AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 64778/12
Keramettin AKÇA ve Diğerleri/Türkiye
Başkan,
Aleš Pejchal,
Hâkimler,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 23 Kasım 2021 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Samsun Barosuna kayıtlı avukat S. Demirkan tarafından temsil edilen, ekteki tabloda yer alan başvuranlar tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 16 Ağustos 2012 tarihinde yapılmış olan başvuruyu (no. 64778/12),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı göz önüne alarak,
Gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Dava başvuranların iki akrabası H.A. ve M.C.’nin 1 Ekim 2002 tarihinde jandarma karakolunun dışında H.C. adlı üçüncü bir kişi tarafından öldürülmesiyle ilgilidir. İlgili tarihte söz konusu tarafların jandarma karakolunda bulunmalarının sebebi; başvuranların bazı aile üyelerinin ve H.C.’nin bazı aile üyelerinin önceki gün kavgaya karışmış olmaları ve başvuranların aile üyelerinden birinin jandarma karakolunda gözaltında tutulmasıdır.
2. Sonrasında H.C., H.A. ve M.C.’nin öldürülmesinden suçlu bulunmuş ve 24 yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir. Ceza yargılamaları sırasında, H.C.’nin olay günü silahlı olduğu ve üst araması yapılmadan jandarma karakoluna birkaç kez giriş çıkış yaptığı tespit edilmiştir. Başvuranlar bu bilgiye dayanarak, 17 Şubat 2005 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunarak, olay günü nöbetçi olan jandarma görevlilerinin güvenlik kontrollerini yapmamalarından şikâyetçi olmuşlardır.
3. Cumhuriyet Savcılığı 5 Mart 2007 tarihinde, Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde söz konusu jandarma görevlileri hakkında görevi ihmal suçlamalarıyla ceza davası açmıştır. Başvuranlar bu yargılamalara, tazminat talep etmeyen üçüncü taraflar olarak katılmışlardır. Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesi 25 Kasım 2008 tarihinde, cinayet olayları ve sanıkların ihmalkâr davranışları arasında illiyet bağı olmadığı gerekçesiyle sanıkları beraat ettirmiştir. Mahkeme cinayet olaylarının jandarma karakolu sınırları dışında gerçekleştiğini ve H.C.’nin oraya devlet görevlileri tarafından getirilmediğini veya çağrılmadığını kaydetmiştir. Gerçekleştirilen temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay söz konusu suçun kovuşturmasının zaman aşımına uğraması sebebiyle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Yargıtay’ın kararı 11 Nisan 2011 tarihinde Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesine bildirilmiş ve başvuranların avukatına 23 Şubat 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
4. Başvuranlar Mahkeme önünde, cinayet olayının gerçekleştiği yerin uygulamada, bekleme alanı olarak kullanılması sebebiyle jandarma karakolu sınırları içerisinde yer aldığının değerlendirilmesi gerektiği ve jandarma görevlilerinin bina girişinde güvenlik kontrollerini gerçekleştirmeyi ihmal ederek yakınlarının yaşamını koruyamadıkları hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlara göre, jandarma görevlileri gerekli güvenlik kontrollerini gerçekleştirmiş olsalardı, H.C.’nin ruhsatsız silahını bulacak ve silahı kendisinden alacak, böylelikle H.C.’nin başvuranların yakınını silahla vurmasını engellemiş olacaklardı. Başvuranlar ayrıca jandarma görevlileri hakkındaki ceza yargılamalarının, zaman aşımı nedeniyle Yargıtay tarafından reddedildiğini ileri sürmüşlerdir.
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ
5. Başvuranlar Devlet makamlarının jandarma karakolunda gereken tedbirleri almayarak, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan, yakınlarının yaşamını koruma konusundaki pozitif ve usuli yükümlülüklerini yerine getirmedikleri hususunda şikâyette bulunmuşlardır.
6. Hükümet, somut davada yaşam hakkının kasıtlı bir şekilde ihlal edilmemesi sebebiyle, idare mahkemeleri önünde tazminat davası açılmasının, olayların ve herhangi bir Devlet görevlisinin olayla ilgili sorumluluğunun tespit edilmesini tam anlamıyla sağlayacak nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranlar böyle bir dava açmadıklarından; olayla ilgili olarak Devletin sorumluluğunun bulunduğu iddiasına ilişkin şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir. Her halükarda, Yargıtay kararının Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesine iletilmesinin ardından altı ay içerisinde Mahkeme’ye başvuru yapılmadığı görüşüne varmıştır.
7. Başvuranlar, ceza hukuku yolunun, Devlet görevlilerinin iddia konusu ihmalkâr eylemlerinin tespit edilmesi ve cezalandırılması konusunda en uygun hukuk yolu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
8. Somut davaya ilişkin genel ilkeler Nicolae Virgiliu Tănase / Romanya [BD] (no. 41720/13, §§ 157-60 ve 163, 25 Haziran 2019) kararında özetlenmiştir. Devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevi; olayların tespiti, ihmali bulunanların sorumlu tutulması ve mağdura (veya yakınlarına) uygun bir tazmin sunulmasını sağlayabilecek etkin ve bağımsız bir adalet sistemini içermelidir. Özellikle, kasıtlı olarak ölüme neden olunması veya yaşamın kasıtlı olarak riske atılması durumlarında, genellikle ceza soruşturması gereklidir. Kasıtsız olarak ölüme neden olunması ve/veya yaşamın kasıtsız olarak riske atılması durumlarında; hukuk sistemi -tek başına veya ceza mahkemeleri önünde bir hukuk yoluyla birlikte- mağdurlara hukuk mahkemeleri önünde, herhangi bir sorumluluğun tespitini ve uygun bir telafi sağlayan bir hukuk yolu sunuyorsa, etkin adalet sistemi ortaya konulmuş olacaktır. Ancak, yaşam hakkı veya fiziksel bütünlüğe yönelik kasıtlı olmayan müdahalelerde dahi; etkin bir ceza soruşturmasıyla 2. madde kapsamında yer alan usul yükümlülüğünün yerine getirildiği istisnai koşullar da mevcut olabilir. Örneğin bu tür koşullar, bir kamu makamının muhakeme hatası veya dikkatsizliğin ötesine geçen bir davranışının ardından hayatın kaybedilmesi veya tehlikeye atılması durumunda veya şüpheli koşullarda veya ilgili mevzuat kapsamında özel bir kişinin hukuki görevlerini bilerek veya bilmeyerek ihmal etmesi nedeniyle hayatın kaybedilmesi durumlarında mevcut olabilir (bk. örneğin, Öneryıldız / Türkiye [BD], no. 48939/99, AİHM 2004‑XII; Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk / Türkiye, no. 13423/09, §§ 104-106, AİHM 2013; Oruk / Türkiye, no. 33647/04, §§ 50 ve 65, 4 Şubat 2014; ve Sinim / Türkiye, no. 9441/10, §§ 62-63, 6 Haziran 2017).
9. Mahkeme tarafların, başvuranların yakınının H.C. tarafından vurulduğu dış mekânın jandarma karakolu sınırlarında kalıp kalmadığı hususunda ihtilaf yaşadıklarını kaydeder. Söz konusu alanın jandarma karakolu sınırlarında ve bu sebeple jandarmanın yetki alanı içerisinde olduğu varsayılsa bile; jandarma görevlilerinin H.C.’yi güvenlik kontrollerinden geçirmedikleri yönündeki iddia konusu ihmalkâr davranışlarının, ceza hukuku yoluna başvurulmasını gerektiren bir muhakeme hatası veya dikkatsizliğin ötesine geçmemesi nedeniyle; Mahkeme bu hususa önem vermemektedir. Ayrıca, söz konusu jandarma görevlilerinin, H.C.’nin başvuranların yakınlarının yaşamına yönelik bir tehlike teşkil ettiğini bildikleri veya bilmeleri gerektiğini gösteren herhangi bir husus dava dosyasında yer almamaktadır.
10. Bu nedenle, başvuranların Devlet görevlilerine yönelik şikâyetleri, yaşam hakkının kasti olmayan ihlaliyle ilgili olmakla birlikte; bu gibi durumlarda Sözleşme’nin 2. maddesi ceza hukuku yoluna başvurulmasını gerektirmez ve Devlet mağdurlara yargı yolları sunarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirebilir. Mahkeme ayrıca, Türk hukuk sistemi kapsamında başvuranlara; Devlet makamlarının, başvuranların yakınlarının ölümüyle ilgili ihmali hususundaki esas bakımından şikâyetleriyle bağlantılı olarak idare mahkemeleri önünde tazminat davası açma imkânı sunulduğunu kaydeder. İdare mahkemeleri önündeki hukuk yolu, olay ve olgularla birlikte yetkililerin sorumluluğunun tespit edilmesi ve uygun şekilde tazminat sunulmasını sağlayabilir (benzer bir sonuç için bk., Başkaya / Türkiye (k.k.), no. 53829/10, §§ 32-38, 11 Ocak 2018). Bu nedenle, başvuranların idare mahkemeleri önündeki yargı yollarını izlememesi nedeniyle ve başvuranların katıldığı ceza yargılamaları kapsamında tazminat elde etmelerine olanak tanınmadığı dikkate alındığında (karşılaştırınız, yukarıda anılan Nicolae Virgiliu Tănase, § 19 ve §§ 176-177); başvuru iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 16 Aralık 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Sıra No.
Başvuranın Adı
Doğum/Kayıt
Yılı
Uyruğu
İkamet Adresi
1.
Keramettin AKÇA
1954
T.C.
Samsun
2.
Ayşe AKÇA
1981
T.C.
Samsun
3.
Hasan AKÇA
1987
T.C.
Samsun
4.
Zekeriya AKÇA
1976
T.C.
Samsun
5.
Mehmet Ali CEBE
1957
T.C.
Samsun
6.
Satu CEBECİ
1933
T.C.
Samsun
7.
Kadriye KARAAĞAÇ
1962
T.C.
Samsun
8.
Fatma SEVİNÇ
1984
T.C.
Samsun