Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2006-1-22 (Önaraştırma)
Karar Sayısı : 08-47/653-250
Karar Tarihi : 24.7.2008
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
10
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Tuncay SONGÖR, M. Sıraç ASLAN, Mehmet Akif ERSİN
Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE
B. RAPORTÖRLER: İsmail Atalay YOLCU, Çiğdem ÜNAL, Harun GÜNDÜZ
C. BAŞVURUDA
BULUNANLAR : - Re’sen
- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
Ziya Bey Cad. No:19 06520 Balgat – Ankara 20
- Tüketiciler Birliği
Demirkapı Cad. No:25/8 34160 Bayrampaşa – İstanbul
D. HAKKINDA ÖNARAŞTIRMA
YAPILANLAR : -Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.
41790 Körfez - Kocaeli
- Petrol Ofisi A.Ş.
Eski Büyükdere Cad. No:37 34398 Maslak - İstanbul
- Shell&Turcas Petrol A.Ş.
Gülbahar Mah. Salih Tozan Sok. Karamancılar İş Merkezi 30
No:18 B Blok Esentepe Şişli 34394 İstanbul
- BP Petrolleri A.Ş.
Kozyatağı Mah. Sarı Kanarya Sok. No:14 K2 Plaza
Kat: 4-12 81090 Kadıköy – İstanbul
- Opet Petrolcülük A.Ş.
Bulgurlu Mah. Sarıgazi Cad. No:47
34696 Üsküdar – İstanbul
- Total Oil Türkiye A.Ş.
Oycan Plaza Ayazağa Mah. Eski Büyükdere Cad.
No:15 Kat:7 Maslak - İstanbul 40
E. DOSYA KONUSU: Akaryakıt ürünlerinin fiyatlandırılmasında 4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6. maddelerinin ihlal edilip
edilmediğinin tespiti.
F. DOSYA EVRELERİ: Rekabet Kurulu’nun 6.7.2006 tarih ve 06-47/650-M sayılı
kararı uyarınca akaryakıt dağıtım sektöründe dikey anlaşmaların uygulanmasında
ortaya çıkan sorunların değerlendirilmesi amacıyla bir sektör araştırması yürütülmüş
olup, söz konusu araştırma sonucunda hazırlanan “Akaryakıt Sektör Raporu”, 2.6.2008
08-47/653-250
2
tarih ve REK.0.05.00.00-110/75 sayılı Başkanlık Önergesi ile 30.5.2008 tarih ve 2006-50
1-22/BN-08-İAY sayılı Bilgi Notu ekinde Kurula sunulmuştur. Söz konusu Bilgi
Notu’nun yanı sıra, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Kurum kayıtlarına
30.5.2008 tarih ve 3368 sayı ile intikal eden başvurusunu ve Tüketiciler Birliği’nin
Kurum kayıtlarına 4.6.2008 tarih ve 3479 sayı ile intikal eden başvurusunu 5.6.2008
tarihli toplantısında değerlendiren Rekabet Kurulu tarafından 08-37/485-M sayı ile
dosya konusu iddialara yönelik olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir. Söz
konusu Kurul Kararı uyarınca yürütülen inceleme sonunda hazırlanan 15.7.2008 tarih
ve 2006-1-22/ÖA-08-İAY sayılı Önaraştırma Raporu 22.7.2006 tarih ve
REK.0.05.00.00-110/113 sayılı Başkanlık Önergesi ile 08-47 sayılı Kurul toplantısında
görüşülerek karara bağlanmıştır. 60
G. İDDİALARIN ÖZETİ: Rekabet Kurulunun 6.7.2006 tarih ve 06-47/650-M sayılı
kararı uyarınca re’sen hazırlanan “Akaryakıt Sektör Raporu”nda yer alan
değerlendirmeler ışığında hazırlanan 2006-1-22/BN-08-İAY sayılı Bilgi Notu’nda;
“…Fiyatlandırmada ise yapısal sorunların fiyata yansımalarının ötesinde, 4054 sayılı
Kanun’un 4. ve 6. maddelerinin ihlal edilip edilmediği noktasında kuşkular
bulunmaktadır. Bu nedenle, rafinaj pazarındaki hakim durumu güçlenen ve rafineri
çıkışı fiyatlandırmada belirleyici olan Tüpraş ile dağıtım ve perakende satış
aşamasındaki fiyatlandırmada etkili olan büyük dağıtım şirketleri hakkında önaraştırma
yapılması gerekmektedir. Pazarın oligopolistik yapısı nedeniyle, yapılacak 70
araştırmanın boyutunun, %5 ve üstünde pazar payına sahip olan 5 dağıtım şirketi ile
sınırlı tutulmasının yeterli olduğu düşünülmektedir.”
değerlendirmesi yapılmıştır.
Ayrıca, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) başvurusunda özetle; akaryakıt
dağıtım şirketlerinin rafinerinin fiyat değiştirdiği gün veya akabinde fiyat listelerinde
değişikliğe gittiği ve iller bazında bildirdikleri ve bayilerce uygulanan bayi fiyatlarının
önemli ölçüde benzerlik gösterdiği ayrıca son zamanlarda basına yansıyan bazı
haberlerde de benzer yönde değerlendirmeler yapıldığı ifade edilmiştir.
80
Buna ilaveten, Tüketiciler Birliği’nin başvurusunda ise ülke genelinde petrol dağıtımı ve
satışı yapan en yüksek hacimli 8 firmanın petrol fiyatlarının farklı illerde dahi aynı
olmasının, dağıtım şirketleri arasında kartelleşme oluştuğuna dair ciddi kanaatlere
neden olduğu ve bu durumun da basına yansıdığı ifade edilmiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda; haklarında önaraştırma yürütülen
Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş., Petrol Ofisi A.Ş., Shell & Turcas Petrol A.Ş., BP
Petrolleri A.Ş., Opet Petrolcülük A.Ş. ve Total Oil Türkiye A.Ş.’nin akaryakıt ürünlerinin
fiyatlandırılmasına ilişkin uygulamalarının 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddelerine
aykırılık teşkil etmediği, dolayısıyla adı geçen teşebbüsler hakkında soruşturma 90
açılmasına gerek olmadığı ifade edilmiştir.
I. YAPILAN İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. Hakkında Önaraştırma Yapılan Teşebbüsler
I.1.1.Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (Tüpraş)
Ana faaliyet konusu, sahibi olduğu rafinerilerde ham petrol işleyerek petrol ürünlerini
sağlamak olan Tüpraş’ın ayrıntılı faaliyet konuları; ham petrol tedarik etmek, ham petrol
rafine etmek, petrol ürünleri ihraç ve ithal etmek, petrol rafinerileri veya yeni üniteler
08-47/653-250
3
kurmak, satın almak, devralmak ve işletmek, petrokimya sanayi alanında fabrikalar,
tesisler kurmak işletmek ve bu maddelerin yurtiçi ve yurtdışı ticaretini yapmak, her türlü 100
enerji ve enerji ile ilgili sanayi alanında santraller, tesisler kurmak ve işletmek, her türlü
petrol ürünleri, LPG ve doğal gazın yurt içi, yurt dışı, toptan ve perakende pazarlanması
ve dağıtımını yapmaktır.
