AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 38758/09 ve 38764/09
Fadime AKINCI/Türkiye ve
Bülent KUTLUTÜRK/Türkiye
26 Mayıs 2020 tarihinde,
Başkan
Valeriu Griţco
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Komite olarak toplanarak, 8 Temmuz 2009 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruları, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Fadime Akıncı (“birinci başvuran”) ve Bülent KutluTürk (“ikinci başvuran”), Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1975 ve 1973 doğumludurlar ve Malatya’da ikâmet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Malatya Barosuna bağlı Avukat U. Yalçın tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Olayların meydana geldiği tarihte, birinci başvuran Malatya Yenigün gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ikinci başvuran ise, aynı gazetenin sahibidir.
5. Malatya Cumhuriyet Savcısı (Cumhuriyet Savcısı”), 10 Ekim 2007 tarihinde, başvuranların soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi suçundan suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, iddianamede ilgililerin, Malatya Beydağı Devlet Hastanesine ilişkin doktor hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde polis önünde M.S. tarafından verilen ifadenin tamamının bulunduğu “şok ifade” başlıklı bir haber, gazetelerinin 28 Eylül 2007 tarihli sayısında yayımlandığını tespit etmekteydi. Cumhuriyet Savcısı öte yandan, başvuranlar tarafından kendisine verilen ifadelerden söz konusu haberi birlikte hazırladıklarının, soruşturmanın bu aşamada gizli olduğunu bilmediklerinin ve suç işleme niyetinde olmadıklarının anlaşıldığını kaydetmekteydi.
6. Malatya Asliye Ceza Mahkemesi (“Asliye Ceza Mahkemesi”), 20 Ocak 2009 tarihinde, başvuranların kendilerine isnat edilen fiilden suçlu olduklarına ve Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesine dayanarak, ilgililerin her birinin bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edilmelerine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesi öncelikle, başvuranların kendi önünde ceza soruşturmasının hangi aşamada olduğunu bilmeksizin, elde ettikleri bir belgeyi yayımladıklarını ve suç işleme niyetinde olmaksızın iyi niyetle hareket ettiklerini kaydetmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi ardından, ilgililerin, Malatya Beydağı Devlet Hastanesine ilişkin doktor hakkında Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan ceza soruşturmasının dosyasında bulunan M.S.’nin polis önünde verdiği ifadenin tamamını yayımladıklarını tespit etmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranların itiraflarını ve dosyanın içeriğini dikkate alarak, olayların ceza soruşturmasının gizliliğinin ihlali suçunu oluşturduğunu değerlendirmiştir.
7. Başvuranlar, 10 Şubat 2009 tarihinde, özellikle Basın Kanunu’nun 11. maddesine göre, başvuranların ihtilaf konusu haberi yayımlamaları nedeniyle, cezai sorumluluğunun yüklenemeyeceğini iddia ederek, Asliye Ceza Mahkemesinin kararı hakkında itirazda bulunmuştur.
8. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, 17 şubat 2009 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarını hatırlattıktan ve somut olayda bu koşulların toplandığını tespit ettikten sonra, Asliye Ceza Mahkemesi kararı hakkında başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.İlgili İç Hukuk
1. Ceza Muhakemesi Kanunu
9. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun), ceza soruşturması evresindeki usul işlemleri soruşturmanın gizliliği kapsamına girmektedir. Aynı kanunun 3. maddesinin (1) e) bendinde, “ceza soruşturması aşamasıyla” yetkili makamların bir suçu işleme şüphesinden haberdar oldukları tarih ile iddianamenin kabul tarihi arasındaki sürenin anlaşılması gerektiği belirtilmektedir.
10. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi, Kerman/ Türkiye (No. 35132/05, § 25, 22 Kasım 2016) kararında belirtilmektedir.
2. Türk Ceza Kanunu
11. Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı ve 26 Eylül 2004 tarihli Kanun) 285. maddesinin “gizliliğin ihlali” başlığı altında yer alan, somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...) "
3. C. Basın Kanunu
12. Basın hakkında 5187 sayılı 9 Haziran 2004 tarihli Kanunu’nun 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Basın özgürdür. Bu özgürlük bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içermektedir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir. "
13. Aynı kanunun 11. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.
Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.
Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir. (...) yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.
(...) "
ŞİKÂYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, yerel mahkemelerin davalarını yeterince incelemediklerini ve verdikleri kararları yeterince gerekçelendirmediklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar öte yandan, savunma ve itiraz yöntemlerini dikkate almadıklarını iddia etmektedirler.
15. İkinci başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürerek, Basın Kanunu’na göre, gazete sahibi olarak gazetede yayımlanan bir haber için sorumluluğunun bulunmadığını iddia etmektedir.
16. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, hakkında başlatılan ceza yargılamasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
17. Başvuranlar, Sözleşme’nin 18. maddesini ileri sürerek, ceza yargılaması sonucunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle, beş yıl boyunca adli denetime tabi tutulmalarından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, bu tedbirin, kendilerine göre otosansüre tabi tutulmaları nedeniyle, ifade ve basın özgürlüğünün kısıtlanması olarak incelendiğini değerlendirmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
B. Başvuruların Birleştirilmesi Hakkında
18. İki başvurunun olay ve olgular ile hukuk açısından benzerlik göstermeleri nedeniyle, Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrasının kendisine izin verdiği şekilde, başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.
B. Sözleşme’nin 10. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
19. Başvuranlar, haklarında yürütülen ceza yargılamasının, ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini, bu yargılama çerçevesinde ulusal mahkemelerin savunmaya ve itirazlarına ilişkin argümanlarında uygun bir incelemede bulunmadıklarını, yeterince gerekçeli bir şekilde yanıt vermediklerini, bu yargılama sonucunda verilen hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı nedeniyle, adli denetime ve otosansüre tabi tutulduklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6, 10 ve 18. maddelerini ileri sürmektedirler.
20. İkinci başvuran ayrıca, cezai mahkûmiyetinin, gazete sahiplerini gazetelerinde bir haberin yayımlanmasına dayanan ceza yargılamalarına karşı kendilerini koruduğu kanaatine vardığı Basın Kanunu’nun hükümlerini ihlal ettiğini iddia etmektedir. İkinci başvuran, bu bağlamda Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürmektedir.
21. Mahkeme, başvuranların özellikle gazetelerinde yayımlanan bir haber nedeniyle, haklarında başlatılan ceza yargılamasından, bu yargılama sonucunda verilen karardan şikâyet ettiklerini kaydetmekte ve bu kararın ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiği kanaatine varmaktadırlar. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini, Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
22. Hükümet, başvuranların mağdur sıfatlarıyla ile ilgili bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ceza yargılaması sonucunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını dikkate alarak, ilgililerin bu yargılama nedeniyle, hiçbir zarara maruz kalmadıklarını ve dolayısıyla mağdur sıfatı taşımadıklarını iddia etmektedir.
23. Hükümet, esas ile ilgili olarak, başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarında bir müdahalenin olduğu varsayıldığında, bu müdahalenin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde ve Basın Kanunu’nun 3 ve 11. maddelerinde öngörüldüğünü, gizli bilgilerin ifşa edilmesinin engellenmesine, yargı yetkisinin otoritesini ve tarafsızlığını güvence altına almaya ve başkasının itibarını ve haklarını korumaya ilişkin meşru amaçlar izlediğini iddia etmektedir. Hükümet son olarak, ceza soruşturmalarının gizliliğini sağlama ve masumiyet karinesine ilişkin hakların korunması, bu soruşturmalar çerçevesinde, söz konusu kişilerin itibarının korunması gerekliliğini dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin zorunlu sosyal ihtiyacı karşıladığını ve izlenen meşru amaçlara orantılı olduğu kanaatine varmaktadır. Hükümet, ikinci başvuranın cezai sorumluluğuyla ilgili olarak, ilgilinin ulusal makamlar önünde verdiği ifadede ihtilaf konusu haberin yayımlanmasında yer aldığını ve böylelikle söz konusu gazetenin sahibi olarak değil ancak söz konusu haberin yayımlanmasında Yazı İşleri Müdürüne yardım etmekten cezalandırıldığını dile getirdiğini belirtmektedir.
24. Başvuranlar, haklarında açılan ceza yargılamasının, basın özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte bile, konu edildikleri cezai mahkûmiyetlerinin, ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiği ve caydırıcı etkisinin bulunduğunu kanaatine varmaktadırlar. Başvuranlar, ikinci başvuranın cezalandırılmasıyla ilgili olarak, ilgilinin Yazı İşleri Müdürünü korumak için haberin yayımlanmasında yer aldığını dile getirdiğini ve haberin hazırlanmasına yardım ettiği ileri sürülse bile, Basın Kanunu’nun 11. maddesinin, ilgilinin gazetenin sahibi olması nedeniyle, hakkında ceza yargılamasının açılmasını engellediğini iddia etmektedirler.
25. Mahkeme, aşağıda açıklanan sebeplerle başvurunun kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümetin itirazı hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
26. Mahkeme, somut olayda başvuranların soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi nedeniyle, mahkûm edildiklerini kaydetmekte zira ilgililer bir ceza soruşturması çerçevesinde bir kişinin verdiği bir ifadeyi yeniden düzenleyerek gazetelerinde haber yapmışlardır (yukarıda 5 ve 6. paragraflar). Mahkeme, başvuranların cezai mahkûmiyetlerine neden olacak nitelikteki caydırıcı etkiyi dikkate alarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte bile, ilgililerin ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarında bir müdahale olarak anlaşıldığını değerlendirmektedir (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000-VI, Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 26, 17 Nisan 2018 ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 3), No. 8732/11, § 26, 9 juillet 2019; bk. ayrıca a contrario (aksiyle ispat etmek), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
27. Mahkeme, ardından bu müdahalede bir yasal dayanağının yani Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinin ve Basın Kanunu’nun 3 ve 11. maddelerinin bulunduğunu tespit etmektedir (yukarıda 11-13. paragraflar). Mahkeme bununla birlikte, gazetenin sahibi olarak ikinci başvuranın iddiasının, Basın Kanunu’nun 11. maddesini dikkate alarak, cezai sorumluluğunun tespit edilemeyeceğini kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, iç hukuku yorumlama görevinin öncelikle, ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ve yüksek yargı organlarına ait olduğunu hatırlatmaktadır. Kabul edilen yorumlama keyfi veya açıkça mantıksız olmadığı sürece, Mahkemenin görevi, bu yorumlamanın etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 149, 20 Mart 2018). Mahkeme, somut olayda Basın Kanunu’nun 11. maddesinde belirtileni (yukarıda 11. paragraf), ihtilaf konusu haberi birlikte hazırladıkları anlaşılan yerel makamlar önünde başvuranların verdikleri ifadeyi (yukarıda 5 ve 6. paragraflar) ve ikinci başvuranın gazetenin sahibi olarak değil ancak söz konusu haberin yayımlanmasında yer almaktan cezalandırıldığını dikkate alarak (yukarıda 23. paragraf), ikinci başvuranın cezai mahkûmiyeti çerçevesinde iç hukukta yapılan hükümlerin yorumlanmasının ve uygulanmasının, keyfi veya açıkça mantıksız olarak kabul edilemeyeceğini değerlendirmektedir.
28. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu müdahalenin başkasının itibarının veya haklarının korunmasına, gizli bilgilerin ifşa edilmesini engellemeye ve yargı yetksinin otoritesini ve tarafsızlığını sağlamaya ilişkin meşru amaçlar izlediği yönünde taraflar arasında tartışma konusunun bulunmadığını gözlemlemektedir.
29. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, Mahkeme, bir yandan, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan hakların ve diğer yandan, yargı yetkisinin otoritesi ve tarafsızlığı ve ceza soruşturmasının etkinliği şeklinde, soruşturmanın gizliliğiyle korunan genel ve özel menfaatlerin dengelenmesi çerçevesinde Sözleşme’ye Taraf Devletlerin ulusal makamlarına yol göstermesi gereken kriterlere atıfta bulunmaktadır (Bédat /İsviçre [BD], No. 56925/08, §§ 48-81, AİHM 2016).
30. Mahkeme, davalı Devletin bu tür koşullarda yararlandığı takdir yetkisini dikkate alarak, ulusal makamların söz konusu haberin yer aldığı olgusal bağlamı değerlendirmek için en iyi konumda bulunduklarını değerlendirmektedir. Mahkeme bu bağlamda, somut olayda yerel makamların içtihadında düzenlediği kriterlere uyuşmayan bir incelemede bulunduklarının söylenemeyeceğini gözlemlemektedir. Nitekim, ihtilaf konusu haberin, soruşturmanın gizliliğiyle yine başlatılan ceza soruşturması çerçevesinde, alınan ifadenin yayımlandığı tespit edildikten sonra, Asliye Ceza Mahkemesi bu haberin içeriğinin soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğini değerlendirmiştir (yukarıda 6. paragraf). Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesine gelince, yetkisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirinin uygulanmasının incelenmesiyle sınırlı olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının, somut olayda yerine getirildiğini tespit ederek, başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. (yukarıda 8. paragraf).
31. Mahkeme, öte yandan, ceza yoluna başvurulmasının ve başvuranların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla birlikte bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin, ilgililerin ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik orantısız bir müdahale olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Gerçekte, bu ceza, ceza soruşturmasının gizliliğinin ihlalini cezalandırmış ve bu durumda yargının iyi işleyişinin yanı sıra, sanığın adil yargılanma ve özel hayatına saygı haklarını da korumuştur (yukarıda anılan Bédat kararı, § 81).
32. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada ulusal makamların başvuranların ifade özgürlüğü hakları ile soruşturmanın gizliliğiyle korunan genel ve özel menfaatler arasında kurulması gereken dengeye ilişkin ayrıntılı bir inceleme yaptıklarını değerlendirmektedir. Ulusal makamlar bu farklı menfaatleri değerlendirirken, kendilerine tanınan takdir yetkisini aştıkları sonucuna varılması için hiçbir dayanak yoktur.
33. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuruların Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 25 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy