve Borçlandırılmalarına İlişkin Usul ve Esaslar" başlıklı kararı vermiştir.
b. Hasankeyf Sit Alanının Korunmasına İlişkin Tedbirler
22. Kültür ve Turizm Bakanlığı ("Bakanlık") ve GAP Yönetimi tarafından, Hasankeyf Bölgesinin –görünür veya halen toprak altında olan- anıtlarının belirlenmesi, ortaya çıkarılması, nakledilmesi, geri kazanılması ve korunması amacıyla, 1991 yılında, 80 Milyon Amerikan doları olarak öngörülen bir bütçe ayrılmıştır.
23. Bakanlık, DSİ ve Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol uyarınca, 1998 yılında, arkeolojik kazılar başlatılmıştır. Bu çalışmalar, Bakanlığın idaresine geçmeden önce, 2003 yılına kadar Tarihsel Çevre Araştırma ve Değerlendirme Merkezi tarafından yönetilmiştir.
İlk arkeolojik keşifler, 289 sit alanında yapılmış ve "Kültürel Miras İçin Eylem Planı" isimli belgenin ekinde yer alan bir listede sıralanmıştır, bu eserler, Paleolitik Çağ’dan Ortaçağ’a kadar uzanan bir süreci kapsamaktadır.
24. Tahminlere göre, Hasankeyf sit alanının %80’i sular altında kalmaktan korunacaktır. Hasankeyf sit alanında yer alan ve barajın suları altında kalacak anıtların, yerlerinden çıkarılması ve orijinal durumları ve konumları korunarak, yeni bir iş alanı oluşturacak "Arkeolojik Açık Hava Parkı ve Müzesi[5]" isimli ulusal kültürel parka taşınması öngörülmüştür.
25. Avrupa Konseyi Kültür, Bilim ve Eğitim Komisyonu, 11 Aralık 2001 tarihinde, yukarıda belirtilenler ışığında, "Ilısu Barajı Projesinin Kültürel Mirasa Etkisi, Türkiye" başlıklı bir bilgi raporu sunmuştur.
Kültürel miras genel raportörü tarafından, 18 Aralık 2001 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne sunulan bu raporda aşağıdaki hususlar ele alınmıştır:
" (...) Dicle Nehri üzerinde Ilısu’da bir baraj inşa etme planı, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin sosyo-ekonomik gelişimi için çok geniş kapsamlı bir projenin parçasıdır. Eski Mezopotamya’nın bir kısmı olan bu bölgede, belirli sayıda baraj yapılması amaçlanmıştır, ancak kültürel mirasın üzerindeki etkileri nedeniyle aralarından iki tanesi özel bir önem arz etmektedir: ilki, muhteşem mozaiklerin keşfedildiği Zeugma’nın 2000 yılında sular altında kalmasına sebep olan Fırat Nehri üzerinde yer alan Birecik Barajıdır, ikincisi, XI. ve XIII. yüzyıllar arasında İpek Yolunun önemli bir etabını teşkil eden etkileyici Hasankeyf sit alanını can alıcı şekilde ilgilendiren Dicle Nehri üzerinde yer alan Ilısu Barajıdır.
(...) Başlangıçta Ilısu Projesi, bir konsorsiyum ve bir şirketler ortaklığıyla gerçekleştirilecekti, yani elektromekanik alanında; Sulzer Hydro (İsviçre – 1999 yılında Avusturyalı VA Tech Şirketine satılan) ve ABB Alstom Power (İsviçre – 2000 yılının Mart ayında Alstom France Şirketine satılan), mühendislik ve danışmanlık alanında: Binnie Black ve Veatch (RU) ve Dolsar (TR), kamu çalışmaları için şirketler birliği; Balfour Beatty ((RU), 2001 yılının Kasım ayında projeden çekilmiştir), Impregilo (İtalya, 2001 yılının Kasım ayında projeden çekilmiştir), Skanska (İsveç, 2000 yılının Eylül ayında projeden çekilmiştir), Kiska (TR), Nurol (TR) ve Tekfen (TR).
(...) Dicle ve Fırat Nehirlerinin ve kollarının üst vadilerinin arkeolojik mirası çok az araştırılmıştır. Ön araştırmalar yapılmıştır ancak sit alanlarının birçoğunda çalışmalar yapılması gerekmektedir. (...) Bununla birlikte son yıllarda, baraj projeleri, dikkatlerin öncelikli olarak bu bölgelere çekilmesine sebep olmuştur ve bu dikkat sırasıyla, doğal olarak gerekli görülen araştırma olanakları yaratmıştır. (...) Fırat Vadisi ile ilgili olarak, bölge halkı, özellikle Birecik Barajının sularının yükselmesinin camilerini tehdit etmesi nedeniyle, beklenmeyen bir şekilde, Greko-Roman Zeugma sit alanının görkemiyle ilgilenmeye başlamıştır. Diğer kaybolan hazineleri bilemiyoruz ve ne yazık ki onları tekrar bulamıyoruz. Ilısu Barajının kaybolmasına sebep olacağı Dicle vadisinin üst kesiminin büyük bir kısmı, günümüzde, keşfedilmeyi bekleyen büyük bir gizem barındırmaktadır. Burada yapılmış araştırmalar şimdiye kadar çok yüzeysel kalmıştır. Ancak Hasankeyf sit alanı, barajın yapımıyla ilgili muhalefetin odağı olması sebebiyle, zaten yeterince ulusal ve uluslararası düzende tanınmıştır.
(...) Barajdan etkilenen bölgede listelenmiş olan diğer 200 sit alanı gibi, Hasankeyf’in henüz kazı yapılmayan kısımlarının da bilimsel faydası, üst Mezopotamya’nın bu bölgesinin tarihi öneminden dolayı, çok büyük olabilir. Birleşik Krallık Belediyeler Odasının son raporu, Gre Dimse (Erken Demir Çağı’na ait bilinen ilk boyalı gemi) ve Ziyaret Tepe (Asur Dönemi sınır şehri) gibi henüz keşfedilmemiş bazı sit alanlarını göstermektedir. Ancak, bu sit alanlarının gerçek değeri henüz belirlenememiştir.
(...) Hasankeyf (Aramice ve Arapça "müstahkem kaya" anlamına gelir) tarihi, M.Ö. 7. Yüzyıla kadar anlatılabilir. Ortaçağ başında (IV. Yüzyıldan VI. Yüzyıla kadar), kent, Doğu dünyasının en eski Hıristiyan yerleşim yerlerinden biridir, ardından İslamiyet’in etkisi altına giren ilk Anadolu şehri olmuştur (VIII. Yüzyıl).Artuklu Saltanatının başkenti olan Diyarbakır’a eşdeğer bir konumdaydı (XI.-XII. Yüzyıllar).Bu şehrin altın çağı, 1100 ve 1236. arasında yaşanmıştır. Durumu, XVI. Yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başlamıştır. Köyün yaklaşık olarak 5000 nüfusu vardır. Belirli başlı kalıntılar, İpek Yolu üzerinde yer alan eski köprünün yıkılmış ayakları (VII. Yüzyılda yapılmış), aralarında sadece iki tanesi minare ve mihraplarını koruyabilmiş XII. Yüzyıldan XV. Yüzyıla kadar inşa edilmiş camiler, kale (XII. Yüzyıldan kalma bir kapısı vardır), Zeyn el-Abdin Mozolesi (XIII. Yüzyıla ait mozaiklere sahiptir), Abdullah Mozolesi (XIV. Yüzyıl) ve bölgede her yerde rastladığımız mağara yerleşimleridir.
Sadece kalenin üst kısmı ayakta kalabilmiştir ve (...) ardından bu kısmında çökebileceği görülebilir. (...)
Türkiye Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, 1978 yılında, Hasankeyf’i birinci derece sit alanı ilan etmiştir. Türk kültür envanterinde, 1985 yılında yirmi iki anıt tescil edilmiştir. (...). Böylece Kültür Bakanlığı, 1985 yılında, Ilısu Barajı Projesini kabul etmiş, Hasankayf’te arkeolojik koruma kazıları yapılmasına karar verilmiş ve çalışmalar, 1986 yılında, Profesör Oluş Arık[6] önderliğinde başlatılmıştır. (...) Profesör Algaze (Kaliforniya Üniversitesi), 1987 yılından 1990 yılına kadar, Fırat ve Dicle üzerinde kurulan barajların taşması sebebiyle, sular altında kalacak alanlar hakkında ilk ciddi araştırmayı yapmıştır. Ilısu bölgesinde, 200’den fazla sit alanı listelenmiştir. (...)."Güvenlik sorunları" sebebiyle, tüm arkeolojik çalışmalar 1991 yılından 1998 yılına kadar askıya alınmıştır.
Ilısu ve Karkamış Barajlarının suları tarafından tehdit edilen arkeolojik mirası kurtarma projesi amacıyla, 1998 yılında, Kültür Bakanlığı, DSİ ve Ankara’da bulunan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (...) arasında bir protokol imzalanmıştır. TAÇDAM projesi denilen bu proje, (...) bir yönetim kurulu tarafından idare edilmektedir. İlk olarak Karkamış Barajının sit alanında yapılan arkeolojik çalışmalara öncelik verilmiştir (ilk tamamlanması gerekendir), ancak yine de dikkatler Ilısu Bölgesine yoğunlaşmıştır. Elde edilen sonuçlar etkileyicidir.
Taçdam Projesinin alametleri altında, 1998 yılında Karkamış’ta 10, Ilısu’da 4 (367 sayfa) ve 1999 yılında Karkamış’ta 14, Ilısu’da 9 (854 sayfa) sit alanını ilgilendiren kazılar ile Türkçe ve İngilizce yayımlar bulunmaktadır. Amerikan, Alman, İtalyan, Japon ve İspanyol Üniversitelerden gelen arkeologlar, Türk meslektaşlarına katılarak, Türkiye’de faaliyet gösteren Amerikan, Alman ve Fransız Bilim Kurumlarıyla işbirliği yapmışlardır. Bununla birlikte Ilısu Bölgesinde yabancı uzman sayısı oldukça azdır ve makamlardan kazı izni almak kolay değildir. Hasankeyf denilen sit alanıyla ilgili kazılar, sadece Profesör Oluş Arık’ın sorumluluğu altında yürütülmüştür. Çalışmalar 1998 yılında yeniden başlatılmış ve 1998 ile 1999 yılları arasında yapılan kazılar, Taçdam 1999 faaliyet raporunda özetlenmiştir (...) Görünüşe göre, "kazılar, sit alanının % 5’inden daha azını etkilemiştir".
(...) Ilısu Barajı konusu, artık kamuya açıktır. Bölgenin yararı için, televizyon programları ve kampanyalar yapılarak olumlu projelerin (GAP) yanında olumsuz projeler (KHRP, vs.) hakkında uyarılar yapılmaktadır.
2. Somut olayda yürütülen davalar
a. Başvuran M. Cano tarafından açılan idari iptal davasıBaşvuran M. Cano, 14 Ekim 1999 tarihinde, ön koşul olarak, söz konusu projenin ve İsviçre Grubu ile Hükümet arasındaki anlaşmanın iptali talebiyle Bakanlar Kurulu(‘‘Kurul’’) başvurmuştur (yukarıda 9. ve 11. paragraflar). Kurul sessiz kalmıştır ve bu durum da talebin zımnen reddi anlamına gelmiştir.M. Cano, bu zımni red kararına Ankara İdare Mahkemesi’nde itiraz etmiştir.
1 Mart 2000 tarihinde, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, (‘‘Birlik’’) başvuran M. Cano’nun tarafında davaya katılmak isteğinde bulunmuştur.
6 Nisan 2000 tarihli kararla, Ankara İdare Mahkemesi, Diyarbakır İdare Mahkemesi ("DİM") lehine yetkisizlik kararı vermiştir. M. Cano, Danıştay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
28. 16 Ekim 2000 tarihinde, Danıştay, yetki konusundaki ihtilafın temyize elverişli olmadığı gerekçesiyle, temyiz başvurusunu reddetmiş ve dava dosyasını Ankara İdare Mahkemesi’ne göndermiştir. Bunun üzerine, Ankara İdare Mahkemesi de dava dosyasını DİM’e göndermiştir.
29. 22 Şubat 2001 tarihinde, DİM de görevsizlik kararı vermiş ve dava dosyası Danıştay’a gönderilmiştir.
30. Danıştay 10. Dairesi, 12 Haziran 2001 tarihinde, Birlik’in müdahil taraf olma talebini kabul etmiştir. Birlik, böylelikle davaya davacı taraf olarak katılmıştır.
31. 27 Eylül 2001 tarihli kararla, Danıştay 10. Dairesi, olumsuz yetki uyuşmazlığı hakkında kesin olarak karar vermiş ve DİM’in davaya bakmaya yetkili olduğuna karar vermiştir.
32. DİM, 20 Kasım 2001 tarihinde, dava açma ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davayı reddetmiştir.
33. M. Cano, temyiz başvurusunda bulunmuş ve aynı vesileyle, DİM kararının yürütülmesinin durdurulmasını talep etmiştir.
34. 10. Daire, 4 Haziran 2002 tarihinde, yürütmenin durdurulması talebini kabul etmiştir.
35. 13 Haziran 2003 tarihinde, Danıştay 10. Dairesi, M. Cano’ya Türk vatandaşı olarak mahkemede dava açma hakkı (locus standi) olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
36. 10. Daire, 21 Aralık 2005 tarihinde, Kurul tarafından sunulan karar düzeltme talebini reddetmiş ve esas yönünden inceleme için dava dosyasını DİM’e göndermiştir.
37. DİM, 14 Haziran 2007 tarihinde, DSİ’nin davalı Bakanlar Kurulu yanında davaya katılma talebini kabul etmiştir.
38. Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu (‘‘Bölge Kurulu’’), 1 Temmuz 2009 tarihinde, idari inceleme başlatmış ve Hasankeyf Bilimsel Danışma Kurulu nezdinde, şu eserlere ilişkin olarak yer değiştirme imkânının bulunup bulunmadığını araştırmıştır: Küçük Saray ve eklentileri, Koç Camisi, El-Rızk Camisi, Yamaç Külliyesi dini kompleksi ve Sultan Süleyman Han Camisi; Bölge Kurulu aynı zamanda, Sultan Süleyman Han ve Koç camileri arasındaki alanın ve Kızlar Camisi ile Artuklu Hamamı’nı birbirinden ayıran alanın kazı planı hakkında bilgi edinmeye çalışmıştır.
39. 29 Nisan, 15 Mayıs ve 17 Kasım 2009 tarihlerinde verilen sekiz kararla, Bölge Kurulu, Hasankeyf’te bulunan bazı eser ve anıtların rölöve, restitüsyon, konservasyon, restorasyon ve konsolidasyon planlarının uygun olduğu sonucuna varmıştır.
40. 31 Aralık 2009 tarihinde, DİM, bilirkişiye başvurulmasına ve bilirkişiler tarafından 23 Mart 2011 tarihinde Hasankeyf sit alanında keşif yapılmasına karar vermiştir. Hâkimler, bilirkişileri, söz konusu projenin sit alanı üzerindeki etkilerini tespit etmekle ve
- Hangi bölge ve anıtların sular altında kalacağını;
- Eserlerin yer değiştirme durumunda zarar görüp görmeyeceğini;
- Hangi eserlerin yerlerinin değiştirilemeyeceğini;
- Yer değiştirme planının, diğerlerinin yanı sıra, 16 Ocak 1992 tarihli Arkeolojik Mirası Koruma Avrupa Sözleşmesi’ni de içeren ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olup olmadığını (aşağıda 69. paragraf);
- Projenin gerçekleştirildiği ve belirlenen eserlerin taşındığı varsayıldığında, arkeolojik sit alanının niteliğinin değişip değişmeyeceğini ve başlangıçta su baskınından korunduğu kabul edilen kısmın zamanla hasar görüp görmeyeceğini;
- İhtilaf konusu yerin dışında baraj yapılmasını imkânsız hale getiren nedenlerin bulunup bulunmadığını ve son olarak,
- Kamu yararına yönelik zorlayıcı sebeplerin, projenin gerçekleştirilmesini gerektirip gerektirmediğini belirlemekle görevlendirmiştir.
41. M. Cano, bu denli karmaşık bir davayı aydınlatmak amacıyla teknik bilgilerinin yetersiz olduğunu ileri sürerek, bilirkişi heyeti üyelerini reddetmiştir.
42. Yine 31 Aralık 2009 tarihinde, DİM, (Nurol A.Ş. ve Cengiz A.Ş. tarafından kurulan) Nurol-Cengiz isimli ortak şirketin davalı idarenin tarafında davaya katılma talebini kabul etmiştir.
43. 11 Ağustos 2010 tarihinde, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi Bilim Komisyonu (‘‘Bilim Komisyonu’’) bir rapor düzenlemiş ve bu rapor çerçevesinde, Hasankeyf’teki bazı yerlerin ve anıtların korunması amacıyla gereken tedbirlerin alınması koşuluyla konsolidasyon çalışmalarına devam edilmesini kabul etmiştir; böylelikle, Bilim Komisyonu, 21 Temmuz 1983 tarihli 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırı şekilde, sit alanının tamamına ilişkin kapsamlı bir koruma eylem planının bulunmadığını vurgulamıştır.
44. 21 Şubat 2011 tarihinde, DİM, bilirkişilerin reddedilmesine ilişkin talebi, bu bağlamda ileri sürülen gerekçenin, kendisine göre, hâkimlerin reddi konusunda belirtilen ve adli bilirkişilere kıyas yoluyla uygulanabilir olan durumlardan birini teşkil etmemesi sebebiyle reddetmiştir (yukarıda 41. paragraf).
45. 23 ve 24 Mart 2011 tarihlerinde, M. Cano’nun katılımıyla, Hasankeyf sit alanında bilirkişi keşfi gerçekleştirilmiştir.
46. 3 Haziran 2011 tarihinde, bilirkişi heyeti raporunu sunmuştur. Öncelikle, bilirkişiler, söz konusu durumun, bu konuda uzmanlaşmış hukukçuların takdirine bırakılması gerektiğini belirterek, eylem planının uluslararası antlaşmalara uygunluğu hakkında karar vermekle görevli olmadıklarını belirtmişlerdir.
DİM tarafından yöneltilen sorulara cevap olarak, bilirkişiler, öncelikle, projenin sonunda sular altında kalabilecek olan alanlar, anıtlar ve eserlerin listesini sunmuşlardır.
Diğer yandan, bu arada, yukarıda belirtilen Bilim Komisyonu’nun dağıldığını tespit ederek (yukarıda 43. paragraf), bilirkişiler, tehdit altındaki eserleri sağlamlaştırmak, yerlerini değiştirmek ve restore etmek için uygun araçları/yöntemleri belirlemek amacıyla bu eserlere ilişkin - şimdiye dek var olmayan - eksiksiz bir envanter düzenlemek için acil bir eylem planı hazırlamak ve uygulamakla görevlendirilecek olan bu türden yeni bir merciinin kurulması gerekliliğinin altını çizmişlerdir. Bilirkişiler, böyle bir merciinin kurulmasının, arkeolojik mirasın korunması açısından hayati önem taşıdığını ifade etmişlerdir.
47. Üstelik bilirkişilere göre, yer değiştirmeye elverişli olmayan ve özel kazı ve koruma tedbirlerinin acilen alınmasını gerektiren 550 yerleşim yerinden bazılarının ve höyüklerin dışında, anıtların ve eserlerin yer değiştirmesi teknik açıdan mümkündü. Genellikle su baskınından uzak tutulması gereken yerler kısa vadede korunmaktaydı, ancak uzun vadede, su baskınına maruz kalabilecek bölgelerde tehlikeyi azaltabilecek tedbirleri öngörmek gerekmekteydi. Bilirkişiler, olay yerine yaptıkları ziyaret sırasında, Ilısu Barajı’nın yapım aşamasında olduğunu kaydetmişlerdir; bilirkişilerin değerlendirmelerine göre, barajın normal su yüksekliğinin 525 m. olması ve minimum verimliliğin 485 m. olmasını gerektirmesi nedeniyle, barajın maksimum su yüksekliği 530 m. olmaktaydı.
Bilirkişiler aynı zamanda, su yüksekliğinin maksimum olabileceği ve Dicle Nehri’nin farklı kollarının ortak bir havzada birleşebileceği yerin bulunmasının amaçlandığını belirterek, barajın yapım yerinin seçimi konusundaki incelemelerini sunmuşlardır. Bilirkişiler, suyun günlük akışı üzerinde yürütülen incelemeler dikkate alındığında, bu varsayım çerçevesinde, beklenen üretimin en yüksek olabileceği gerekçesiyle, Hasankeyf sit alanının seçenekler arasında en uygunu olduğu kanaatine varmışlardır.
Bilirkişiler, Türkiye’nin, kendi ihtiyacının % 70’ini yabancı kaynaklardan sağladığını ve bu ihtiyacın devamlı olarak yıllık % 7 artış gösterdiğini dikkate alarak, bu barajın enerji ithalatını azaltabileceğini de vurgulamışlardır. Böylelikle, baraj yapımının ekonomik yönden katkısı, yılda yaklaşık 300 milyon USD’ye yükselebilecektir.
Dolayısıyla, bilirkişiler, projenin gerçekleştirilmesini haklı gösteren kamu yararına yönelik zorlayıcı sebeplerin bulunduğu sonucuna varmışlardır.
48. M. Cano, bu raporu imzalayanların bağımsız olmadıklarını; arkeoloji, çevre, mimarlık ve tarihi eserlerin restorasyonu alanlarında yetersiz olduklarını ileri sürerek bu rapora itiraz etmiş, ancak herhangi bir netice alamamıştır.
49. 30 Eylül 2011 tarihinde, DİM, 25 Temmuz 2011 tarihinden itibaren faaliyete geçen, yeni Batman İdare Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiştir.
50. Böylelikle, dava dosyasını incelemesinin ardından, 28 Mayıs 2012 tarihli kararla, Batman İdare Mahkemesi, bire karşı iki oyla, ihtilaf konusu projenin iptaline ilişkin talebi reddetmiştir.
M. Cano, 5 Temmuz 2012 tarihinde, bu karara karşı temyize başvurmuştur.
51. 9 Temmuz 2013 tarihinde, Danıştay 10. Dairesi, temyiz başvurusunu tüm yönlerden reddetmiştir.
52. M. Cano, 6 Kasım 2013 tarihinde, Danıştay 10. Dairesi nezdinde karar düzeltme talebinde bulunmuştur ve aynı vesileyle, ihtiyati olarak, Batman İdare Mahkemesi kararının icrasının durdurulmasını talep etmiştir.
53. Mahkeme’nin bu davanın sonucuna dair herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır.
b. Başkaları tarafından başlatılan diğer idari davalar
i. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na dayanan birinci dava
54. Dosya, DSİ’ye projenin uygulanabilirliği hakkında karar verme yetkisi tanıyan ve 26329 sayılı Resmi Gazete’de ("RG") yayımlanan, Bakanlığın 4 Ekim 2006 tarihli 717 sayılı kararına karşı, Birlik, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Arkeologlar Derneği ile birlikte 74 vatandaş tarafından açılan davaya atıfta bulunmaktadır.
55. 26 Kasım 2008 tarihli kararla, Danıştay 6. Dairesi, arkeolojik sit alanına zarar verecek nitelikte bir baraj yapılmasının uygunluğu hakkında karar verme hususunun, Bakanlığın münhasır yetkisi kapsamına girdiğini ve dolayısıyla, Bakanlığa, kendi yetkisini DSİ’ye vermesi konusunda izin verilmediği gerekçesiyle, yukarıda belirtilen Bakanlık kararının iki maddesini iptal etmiştir.
ii. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na dayanan ikinci dava
56. Dosyadan, İsviçre Grubu ile Hükümet arasında 1993 yılında yapılan anlaşmanın ardından, projenin iptaline yönelik bir diğer davanın, Birlik, Peyzaj Mimarları Odası ("Oda"), Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği ve Hasankeyf Belediyesi ile birlikte Kemal Vuraldoğan tarafından Danıştay’da 1999 yılında açıldığı anlaşılmaktadır.
57. M. Cano tarafından açılan davaya atıfta bulunarak, (yukarıda 26 paragraf), yukarıda belirtilen kişi ve makamlar özellikle, Hasankeyf sit alanının kaçınılmaz şekilde Ilısu Barajı’nın suları altında kalabilecek olması nedeniyle, en az 22 tarihi anıttan oluşan kültürel mirasın tahribata uğrayacağını ileri sürmüşlerdir. İlgililere göre, proje, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu ihlal etmiştir.
58. Danıştay 10. Dairesi, ilgililerin davasını reddetmiştir. İlgililer, Danıştay Genel Kurulu nezdinde itirazda bulunmuşlardır. Danıştay Genel Kurulu, görünüşe göre, 2010/968 sayılı 7 Ekim 2010 tarihli kararla, itiraz edilen kararı bozmuştur.
Mahkeme, bu davanın sonucu hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir.
iii. 1587 sayılı ve 22 Nisan 2008 tarihli kamu yararı nedeniyle kamulaştırma kararının iptali davası
59. Dosyada yer alan belgelere göre, bir diğer iptal davası, kamulaştırma avukatı Serkan Ramanlı tarafından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 1587 sayılı ve 22 Nisan 2008 tarihli kamu yararı kararına itiraz etmek amacıyla idare mahkemeside açılmıştır (yukarıda 20. paragraf).
60. 13 Ocak 2010 tarihinde, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, su baskını tehdidi altındaki tarihi binaların nakledilmesi amacıyla yetkili makamlar tarafından alınan kesinleşmiş herhangi bir kararın bulunmaması sebebiyle, ihtilaf konusu kararın iptaline karar vermiştir ve böylelikle, her türlü kamulaştırma kararı dayanaktan yoksun kalmıştır.
iv. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine İlişkin Dava
61. Dosyaya göre, Birlik ve Oda, 9 Ağustos 1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin (‘‘Yönetmelik’’) ihlal edildiği iddiasıyla, başka bir idari dava daha açmıştır.
62. Söz konusu yönetmeliğin ilk versiyonu, 7 Şubat 1993 tarihinde yayımlanmıştır (21489 sayılı RG). Bu metnin geçici 1. maddesinin uygulama alanı, belirtilen tarihten önce planlanan hiçbir projeyi kapsamamaktadır. Bununla birlikte makamlar, yönetmelik tarafından zorunlu kılınan çevresel inceleme sürecini atlayarak ve bu maddenin gereğini yaparak Ilısu Barajının çalışmalarını başlatmışlardır.
Makamlar, 1993 ve 2016 yılları arasında, yedi defa bu yönetmeliği yeni bir metinle yer değiştirmek üzere ve on bir defa metinde değişiklik yapmak üzere toplam on-yedi defa metin üzerinde değerlendirme yapmışlar, her defasında benzer muafiyet hükümlerini korumuşlardır. En son tarihli metin 2014 yılına aittir, bu metin de 2016 yılında değişikliğe uğramıştır.
63. Birlik ve Oda, 2011 yılının başında, Danıştay önünde, yukarıda belirtilen geçici 3. maddenin geçerliliğine itirazda bulunmuşlardır. Yüksek Mahkeme, ihtilaf konusu muafiyet maddesinin somut olayda uygulanamayacağı sonucuna vararak, bu başvuruyu kabul etmiştir.
Bununla birlikte, Çevre ve Orman Bakanlığı, bu kararın açıklanmasının hemen ardından 14 Nisan 2011 tarihinde, projenin uygulanabilirlik istisnalarına dâhil edilebileceği şekilde, yönetmeliği yeniden ele almıştır (27905 sayılı RG). Buna eş zamanlı olarak, 4 Nisan 2012 tarihinde, Başbakanlık, 2012/10 sayılı genelgeyi yayımlamıştır, bu genelgenin 7. maddesinde Ilısu Barajının yapımı için gerekli, taş ocakları, tedarik yolları, elektrik direklerinin kurulması gibi altyapı ve temel çalışmalarının, bahsedilen denetimden muaf tutulacağı açıklanmıştır.
64. Birlik ve Oda, bu genelgeye karşı da Danıştay 14. Daire önünde itirazda bulunmuşlardır.
65. Danıştay 14. Daire, 7 Ocak 2013 tarihinde taraflara tebliğ edilen bir kararla, Ilısu Barajının yapım çalışmalarının yürütülmesinin durdurulmasına ve bu türden çalışmaların, ancak yönetmeliğe uygun olarak çevresel etkenlerin değerlendirilmesinin tamamlanmasına müteakip olarak sürdürülebileceğine hükmetmiştir.
66. Bu duruma rağmen, yakın zamanda yürütmenin durdurulması kararının, ‘‘barajın inşasına engel teşkil etmediğini ve çalışmalara kararlılıkla devam edileceğini’’ açıklayan DSİ idaresi tarafından söz konusu kararın bugüne kadar halen icra edilmediği görülmektedir.
B. İlgili İç Hukuk
1. 21 Temmuz 1983 tarihli ve 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
67. 2863 Sayılı Kanun’un somut olayla ilgili maddeleri aşağıdaki hususları içermektedir:
Madde 6
Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:
(...)
c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları (...)
Madde 20
Taşınmaz kültür varlıkları ve parçalarının, bulundukları yerlerde korunmaları esastır. Ancak, bu taşınmaz kültür varlıklarının başka bir yere nakli zorunluluğu varsa veya özellikleri itibariyle nakli gerekli ise, Koruma Bölge Kurullarının uygun görüşü ve gereken emniyet tedbirleri alınmak suretiyle Kültür ve Turizm Bakanlığınca istenilen yere nakledilebilir.
2. 11 Ağustos 1983 Tarihli ve 2872 Sayılı Çevre Kanunu
68. 2872 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, sürdürülebilir bir çevre, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünkü hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma terimi ise, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi belirtmektedir.
Söz konusu kanunun ‘‘çevresel etki değerlendirmesi’’ başlıklı 10. maddesine göre, gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı alınmadıkça, bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Söz konusu değerlendirmeye tâbi projeler veya bu değerlendirmeden muaf tutulan projeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nce belirlenir (yukarıdaki 61. ve 62. paragraflar).
C. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa Konseyi’nin Hukuki Metinleri
a. Sözleşmeler ve Tüzükler
i. Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (La Valette, 16 Ocak 1992)[7]
69. Bu sözleşme, belirli bir bölgenin tarihi boyunca oluşan ve günümüze ulaşan tüm kültürel ifade şekillerini temsil eden mirası, söz konusu bölgede, şu veya bu zamanda hüküm süren siyasi durumdan bağımsız olarak, korumak ve bu mirasa değer kazandırmak için evrensel bir ilke oluşturmaktadır. Sözleşme’nin somut olayla ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Arkeolojik mirasın tanımlanması
Madde 1
1. Bu Sözleşmenin (değişikliğe uğramış halinin) amacı Avrupa’nın kolektif hafızasının kaynağı ve tarihi ve bilimsel incelemeler için bir araç olarak arkeolojik mirası korumaktır.
2. Bu amaçla,
i. insanlık tarihinin gelişimini ve onun doğal çevre ile ilişkilerini korumaya ve izlemeye yardım eden,
ii. kazılmaları veya bulunmaları ve diğer araştırma metotları sonucunda insanlık ve onunla ilgili çevre hakkında başlıca kaynak oluşturan,
iii. Tarafların yetki alanı içerisindeki alanlarda bulunan
geçmiş çağlardaki insanlığın bütün kalıntıları ve objeleri ile diğer izleri, arkeolojik mirasımızın öğeleri olarak kabul edileceklerdir.
3. Yapılar, inşaatlar, bina grupları, düzenli sit alanları, taşınabilir objeler, başka cins anıtlar ile bunların karada veya denizde bulundukları bağlam, arkeolojik miras içerisine dâhildir.
Mirasın Tespiti ve Koruma Tedbirleri
Madde 2
Her bir taraf, Devletlerin kendine özgü yöntemlerine göre, arkeolojik mirasın korunması için aşağıdaki hususları öngörerek yasal bir rejim oluşturacaktır;
i. Arkeolojik mirasın bir envanterinin çıkarılması ve koruma altına alınacak abideler ve alanların tespiti,
ii. yerüstünde veya denizde görülebilir kalıntılar olmasa dahi, maddi delillerin daha sonraki nesiller tarafından incelenmesine imkân vermek üzere arkeolojik koruma alanlarının oluşturulması,
iii. arkeolojik miras varlıklarının tesadüfen bulunması hallerinde, bunları bulan kişinin zorunlu olarak resmi makamlara bildirmesi ve haklarında inceleme yapılması.
Madde 3
Arkeolojik mirası korumak ve arkeolojik araştırma çalışmalarının bilimsel önemini teminat altına almak için Taraflar aşağıda belirtilen hususları taahhüt ederler:
i. kazı ve diğer arkeolojik faaliyetler için yetki verme ve denetim yöntemlerini aşağıdaki hususları sağlayacak şekilde uygulanması;
a. kaçak kazı yapılmasının ve arkeolojik miras unsurlarının çıkarılmasının engellenmesi,
b. arkeolojik kazılar ve arazi araştırmalarının bilimsel bir şekilde;
- mümkün olan her yerde yıkıcı olmayan yöntemler kullanarak yapılması,
- arkeolojik miras unsurlarının, korunması, saklanması ve yönetimi için gerekli düzenlemeler yapılmaksızın kazılar sırasında veya sonrasında çıkarılmaması ve açıkta bırakılmamasının sağlanması,
ii. Kazıların ve tahripkâr olması muhtemel tekniklerin sadece kalifiye ve özel olarak yetkili kılınmış kimseler tarafından kullanılmasının sağlanması,
iii. Devletin iç hukukunun öngördüğü hallerde, metal detektörlerin ve diğer herhangi bir arama cihazının veya başka arkeolojik araştırma yöntemlerinin kullanılmasının özel bir ön izne bağlanması.
Arkeolojik Mirasın Tamamen Koruma Altına Alınması
Madde 5
Her bir Taraf,
i. arkeoloji ile ilgili gereksinimlerde uzlaşmaya ve ortak hareket etmeye ve arkeologların aşağıdaki hususlara katılımlarını gözlemleyerek bir düzenleme yapılmasını;
a. arkeolojik bir menfaat teşkil eden sit alanlarının korunması, muhafazası ve değerli hale getirilmesi için dengeli stratejiler oluşturulmasını amaçlayan planlama politikalarına,
b. düzenleme programlarının farklı aşamalarına;
ii. söz konusu bölgenin arkeologları, şehir plancıları ve düzenleyici kişiler arasında aşağıda belirtilen amaçlarla bir istişare sağlanmasını:
a. arkeoloji mirasına olumsuz etki yapmaları muhtemel düzenleme planlarının değiştirilmesi,
b. sit alanına uygun bilimsel bir inceleme yapılması için sonuçların yayımlanmasıyla birlikte yeterli zamanın ve aracın verilmesi,
iii. çevreye etki üzerindeki incelemelerin ve bunlardan kaynaklanan kararların, arkeolojik sitler ve çevrelerini göz önünde bulundurmasına dikkat edilmesini,
iv. düzenleme çalışmaları vesilesiyle arkeolojik miras unsurlarının bulunmuş olması durumunda, uygun olan hallerde bunların bulundukları yerlerde (in situ) korunmalarının öngörülmesini,
v. arkeolojik alanların halka açılışında, özellikle çok sayıda ziyaretçinin kabulü için kurulan yapısal düzenlemelerin, bu tür alanların ve çevresinin arkeolojik ve bilimsel niteliklerine zarar vermemesini sağlamayı taahhüt eder.
Kamu Bilincinin Artırılması
Madde 9
Her bir taraf,
i. Geçmişin ve arkeolojik mirasa yönelik tehlikelerin dahi iyi anlaşılması için, kamu oyunda bu mirasın değeri hakkında bir bilincin uyandırılması ve geliştirilmesi amacıyla eğitimsel faaliyetler yürütmeyi,
ii. Halkın arkeolojik mirasın önemli unsurlarına, özellikle arkeolojik alanlara erişebilmelerini ve seçilen arkeolojik eserlerin halka sergilenmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.
ii. Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (Grenade, 3 Ekim 1985)[8]
70. Bu Sözleşme’de aşağıdaki hususlar öngörülmektedir:
Mimari Mirasın Tanımlanması
Madde 1
İşbu Sözleşmede geçen ‘‘Mimari Miras’’ deyimi aşağıda belirtilen kalıcı varlıkları kapsayacaktır:
1. Anıtlar: Tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal ve teknik bakımdan önemleri nedeniyle dikkate değer binalar ile diğer yapılar ve bunların müştemilatı ile tamamlayıcı kısımları;
2. Bina Grupları: Topografik olarak tanımlanabilecek birimleri oluşturmaya yeterince uygun olan ve tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımdan önemleri nedeniyle dikkate değer, kentlerde veya kırsal bölgelerdeki mütecanis bina grupları;
3. Ören Yerleri (Sit alanları): Topografik olarak tanımlanabilecek derecede yeterince belirgin ve mütecanis özelliklere sahip, aynı zamanda tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımdan dikkate değer, kısmen inşa edilmiş insan emeği ile doğal değerlerin birleştiği alanlar.
Koruma Politikaları
Madde 10
Her bir Taraf, aşağıda belirtilen entegre koruma politikalarını uygulamayı taahhüt eder:
1. Mimari mirasın korunmasını, kırsal yörelerle şehirlerin düzenlenmesinde başlıca hedefler arasına dâhil etmek ve bu gereksinmenin hem düzenleme planlarının hazırlanması hem de söz konusu planların uygulamaya konulması aşamalarında dikkate alınmasını sağlamak,
2. Mimari Mirasın restorasyonu ve bakımı ile ilgili programları teşvik etmek,
3. Mimari Mirasın korunması, bunun teşviki ve yaygınlaştırılmasını kültürel ve çevresel planlama politikalarının başlıca unsuru olarak kabul etmek,
4. Kırsal yöreler ve kent planlamasında koruma önlemlerinin mümkün olan her durumda alınmasını kolaylaştırmak ve iş bu Sözleşmenin 3. maddesinin 1. fıkrasının anlamı uyarınca korunmayı gerektirmediği halde, konumu bakımından bir değer taşıyan binaların da kentsel ve kırsal çevre ve yaşam tarzı çerçevesinde korunmasını ve kullanılmasını sağlamak,
5. Mimari Mirasın geleceğine esas teşkil etmek üzere, geleneksel becerilerin uygulanmasını ve kullanılan malzemenin geliştirilmesini teşvik etmek.
iii. Avrupa Kültür Varlıklarına Yönelik Suçlar Anlaşması (Delphi, 23 Haziran 1985)[9]
71. Bu anlaşma’ya göre:
III. Bölüm- Kültürel Varlığın Korunması
Madde 4
Her bir taraf kültürel varlığı korumanın gerekliliği konusunda halk bilincini arttırmak için uygun önlemleri almalıdır.
Madde 5
Taraflar kültürel varlıkla ilgili suçların önlenmesi konusunda işbirliği yapmalıdır ve bu suçlar nedeniyle kaybolan kültürel varlığın bulunması amacıyla gerekli önlemleri almalıdır.
iv. Avrupa Mimari Miras Tüzüğü, Strazburg, 29 Temmuz 1975[10]
72. İşbu Tüzük, aşağıda belirtilen ilkeleri açıklamaktadır:
(...) 19 Aralık 1954 tarihli Avrupa Kültür Sözleşmesi’ne taraf olan Avrupa Konseyine üye Devletlerin, bu Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca, Avrupa’nın ortak kültürel mirasını korumaya ve kalkınmayı teşvik etmeye yönelik tedbirleri almakla yükümlü oldukları (...) kanaatine vararak,
Mimari mirasın korunmasının, geniş ölçüde vatandaşların hayatında bu korumanın yer almasına ve bölgenin düzenleme ve imar planlarında dikkate alınmasına dayandığı (...) kanaatine vararak, aşağıdaki maddeleri taahhüt eder:
1. Avrupa mimari mirası, sadece en önemli abidelerimizden değil, aynı zamanda eski şehirlerimizin ve geleneksel köylerimizin, doğal çevrelerinde teşkil eden veya inşa edilenlerin bütününden ibarettir.
2. Geçmişin mimari miras içerisinde yaşatılması, dengeden ve insan mutluluğundan ayrı düşünülemez bir çevre teşkil etmektedir.
3. Mimari miras, yeri doldurulamaz dini, kültürel, ekonomik ve sosyal bir temel değerdir.
4. Tarihi mimarilerin yapısı, toplumların uyum dengesini korur.
5. Mimari miras, eğitici bir değere sahiptir.
6. Mimari miras, tehlikededir.
7. Mimari mirasınuygun şekilde koruma altına alınması, tehditleri ortadan kaldırır.
8. Uygun koruma, adli, idari, finansal ve teknik yöntemlerin kullanılmasını gerektirir.
9. Mimari mirasın uygun şekilde korunmasında her türlü işbirliği kaçınılmazdır.
10. Mimari miras, kıtamızın ortak servetidir.
v. Avrupa Kültür Sözleşmesi (Paris, 19 Aralık 1954)[11]
73. Bu Sözleşme’nin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 1
Her Akit Taraf, Avrupa’nın müşterek kültür mamelekindeki milli payını idame ettirmek ve bunun gelişmesini teşvik etmek için kendisine has tedbirleri alacaktır.
Madde 2
Her Akit Taraf, imkân nispetinde,
a. vatandaşlarını diğer Akit Tarafların medeniyet, tarih ve dillerini tetkik etmeye teşvik edecek, diğer Akitlere de kendi ülkesinde bu gibi tetkiklerde bulunmak hususunda kolaylık gösterecektir;
b. diğer Akit Taraflar ülkesinde kendi medeniyet, tarih, dil veya dillerinin tetkikinin gelişmesine ve Akit Tarafların vatandaşlarına da kendi ülkesi üzerinde kabul tetkikleri yapma imkanının sunulmasına gayret sarf edecektir.
Madde 3
Akit Taraflar, Avrupa menfaatine olan kültürel faaliyetlerinin gelişmesini temine matuf müşterek hareketleri uyumlaştırma gayesiyle Avrupa Konseyi çerçevesi dâhilinde istişarelerde bulunacaklardır.
Madde 4
Her Akit Taraf, imkân nispetinde, ikinci ve üçüncü maddenin tatbiki gayesiyle kültürel kıymeti haiz eşyanın olduğu gibi, şahısların da tedavül ve mübadelesini kolaylaştıracaktır.
Madde 5
Her Akit Taraf, Avrupa kültürü için bir kıymet ifade edip kendi kontrolü altında bulunan eşyaları, Avrupa’nın müşterek kültür mamelekinin ayrılmaz bir cüzü olarak telakki edecek, onları korumak için lüzumlu tedbirleri alacak ve bu eşyaların tetkik edilebilmelerini kolaylaştıracaktır.
vi. Avrupa Konseyi Toplum İçin Kültürel Mirasın Değeri Çerçeve-Sözleşmesi (27 Ekim 2005)
74. Belirtilen tarihte, Türkiye’nin taraf olmadığı bu Sözleşme, 17 ülkede yürürlüğe girmiştir. Sözleşme metni aşağıda belirtilen hükümleri içermektedir:
Önsöz
İşbu Sözleşme’yi imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,
Avrupa Konseyi’nin amaçlarından birinin, ortak miras olan insan haklarına saygı, demokrasi ve hukuk devleti üzerine temellenen ideal, ilke ve değerleri korumak ve güçlendirmek amacıyla veüyeleri arasında daha güçlü bir birlik oluşturmak olduğu kanaatiyle;
İnsanı ve insani değerleri, kültürel mirasın geniş ve bütün bir kapsamının merkezine alma gerekliliğini kabul ederek;
Gelişmekte olan bir toplumun hayatının sürdürülebilir olarak kalkınmasının ve kalitesinin kaynağı olarak iyi yönetilen kültürel mirasın değerini ve potansiyelini vurgulayarak;
Herkesin, başkalarının hak ve özgürlüklerine saygı duyarak ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde (1948) yer alan ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966) ile güvence altına alınan kültür hayatına özgürce katılma hakkının bir sonucu olarak kendi seçtiği kültürel mirasa sahip çıkma hakkı bulunduğunu kabul ederek;
Kültürel mirasın devam eden tanımlanması ve yönetimi sürecine her bireyin dâhil edilmesi gerektiği bilinciyle;
Tüm kültürel mirasları, hakkaniyete uygun olarak inceleyen,ayrıca kültürler ve dinler arası diyalogu güçlendiren miras politikalarının ve eğitim girişimlerinin gerekliliği esasına inanarak;
Özellikle Avrupa Kültür Sözleşmesi (1954), Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (1985), Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1992, değiştirilmiş) ve Avrupa Peyzaj sözleşmesi (2000) gibi çeşitli Avrupa Konseyi metinlerine atıfta bulunarak;
Bu ilkelerin etkin olarak uygulanmasıyla ilgili olarak devam eden süreci destekleyecek Pan-Avrupalı bir işbirliği kadrosu oluşturmanın gerekliliğinden emin olarak aşağıdaki hususları taahhüt ederler:
Madde 1
Sözleşme’nin Amaçları
‘‘ Bu Sözleşme’nin Tarafları:
a) Kültürel mirasa ilişkin hakların, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde tanımlandığı gibi kültürel yaşama katılma hakkının doğasında var olduğunu kabul etmek,
(...)
c) Kültürel miras ve onun sürdürülebilir kullanımının amacının insan gelişimi ve yaşam kalitesi olduğunu vurgulamak,
(...) üzerinde mutabıklardır.’’
Madde 2
Tanımlar
‘‘ Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından,
a) Kültürel miras, geçmişten devralınan, insanların, sürekli değişen değer, inanç, bilgi ve geleneklerinin anonim bir ifadesi ve yansıması olarak ayırt ettikleri bir kaynaklar kümesidir,
b) Bir miras topluluğu, kültürel mirasın, kamu eylemi çerçevesi içinde, sürdürülmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasını arzu ettikleri belli yönlerine değer veren insanlardan oluşur. ’’
(...)
Madde 4
Kültürel Mirasa İlişkin Haklar ve Yükümlülükler
‘‘ Taraflar,
a) Yalnız ya da toplu, herkesin kültürel mirastan yararlanma ve zenginleşmesi yönünde katkı sağlama hakkının var olduğunu,
(...)
c) Kültürel miras hakkının kullanılmasının, demokratik bir toplumda sadece kamu menfaati ve diğerlerinin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla gerekli olan sınırlamalara tabi olabileceğini kabul ederler. ‘‘
Madde 5
Kültürel Miras Hukuku ve Politikaları
‘‘ Taraflar,
a) Toplum için önemlerine uygun olarak kültürel mirasın bileşenlerine ilişkin kamu menfaatini tanımak,
b) Kültürel mirasın değerini, tanımlanması, üzerinde çalışılması, yorumlanması, korunması, muhafazası ve tanıtımı yoluyla artırmak,
c) Her bir Taraf’ın kendine özgü, 4. madde’de tanımlandığı şekilde kültürel miras hakkının kullanılmasını düzenleyen yasal hükümlerin var olmasını sağlama almak,
d) Kültürel miras etkinliklerine katılımı destekleyen ekonomik ve toplumsal bir iklimi teşvik etmek,
e) Kültürel mirasın korunmasını sürdürülebilir kalkınma, kültürel çeşitlilik ve çağdaş yaratıcılık hedeflerini karşılıklı desteklemek konusunda esas etken kılmak,
f) Kaynağını dikkate almaksızın, kendi yasal sınırları içinde yer alan kültürel mirasın değerinin farkında olmak,
g) Bu Sözleşme’nin hükümlerinin yerine getirilmesini kolaylaştırmak amacıyla tümleşik stratejiler geliştirmek yükümlülüğü altına girerler. ‘‘
Madde 6
Sözleşmenin Etkileri
‘‘ Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü:
a) İlgili uluslararası metinlerin, özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi tarafından korumaya alınmış olan insan hakları ve temel özgürlüklerin sınırlanması ya da zayıflatılması,
b) Diğer ulusal ya da uluslararası yasal metinlerin kültürel miras ve çevreye ilişkin daha yararlı hükümlerinin etkilenmesi,
c) Uygulanabilir haklar yaratılması olarak yorumlanamaz.’’(...)
Madde 8
Çevre, Miras ve Yaşam Kalitesi
‘‘ Taraflar, kültürel çevrenin miras özelliği taşıyan bütün yönlerinden,
a) Gereken yerde kültürel miras etki değerlendirmesine başvurarak ve iyileştirme stratejileri uygulayarak, ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel gelişme ile arazi kullanımı planlaması süreçlerini zenginleştirmek,
b) Kültürel, biyolojik, jeolojik ve peyzajla ilgili farklılıklara ilişkin, bu bileşenler arasında bir denge kurmak amacıyla, tümleşik bir yaklaşım geliştirmek,
(...)
d) Çevreye, kültürel değerlerini tehlikeye atmadan, yeni eklenen unsurlarda kalite hedefini geliştirmek amacıyla yararlanmak sorumluluğunu taşırlar. ’’
75. Bu metne ilişkin yayımlanmış açıklayıcı rapora göre, kültür mirasıyla ilgili düzenlenmiş olan metinlerin kültürel, maddi ve maddi olmayan varlıkları, içsel veya bilimsel bir değere sahiplerse ya da kültürel çeşitliliğe katkıda bulunuyorlarsa, kendileri tarafından korunacak unsurlar olarak değerlendirmektedir. Çerçeve-Sözleşme, kültürel mirasın değerinin, Avrupa’da her bireyin hayatına etkin olarak katkı sağlayıp sağlamamasıyla ölçüldüğü hususunu da ekleyerek, bu kazanım üzerine oluşturulmuştur. Bu yaklaşımın sonucu, kültürel mirasın korunmasına ve değerlendirilmesine ilişkin çabaların, ikincil bir faaliyet olarak değil, günlük hayatın kalitesi ve gelecek ilerlemeler için temel varlıkların korunması ve bu varlıklara değer kazandırılması amacıyla gerçekleştirilecek kaçınılmaz bir eylem olarak algılanması gerektiğidir.
Rapora göre, miras topluluğu kavramı, metinde şu şekilde sunulmuştur; bir birey, kültürel bir mirası, diğerleri ile etkileşim aracı olarak görerek, bir topluluğun üyesi haline gelir. Burada bir miras topluluğu, etnik kökenlere ya da diğer hareketsiz topluluklara gönderme yapmayan değişken bir geometri olarak tanımlanmaktadır. Bu türden bir topluluk, bir dilin kullanılmasına veya bir dine inanılmasına bağlı ya da insani değerlerden veya birlikte yaşanmış bir geçmişten kaynaklanan coğrafi bir dayanağa sahip olabilir. Bununla birlikte miras topluluğu, ortak bir menfaatten veya başka türden bir menfaatten de kaynaklanmış olabilir. Arkeolojik sebepli bir tercih, örneğin sadece üyelerinin faaliyetlerine uygun olarak kültür mirasıyla bağlı üyeleri olan ‘‘arkeolojik bir topluluk’’ oluşturabilir.
Bu Çerçeve-Sözleşme’nin hükümleri, insan haklarına ve temel özgürlüklere uygun olarak yorumlanacaktır.
b. Tavsiye Kararları
i. Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Arkeolojik Mirasın Şehir ve Ülke Planlama Çalışmaları Çerçevesinde Korunması ve geliştirilmesine İlişkin R (89) 5 Sayılı Tavsiye Kararı (13 Nisan 1989)
76. Bu tavsiye kararı diğerleri arasında şu hükümlere yer vermektedir:
(...)
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğü’nün 15.b sayılı maddesi hükümleri çerçevesinde, (...)
Üye Devletlerin Hükümetlerinin aşağıdakileri yerine getirmesini tavsiye eder:
(...)
III. Arkeolojik verilerin, şehir ve ülke planlama süreçlerinde zaruri bir unsur olarak kabul edilmesini sağlamak için gereken yasal ve idari önlemlerin aşağıdaki yollarla alınması:
(...)
iii. arkeologlar, plancılar ve geliştiriciler arasında aşağıdaki koşulları gerekli yerlerde sağlamak üzere sitlere veya arkeolojik menfaate ilişkin danışma çalışmalarının yapılması,
- arkeolojik miras üzerinde büyük bir etki yaratması muhtemel gelişim planlarının düzeltilmesi,
- sit alanı üzerinde uygun bir bilimsel çalışmanın yapılması ve bu çalışmanın sonuçlarının yayınlanması için gereken zaman ve kaynağın sağlanması, (...)
ii. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Mimari Mirasın Korunmasına İlişkin 880 Sayılı Tavsiye Kararı (8 Ekim1979)
77. Söz konusu tavsiye Kararı aşağıdaki hususları içermektedir:
(...)
3. Parlamenterler Meclisi’nin 1972 yılında 681 sayılı tavsiye kararında sunduğu talep üzerine, Bakanlar Komitesi tarafından mimari mirasın durumu hakkında düzenlenen raporu (4666) takdir ederek,
4. Bu rapora göre, değerli ve eşi bulunmaz Avrupa mimari mirasının, ihmal, aşağılanma, yıkım ve uygunsuz yeni yapılar tarafından tehdit edilmeye devam ettiğini dikkate alarak ve son yıllarda bu sorunla ilgili olarak daha da endişe duyulmasına rağmen, alınan tedbirlerin yetersiz kaldığını ve tedbirlerin uygulanmasında geç kalındığını tespit ederek,
5. Avrupa mimari mirasının korunması sorumluluğunun ortak bir şekilde üstlenilmesi gerektiği kabul edildiğinde, Avrupa ülkelerinin tamamının, mimari menfaat teşkil eden yapıları ve sit alanlarını sınıflandırmak amacıyla, mümkün olduğunca kıyaslanabilir kriterleri uygulamaya gayret etmeleri ve bu yapılan korunması amacıyla yasal, idari ve finansal etkin tedbirler almaları gerektiğinin bilinciyle,
6. Sadece münferit kalmış büyük yapıları değil, aynı zamanda tarihi ve mimari menfaat teşkil eden bina guruplarını tespit etme ve koruma gerekliliği konusunda ısrar ederek,
7. Şehir planlamanın ve bölge düzenlemenin tüm aşamalarında koruma sorunlarının en yüksek düzeyde dikkate alınıp alınmadığını denetleme gerekliliğinin altını çizerek,
(...)
12. Bakanlar Komitesine,
A. Bakanlar Komitesi tarafından Parlamenterler Meclisine sunulan raporda (Doc. 4300) yer alan Avrupa mimari mirasının güncel durumu hakkındaki bilgileri dikkate alarak, tüm üye Devletlerin hükümetlerini, Avrupa Mimari Mirası Tüzüğü’nde ve Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen (76) 28 sayılı Tavsiye Kararında açıklanan ilkelerin ve tavsiye kararlarının uygulanması için en etkin tedbirleri almaya ve aşağıda belirtilenleri denetlemeye davet etmeyi, (...)
tavsiye eder.
c. mimari ve tarihi menfaat teşkil eden birçok sit alanının belirlenip belirlenmediğini ve bu sit alanlarının uygun bir korumadan faydalanıp faydalanmadığını,
d. mimari mirasın etkin korunmasını sağlamak amacıyla, aşağıda belirtilen hususları da içerecek şekilde, şayet henüz mevcut değilse, yasal yetkilerin öngörülüp öngörülmediğini:
e. sınıflandırılan büyük yapıların yıkımına veya nadiren değiştirilmesine karşı itiraz etme yetkisi;
f. türü ne olursa olsun binaların yıkımı için veya koruma altında olan bir alanda yeni binaların inşası için yetkili bir makamın onayını isteme yetkisi;
g. söz konusu yapı veya sit alanı sınıflandırılmış olsun ya da olmasın, mimari veya arkeolojik mirasa zarar verebilecek tüm inşaat ya da yıkım çalışmalarının askıya alınmasına karar verme yetkisi;
h. mümkün olduğu kadarıyla tarihi yapıların malzemesine zarar veren atmosfer kirliliğini azaltma veya ortadan kaldırma yetkisi;
i. suç işlenmesi durumunda, suçlunun meşru olmayan eylemi sebebiyle konuyla ilgili tüm haklarında mahrum bırakılması amacıyla yeterince ağır ceza verme yetkisi;
j. yasal olmayan şartlarda inşa edilmiş olan yapıların yıkımına karar verme yetkisi;
(...)
q. yeni projelerin tasarlanması anlayışının, bu projelerin hem yakın çevre üzerindeki hem de daha uzak perspektifler üzerindeki sonuçlarını dikkate alması gerekmektedir, (...).
2. UNESCO’nun Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi (Paris, 16 Kasım 1972)[12] Bu Sözleşme’nin ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
(...)
Kültürel mirasın ve doğal mirasın sadece geleneksel bozulma nedenleriyle değil, aynı zamanda daha da tehlikeli olan çürüme ve tahrip olgusuyla bu durumu vahimleştiren, sosyal ve ekonomik hayatın değişmesiyle gittikçe artan bir şekilde yok olma tehdidi altında olduğunu tespit ederek,
Kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiğini göz önünde tutarak,
(...)
Kültürel ve doğal varlıklara ilişkin mevcut uluslararası sözleşme, tavsiye ve kararların, hangi halka ait olursa olsun, bu eşsiz ve yeri doldurulmaz kültür varlıklarının korunmasının dünyanın bütün halkları için önem taşıdığını gösterdiğini göz önünde bulundurarak,
(...)
Madde 1
Bu sözleşmenin amaçları bakımından aşağıdakiler "kültürel miras" sayılacaktır:
(...)
- Sitler: Tarihsel, estetik, etnolojik veya antropolojik bakımlardan istisnaî evrensel değeri olan insan ürünü eserler veya doğa ve insanın ortak eserleri ve arkeolojik sitleri kapsayan alanlar.
Madde 4
Bu Sözleşmeye taraf olan devletlerden her biri, 1 ve 2. maddelerde sözü edilen ve kendi topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasın tespit edilmesi, korunması, muhafazası, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevinin öncelikle kendisine ait olduğunu kabul eder. Bunun için kaynaklarını sonuna kadar kullanarak ve gerektiği takdirde özellikle mali, sanatsal, bilimsel ve teknik alanlarda her türlü uluslararası yardım ve işbirliği sağlayarak elinden geleni yapacaktır.
Madde 5
Bu Sözleşmeye taraf olan her Devlet, kendi topraklarındaki kültürel ve doğal mirasın etkili şekilde korunması ve muhafazasını ve mümkün olduğunca aktif şekilde geliştirilmesini sağlamak amacıyla, her ülkenin kendine özgü koşulları çerçevesinde, şu çabaları gösterecektir:
a) Kültürel ve doğal mirasa toplum yaşamında bir işlev vermeyi ve bu mirasın korunmasını kapsamlı planlama programlarına dâhil etmeyi amaçlayan genel bir politika benimsemek;
b) Kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve geliştirilmesi için, halen mevcut değilse, topraklarında bir veya daha fazla hizmet kurumunu, işlevlerini yerine getirmeye yeterli olacak görevli ve araçlarla kurmak;
c) Bilimsel ve teknik çalışma ve araştırmaları geliştirmek ve Devletin kültürel ve doğal mirasını tehdit eden tehlikelere karşı harekete geçmesine olanak sağlayacak müdahale yöntemlerini mükemmelleştirmek;
d) Bu mirasın saptanması, korunması, muhafazası, geliştirilmesi ve canlandırılması için gerekli olan uygun yasal, bilimsel, teknik, idarî ve malî önlemleri almak; ve
e) Kültürel ve doğal mirasın korunması, muhafazası ve geliştirilmesi konularında eğitim yapan ulusal veya bölgesel merkezlerin kurulmasını veya geliştirilmesini desteklemek ve bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmek.
3.Birleşmiş Milletler Örgütü’nün ("BM") Metinleri
a. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Paris, 10 Aralık 1948)İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 22 ve 27. maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 22
Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenlik hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes, onur ve kişiliğinin serbestçe gelişimi için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.
Madde 27
1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bunun sağlayacağı faydalardan yararlanma hakkına sahiptir.
2. Herkes, yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunması hakkına sahiptir.
b. 16 Aralık 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ("Sözleşme I") Türkiye tarafından 23 Eylül 2003 tarihinde onaylanan, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin 1. fıkrasının a) bendi aşağıdaki şekildedir:
"1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin:
(a) Kültürel yaşama katılma hakkına (...) sahip olduğunu kabul ederler."1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme I’in uygulanmasının takibi, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi ("ESKH") tarafından sağlanmaktadır. ESKH, "genel yorumlar" yayımlamakta ve bu yorumlar çerçevesinde, Sözleşme I’in hükümleri hakkında kendi yorumunu ifade etmektedir. ESKH, bugüne kadar 21 genel yorum yayımlamıştır. Bu yorumların sonuncusu, Sözleşme I’in yukarıda belirtilen 15. maddesinin 1. fıkrasının a) bendiyle ilgilidir. Söz konusu "21 No’lu Genel Yorum" aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
"(...) 1. Kültürel haklar, insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve diğer haklar gibi evrensel ve bölünemez nitelikte olup, birbiriyle ilişkilidir. Kültürel hakların tam anlamıyla desteklenmesi ve bu haklara saygı gösterilmesi, insan onurunun korunması ve çok kültürlü ve çeşitliliklerden oluşan bir dünyada, bireyler ve topluluklar arasındaki olumlu toplumsal etkileşimin sağlanması açısından temel önem taşımaktadır.
2. (...) Herkesin kültürel yaşama katılma hakkı, bireylerin ve toplulukların değerlerini, dinlerini, geleneklerini, dillerini ve diğer kültürel referanslarını aktarmalarını sağlayan ve karşılıklı anlayış ve kültürel değerlere saygı gösterilen bir ortamın gelişmesine katkıda bulunan eğitim hakkıyla (13 ve 14. maddeler) da doğrudan bağlantılıdır. (...)
6. Kültürel yaşama katılma hakkı bir özgürlük olarak nitelendirilebilir. Bu hakkın sağlanması için taraf Devletin hem müdahaleden kaçınması (kültürel faaliyetlerin uygulanmasına ve kültürel varlık ve hizmetlere erişime müdahale etmemesi) hem de pozitif eylemde bulunması (kültürel yaşama katılım için gereken koşulları sağlamak, kültürel yaşamı kolaylaştırmak ve geliştirmek ve kültürel varlıklara erişimi ve bu varlıkların korunmasını sağlamak) gerekir. (...)
10. Geçmişte ‘‘kültür’’e ilişkin çeşitli tanımlar yapılmıştır; gelecekte de başka tanımların yapılması olasıdır. Tüm bu tanımlar, ‘‘kültür’’ kavramının ayrılmaz bir parçası olan pek çok unsura atıfta bulunmaktadır.[13]
11. Komite, kültürü, insan varlığının tüm biçimlerini içine alan, geniş ve kapsayıcı bir kavram olarak görmektedir. Ayrıca, ‘‘kültürel yaşam’’ ibaresi, kültürün tarihsel, dinamik ve değişen; geçmişi, şimdisi ve geleceği olan, yaşayan bir süreç olduğuna açıkça atıfta bulunmaktadır.
12. Kültür kavramı, birbirinden yalıtık biçimler ya da kapalı bölümler olarak değil, bireylerin ve toplulukların kendilerine özgü nitelikleri ve farklılıklarını korurken insanlığın kültürüne ifade kazandırdıkları etkileşimli bir süreç olarak algılanmalıdır. Bu kavram, toplumun yaratısı ve ürünü olarak kültürün bireyselliğini ve "ötekiliğini" dikkate almaktadır.
13. Komite, 15. maddenin 1(a) paragrafının uygulanmasının amacı bakımından, kültürün, bireylerin, birey gruplarının ya da toplulukların insanlıklarına ve varlıklarına atfettikleri anlamı ifade etmelerinin ve kendi yaşamlarını etkileyen dış kuvvetlerle karşılaşmalarını temsil eden dünya görüşünü inşa etmelerinin aracısı olan, diğer şeylerin yanı sıra, yaşam tarzlarını, dili, sözlü ve yazılı edebiyatı, müziği ve şarkıları, sözsüz iletişimi, din veya inanç sistemlerini, ayin ve törenleri, sporu ve oyunları, üretim yöntemlerini ya da teknolojiyi, doğal ya da insan yapımı çevreleri, yiyeceği, giysileri ve konutları ve sanat, adet ve gelenekleri kapsadığını düşünmektedir. Kültür, bireylerin, birey gruplarının ve toplulukların refahla ilgili değerlerini ve ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamlarını biçimlendirir ve yansıtır. (...)
15. Kültürel yaşama katılım ya da katılma hakkının, diğerlerinin yanı sıra, birbiriyle ilişkili üç ana unsuru vardır: (a) katılım, (b) erişim ve (c) kültürel yaşama katkı sağlama. (...) Erişim, özellikle, herkesin - bireysel olarak, başkalarıyla birlikte, bir topluluk ya da grup içerisinde - eğitim ve enformasyon yoluyla kendisinin ve başkalarının kültürünü bilme, anlama ve kültürel kimliği tam anlamıyla göz önünde bulunduran nitelikli eğitim ve öğretim görme haklarını kapsar. (...)
17. Herkesin kültürel yaşama katılma hakkı, uluslararası insan hakları belgelerinde tanınan diğer hakların kullanımıyla yakından ilintilidir. Dolayısıyla, taraf Devletler, uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan tüm insan haklarını korumak ve geliştirmek için, 15. maddenin 1(a) paragrafında belirtilen yükümlülükleriyle birlikte, işbu Sözleşmenin diğer maddelerinden ve diğer uluslararası belgelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekle de görevlidir. (...)
43. (...) Bu bağlamda, insan haklarına ilişkin normların, özellikle de bilgi edinme ve ifade hakkının ve ayrıca, fikirlerin söz ve imgelerle serbestçe dolaşımının korunması gerekliliğinin dikkate alınması gerekmektedir. (...)
50. (...) Ayrıca, Taraf Devletler:
(a) Her türlü kültürel mirasa saygı duymak ve bu mirası savaş, barış ve doğal felaket zamanlarında dahi korumakla yükümlüdürler;
Kültürel miras, tüm çeşitliliği ile yaratıcılığı teşvik etmek ve kültürler-arası samimi diyalogu canlandırmak amacıyla, insani deneyim ve arzuların bir ifadesi olarak korunmalı, geliştirilmeli, zenginleştirilmeli ve gelecek nesillere aktarılmalıdır. Bu tür yükümlülükler, diğer şeylerin yanı sıra, tarihi sitler ve anıtlar ile sanatsal ve edebi çalışmaların bakımını, korunmasını ve restorasyonunu içerir[14]. (...)
60. Taraf Devletler, genel ve özel yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ispat etmek amacıyla, kültürel özgürlüklere saygı duyulmasının ve bu özgürlüklerin korunmasının sağlanmasına yönelik uygun tedbirleri aldıklarını ve ellerindeki mevcut kaynakların azamisini kullanarak, kültürel yaşama katılma hakkının gerçekleştirilmesi için gerekli adımları attıklarını göstermelidirler. (...)
70. İşbu Sözleşmenin 15. maddesinin 1 (a) paragrafında altı çizilen hakkın uygulanmasında, Taraf Devletlerin, kültürün maddi yönlerinin (müzeler, kütüphaneler, tiyatrolar, sinemalar, anıtlar ve kültürel miras sitleri, vb.) ötesine gitmeleri ve herkesin, manevi kültürel varlıklara (dil, bilgi, gelenek vb.) etkin şekilde erişimini teşvik edecek nitelikte politika, program ve önleyici tedbirleri almaları gerekir."
4. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin ("ICOMOS") Tüzükleri
ICOMOS, dünya çapında anıtların ve kültürel miras sitlerinin korunması ve muhafazası için çalışan uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyondur. Bu bağlamda, birçok tedbir, bu organizasyonun himayesi altında alınmıştır.
a. Tarihi Anıtların ve Yerleşmelerin Korunması ve Onarımı
İçin Uluslararası Tüzük (Venedik Tüzüğü, 1964)[15] Bu metne göre:
Madde l
Tarihi anıt kavramı, sadece bir mimari eseri içine almaz, bunun yanı sıra, belli bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin veya tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşmeyi de kapsar. Bu kavram, yalnızca büyük sanat eserlerini değil, aynı zamanda, zamanla kültürel anlam kazanmış olan daha basit eserleri de kapsar.
(...)
Madde 6
Bir anıtın korunması, kendi çapında çevresinin de korunmasını kapsamaktadır. Eğer geleneksel ortam varsa, olduğu gibi bırakılmalıdır. Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye, ya da değiştirmeye izin verilmemelidir.
(...)
Madde 14
Anıtların bulundukları yerlerin bütünlüğünün korunması, iyileştirilmesi, düzenlenmesi ve geliştirilmesi için özel bir ihtimam göstermek gerekir. Böyle yerlerde yapılacak koruma ve onarım çalışmalarında, daha önceki maddelerde açıklanan ilkelerden esinlenilmelidir.
b. Uluslararası Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü (Washington, 1987) Bu belgede, aşağıdaki yönlendirici esaslar yer almaktadır:
Tanım
Bu tüzük, özellikle küçük veya büyük şehirler ile doğal ya da insan yapımı çevreleriyle, tarihi merkez veya bölgelerle ilgilidir. Bu alanlar, tarihi belge niteliği taşımaları dışında, geleneksel kent uygarlıklarına ait değerleri de barındırırlar. Oysa söz konusu alanlar, endüstrileşmeyi izleyen kentsel değişimlerin etkisiyle ve günümüzde bütün toplumları evrensel olarak etkileyecek şekilde, çürüme, bozulma hatta yok edilme tehdidi altındadır.
İlkeler ve amaçlar
1. Tarihi kent ve bölgelerin korunması, etkili olabilmek için, tutarlı ekonomik ve sosyal gelişme politikalarının ayrılmaz bir parçası olmalı ve her düzeydeki şehir ve imar planlamalarında göz önünde bulundurulmalıdır.
2. Korunması gereken değerler, kentin veya kentsel alanın tarihi karakterini ve bu karakteri oluşturan maddi ve manevi unsurların tamamını teşkil etmektedir, özellikle:
a) Alanı ve yapısı ile tanımlanan kentin şekli,
b) Çeşitli kentsel alanlar arasındaki ilişkiler: İnşa edilen alanlar, yeşil ve açık alanlar,
c) Binaların yapıları, büyüklükleri, tarzları, boyutları, malzemeleri, renk ve süslemeleri ile tanımlanan şekilleri ve (iç ve dış) görünüşleri,
d) Kent ile doğal veya insan yapımı çevresi arasındaki ilişkiler,
e) Kentin zaman içinde yüklendiği değişik işlevler.
Bu değerlere verilecek her türlü zarar, tarihi kentin özgünlüğünü zedeleyebilir.
3. Kentlilerin katılımı ve görev almaları, korumanın başarıyla gerçekleşmesi için kaçınılmazdır. Bu durum, bütün koşullarda sağlanmalı ve gerektiğinde, bütün nesillerin bilinçlendirilmesiyle desteklenmelidir. Tarihi kentlerin ve bölgelerin korunmasının, öncelikle orada yaşayanları ilgilendirdiğini unutmamak gerekir.
4. Tarihi bir kent veya bölgede yapılacak müdahaleler, özenli, yöntemli ve titiz bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda, her türlü bağnazlıktan kaçınılmalı, ancak her duruma özgü ortaya çıkabilecek sorunlar da dikkate alınmalıdır.
c. Uluslararası Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü (Lozan, 1990)
Bu Tüzük uyarınca:
Madde 1
‘‘Arkeolojik miras’’ temel verileri arkeolojik yöntemlerle elde edilen maddi mirasımızın bir parçasıdır. İnsan varlığının tüm izlerini kapsar ve her çeşit insan etkinliğinin yaşandığı yerleri, toprak üzerinde, altında veya su altında bulunan her türden terk edilmiş yapıları ve kalıntıları ve bunlarla ilişkili malzemeleri içerir.
Madde 2
Arkeolojik miras, hassas ve yenilenemeyen kültürel bir zenginliktir. Şehir planlama programlarından ileri gelen arazi kullanım planları ve tarım, arkeolojik mirasın yok edilmesini en aza indirmek amacıyla düzenlenmelidir. Arkeolojik mirasın korunmasıyla ilgili politikalar, sistematik olarak, tarım, arazi kullanımı ve planlama kadar kültürel, çevresel ve eğitim politikalarına dâhil edilmelidir. Arkeolojik rezerv alanlarının yaratılması, bu tür politikaların bir parçası olmalıdır.
Arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin politikalar, ulusal, bölgesel ve yerel düzeydeki planlamacılar tarafından dikkate alınmalıdır.
Halkın etkin katılımı, arkeolojik mirasın korunması ile ilgili politikaların bir parçası olmalıdır. Bu katılım, yerli halkın mirası söz konusu olduğunda çok büyük önem taşır. Katılım, her türlü karar için gerekli bir koşul olarak, bilgiye erişime dayanmalıdır. Halka bilgi verilmesi dolayısıyla, "bütünleşik korumanın" önemli bir unsurunu teşkil etmektedir.
ŞİKÂYETLER Başvuranlar, Sözleşme’nin 1, 2, 5, 9, 10 ve 14. maddelerini ileri sürerek, , tarihsel ve bilimsel önemi bakımından, Hasankeyf sit alanının sonunda yok edilmesi durumunda, insanlığın geri kalanı gibi, kendilerinin de bu durumdan bizzat zarar görebileceklerini iddia etmektedirler.
Başvuranlar aynı zamanda, davayı Mahkeme önüne taşımak için mağdur sıfatına sahip oldukları kanısına varmaktadırlar. Özellikle Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak, başvuranlar, sürekli olarak çeşitli türden incelemelere tabi tutulması gereken 6.000 yıllık arkeolojik mirasın yok edilmesinin, yalnızca günümüzdeki insanların eğitim hakkını değil, aynı zamanda gelecek nesillerin eğitim hakkını da ihlal edebileceğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, sit alanının yok edilme ihtimalinin değişmez olduğunu ortaya koyarak, kültürel mirasın her ne pahasına olursa olsun korunmasını gerektiren aşağıdaki hususlara dayanmaktadırlar:
- Tarafların herkese tanıması gereken yaşam hakkı kapsamında korunması gereken kavramlar olan, insani değerler ve bu değerleri gelecek nesillere ulaştırma ihtiyacı olduğu;
- Her bireyin kültürel mirası bilme, öğrenme ve anlama hakkına sahip olması nedeniyle, eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasının sonucu olduğu;
- Bilgi edinme hakkı engellenmeksizin, kültürel bilgiyi özgürce paylaşma ihtiyacı ve sona eren medeniyetler arasındaki değerlerin aktarılması;
- Korunması gereken kültürel değerler ve bu değerlerden doğan sanat eserleri arasındaki her türlü ayrımcılığı yasaklama gerekliliği. Bu konuda, başvuranlar, Hükümet’in söz konusu dönemde verdiği bütün sözlere rağmen, Fırat Nehri’nin kenarında bulunan Roma kalıntılarının, GAP çerçevesinde yapılan barajların suları altında kaldığına ve herhangi bir arkeolojik hazinenin kurtarılamadığına dikkat çekmektedirler. Sit alanındaki bazı anıtların yer değiştirme planına ilişkin olarak, başvuranlar, bu tür eserlerin özgün hallerine uygun olarak yeniden yapılmasının imkânsız olduğunu iddia etmektedirler, zira başvuranlara göre, dönemin teknolojisine göre eserlerin yapılması için kullanılan malzeme, bu tür bir işleme karşı dayanıklı olmayacaktır; bu durum, daha ziyade (a fortiori), höyükler gibi doğal olaylar sonucu meydana gelen bazı eserler için geçerli olacaktır. Bununla birlikte, idare şeffaf olmadığından, bu planın nasıl finanse edileceğinin ya da mercilerin, büyük bir kısmı keşfedilmemiş olan sit alanının tamamı üzerinde arkeolojik kazılar yapmak için yeterli miktarda para ayıracak bir durumda olmadıkları dikkate alındığında, tahsis edilen fonların bu denli hassas bir işlemi gerçekleştirmek için yeterli olup olmadığının öğrenilmesi imkânsız olacaktır. İddialarını desteklemek amacıyla, başvuranlar bilhassa, Türkiye’de 30 Mayıs 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Valetta Sözleşmesi’ne atıfta bulunmakta (yukarıda 69. paragraf) ve Mahkeme’yi, Hasankeyf sular altında kalmadan veya arkeolojik sit alanı gereksiz şekilde taşınmadan önce yeterli önleyici tedbirleri davalı taraflara belirtmeye davet etmektedirler. Başvuranlar, Hasankeyf’in sit alanının yer değiştirmesine yönelik ön projenin imkânsızlıktan kaynaklandığını ve uygulanmaması gerektiğini, hedeflenen kalıntıların büyük bir kısmının bu tür bir işleme elverişli olmadığını ve sit alanının, coğrafi konumu ve eşsiz tarihi yapısı itibariyle başka yerde benzerinin yapılamayacağını vurgulamaktadırlar. Bu bağlamda, başvuranlar, şehir merkezinin derin katmanlarında bulunan seramik kalıntıları ile kalenin yukarısında yer alan kalıntıların daha önce yer değiştirme planına dâhil edilmediğini ve dolayısıyla, bundan böyle gözden çıkarıldığını belirtmektedirler. Başvuranlara göre, her halükarda, sit alanını yeniden düzenlemek amacıyla yeni bir kültür parkının yapılması önemsiz bir proje olacaktır. Böyle bir parkı inşa etmek ve yönetmekten ziyade, yetkili mercilerin, özgün haliyle Hasankeyf sit alanının bakımını sağlamak ve bu yerleri, benzersiz bir arkeolojik ve tarihi turizm yeri haline getirmek amacıyla büyük bir istihdam gerçekleştirmeleri daha iyi olacaktır. Başvuranlar ayrıca, projenin, çevreye olabilecek zararlı etkilerinden ve özellikle, sit alanının yok edilmesinin ve baraj yapımının, doğa ve bölgenin manzarası üzerinde yaratacağı geri dönüşü olmayacak etkilerden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, diğerlerinin yanı sıra, toprağın dengesinin bozulmasının, erozyon riskleri oluşturabileceğini ve pek çok hayvan türünün yaşamını tehlike atabileceğini ifade etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Avusturya ve Almanya ile ilgili olarak Mahkeme, mevcut başvuruda Avusturya ve Almanya da şikâyet konusu yapılsa bile, başvuranların şikâyetlerinin, bununla birlikte, bu Sözleşmeci Devletlere Sözleşme bakımından sorumluluk atfedebilecek koşullar hakkında herhangi bir unsur içermediğini tespit etmektedir.
Şüphesiz dosyadan, Almanya ve Avusturya hukuk şirketlerinin projenin gerçekleştirilmesinden sorumlu olan konsorsiyuma hâlihazırda katıldıkları (yukarıda 12. paragraf), ancak ihtilaf konusu tedbirlerin tamamının Türk makamları tarafından alındığı ve bugüne kadar, - sona eren veya halen derdest olan - tüm adli davaların, mevcut durumda ileri sürülen sorunları incelemek için münhasır yetkiye sahip mahkemelerin yer aldığı Türk yargı düzeninde görüldüğü anlaşılmaktadır.
Sözleşmeci bir devletin kendi ülkesinde ve ülkesi dışında yargılama yetkisini kullanmasına ilişkin içtihadını hatırlatarak (bk., diğer kararlar arasında, McElhinney/İrlanda [BD], No. 31253/96, AİHM 2001‑XI (özetler), Banković ve diğerleri/Belçika ve diğerleri (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 52207/99, AİHM 2001‑XII, ve Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], No. 48787/99, AİHM 2004‑VII), Mahkeme, başvuranların Avusturya ve Almanya hakkındaki - desteklenmemiş olan - şikayetlerinin dolayısıyla, Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (bk., örnek olarak, Šabanović/Monténégro ve Sırbistan, No. 5995/06, § 28, 31 Mayıs 2011).
B. Türkiye ile ilgili olarak Türkiye hakkında yöneltilen şikâyetlerle ilgili olarak (yukarıda 86 ila 93. paragraflar), - davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan - Mahkeme, öncelikle (bk., örnek olarak, Söderman/İsveç [BD], No. 5786/08, § 57, AİHM 2013), - bu aşamada ve daha sonraki her türlü değerlendirmeyi saklı tutmak koşuluyla - başvurunun, ayrı ayrı veya birlikte olmak üzere Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleri hükümleri açısından incelenmeye daha elverişli olduğu kanısına varmaktadır. Bu hükümler aşağıdaki gibidir:
Madde 8
‘‘1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.’’
Madde 10
‘‘1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.’’ Böylelikle Mahkeme, dosyanın mevcut durumunu dikkate alarak, söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilirliği hakkında karar verecek bir durumda olmadığı ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi uyarınca, başvurunun davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olduğu kanısına varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Türkiye hakkında yapılan başvurunun incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 21 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK1946 doğumlu olan Zeynep Ahunbay, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde profesör olarak görev yapmakta ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Z. Ahunbay, 1998-2000 dönemi boyunca, Hasankeyf sit alanının kazı ve onarım çalışmalarını sınıflandırmıştır.1934 doğumlu olan Oluş Arık, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Profesörü olarak görev yapmakta ve Çanakkale’de ikamet etmektedir. 1985 ve 2003 yılları arasında, O. Arık, Hasankeyf sit alanının keşif ve kazı çalışmalarını düzenlemiş ve yürütmüştür. 1935 doğumlu olan Metin Ahunbay, emekli bir mimar-arkeologdur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. 1986-1991 ve 1998-2001 dönemleri boyunca, M. Ahunbay, Hasankeyf sit alanının kazı ve onarım çalışmalarını sınıflandırmıştır.1963 doğumlu olan Özcan Yüksek, gazeteci olarak görev yapmaktadır ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Ö. Yüksek, Atlas isimli coğrafya dergisinin yayın yönetmenidir.1953 doğumlu olan Murat Cano, İstanbul Barosu’na bağlı olarak görev yapan, kültürel mirasın korunması konusunda uzmanlaşmış bir avukattır.
[1]Dolayısıyla, daha sonra söz konusu sözleşmenin feshedilmesine ilişkin olarak idare mahkemelerine sunulan talepler, görünüşe göre, cevapsız kalmış gibi değerlendirilmiş ve bu bağlamda bertaraf edilmiştir. Bu karar, Danıştay'ın 9. ve 10. Daireleri tarafından oluşturulan bir kurul kararıyla onanmıştır.
[2]Elektromekanik donanım tedarikçi şirketler V.A. Tech. Hydro GmBH ve Co. et Alstom Ltd., inşaat şirketleri Nurol A.Ş., Cengiz A.Ş., Çeliker A.Ş., Zueblin AG ve enerji şirketleri Stucky Ltd. ve Temelsu A.Ş.'den bahsedilmektedir.
[3] Bu Bankalar Avusturyalı Oesterreichische Kontrollbank Aktiengesellschaft, İsviçreli ERG ve Alman Hermes.
[4]Bu yeni konsorsiyum Colenco Power Engeneering Ltd., Maggia Engeneering Ltd. (İsviçre), Dolsar Mühendislik Ltd. Şti. ve Rast Mühendislik Ltd. Şti. (Türkiye) tarafından oluşturulmuştur.
[5]İlgili anıtlar, esas olarak, El-Rızk, Koç, Sultan Süleyman Han, Kızlar ve Küçük Camileri, Zeyn el-Abdin ve İmam Abdullah Mozoleleri ve Artuklu Köprüsü'dür.
[6]Bu kişi başvuranlardan biridir.
[7]Bu Sözleşme, şartsız olarak kabul edilerek, 30 Mayıs 2000 tarihinde Türkiye'de yürürlüğe girmiştir.
[8]Bu Sözleşme, şartsız kabul edilerek Türkiye'de 1 Şubat 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
[9]Türkiye tarafından 26 Eylül 1985 tarihinde imzalanmıştır.
[10]Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiş ve 21-25 Ekim 1975 tarihleri arasında Amsterdam'da gerçekleştirilen Avrupa Mimari Mirası Kongresi'nde resmi olarak ilan edilmiştir.
[11]Bu Sözleşme, kayıtsız şartsız kabul edilerek Türkiye'de 10 Ekim 1957 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
[12]Türkiye tarafından 16 Mart 1983 tarihinde onaylanan ve ardından 17959 sayılı 14 Şubat 1983 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan, Bakanlar Kurulu'nun 8/4788 sayılı 23 Mayıs 1982 tarihli kararıyla onaylanan Sözleşme.
[13]Kültür, (a) “bir toplumu ya da toplumsal grubu nitelendiren ve bu toplum veya grubun kendine özgü manevi, maddi, zihinsel ve duygusal özelliklerinin tamamıdır ve sanatın ve edebiyatın yanı sıra, bunların yaşam tarzlarını, bir arada yaşama biçimlerini, değer sistemlerini, gelenekleri ve inançları kapsar” (UNESCO Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi, başlangıç bölümü, beşinci paragraf); (b) “özü itibariyle, yaratıcı faaliyetlerde bir araya gelen ve işbirliği yapan bireylerin ürettiği toplumsal bir olgudur [ve] sadece sanat yapıtlarına ve insan haklarına erişimle sınırlı olmayıp, aynı zamanda bilgiye erişim, bir yaşam biçimi gereksinimi ve iletişim ihtiyacıdır” (UNESCO’nun "halkların en geniş boyutta kültürel yaşama katılımı ve katkılarına ilişkin tavsiye kararı", 1976, Nairobi tavsiye kararı, başlangıç bölümü, beşinci paragrafın (a) ve (c) fıkraları); (c) “bir bireyin ya da grubun insanlıklarını ve varlıklarına ve gelişimlerine atfettikleri anlamları ifade etmelerinin aracısı olan değerleri, inançları, kanaatleri, dilleri, bilgileri ve sanatı, gelenekleri, kurumları ve yaşam biçimlerini kapsar” (Fribourg Kültürel Haklar Bildirisi, madde 2 (a) (tanımlar)) (...).
[14].UNESCO'nun Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi, madde 7.
[15]2. Uluslararası Tarihi Anıtlar, Mimar ve Teknisyenleri Kongresi vesilesiyle, ICOMOS tarafından 1965 yılında kabul edilen Tüzük.
Full & Egal Universal Law Academy