Tüpraş, Opet Petrolcülük A.Ş.'nin %40 oranındaki Aygaz A.Ş.'ye ait hisselerini
27.12.2006 tarihi itibariyle satın almıştır. Ancak, Opet Petrolcülük A.Ş.’nin diğer
hissedarlarının pay oranları da göz önünde bulundurulduğunda, ortak kontrol altında
faaliyet gösterdiği görülmektedir.
I.1.2. Akaryakıt Dağıtım Şirketleri 110
EPDK’nın dağıtıcı lisansı verdiği toplam 47 şirket bulunmakta, bu şirketlerden en büyük
pazar payına sahip olan ilk beş teşebbüsün pazar payları benzinler toplamında yaklaşık
olarak piyasanın %93’ünü, motorinler toplamında ise %85’ini oluşturmaktadır. Oligopol
piyasa yapısı teşkil eden akaryakıt dağıtım sektöründeki pazar payı en büyük beş
teşebbüs; Petrol Ofisi A.Ş. (Poaş), Shell & Turcas Petrol A.Ş. (Shell & Turcas), BP
Petrolleri A.Ş. (BP), Opet Petrolcülük A.Ş. (Opet) ve Total Oil Türkiye A.Ş. (Total)’dir.
Haklarında önaraştırma yürütülen akaryakıt dağıtım şirketleri ile diğer dağıtım
şirketlerinden bazılarının pazar payları ve istasyon sayıları aşağıda gösterilmektedir:
120
Tablo 1: Yıllar İtibarıyla Pazar Payları (Toplam Benzinler) (%)
2003 2004 2005 2006 2007
SHELL & TURCAS (….) (….) (….) (….) (….)
POAŞ (….) (….) (….) (….) (….)
BP (….) (….) (….) (….) (….)
OPET (….) (….) (….) (….) (….)
TOTAL (….) (….) (….) (….) (….)
İlk Beş TOPLAMI 95,08 95,10 95,03 94,73 93,73
AKPET (….) (….) (….) (….) (….)
ALPET (….) (….) (….) (….) (….)
DİĞER (….) (….) (….) (….) (….)
TOPLAM 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00
Tablo 2: Yıllar İtibarıyla Pazar Payları (Toplam Motorinler) (%)
2003 2004 2005 2006 2007
POAŞ (….) (….) (….) (….) (….)
SHELL & TURCAS (….) (….) (….) (….) (….)
OPET (….) (….) (….) (….) (….)
BP (….) (….) (….) (….) (….)
TOTAL (….) (….) (….) (….) (….)
İlk Beş TOPLAMI 88,54 88,32 87,93 87,66 86,31
AKPET (….) (….) (….) (….) (….)
ALPET (….) (….) (….) (….) (….)
DİĞER (….) (….) (….) (….) (….)
TOPLAM 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00
08-47/653-250
4
Tablo 3: Bayi Sayıları
İstasyonlu İstasyonsuz Toplam
POAŞ (….) (….) (….)
OPET (….) (….) (….)
SHELL&TURCAS (….) (….) (….)
BP (….) (….) (….)
TOTAL (….) (….) (….)
TOPLAM (….) (….) (….)
Türkiye Toplamı (….) (….) (….)
Anılan teşebbüslerin gerek sahip oldukları pazar payları gerekse bayi sayıları, bu
teşebbüslerin pazardaki lider konumlarını ortaya koymaktadır. Bu değerlendirmeden
hareketle sektördeki faaliyetlerin geneline hakim olmaları bakımından, anılan 5
akaryakıt dağıtım şirketi önaraştırmaya dahil edilmiştir. 130
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Ürün Pazarı
Hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslerden Tüpraş rafinaj alanında, diğer
teşebbüsler ise akaryakıt ürünlerinin dağıtımı alanında faaliyet göstermektedirler.
Tüpraş’ın özelleştirilmesine ilişkin Rekabet Kurulu’nun 21.10.2005 tarih ve 05-71/981-
270 sayılı Rekabet Kurulu Kararı’nda rafinaja ilişkin olarak;
“Rafinaj aşamaları sonucunda en çok üretilen nihai ürün yelpazesinde; LPG, nafta,
benzin, solvent, jet yakıtı, gaz yağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil-6, asfalt ve madeni 140
yağ bulunmaktadır. Talep yönünden bakıldığında, bu ürünlerin kullanım amaçları farklıdır,
dolayısıyla, tüketim noktasından bakıldığında, farklı pazar tanımlarına esas teşkil
edebilecekleri görülmektedir. Ancak, devre konu olan TÜPRAŞ’ın, bu ürünlerin nihai
kullanıcıya sunumu noktasında herhangi bir faaliyeti bulunmamaktadır. Dolayısıyla talep
yönlü bakış açısı, TÜPRAŞ’ın pazar faaliyetlerinin tanımlanması bakımından yetersizdir.
Arz açısından bakıldığında ise, bir rafineriden çıkacak olan nihai ürünlerin miktarları ve
çeşitlerinin, rafinerinin sahip olduğu üniteleri ile teknolojik özelliklerine ve ham petrolün
türüne bağlı olduğu, ancak bir rafinerinin mevcut teknolojik yapısında yenilik yapmanın
hem yüksek maliyet oluşturması, hem de uzun bir zaman alması sebebiyle, rafinaj
işlemine girdi olarak kullanılan ham petrolden hangi çeşit petrol ürününün ne miktarda 150
üretileceğinin daha baştan belli ve sabit olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, bir petrol
ürününün üretim miktarını artırmak için girdi olarak kullanılan ham petrol miktarını da
arttırmak gerekmektedir ki, bu da diğer petrol ürünlerinden de daha fazla üretilmesi
sonucunu doğurmaktadır. Rafineride üretilen petrol ürünlerinin bu şekilde üretim miktarları
birbirine bağlı olduğundan bunların “bağlı ürünler” olarak ele alınması gerekmektedir. Bu
çerçevede, ilgili ürün pazarı, tüm nihai petrol ürünlerini kapsayacak şekilde “rafinaj pazarı”
olarak tespit edilmiştir.”
ifadelerine yer verilmektedir. Kararda yer verilen değerlendirmelerin mevcut dosya
bakımından da geçerli olduğu düşünülmektedir.
160
Akaryakıt ürünlerinin dağıtımı açısından bakıldığında ise, geçmiş tarihli kararlarında
Rekabet Kurulu’nun ilgili ürün pazarını genellikle “siyah ve beyaz ürünlerden oluşan (jet
yakıtı hariç) akaryakıt ürünleri dağıtımı” pazarı olarak tanımladığı görülmektedir.
Yapılan önaraştırmanın esas itibariyle, akaryakıt dağıtım şirketlerinin ürün fiyatlarını
paralel bir şekilde belirleyip belirlemediklerine ve 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine
ilişkin olması, ayrıca pazarda hakim durumda olan herhangi bir teşebbüsün mevcut
olmaması nedeniyle daha ayrıntılı pazar tanımlanmasına gerek görülmemiştir.
08-47/653-250
5
Sonuç olarak, Rekabet Kurulu’nun bugüne kadar petrol sektöründe rafinaj ve dağıtım
seviyelerine ilişkin olarak benimsediği pazar tanımları, yapılan incelemenin konusu ve 170
hakkında önaraştırma yapılan teşebbüslerin faaliyet alanları göz önünde
bulundurulduğunda; bu dosya özelinde ilgili ürün pazarlarının “rafinaj” ile “siyah ve
beyaz ürünlerden oluşan (jet yakıtı hariç) akaryakıt ürünleri dağıtımı” pazarları olarak
belirlenmiştir.
I.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
İlgili ürün pazarlarının bölgesel tanım gerektirmeyen yapısı ve daha önceki Kurul
kararları göz önüne alındığında ilgili coğrafi pazarın “Türkiye Cumhuriyeti sınırları”
olması gerektiği düşünülmektedir. 180
I.3. Değerlendirme
I.3.1. Petrol Bilgi Sistemi
20.12.2003 tarih ve 25322 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5015
sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun ‘Fiyat Oluşumu’ başlıklı 10. maddesinde “Rafinerici
ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatlar, en yakın
erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri tarafından
hazırlanan tavan fiyatlar olarak Kuruma bildirilir.” denmektedir. Kanun’un bu hükmüne
paralel olarak, petrol piyasasında Kurum onayına tabi tarifelerin hazırlanması, 190
incelenmesi, değerlendirilmesi ve onaylanması ile bildirime tabi tarifelerin Kuruma
bildirimine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla 17.7.2004 tarih ve 25525
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Petrol Piyasası Tarifeler
Yönetmeliği’nde tarifeler onaya tabi tarifeler, bildirime tabi tarifeler ve ilana tabi tarifeler
olarak üçe ayrılmıştır. Bu ayrıma göre, işleme ve iletim hatları ile bağlantılı olmayan
lisanslı depolama faaliyetlerine ilişkin tarifeler ile rafinerici ve dağıtıcı lisans sahiplerinin
tavan fiyat tarifeleri bildirime tabi tarifeler olarak nitelendirilmektedir ve bu tarifeler onay
gerektirmeyip ancak, EPDK’ya bildirildikten sonra uygulanabilmektedir.
Bu çerçevede EPDK tarafından Petrol Piyasası Bilgi Sistemi Yönetmeliği hazırlanmış 200
ve 9.12.2005 tarihli ve 26018 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu Yönetmelik doğrultusunda oluşturulan Petrol Bilgi Sistemine bildirimler dönemsel ya
da oluşuma bağlı olarak yapılmaktadır. Yönetmeliğin ‘Oluşuma Bağlı Bildirimler’ başlıklı
10. maddesinin (f) bendi ile tarife değişikliği bildirimi, oluşuma bağlı bildirimler arasında
sayılmış olup, bu bildirimin tarifelerin değişmesi hâlinde, rafinerici, dağıtıcı, işleme ve
depolama lisansı sahiplerince, tarife değişikliğinin yürürlüğe girmesinden önce
yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Bu bağlamda, EPDK tarafından oluşturulan ve takip edilen Petrol Bilgi Sistemine
şirketler tarife değişikliklerini uygulayacakları günün bir gün öncesinde saat 24.00’a 210
kadar fiyat bilgilerini girmekle yükümlüdürler. Sisteme girilen fiyatlar ancak bir sonraki
gün 00.00’dan itibaren uygulanabilmektedir. Ayrıca, bu sisteme girilen bilgiler gizli
nitelikte olup EPDK yetkilileri haricinde anında ulaşılması mümkün değildir. Bir başka
deyişle, bu sistemi kullanarak bir teşebbüsün rakibinin uygulayacağı fiyatı görerek ona
göre pozisyon belirlemesi ve fiyat açıklaması olası gözükmemektedir.
08-47/653-250
6
I.3.2. Fiyatlandırmaya İlişkin Genel Tespit ve Değerlendirmeler
Bilindiği üzere 1.1.2005 tarihinden önce, akaryakıt ürünlerinin rafineri çıkışı
fiyatlandırılmasında Otomatik Fiyatlandırma Sistemi (OFM) uygulanmaktaydı. OFM’ye,
Tüpraşın özelleştirmesine ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulu kararından sonra da bir 220
süre daha uygulanmaya devam edilmiş, ancak 5015 sayılı Kanun’un Geçici 1.
maddesi, OFM’ye dayanak teşkil eden 98/10745 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararnamesi’ni, 1.1.2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırmıştır.
5015 sayılı Kanun’un fiyatlandırmaya ilişkin 10. maddesi’nde, fiyatlandırmayla ilgili
olarak “serbest piyasa koşulları”na yapılmış “genel” bir atıf mevcuttur. Ancak gerek
ham petrol gerekse nihai ürün fiyatlandırmasında, “en yakın erişilebilir dünya fiyatları
dikkate alınarak” ifadesine yer verilerek, aslında tam olarak bir serbestlik getirilmediği
izlenimi de uyandırılmıştır.
Nitekim, piyasada da bu hükmün tam bir serbestlik olarak algılanmadığı ve daha çok
rafineri çıkışı fiyatlandırmada uygulanmak üzere “Platts İtalya CIF-MED” fiyatlarının 230
referans alındığı görülmektedir.
OFM çerçevesinde, petrol ürününün son beş günlük CIF İtalya fiyatlarının, CIF fiyatın
afişe edilememesi durumunda ise FOB fiyatlarına navlun ve sigorta ilavesi ile
oluşturulan CIF fiyatlarının son 5 günlük ortalamasının %3 fazlası tavan fiyat olarak
belirlenmiş; rafineriler ve ithalatçıların satış fiyatlarının bu tavan fiyatı aşamayacağı
hüküm altına alınmıştır.
OFM çerçevesinde belirlenen fiyat, fiyat değişim gününde hesaplanan, ürünün son
yedi günlük CIF İtalya fiyatlarının basit ortalaması, CIF fiyatın afişe edilememesi
durumunda FOB fiyatlarına navlun ve sigorta ilavesi ile oluşan CIF fiyatları ortalaması,
(+-) %3 aralığında kaldığı sürece geçerli olmuş, bu aralığın aşılması halinde fiyat 240
yeniden tespit edilmiştir. Tespit edilen fiyatlar “tavan fiyatlar” olup, CIF fiyatlar
üzerinden Tüpraş’a %3’lük bir ilave kar marjının tanındığı görülmektedir. Dağıtım ve
bayi marjları da OFM ile maktu tutarlar halinde belirlenmiştir.
Bu sistemde rafineri çıkışı fiyat tespitinde son 5 gün, fiyat değişiminde ise son 7 gün
ortalamaları esas alınarak, bir taraftan uluslararası fiyatların referans alınması, diğer
taraftan ise ani fiyat değişikliklerinin piyasaya yansımasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Dağıtım ve bayi marjları da tespit edilerek, bu fiyat istikrarının nihai tüketiciye kadar
yansıtılması sağlanmıştır.
OFM’nin uygulamada olduğu dönemde fiyat değişimine esas olan ve “7 gün” olarak
ifade edilen süreç aslında “7 kotasyon”u ifade etmektedir. Yani, gerek Platts 250
çerçevesinde nihai petrol ürünü fiyatı gerekse Merkez Bankası döviz kurunun birlikte
açıklandığı günlerin her biri kotasyon günü olarak dikkate alınmaktaydı. Dolayısıyla,
Platts’da meydana gelen spesifik bir fiyat değişiminden itibaren aynı yöndeki fiyat
değişimleriyle %3’lük fiyat koridorunun aşılması ve bunun nihai olarak Tüpraş
fiyatlarına yansıtılması süreci bazen gecikmeli olarak gerçekleşmiştir.
Ancak yeni fiyatın tespit edilmesi noktasında “doğrudan” son 5 günlük fiyatların
aritmetik ortalamasının esas alınması, gecikmeli de olsa Tüpraş fiyatlarının İtalya
fiyatlarını takip etmesi ve aynı yönde değişmesi; dolayısıyla Platts fiyatlarıyla uyumlu
olması sonucunu doğurmuştur.
Bu nedenlerle; OFM genel olarak uluslar arası fiyatlarla uyumlu bir fiyatlandırma 260
sistemi ortaya çıkarmış olmakla birlikte, çok kısa dönemli (örnek olarak günlük ya da
08-47/653-250
7
haftalık) fiyat değişimlerinin piyasaya yansıtılması noktasında yeterli bir uygulama
olamamıştır. Ancak, rekabet mevzuatı çerçevesinde bakıldığında; OFM’nin asıl
olumsuz yönü kısa dönemli fiyat hareketlerini yansıtmadaki yetersizliğinden çok
sistemin özünde “fiyat regülasyonu” olgusunun bulunmasıdır.
Regülasyona dönük uygulamaların, mevzuat çerçevesinde daha çok rekabetin yetersiz
olduğu piyasalarda gündeme getirildiği dikkate alındığında, petrol ürünleri piyasasının
da uzun bir süre bu kapsamda değerlendirildiği görülmektedir.
Bu noktada cevaplanması gereken soru; “bugün itibarıyla akaryakıt
fiyatlandırmasına ilişkin regülasyon sürecinin devam edip etmediğidir.” 270
Yukarıda ifade edildiği üzere, 5015 sayılı Kanun’la OFM yürürlükten kaldırılmış, ancak
fiyatlandırmada bu kez “en yakın erişilebilir dünya fiyatları” kriteri getirilmiştir. Esasen
OFM’nin de hizmet ettiği amaç akaryakıt fiyatlarının dünya geneline uygunluğunun
sağlanması olduğundan, Kanun’da geçen ve fiyatlandırma serbestisine işaret eden
“piyasa koşulları çerçevesinde…” türünden ifadelere rağmen, uluslararası fiyatlara
yapılan atıf nedeniyle regülasyon sürecinin bir ölçüde devam ettiği ortadadır.
Dolayısıyla, Kanun’da yer verilen “en yakın erişilebilir dünya fiyatları”nın esas alınması
ve “serbest piyasa koşullarında” gibi ifadeler arasında tutarsızlıklar olduğu,
teşebbüslerin hangi hususlarda düzenlemeler kapsamında, hangi hususlarda ise
serbest piyasa koşullarında faaliyette bulunulacağı konusunda açıklık olmadığı 280
görülmektedir.
Ayrıca, “en yakın erişilebilir dünya fiyatları” kriteri, yalnızca rafineri çıkışı fiyatları değil
“dağıtım” seviyesini de kapsayacak şekilde (depo fiyatları) kaleme alınmıştır. Ancak,
rafineri çıkışında uygulanan ÖTV ve rafineri çıkışıyla birlikte daha sonraki her aşamada
uygulanan KDV oranları ülkeler itibarıyla birbirinden farklı olduğundan, depo fiyatları
seviyesinde uluslararası fiyatların takip edilebilmesi mümkün değildir. Bu ifadeden olsa
olsa vergi öncesi fiyatlandırma bakımından uluslar arası fiyatların esas alınması
gerektiği yönünde bir sonuç çıkarmak mümkündür. Bu noktada ise dağıtım şirketlerinin
gerek uluslar arası fiyatları gerekse Tüpraş’ın fiyat hareketlerini hangi ölçüde dikkate
almaları gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. 290
Özetle, fiyatlandırmada regülasyon sürecinin devam edip etmediği, devam ediyorsa
hangi alanların düzenleme kapsamında olduğu ve hangi noktadan itibaren rekabet
kurallarının uygulanacağı gibi hususlarda belirsizlikler mevcut olup, bu belirsizliklerin
giderilmesi gerekmektedir. Aşağıda, bu genel çerçeve içerisinde rekabet mevzuatı
yönüyle yapılan değerlendirmeler ve ulaşılan sonuçlara yer verilmektedir.
I.3.3. Tüpraş’ın Mevcut Fiyatlandırma Modeli ve Değerlendirme
Yapılan inceleme kapsamında, OFM’nin sona erdiği 1.1.2005 tarihinden sonra da
Platts İtalya CIF-MED fiyatlarının bir ölçüde dikkate alındığı ve OFM benzeri bir
sistemin uygulanmasına devam edildiği, ancak bazı yönleriyle farklılar oluştuğu tespit
edilmiştir. 300
Tüpraş tarafından uygulanan sistemdeki temel farklılık, yeni fiyatın oluşturulması
konusunda OFM döneminde geçerli olan “son 5 günün basit aritmetik ortalaması”nın
terk edilmesidir. Mevcut sistemde de “yeni bir fiyat tespitine gerek olup olmadığı”
noktasında aynen OFM’de olduğu gibi %(+-)3’lük fiyat makası belirleyici olup, yeni
fiyatın tespit edilmesi noktasında ise son 5 gün kotasyonları arasından seçim yapılarak
bunların aritmetik ortalaması alınabildiği gibi fiyat tahminleri de yeni fiyatın
belirlenmesinde etkili olabilmektedir. Burada kotasyonlar arasından yapılan seçimde,
08-47/653-250
8
ortaya çıkan fiyat değişiminin boyutu, nedeni ve 5 günlük ortalama ne olursa olsun 6.
gün uluslararası fiyatların nereye gidebileceğine ilişkin tahminler dikkate alınmaktadır.
Dolayısıyla, tespit edilen yeni fiyat ve böylece Tüpraş’ın fiyatlarında meydana gelen 310
değişiklik, Platts fiyatları ve fiyat değişiklikleri ile OFM döneminde olduğu gibi “mutlak
suretle” uyumlu olmayabilmektedir. Bu farklılıkların ise son dönemlerde ham petrol
fiyatlarının çok hızlı değişmesi, rafinaj kapasitesindeki daralmalar ve nihai ürün talep
dengesinin belirli ürünler lehine bozulması sonucunda ani fiyat değişikliklerinin ortaya
çıkması gibi nedenlerle fiyat uyarlamasının daha hızlı yapılması yönündeki ihtiyaçtan
kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Ayrıca, OFM döneminde yeni fiyatın tespit edilmesi noktasında basit bir aritmetik
ortalama esas alınırken, yeni dönemde ortaya çıkan ve geleceğe ilişkin fiyat
tahminlerini de dikkate alan bu model, özelleştirme sonrasında özel sektöre hakim olan
kar maksimizasyonu anlayışının da bir yansımasıdır. Bir başka ifadeyle; Tüpraş’ın, 320
bölgesel olarak sahip olduğu avantajlı konumunu, uluslararası fiyat hareketlerinden
kaynaklanan fırsatlar ölçüsünde kendi lehine kullanmaya çalıştığı görülmektedir. Bu
çerçevede, Platts İtalya fiyatlarında meydana gelen fiyat değişikliklerine %100 uyumlu
olmayan fiyat ayarlamaları da ortaya çıkabilmektedir.
Söz konusu fiyat ayarlamalarının Kanun’un 6. maddesi kapsamında bir kötüye
kullanma olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında öncelikle OFM’nin
sona erdiği 1.1.2005 tarihinden itibaren Platts İtalya fiyatları ile Tüpraş fiyatlarının
seyrini gösteren grafikler değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucuna göre
Tüpraş fiyatlarının genel olarak Platts İtalya fiyatlarını takip ettiği görülmüştür. Zaman
zaman aksi yönde fiyat hareketleri de görülmekle birlikte, kısa bir süre içerisinde 330
fiyatların birbirine yaklaştığı, hatta bazı dönemlerde Platts İtalya fiyatının da altına
inildiği gözlenmiştir. Nitekim, Platts İtalya fiyatları %3’lük koridorun dışına çıkmadığı
sürece aynen OFM’de olduğu gibi Tüpraş tarafından herhangi bir fiyat ayarlaması
yapılmadığından, Tüpraş fiyatının zaman zaman Platts İtalya fiyatlarının altına inmesi
son derece doğal bir olgudur.
Ancak OFM döneminden farklı olarak, Tüpraş’ın fiyat değişikliklerinde Platts İtalya
fiyatlarının aritmetik ortalamasından hareket edilmediğinden, yapılan zamlar nisbi
olarak Platts’daki yükselişlerin üzerinde gerçekleşmektedir. Rapor’da ortaya konulan
ve önaraştırma sürecinde EPDK’dan sağlanan veriler çerçevesinde, Tüpraş’ın
uyguladığı yüzdesel fiyat artışlarının neredeyse istisnasız bir biçimde Platts fiyat 340
artışlarının üzerinde olduğu görülmüştür.
Bunun nedenlerinden biri, gerek OFM gerekse Tüpraş’ın yeni fiyatlandırma yapısı
çerçevesinde, yapılan zamların belirli bir dönemde Platts’da oluşan fiyat hareketlerine
karşı konsolide bir tepki niteliğine sahip olmasıdır. Bir başka ifadeyle %3’lük fiyat
koridoru aşılmadığı sürece yeni bir fiyat açıklanmadığından, yapılan zamlar, toplamda
%3’ü buluncaya kadar olan zamların tümüne karşı verilen ortalama bir reaksiyonu
ifade etmektedir.
Bu noktada ifade etmek gerekirse; OFM’den gelen bu özellik sayesinde, fiyatların
sürekli olarak arttığı dönemlerde piyasadaki fiyatın birkaç günlük de olsa gecikmelerle
değiştirilmesi, tüketicilere de yansıması kaydıyla olumlu bir husustur. Bu konu ileride 350
değerlendirilmekle birlikte, bu aşamada belirtmek gerekir ki, dağıtım şirketlerinin
fiyatlandırma modeli, bu avantajların tüketiciye yansımasını büyük ölçüde
engellemektedir.
08-47/653-250
9
Tüpraş’ın fiyatlandırmasına geri dönülecek olursa; neticede Platts’ta oluşan fiyat
artışlarının üzerinde bir artışa gidiliyor olduğundan, bu fiyatlandırma biçiminin
piyasadaki kümülatif etkisinin dikkate alınması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi ise
fiyat düşüşlerinin de dikkate alınmasını gerektirmiştir. Hemen anlaşılacağı üzere
uluslar arası fiyat düşüşleri de geriden takip edildiği için bu noktada geçici olarak
Tüpraş’ın lehine bir durum ortaya çıkmaktadır. Fiyat artışlarının genel olarak Platts’ın
üzerinde seyretmesi nedeniyle, fiyat düşüşleri halinde izlenen fiyatlandırma biçimi, 360
Tüpraş’ın fiyatlandırmadaki gücünün Kanun’un 6. maddesi kapsamında
değerlendirilebilmesi için özellikle önem arz etmektedir. Çünkü, fiyat artışlarında nisbi
olarak yüksek artış politikası izleyen ve hakim durumunu kötüye kullandığından şüphe
edilen bir teşebbüsün, fiyat düşüşlerinde nisbi olarak daha düşük bir indirime gitmesi
ve sonuçta ciddi bir fiyat avantajı oluşturması beklenir. Ancak, nisbi fiyat hareketleri
incelendiğinde, aksine fiyat düşüşlerinde de Tüpraş’ın Platts’ın üstünde bir oranda
indirime gittiği gözlenmiştir. Dolayısıyla, fiyat artış ve azalışları birlikte
değerlendirildiğinde, Tüpraş’ın Platts’da oluşan fiyat hareketlerinden kendi lehine
sonuçlar çıkarma ve hakim durumunu kötüye kullanma eğiliminde olmadığı, uluslar
arası fiyatlarla Tüpraş fiyatları arasındaki farklılıkların zorlanmadığı ve bir süre sonra 370
fiyatların uyumlaştığı anlaşılmıştır.
Ancak burada özellikle dikkat çekilmesi gereken husus, Platts’da meydana gelen fiyat
değişimlerine, gerek artış gerekse azalış yönünde Tüpraş tarafından verilen tepkilerin
genel olarak Platts’daki fiyat hareketlerinin üzerinde olduğudur. Bir başka ifadeyle,
Tüpraş sahip olduğu pazar gücü ve bunun somut ifadesi olan %(+-3)’lük fiyat koridoru
sayesinde, Platts fiyatlarından çok fazla etkilenmeden Türkiye pazarını kontrolü altında
tutabilmekte ve kompleks Avrupa rafinerilerinin ortalama marjlarının üzerinde olan
marjlarını koruyabilmektedir.
Ayrıca, OFM’nin yürürlükten kalkmasıyla birlikte, %3’lük değişimlerin üstünde fiyat
artışı ve indirime dönük uygulamalar sıklaşmakta ve bunun sonucunda ortaya çıkan 380
uyumsuzluklar OFM dönemine kıyasla artmaktadır. Sonuç olarak, bir süre sonunda
fiyatlar uyumlu hale gelmekle birlikte, fiyat değişiklik tarihleri esas alındığında Tüpraş
ve Platts fiyatları arasındaki fark OFM dönemine kıyasla artmaktadır. Türkiye’de
akaryakıt tedariği bakımından gerek ithalatta gerekse Tüpraş’ın ithalat içerisindeki
payında meydana gelen gelişmelerin de Tüpraş’ın pazar payının ve fiyatlandırmadaki
gücünün de giderek artmasına yol açtığı görülmektedir.
Dolayısıyla, 5015 sayılı Kanun çerçevesinde Tüpraş’ın “en yakın erişilebilir dünya
fiyatlarını” dikkate alması zorunluluğunun ne anlama geldiği, bunun %100 bir uyuma
mı işaret ettiği yoksa kısmi bir uyumun yeterli görülüp görülmeyeceği hususları giderek
daha da önem kazanmaktadır. Ancak, fiyat regülasyonu çerçevesinde teşebbüslerin 390
fiyatlarına müdahale edilmesinin, orta ve uzun dönemde rekabetçi sonuçlar elde
edilebilmesi bakımından tercih edilir bir yol olmadığı açıktır. Bu nedenle, rekabetçi bir
fiyatlandırma yaratılabilmesi için asıl gerekli olan, rafinaj pazarının rekabetçi bir yapıya
kavuşturulması ve gerek ithalat gerekse yeni rafinaj yatırımlarının önündeki engellerin
kaldırılmasıdır.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, salt rekabet mevzuatı açısından bakıldığında
Tüpraş tarafından uygulanan mevcut fiyatlandırma modelinin, 4054 sayılı Kanun’un 6.
maddesine aykırılık teşkil etmediği, bununla birlikte “uluslar arası fiyatlara uygunluğun
sağlanması” kapsamında hangi ölçütlere uyulması gerektiği konusunda açıklık
bulunmadığı ve bunun petrol piyasası mevzuatı çerçevesinde çözülmesi gereken bir 400
husus olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
08-47/653-250
10
I.3.4. Dağıtım Şirketleri Hakkında Yapılan İnceleme ve Değerlendirmeler
Önaraştırma kapsamında, dağıtım şirketleri bakımından yapılan değerlendirmelerde
esas olarak, dağıtım şirketlerinin EPDK’ya bildirdikleri depo çıkış fiyatlarının seyri
incelenmiştir. Bu çerçevede 1.1.2005 tarihinden 17.6.2008 tarihine kadar geçen zaman
diliminde, Tüpraş İzmit rafinerisinin kurşunsuz 95 oktan benzin ve motorin için belirlediği
rafineri çıkış fiyatları ile hakkında önaraştırma yapılan dağıtım şirketlerinin İstanbul
Avrupa yakasındaki depo çıkış fiyatları karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda örnek olarak 410
alınan İstanbul Avrupa yakası bakımından, dağıtım şirketlerinin depolarının birbirine
oldukça yakın olduğu hatta bazılarının aynı depoyu kullandığı görülmektedir. Bu
depolarda oluşan fiyatların, en yakın rafineri konumunda olan İzmit rafinerisi ürün çıkış
fiyatlarıyla karşılaştırması yapılarak, rafineri çıkış fiyatlarında yaşanan değişimlerin
depo fiyatları üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır.
Bu çerçevede, Önaraştırma Raporu’nda ve Ekleri’nde yer alan çok sayıda istatistiksel
veri ve grafikler üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Özetle belirtmek gerekirse,
1.1.2005-30.9.2007 ve 1.10.2007-17.6.2008 dönemleri olmak üzere iki ayrı dönem
itibarıyla incelemeler yapılmış, bu ayrımda süre olarak daha kısa olmasına karşın ikinci 420
dönemde yaşanan fiyat artışlarının sayıca ilk döneme kıyasla bir kat daha fazla olması,
bunun temelinde ise 2007 yılının başından itibaren ham petrol fiyatlarında sürekli
artışların ortaya çıkması ve bu artışların nihai ürün fiyatlarına etkilerinin tespit edilmesi
yaklaşımı belirleyici olmuştur.
Yapılan incelemeler sonucunda, dağıtım şirketlerinin;
- uyguladıkları fiyatlar arasında litre bazında genellikle 1-3 kuruşluk farkların
bulunduğu,
- genel olarak rafineri çıkış fiyatlarını takip ettikleri,
- fiyat düşüşlerini, fiyat artışlarına kıyasla aynı duyarlılıkla piyasaya 430
yansıtmadıkları
görülmüştür.
Hakkında önaraştırma yapılan beş dağıtım firmasının belirlediği fiyatlar ilk bakışta
birbirine büyük benzerlik göstermekle birlikte, dağıtıcıların belirledikleri depo çıkış
fiyatları arasında görülen ve 1 ila 3 kuruş arasında değişen farklar, sektörün yapısı ve
fiyat oluşumuna etki eden unsurlar birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır.
Türkiye genelinde akaryakıt tedarikine bakıldığında toplam akaryakıt arzının yaklaşık
%70’inin Tüpraş’tan, %30’unun ise ithalat yoluyla karşılandığı görülmektedir. Bu 440
nedenle fiyat oluşumu açıklanırken Tüpraş’tan ürün tedarik edildiği varsayımından
hareket edilmiştir. Şirketler, Tüpraş satış fiyatına Özel Tüketim Vergisini (ÖTV), EPDK
gelir payını, katık maliyetini, depolama ve elleçleme maliyetini, nakliye maliyetini ve
nihai olarak dağıtıcı karını ekleyerek depo çıkış fiyatını tespit etmektedirler. Katma
Değer Vergisi (KDV) ise mal ve hizmet teslimlerinin her aşamasında ödenip, bir sonraki
aşamadaki alıcıya yansıtılan bir dolaylı vergi olduğundan fiyat oluşumunun
değerlendirilmesinde dikkate alınmamıştır.
Tüm dağıtım şirketleri için Tüpraş satış fiyatı, ÖTV ve EPDK gelir payı sabit kalemlerdir.
Bunun üzerine eklenen maliyet kalemlerinin de akaryakıt dağıtım şirketlerinin 450
Türkiye’nin belli bölgeleri için aynı rafineriden ürün almaları, o bölgeye akaryakıt arz
08-47/653-250
11
etmek amacıyla kullandıkları birbirlerine yakın depolara nakletmeleri ve depolama
maliyeti olarak da yaklaşık maliyetlere katlanmaları nedeniyle birbirine oldukça yakın,
hatta bazı kalemler bakımından aynı oldukları görülmüştür.
Akaryakıt ürünlerinde kar marjının da diğer birçok pazara kıyasla dar olması nedeniyle,
piyasada birbirine yakın fiyatların oluşması olağandır. Bu noktada, 1-3 kuruş arasına
sıkışacak ölçüde benzer fiyatların oluşması konusu ayrıca ele alınmıştır.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda, ürün bedeli ve vergilerle birlikte düşünüldüğünde 460
ortaya çıkan yüksek fiyatlar içerisinde kuruşla ifade edilen farklılıklar önemsiz gibi
görünmekle birlikte, şirketlerin karlılıklarıyla mukayese edildiğinde bu farlılıkların
önemsiz olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Örnek olarak ifade etmek gerekirse, akaryakıt
dağıtım şirketlerinin kurşunsuz 95 oktan benzinde litre başına ortalama 0,18 YTL
dağıtıcı karı elde ettikleri dikkate alındığında, litre başına dağıtıcı karı içindeki 0,01
YTL’lik (1 kuruş) fark dahi %5 gibi bir orana tekabül etmektedir. Bir başka deyişle
yukarıda açıklanan maliyetlerin benzerliği nedeniyle oluşan fiyat yakınsamalarını
birbirinden ayıran en önemli unsur, dağıtıcıların kendi sermaye yapılarına ve ticari
hedeflerine bağlı olarak tespit ettikleri dağıtıcı karı olmaktadır. Bu noktadan hareketle
dağıtıcıların karlarında %5-15 gibi bir farklılaşmaya yol açan 0,01-0,03 YTL’lik fiyat 470
farklılıkları, pazar toplamında satışı yapılan yıllık ürün miktarı da düşünüldüğünde
oldukça ciddi tutarlara tekabül etmektedir.
Bunların ötesinde, düşük miktarda yapılan satışlarda fiyat farklılıkları önemsiz hale
gelirken, alım miktarının artmasına bağlı olarak kuruşluk farklılıkların da öneminin arttığı
ve özellikle toptan satışlarda müşterilerce dikkate alındığı tespit edilen diğer
hususlardan biridir. Ayrıca, büyük miktardaki alımlarda, bayi listelerinde yer verilen
fiyatların dışında ek indirimlerle fiyatın farklılaştığı da teşebbüs yetkililerince ifade
edilmiş ve bu husus Rapor’a yansıtılmış olup, toptan alım-satım işlemlerinde daha da
rekabetçi fiyat seviyelerinin uygulandığı anlaşılmıştır. Bayilerin bu yolla yaptıkları 480
indirimlerde, dolaylı olarak dağıtıcıların bayilere yaptıkları satışlarda uygulanan vade ve
ıskontolar etkili olmaktadır.
Akaryakıt sektöründeki rekabetle ilgili olan bir başka husus ise, özellikle OFM’ye ilişkin
kararnamenin yürürlükten kaldırılmasının ardından piyasanın serbestleşmesi ve
pazarda faaliyet gösteren akaryakıt dağıtım şirketlerinin sayısının artmasıyla birlikte
promosyon uygulamalarının yoğunlaşmasıdır. Akaryakıt dağıtıcıları, bir yıl boyunca
uygulayacakları promosyon ve kampanya programını bir önceki yıl tayin etmekte ve
bütçelerinde promosyon harcamaları için bir pay ayırmaktadırlar. Dolayısıyla,
promosyon harcamaları fiyat oluşumuna doğrudan etki eden bir maliyet kalemi olarak 490
değerlendirilmemektedir.
Bilindiği üzere basında yer alan haberlerde, akaryakıt dağıtım şirketleri arasında
promosyonlar aracılığıyla yürütülen rekabetin önemsiz olduğu, esas olanın fiyat
rekabeti olduğu, dağıtıcıların bu yolla fiyat rekabetinden kaçındıkları vs… türünden
argümanlara yer verilmiştir. Bununla birlikte, bu değerlendirmelerin birçoğunun
dayanaksız olduğu, dağıtım şirketlerinin promosyon maliyetlerinin büyüklüğünü tayin
edebilmek için kullanılan kriterlerin önem arz ettiği, bu amaçla aynen küçük fiyat
farklılıklarının değerlendirmesinde olduğu gibi burada da şirketlerin promosyon
maliyetlerinin net satış karı içindeki yerine bakılması gerektiği noktasından hareket 500
edilmiştir.
08-47/653-250
12
Yapılan tespitlere göre promosyon kampanyalarının kar marjı içerisindeki yeri, dağıtım
şirketlerinin promosyon politikalarına göre %1 ile %10 arasında değişmektedir.
Akaryakıt fiyatı içerisinde vergilerin çok yüksek bir paya sahip olması ve nihai ürün
fiyatının yükselmesi nedeniyle şirketlerin ciroları karşısında promosyon harcamaları çok
küçük oranlara tekabül ederken, şirket karları içindeki paya bakıldığında ise
azımsanmayacak tutarlar olduğu ve şirketlerin promosyon yoluyla rekabete önemli bir
pay ayırdıkları görülmektedir.
510
Özetle, önaraştırmada elde edilen mevcut bilgi ve belgeler doğrultusunda, ilgili ürünlerin
fiyatlandırmasındaki esaslar, maliyetler, karlılık ve promosyon politikaları ile promosyon
rekabeti ve toptan satışlarda uygulanan indirimler dikkate alındığında, akaryakıt ürünleri
dağıtımındaki fiyat benzerliğinin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal edebileceği ve
soruşturma açılması gerektiği sonucuna ulaşmak bakımından yeterli olmadığı
kanaatine ulaşılmıştır.
Bununla birlikte, sektörde rekabet seviyesinin yeterli olduğu ve rekabet mevzuatı
bakımından hiçbir sorun bulunmadığı sonucuna ulaşmak da mümkün değildir. Akaryakıt
fiyatlandırmasına ilişkin iddialardan bağımsız olarak, daha çok dikey anlaşmalardaki 520
rekabet sorunlarından hareketle yürütülen sektör incelemesi de yakın tarihlerde
sonuçlanmış olup; 2.6.2008 tarihi itibarıyla tamamlanan “Akaryakıt Sektör Raporu”,
önaraştırma Raporu ile aynı gündemde eşzamanlı olarak değerlendirilmiştir. Gerek
önaraştırma gerekse sektör araştırması kapsamında elde edilen verilere göre, akaryakıt
fiyatlandırmasında rekabetçi piyasa yapısından uzak bir görünüme işaret eden iki
önemli husus bulunmaktadır:
Birincisi, vergilerin akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinde önemli bir etken olduğu bir
ölçüde kabul edilebilir olmakla birlikte, vergi dışı fiyatlar bakımından da Türkiye’de
akaryakıt fiyatlarının yakın pazarlara kıyasla yüksek olduğu; depo fiyatlarının bile 530
Avrupa perakende satış fiyatlarının üzerinde seyrettiği görülmektedir.
İkincisi ise, uluslar arası fiyatların dalgalı bir seyir izlediği ve Tüpraş tarafından OFM
benzeri bir fiyatlandırma sisteminin uygulanmakta olduğu 1.1.2005 sonrası dönemde,
fiyat düşüşlerinin, fiyat artışlarına kıyasla aynı duyarlılıkla piyasaya yansıtılmaması;
dağıtım şirketlerinin fiyat düşüşlerini bazen gecikmeli olarak, bazen ise nispi olarak
yansıtmaları, bazen de hiç yansıtmamalarıdır. Rafineri fiyatlarının takibi, gerek
Tüpraş’ın gerekse uluslar arası fiyatların takip edilmesi şeklinde gerçekleşmektedir.
Fiyatların yükseldiği dönemlerde Tüpraş’ın fiyat ayarlaması için %3 sınırının aşılması
gerektiğinden, dağıtım şirketleri çoğunlukla Tüpraş’ı beklemeden fiyatlarını 540
artırmaktadırlar. Bu durum, geçici olarak ortaya çıkan bu fiyat avantajından tüketicilerin
faydalanmalarına engel olmaktadır. Aksi olduğunda ise aynı hızla fiyatların
uyarlanmadığı, çoğunlukla Tüpraş’ın beklendiği ya da aynı oranda indirime gidilmediği;
bu dönemlerde fiyat oluşumu içerisinde dağıtım ve perakende satış marjlarının nisbi
olarak yükseldiği anlaşılmaktadır. Özetle ifade edilecek olursa; rafineri çıkışı fiyatların
takip edilmesi sürecinde, dağıtım şirketleri tarafından genelde “fiyatı bir rekabet aracı
olarak kullanma” eğilimine girilmemekte, özellikle fiyat indirimlerinin yansıtılması
noktasında bir katılık bulunmaktadır.
Bu iki husus birlikte değerlendirilerek, teşebbüslerin fiyat rekabetinden kaçındıkları ve 550
4054 sayılı Kanun’u ihlal eden bir uyumlu eylem içine girdikleri ileri sürülebilir. Ancak
bu noktada, Akaryakıt Sektör Raporu’nda yer verilen ve mevzuat değişikliği ile önlem
alınması gerektiği ifade edilen hususlar ciddi görülmüş olup; bu yapısal sorunların,
08-47/653-250
13
teşebbüslerin fiyat rekabetine girmeme yönündeki eylemlerini kolaylaştırdığı dikkate
alınarak, öncelikle bu mevzuat değişikliklerinin yapılması gerektiği, bunlar yapılıncaya
kadar geçecek sürede ise EPDK’ya tanınan düzenleyici yetkilerin kullanılmasıyla
aksaklıkların geçici olarak giderilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur.
Bilindiği üzere, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 10. maddesinin 14. fıkrasında;
“… petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama 560
amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya
eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması halinde, gerekli işlemlerin
başlatılmasıyla birlikte, her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her
aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat
tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına Kurum yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. Bu
hükümle, 4054 sayılı Kanun’da yer alan “hakim durumun kötüye kullanılması, rekabeti
sınırlayıcı anlaşma ve uyumlu eylem” olgularına işaret edildiği, söz konusu ihlallerin
“piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması” halinde ise EPDK’ya fiyatlara ilişkin olarak
düzenleyici yetkiler tanındığı görülmektedir.
570
Rekabet mevzuatının görece yeni olduğu ülkelerde, cezai yaptırıma bağlanan
anlaşmalar ya da uyumlu eylemlerin yanı sıra mevzuattan kaynaklanan “yapısal”
engeller nedeniyle de rekabetin tesis edilememesi ve tam da bu nedenle “piyasa
düzeninin bozulması” sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Nitekim bu olgu, on yılı aşkın
bir süreye yayılan rekabet hukuku uygulamalarında neredeyse istisnasız bir biçimde
tüm sektörler bakımından karşımıza çıkmış olup; Rekabet Kurumu tarafından dosya
konusu olan ihlallerin sona erdirilmesinin ötesinde, bu tür yapısal engellerin ortadan
kaldırılmasına yönelik olarak çeşitli sektörlerde birçok girişimde bulunulmuştur.
Akaryakıt Sektör Raporu’ndaki tespitler çerçevesinde yapılan değerlendirmelere göre, 580
bu sektörde de rekabetin önünde ciddi yapısal engeller bulunduğu tespit edilmiş olup;
teşebbüsler bir yandan sınırlı bir alanda rekabet ederken, diğer yandan bu yapısal
engellerin yarattığı avantajlar sayesinde fiyat rekabetinden kaçınmaktadırlar. Tekrar
etmek gerekirse, böyle bir durumda, rekabet hukuku çerçevesinde, fiyatlandırmadaki
katılık ve görece pahalılıktan hareketle uyumlu eylem karinesine başvurulabilirse de;
söz konusu yapısal engeller ortadan kaldırılmadığı sürece, teşebbüslere cezai
yaptırım uygulamanın ötesinde, piyasada kalıcı bir rekabet ortamının tesis
edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu aşamada öncelikle yapılması gereken,
söz konusu engellerin ortadan kaldırılması için gereken adımların atılması ve bunun
için gerekli olan süre zarfında EPDK’ya tanınan düzenleyici yetkilerin kullanılmasıdır. 590
J. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve dosya kapsamına göre;
1- Haklarında önaraştırma yürütülen Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş., Petrol Ofisi
A.Ş., Shell & Turcas Petrol A.Ş., BP Petrolleri A.Ş., Opet Petrolcülük A.Ş. ve
Total Oil Türkiye A.Ş.’nin akaryakıt ürünlerinin fiyatlandırılması uygulamalarına
ilişkin olarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. ve 6.
maddelerine aykırılık teşkil edecek bilgi ve belge elde edilemediğine, teşebbüs
davranışlarından hareketle 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği sonucuna 600
ulaşılamaması nedeniyle adı geçen teşebbüsler hakkında aynı Kanun’un 41.
maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığına ve şikayetlerin
reddine,
08-47/653-250
14
2- Ancak, dosya konusu Rapor ile eş zamanlı olarak müzakere edilen ve 2.6.2008
tarih ve REK.0.05.00.00-110/75 sayılı önerge ekinde yer alan “Akaryakıt Sektör
Raporu” sonucunda, akaryakıt ürünleri sektöründe rekabeti engelleyen yapısal
hususların mevcut olduğu ve pazarın genel olarak rekabetçi bir görünüm arz
etmediğine; söz konusu yapısal aksaklıkların giderilmesi gerektiğine ve bunlar
yapılana kadar 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinde öngörülen ve akaryakıt
fiyatlarının düzenlenmesi ile ilgili olarak, verilen yetkilerin kullanılabilmesi için 610
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna görüş yazısı gönderilmesine
OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.
08-47/653-250
15
KARŞI OY GEREKÇESİ
(24.07.2008 tarih ve 08-47/653-250 sayılı Kurul Kararı)
Haklarında ön araştırma yapılan dağıtım firmaları ile ilgili, akaryakıt ürünlerinin
fiyatlandırılması usulü ve uygulamalar hakkında, rekabetçi açıdan sakıncasız bir
tablonun varlığı yeterli delil ve açıklamalar ile ortaya konulamamıştır.
İlgili firmaların uyumlu eylem görüntüsü veren, rekabetçi yapı ve işleyişe aykırı
uygulamalara son vermelerini temin için gerekli tedbirleri almaları Kurul tarafından
karara bağlanabilirdi.
Rekabet mevzuatı çerçevesinde kullanılabilecek inisiyatifler olduğu gerekçesiyle
alınan karara katılamıyorum.
Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan
Full & Egal Universal Law Academy