AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 70017/10
Mecit AKKUŞ / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 19 Mayıs 2015 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yapılan müzakerelerin ardından, yukarıda belirtilen ve 21 Ağustos 2010 tarihinde sunulan başvuruya ilişkin olarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mecit Akkuş, 1945 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde (Bundan böyle “Mahkeme” olarak anılacaktır) İstanbul Barosu’na bağlı Avukat H. Türkmen tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte Almanya’da ikamet etmekteydi. Başvuran, İstanbul Bakırköy semtinde bulunan, iki parselden oluşan bir taşınmazın malikiydi. Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü (Bundan sonra “idare” olarak anılacaktır), 1979 yılında, söz konusu taşınmazın ve aynı semte bulunan başka birçok taşınmazın kamulaştırılmasına karar vermiştir.
3. İdare tarafından, 1979 yılının Haziran ayında, kamulaştırma kararı başvuranın tapu sicilinde belirtilen adresine tebliğ edilmiş ancak söz konusu adreste ilgilinin bulunulamamasından dolayı posta hizmetleri bu belgeyi kendisine iletememiştir.
4. İdare tarafından, 1979 yılının Haziran ve Temmuz aylarında, başvuranın adresinin bulunması için araştırmalar gerçekleştirilmiş ve Bakırköy İlçe Jandarma Komutanlığı’na, Halkalı Belediyesi’ne ve aynı zamanda ilgili bölge muhtarına başvuranın adresini bilip bilmedikleri sorulmuştur. İlgililer, yapılan araştırmalara rağmen adresi bulamadıklarını bildirmişlerdir.
5. İdare tarafından, 13 Kasım 1982 tarihinde, başvurana ait adresin tespit edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle kamulaştırma kararına ilişkin tebligat ulusal gazete ilanı ile yapılmıştır.
6. Başvurana ait iki parsel, söz konusu kamulaştırma işlemi yoluyla ilgili taşınmazların kamulaştırma bedelini belirleyen Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararlarına müteakip İdare adına 26 Şubat 1985 tarihinde tescil edilmiştir. Yerel mahkeme tarafından belirtilen meblağ başvuranın adına bankaya yatırılmıştır.
7. Başvuran, 29 Aralık 2006 tarihinde, taşınmazının kamulaştırılması sebebiyle oluşan zararın tazmin edilmesi amacıyla Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi önünde (Bundan böyle “ilgili mahkeme” olarak anılacaktır) tazminat davası açmıştır. Başvuran, kamulaştırma işleminin usulüne uygun olarak yapılmadığını iddia etmektedir.
8. İlgili mahkeme, 19 Mart 2008 tarihli kararıyla, düzenlenmesine karar verdiği bilirkişi raporundan sonra başvuranı haklı bulmuştur. İlgili mahkeme, idarenin kamulaştırma kararını ilgiliye tebliğ etmeksizin taşınmazın mülkiyetini fiilen iktisap ettiğini değerlendirmiştir. Sonuç olarak, ilgili mahkeme, başvuranın yasal gecikme faiziyle birlikte 206.500 Türk Lirası (TRY - olayların meydana geldiği tarihte yaklaşık 100.500 avro) değerindeki taşınmazının de facto kamulaştırılması (kamulaştırılmasız el atma) nedeniyle tazminata hak kazandığını değerlendirmiştir.
9. Yargıtay, 27 Ocak 2009 tarihli kararıyla, başvuranın dava açmak için (olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan) Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen, kamulaştırma kararının ilan yoluyla tebliğ edilmesini müteakip otuz günlük süreye riayet etmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştur.
10. Davanın iade edildiği ilgili mahkeme, bu defa, başvuranın kendisine 29 Aralık 2006 tarihinde yani kamulaştırma kararının tebliğ edilmesinden 24 yıl sonra başvurduğunu belirterek, ilgilinin talebini zamanaşımı nedeniyle reddetmiştir.
11. Yargıtay, bu kararı 26 Ocak 2010 tarihinde onamıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, usulüne uygun olarak bir kamulaştırma işlemi gerçekleştirmeden idarenin taşınmazını işgal etmesinden yakınarak, mülkiyetine saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Almanya’da ikamet etmesi nedeniyle kamulaştırma kararından ancak 2006 yılının Aralık ayında bilgi edindiğini iddia etmektedir. Başvuran, tazminat elde etmeden mülkiyetinden mahrum bırakıldığını savunmaktadır.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, tazminat elde etmeden mülkiyetinden mahrum bırakıldığını iddia etmekte ve yerel mahkemeler tarafından verilen ve kendi kanaatine göre mülkiyet hakkını ihlal eden kararlara itiraz etmektedir.
14. Bu şikâyetlerin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesi gerekir.
15. Bu bağlamda Mahkeme, mülkiyet hakkından yoksun bırakma hususunun veya diğer bir ayni hakkın ilke olarak anlık gelişen bir eylem teşkil ettiğini ve “haktan yoksun bırakmanın” süreklilik arz eden bir durum oluşturmadığını tespit etmektedir. (bk. diğer kararlar arasında, Malhous/Çek Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 33071/96, AİHM 2000-XII).
16. Dosyanın incelenmesi sonrası, başvuranın taşınmazının Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Hazine adına tescil edilmesine karar verildiği tarih olan 26 Şubat 1985 tarihinin iddia edilen müdahalenin meydana geldiği kesin tarih olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, iddia edilen müdahale gerçekte, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden önceki bir dönemde söz konusu olmuştur.
17. Dolayısıyla, Mahkeme’nin geçici yetkisinin iddia edilen müdahaleye sebep olan olaylara göre belirlenmesi nedeniyle (Blečić/Hırvatistan [BD],No. 59532/00, §77, AİHM 2006‑III ve Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 146, 9 Nisan 2009), başvuranların şikâyetleri Sözleşme’nin hükümleriyle zaman yönünden (ratione temporis) bağdaşmamaktadır. Başvuranın yerel mahkemelere 29 Aralık 2006 tarihinde başvurmuş olması, söz konusu mahkeme kararlarının tek etkisinin, başvuranın haklarını kendiliğinden ihlal edebilecek Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26 Şubat 1985 tarihli kararından kaynaklandığı iddia edilen müdahaleyi sürdürmeye yönelik olmasından dolayı bu tespiti hiçbir şekilde değiştirmemektedir (yukarıda anılan Blečić, § 85).
18. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerin incelenmesi Mahkeme’nin yetki alanına zaman yönünden (ratione temporis) girmemektedir. Netice itibariyle, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin hükümleriyle bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları gereğince reddedilmelidir.
19. Geriye, yine Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay önünde daha sonra yapılan yargılamaların kendi başına Sözleşme’nin hükümlerine riayet edip etmediğinin incelenmesi kalmaktadır (bk. yukarıda anılan Blečić, § 87).
20. Bu bağlamda Mahkeme, ilk önce, ilgili mahkeme tarafından başvuranın talebinin reddedilmesinin ilgilinin mahkemeye başvuru yapıldığı tarihte söz konusu taşınmazın maliki olmaması nedeniyle kendisini mülkiyetinden yoksun bırakma etkisi oluşturmadığının altını çizmek ister.
21. Ardından Mahkeme, başvuranın kamulaştırma işlemine itiraz edememesi durumunun (gerek yasaya uygunluğu gerekse kamulaştırma bedeli) kendi ataletinden kaynaklandığının altını çizmektedir. Nitekim, başvuran yerel mahkemelere başvurma konusunda yasal sürelere riayet edememe nedenini inandırıcı şekilde açıklamaksızın, idare tarafından ihtilaflı taşınmazın iktisap edilmesi ve ilgilinin dava açması arasında yirmi dört yıllık uzun bir süre geçmiştir.
22. Dolayısıyla, ilgilinin savlarını gerektiği gibi değerlendirdikten sonra, başvurunun gecikmeli olarak yapılması nedeniyle başvuranın talebinin kabul edilemez olduğunu hükmeden ulusal mahkeme kararlarının keyfi olarak ya da açıkça makul olmadığı değerlendirilemez.
23. Sonuç olarak, başvuranın şikâyeti, Sözleşme’nin Türkiye tarafından onaylanmasını müteakip başlatılan yargılamalar ile ilgili olması nedeniyle açıkça dayanaktan yoksundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Haziran 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy