AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 38850/09
Vahap AKBABA ve Barış METİN / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 22 Ekim 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 9 Temmuz 2009 tarihli başvuruyu, 7 Aralık 2017 tarihli kararı ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranlar tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Vahap Akbaba ve Barış Metin, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1983 ve 1984 doğumludurlar ve İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Hanbayat Yeşil ve Avukat M. Kırdök tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Fatih Emniyet Müdürlüğü tarafından, 28 Nisan 2008 tarihinde, başvuranların her birine, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesinde öngörülen kamuya ait alanlara izinsiz afiş asma suçunu işledikleri gerekçesiyle, 3.805 Türk lirası (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 1.902,02 avro (EUR)) idari para cezası verilmiştir.
5. Başvuranlar, 27 Mayıs 2008 tarihinde, bu para cezalarına ilişkin kararlara itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar, itirazları kapsamında, hukuka ve kanuna aykırı olduğu kanaatine vardıkları bu kararların iptalini ve ikinci olarak, söz konusu kararların iptal edilmemesi durumunda, ekonomik durumları bakımından, kanun ile öngörülen asgari tutara uygun şekilde cezalarda indirim yapılmasını talep etmişlerdir.
6. Fatih Sulh Ceza Hâkimliği (“Sulh Ceza Hâkimliği”), 8 Eylül 2008 tarihli kararlarla, başvuranların itirazlarını reddetmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği bu kararı verirken, polis memurları tarafından düzenlenen tutanakları ve dosyada yer alan diğer belgeleri dikkate alarak, itiraz edilen idari kararların, yerinde olduğu ve başvuranların itirazlarına dayanak olacak nitelikte delil unsurları ibraz etmedikleri kanaatine varmıştır.
7. Başvuranlar, 10 Kasım 2008 tarihinde, Sulh Ceza Hâkimliğinin kararlarına itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar, bu yeni başvurularına dayanak olarak, daha önce belirttikleri aynı gerekçeleri ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca, Sulh Ceza Hâkimliğinin, özellikle kendilerinin sosyo-ekonomik durumları bakımından yeterli bir incelemede bulunmadığını ve kararlarının, gerekçeli olarak verilmediğini, hukuka ve kanuna aykırı olduğunu ve hakkaniyete uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir.
8. İstanbul 2 ve 4. Ağır Ceza Mahkemeleri, 4 ve 31 Aralık 2008 tarihli kararlarla, bu itirazları reddetmiştir. Bu kararlar, başvuranlara 9 Ocak ve 11 Nisan 2009 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.İlgili İç Hukuk Kuralları
9. 5326 sayılı ve 30 Mart 2005 tarihli Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Afiş asma
Madde 42- (1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk Lirasından üç bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (...)
(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. Bu izinde, afiş ve ilânın asılacağı zaman dilimi açık bir şekilde gösterilir. Bu afiş ve ilânlar izin verilen gerçek veya tüzel kişi tarafından bu sürenin dolmasını müteakip derhal toplatılır. Toplatma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi halinde birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir.
(...) ”
ŞİKÂYETLER
10. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, izinsiz afiş astıkları gerekçesiyle kendilerine verilen idari para cezalarının, ifade özgürlüğü haklarına ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
11. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, yukarıda belirtilen para cezalarının kendilerine verilmesine ve miktarlarına itiraz edebilecekleri geçerli ve etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığından şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuranlar, izinsiz afiş astıkları gerekçesiyle kendilerine verilen idari para cezalarının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörüldüğü şekliyle, ifade özgürlüğü haklarına ihlal teşkil ettiğini ileri sürmektedirler.
13. Başvuranlar diğer taraftan, söz konusu para cezalarına ve bu cezaların miktarlarına itiraz etmek için tükettikleri başvuru yollarının etkin olmadığından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, bu bağlamda Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürmektedirler.
14. Mahkeme, başvuranların, Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin şikâyetleriyle, aslında kendilerine verilen para cezalarına itiraz etmek için yaptıkları itiraz başvurularının sonucunu eleştirdiklerini kaydetmektedir.
15. Mahkeme, olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda uzman merci olarak, başvuranların şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
16. Hükümet, üç açıdan kabul edilemezlik itirazları ileri sürmektedir. Hükümet, öncelikle başvuranların, kendilerine verilen idari para cezalarını hiçbir zaman ödememiş olmaları sebebiyle, kendisine göre, mağdur statüsüne sahip olmadıklarını iddia etmektedir. Hükümet ardından, ilgililerin, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetlerini, ulusal makamlar önünde görülen davalar kapsamında ileri sürmediklerini savunarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğinden yakınmaktadır. Hükümet son olarak, bu şikâyetin, Sözleşme hükümlerine konu yönünden (ratione materiae) uygun olmadığı gerekçesiyle, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hükümet, ihtilaf konusu para cezalarının, afişlerin içeriği sebebiyle değil izinsiz olarak asılmış olmaları sebebiyle başvuranlara verildiğini belirtmektedir.
17. Başvuranlar, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazla ilgili olarak, ihtilaf konusu idari işlemlere karşı itirazda bulunduklarını açıklamaktadırlar ve bu bağlamda cezaların indirilmesine ilişkin taleplerinin yeterli bir gerekçe olduğu kanaatindedirler. Başvuranlar diğer itirazlar hakkında görüş bildirmemektedirler.
18. Mahkeme, Hükümetin ileri sürdüğü, mağdur statüsüne ve Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin konu yönünden (ratione materiae) uygunsuzluğuna ilişkin ilk itirazları hakkında karar vermesine gerek olmadığını, zira başvurunun bu kısmının, iç hukuk yolları tüketilmediği için aşağıda belirtilen gerekçelerle, her hâlükârda kabul edilemez olduğu kanaatine varmaktadır.
19. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Sözleşmeci bir Devlete, kendisine karşı iddia edilen Sözleşme ihlalini engelleme veya telafi etme imkânı verme amacı taşıdığını hatırlatmaktadır (örneğin bk. Azinas/Kıbrıs [BD], No. 56679/00, § 41, AİHM 2004‑III). Şüphesiz, Mahkeme içtihatları gereğince, Sözleşme’nin, iç hukukta açıkça ileri sürülmesi her zaman gerekli değildir: şikâyetin “en azından özünde” ileri sürülmesi yeterlidir (örneğin bk. Glasenapp/Almanya, 28 Ağustos 1986, § 44, A Serisi no. 104 ve Castells/İspanya, 23 Nisan 1992, § 32, A Serisi no. 236). Bu durum, başvuranın, ulusal mahkemelere iddia edilen ihlali telafi etme imkânı verecek şekilde, iç hukuka dayandırılmış eşdeğer veya benzer hukuki iddialar ileri sürmesi gerektiğini gösterir (örneğin bk. Van Oosterwijck/Belçika, 6 Kasım 1980, § 34, A Serisi No. 40 ve yukarıda anılan Azinas, § 38). Bununla birlikte, Mahkeme içtihatlarından da anlaşıldığı üzere, Sözleşmeci bir Devlete iddia edilen ihlali gerçekten engelleme veya telafi etme imkânı verilebilmesi için, Mahkemeye sunulan şikâyetin daha önce özünde ulusal makamlar önünde etkin şekilde ileri sürülüp sürülmediğinin belirlenmesi amacıyla, sadece olayların değil, aynı zamanda başvuranın hukuki iddialarının da dikkate alınması gerekmektedir (örneğin bk. Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996, §§ 29-34, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑V ve yukarıda anılan Azinas, §§ 38-42). Nitekim “bir başvuranın, Sözleşme bakımından mümkün bir iddiayı göz ardı ederek, ihtilaf konusu tedbire itiraz etmek için ulusal makamlar önünde başka bir iddia ileri sürebilmesi ve ardından Mahkeme önünde Sözleşme’ye ilişkin iddiasına dayandırdığı bir başvuruda bulunabilmesi, Sözleşme metninin ikincil niteliğime aykırı olurdu” (yukarıda anılan Azinas, § 38 ve Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 117, 20 Mart 2018).
20. Mahkeme, başvuranların somut olayda, ihtilaf konusu idari para cezalarına karşı yaptıkları itirazlar kapsamında, esasen, kendilerine para cezası verilmesine ilişkin idari kararların yasallığına ve bu para cezalarının, ekonomik durumları bakımından orantısız olduğu kanaatine vardıkları miktarlarına itiraz ettiklerini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların ulusal makamlar önünde sadece iç hukuka ilişkin iddialar ileri sürdüklerini ve ihtilaf konusu para cezaları sebebiyle, ifade özgürlüklerine yapıldığını iddia ettikleri ihlal konusunu, özünde bile ileri sürmediklerini tespit etmektedir (yukarıdaki 5 ve 7. paragraflar).
21. Bu sebeple, Mahkeme, somut olayda iç hukuk yollarının gerektiği şekilde tüketildiği kanaatine varılamayacağına hükmetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazını kabul etmekte ve başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fansızca dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Kasım 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy