AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 55559/11
İshak AKGÜÇ ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 25 Nisan 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) 18 Temmuz 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, İshak Akgüç ("birinci başvuran"), Abdullah Akgüç (‘‘ikinci başvuran’’), Hedo Akgüç (‘‘üçüncü başvuran’’), sırasıyla 1992, 1966 ve 1973 doğumlu Türk vatandaşları olup, Mardin’de ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Mardin Barosuna bağlı Avukat Ş.Taşkın tarafından temsil edilmişlerdir. Birinci başvuran, olayların meydana geldiği dönemde reşit olmadığı için, reşit oluncaya ve yargılamalara katılıncaya kadar, iç hukukta davalar ilgilinin ebeveyni, yani diğer iki başvuran, tarafından açılmış ve bunların büyük kısmı yalnızca ilgililerce takip edilmiştir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 26 Ekim 2004 tarihinde, on iki yaşında olan ve okulda teneffüste oynarken yaralanan birinci başvuran, Mardin Devlet Hastanesi acil servisine götürülmüş; sonrasında, ortopedi servisine nakledilmiş, burada acil tıp doktoru tarafından yalnızca kolundaki kırık için tedavi uygulanmış ve kolu alçıya alınmıştır. Birinci başvuran, aynı gün hastaneden taburcu olmuş; acil tıp doktoru, ilgilinin aynı kolunda bulunan yara için ilaç tedavisi yazmamıştır.
4. Birinci başvuran, 28 Ekim günü, alçıya alınmış olan kolundaki ağrı nedeniyle Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesi (‘‘Kızıltepe Hastanesi’’) ortopedi servisine götürülmüştür. Yapılan radyolojik muayene sonrasında, sağlık personeli, sonuçların herhangi bir özel semptom ortaya koymadığını belirtmiş ve birinci başvurana, ağrı kesici ilaç reçete etmiştir.
5. 29 Ekim günü, halen kolundaki ağrılardan yakınan birinci başvuran, yeniden Kızıltepe Hastanesine gitmiştir. Bir hekim tarafından alçısı çıkarılmış ve aynı gün, Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesinin ("Dicle Hastanesi") ortopedi servisine acil olarak nakledilmeden önce tedavi uygulanmıştır.
6. Birinci başvuran, 6 Kasım 2004 tarihinde, bir kamu kurumu olan, Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesinin (‘‘Ankara Hastanesi’’) acil servisine götürülmüştür.
10 Kasım günü, ilgilinin, sol kolu dirsek hizasında ampute edilmek zorunda kalınmıştır.
1. Ceza yargılaması
7. İkinci ve üçüncü başvuranlar, 2004 yılında, belirtilmeyen bir tarihte, oğullarının kolunun ampute edilmesinden sorumlu tuttukları acil tıp doktoru hakkında şikâyetçi olmuşlardır.
8. Savcılık, 1 Ekim 2005 tarihinde, Mardin Valisinden, acil tıp doktorunun kamu görevlisi olması nedeniyle, hakkında kovuşturma açılması için zorunlu olan izni istemiştir.
9. Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen Müfettiş R.Ç. 21 Şubat 2005 tarihinde düzenlediği raporda suçlanan hekimin olayda tıbbi hatası bulunmadığı sonucuna varmıştır.
10. Mardin Valisi, 23 Şubat 2005 tarihinde, acil tıp doktoru hakkında kovuşturma izni vermemiştir.
11. İkinci ve üçüncü başvuranlar, 17 Mart 2005 tarihinde, valinin bu kararına itiraz etmişlerdir.
12. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, 30 Mayıs 2005 tarihinde, yukarıda anılan kararı bozmuş ve kovuşturma açılması için dosyayı Mardin savcılığına göndermiştir.
13. Mardin savcılığı, 26 Eylül 2005 tarihli iddianameyle, Mardin Sulh Ceza Mahkemesinde, acil tıp doktoru hakkında dava açmıştır.
14. Sulh Ceza Mahkemesi, 10 Aralık 2011 tarihinde, yeni ceza kanunun yürürlüğe girmesinin ardından görevsizlik kararı vererek yargılama sırasında suçun yeniden tanımlanması amacıyla davayı Mardin Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir.
15. Mardin Asliye Ceza Mahkemesi, 22 Mart 2011 tarihinde, zamanaşımı nedeniyle kamu davasını reddetmiştir.
16. Temyiz başvurusunda bulunulan Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 31 Ocak 2012 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir.
17. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 28 Mart 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
2. İdari uyuşmazlık
18. İkinci ve üçüncü başvuranlar, 24 Aralık 2004 tarihinde, acil tıp doktoru tarafından yapılan tıbbi hatalar nedeniyle oğullarının maruz kaldığını iddia ettikleri maddi ve manevi zarardan ötürü İdareye tazminat talebinde bulunmuşlardır.
19. İdare, 11 Şubat 2005 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuranlar tarafından yapılan talebi reddetmiştir.
20. Taleplerinin reddedilmesi sonrasında, bu başvuranlar, 3 Mart 2005 tarihinde, Mardin İdare Mahkemesinde (‘‘İdare Mahkemesi’’) tam yargı davası açmışlardır. Yetkilileri, uyguladıkları tedaviler sırasında yaptıkları tıbbi hatalar nedeniyle oğullarında kalıcı maluliyete neden olmakla suçlamışlar ve maddi zarardan dolayı 50.000 Türk Lirası (TL), manevi zarardan dolayı ise 100.000 Türk Lirası (TL) talep etmişlerdir.
21. 1 ve 2 Mayıs 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen iki toplantı sonrasında, Yüksek Sağlık Kurulu, acil tıp doktorunun 8’de 5 oranında (5/8) kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
22. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 7 Mayıs 2010 tarihinde, Mardin Devlet Hastanesinde ve Kızıltepe Hastanesinde yapılan müdahaleler sırasında tıbbi hatalar yapıldığı sonucuna varılan bir rapor sunmuştur.
23. Adli Tıp Kurumu, 9 Şubat 2011 tarihli raporda, 26 Ekim 2004 tarihinden itibaren altı aylık bir süre için, birinci başvuranın geçici fonksiyon kaybının % 100 oranında olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
24. Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2011 tarihli ek bir raporda, ilgilinin % 76 oranında kalıcı iş görmezliği olduğunu saptamıştır.
25. 4 Nisan 2012 tarihinde düzenlenen bilirkişi raporunda, birinci başvuranın maruz kaldığı bedensel zarar 288.385,72 Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Bu rapora itiraz edilmemiştir.
26. Başvuranlar, yukarıdaki raporda tespit edilen bedensel zarar miktarına uygun olarak 24 Mayıs 2012 tarihli ıslah dilekçesi ile, dava açıldığı tarihteki talep ettikleri maddi tazminat miktarını artırmışlardır.
27. İdare Mahkemesi, 18 Aralık 2012 tarihinde, idarenin ağır kusurlu olduğunu tespit etmiştir. İdare Mahkemesi tazminat miktarının yargılama esnasında artırılma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle, ıslah istemini reddetmiş ve dava dilekçesinde talep edilen miktara uygun olarak, başvuranlara 50.000 Türk Lirasının yanı sıra manevi zarar için talep edilen tutarın tamamını, yani 100.000 Türk Lirası (yaklaşık 29.240 Avro) ödenmesine karar vermiştir.
28. Danıştay, 15 Mayıs 2014 tarihinde, idari yargılamada dava açıldıktan sonra talebin artırılması imkânı sağlayan 6459 sayılı Kanun’un 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle, bu kararı kısmen bozmuştur.
29. Danıştay, 13 Mart 2015 tarihinde, İdarenin karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.
30. İdare Mahkemesi, 11 Eylül 2015 tarihinde, maddi tazminatın miktarıyla ilgili olarak yeniden karar vermiştir. İdare Mahkemesi, başvuranların ıslah dilekçesini dikkate alarak, ilgililere 238.385,12 Türk lirası (yaklaşık 69.703 Avro) ödenmesine karar vermiştir. İdare Mahkemesi ayrıca, ıslah dilekçesi ile artırılan kısım bakımından gecikme faizinin, ıslah tarihi olan 24 Mayıs 2012 tarihinden itibaren işlemeye başladığına karar vermiştir (yukarıda 26. paragraf).
31. Başvuranlar, 11 Aralık 2015 tarihinde, gecikme faizinin zarar verici olayın meydana geldiği 26 Ekim 2004 tarihinden itibaren, işlemeye başlaması gerektiği gerekçesiyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
32. Dava halen Danıştay’da derdesttir.
3. 6384 Sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözüme Dair Kanunla Kurulan Tazminat Komisyonu ("Tazminat Komisyonu") Önündeki Başvuru
33. Başvuranlar, 13 Eylül 2013 tarihinde, mahkemeler önündeki gerek ceza gerekse idari davalarda makul süre gerekliliğine riayet edilmemesi nedeniyle tazminat davası açmışlardır.
34. Tazminat Komisyonu, 26 Mayıs 2014 tarihinde, kendisine başvuruda bulunmanın ancak, makul süre gerekliliğine riayet edilmesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kabul edilemezlik kararının ardından başvuruda bulunmanın mümkün olabileceği gerekçesiyle ret ara kararı vermiştir. Tazminat Komisyonu, başvuranların, Mahkeme’nin bu şikâyet hakkında karar verdiği tarihten itibaren bir aylık süre içerisinde yeniden başvuruda bulunabileceklerini belirtmiştir.
ŞİKÂYETLER
35. Başvuranlar, Sözleşme’nin 1, 6 ve 13. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, sakat kalmasının nedeni olarak gördükleri tıbbi ihmaller sebebiyle birinci başvuranın fiziksel bütünlük hakkına riayet edilmemesinden ve makul süre içerisinde uygun bir hukuki sonuç elde edemediklerinden yakınmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
36. Mahkeme öncelikle, işbu başvurunun yapılması sonrasında yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurma konusunda görevli olduğunu hatırlatmaktadır (Eser/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 78852/11, 27 Eylül 2016)
37. Öte yandan, başvuranın, Sözleşme’nin 1 ve 13. maddeleri ile 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki ve birinci başvuranın fiziksel bütünlüğü hakkına riayet edilmemesi ve mağduru olduğu tıbbi hatalar karşısında uygun bir hukuki sonuç elde edememesine ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak, Mahkeme, dava konusu olayların Sözleşme’nin sadece 8. maddesi kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır.
38. Mahkeme, bu bağlamda, öncelikle iç hukukta yürütülen ceza yargılamasıyla ilgili olarak, ceza davalarının yürütülmesi ve sonuçlanması, somut olayda olduğu gibi makul çabukluk ve özen gerekliliğine uymayacak hukuki duraksamalar nedeniyle zaman aşımı ile karşı karşıya kaldığında, Sözleşme bakımından ortaya konulabilecek bir sorun olduğunu kabul etmektedir (Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 76, AİHM 2006‑XII (karar özetleri), Türkmen/Türkiye, No. 43124/98, § 53, 19 Aralık 2006, ve Hüseyin Şimşek/ Türkiye, No. 68881/01, § 67, 20 Mayıs 2008). Ancak, bu ilkenin uygulanabilirliği, ileri sürülen durumun doğasına bağlı olmakla beraber bu durum, somut olayda, Mardin Devlet Hastanesindeki acil tıp doktoruna yüklenen tıbbi ihmallerden kaynaklanmıştır.
39. Benzer bir durum, belli bir hastanın tedavisiyle ilgili olarak sağlık çalışanlarının yaptığı bir "değerlendirme hatası" ya da sağlık çalışanları arasında "koordinasyon eksikliği" gibi sorunlar kapsamında kaydedilmektedir (Powell/İngiltere (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, 4 Mayıs 2000, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 49, AİHM 2002‑I, Csiki/Romanya, No. 11273/05, § 72, 5 Temmuz 2011, ve Asiye Genç/Türkiye, No. 24109/07, § 67 in fine (paragrafın son cümlesi), 27 Ocak 2015). Mahkeme bu konuyla ilgili olarak, şikayete konu edilen sağlık hizmetinin kamu sektörüne veya özel sektöre bağlı olmasına göre, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından tüketilmesi gereken yolun, ilke olarak, hukuki ya da idari nitelikte olduğunu daha önce ifade etmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013, ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
40. Mevcut davada, acil tıp doktorunun memur, söz konusu hastanelerin de kamu kurumu olmaları sebebiyle idari yargı yolunun, tek başına veya ceza mahkemeleri önünde kullanılan başvuru yolu ile birlikte değerlendirilmesi gerekmekteydi (yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 51, ve yukarıda anılan Karakoca kararı). Maruz kalınan zararların telafisi bağlamında yetkili makamlar tarafından "uygun ve yeterli" bir tazminat ödenmesi, bu amaçla verilen kararla birlikte, söz konusu ihlalin de, en azından özü itibarıyla, açıkça kabul edilmesi şartıyla, 8. maddenin ihlal edilmesinden ötürü mağdur sıfatının kaybedilmesine yol açabilir (konuyla ilgili ilkeler için, bk. Scordino/İtalya No.1) [BD], No. 36813/97, §§ 178-192, AİHM 2006‑V, ve Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64625/11, §§ 42 ila 45, 30 Ağustos 2016).41. Dava konusu olaylara geri dönüldüğünde, Mahkeme, 3 Mart 2005 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuranın İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açtıklarını gözlemlemektedir. İlgililer, yetkilileri, uyguladıkları tedaviler sırasında yaptıkları tıbbi hatalar nedeniyle oğullarında kalıcı maluliyete sebep olmakla suçlamakta olup, maddi zarar için 50.000 Türk Lirası, manevi zarar için ise 100.000 Türk Lirası talep etmektedirler.
42. Somut olayda, Mahkeme ilk olarak mahkemelerin birinci başvuran tarafından maruz kalınan zararda İdarenin sorumlu olduğunu açıkça kabul ve tespit etmektedir.
43. Öte yandan, dosyadan anlaşıldığı üzere, başvuranlar yargılama sırasında, taleplerinin yeniden değerlendirilmesini isteyebilmişlerdir (yukarıda26 ve 31. paragraflar). 30 Nisan 2013 tarihli 6459 sayılı Kanunla iç hukukta tanınan bu yeti, ilgililere, 4 Nisan 2012 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarından haberdar olmaları sonrasında başlangıçta talep ettikleri tazminat tutarını değiştirme imkânı vermiştir (yukarıda 25. paragraf). Mahkeme böylelikle, Türk mevzuatında Sözleşme’nin gerekliliklerini karşılayacak şekilde düzenlemeler yapıldığını (bk. a contrario (aksi yönde karar için), Okçu/Türkiye, No. 39515/03, §§ 51 ila 69, 21 Temmuz 2009) ve başvuranların, mahkemeler önünde tazminat haklarını ileri sürebildiklerini tespit etmektedir.
44. Öte yandan, Mahkeme, İdare Mahkemesinin 4 Nisan 2012 tarihli bilirkişi raporu ışığında, başvuranlara maddi zarar için 238.385,12 Türk Lirası (ilgili dönemde yaklaşık 69.703 Avro) (yukarıda 30. paragraf) ve manevi zarar için 100.000 Türk Lirası (yaklaşık 29.240 Avro) ödenmesine karar verdiğini tespit etmektedir.
45. Mahkeme, İdare Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen meblağların (ilgili dönemde toplam 98.943 Avro) benzer davalarda ödenmesine hükmettiği meblağların ötesinde olmaları nedeniyle hiçbir şekilde açıkça yetersiz olarak değerlendirilemeyecekleri kanaatine varmaktadır (bk. örneğin, Codarcea/Romanya, No. 31675/04, § 114, 2 Haziran 2009).
46. Bu nedenle, Mahkeme, birinci başvuranın bu bağlamda artık Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğu iddiasında bulunamayacağı sonucuna varmaktadır.
İşbu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi yönünden) bağdaşmamakta olup 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
47. Başvurunun, Danıştay’da görülen dava kapsamında başvuranlara ödenmesine karar verilen meblağ ile ilgili gecikme faizlerinin hesaplanması için dies a quo’ya (başlangıç tarihi) ilişkin bölümüyle ilgili olarak, (yukarıda 31. paragraf), Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kendisine ancak iç hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında başvuruda bulunabileceğini hatırlatmaktadır. Her başvuranın, kural olarak, ulusal mahkemelere, Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde ileri sürülen ihlalleri önleme veya telafi etme imkânı sunması gerekmektedir (bk. örnek olarak, Cardot/Fransa, 19 Mart 1991, §36, A serisi No. 200).
48. Bu nedenle, bir şikâyet, iddia edilen Sözleşme ihlalini telafi etme durumunda olan Danıştay önünde usulüne uygun olarak dile getirilmediği sürece, Mahkeme bu şikâyet hakkında karar veremeyecektir. Gerektiği takdirde, başvuranlar açtıkları dava sonunda halen Sözleşme’nin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur oldukları kanısında olmaları halinde yeniden Mahkeme’ye başvurabilirler.
49. Bu nedenle, Mahkeme, başvurunun bu kısmının vaktinden önce yapıldığı kanaatine varmakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddetmektedir.
50. Makul süre ilkesinin ihlaline ilişkin, 6. madde bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak, Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) kararına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, işbu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 18 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Gritco Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy