AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 11502/22
Avni AKSOĞAN/TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, 11 Temmuz 2023 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 21 Şubat 2022 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, bu Devletin vatandaşı olan, 1953 doğumlu, Kayseri’de ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat A.L. Koçer tarafından temsil edilen Avni Aksoğan ("başvuran") tarafından yapılan 11502/22 no.lu başvuru dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, tıbbi ihmal iddiasıyla ilgilidir.
2. Başvuranın oğlu Murat Aksoğan 2006 yılında zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada hastalanmış ve askeri hastaneye sevk edilmiştir.
3. İmmün trombositopeniden şüphelenen doktorlar başvurana sternal ponksiyon[1] yapmaya karar vermişlerdir.
4. İlgili, 5 Haziran 2006 tarihinde, bu tıbbi müdahalelere bağlı gelişen komplikasyonlar sonucunda hayatını kaybetmiştir.
5. Başvuran, oğlunun ölüm koşullarını tespit etmek için yürütülen ceza soruşturmasının, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerinin gerekliliklerini karşılamadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, soruşturmanın süresinin makul olmadığı ve Sözleşme’nin 6. maddesine aykırı olduğu düşünmektedir.Anayasa Mahkemesinin ilk kararı
6. Anayasa Mahkemesi 22 Temmuz 2020 tarihinde, davacının bireysel başvurusunu, dava konusunun tıbbi ihmal iddiasıyla ilgili olduğu ve sonuç olarak ilgili kişinin uygun hukuk yolunu kullanmadığı, yani idari mahkemeler nezdinde tazminat davası açmadığı için mevcut hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı
7. Söz konusu ilk kararın ardından başvuran tarafından yapılan 16669/21 no.lu başvuruyu inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 14 Ekim 2021 tarihinde tek hâkim tarafından verilen karar ile başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
8. Söz konusu karar aşağıdaki gibidir:
“ ... Mahkeme, kendi içtihadına dayanarak (bk. özellikle, Vo/Fransa [BD], no. 53924/00, § 90, AİHM 2004 VIII ve Karakoca/Türkiye (k.k.), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013), Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının gerektirdiği şekilde iç hukuk yollarının tüketilmediğini tespit etmektedir. Nitekim başvuran, Mahkemeye sunduğu şikâyetlerini, yetkili ulusal mahkemeler önünde, hem şekil hem de esas bakımından ve bu konuda geçerli olan usuli gerekliliklere uygun olarak dile getirmemiştir.
Mahkeme başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
9. Mahkemenin kararı, başvurana 21 Ekim 2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.Anayasa Mahkemesinin ikinci kararı
10. Başvuran 6 Mayıs 2021 tarihinde, avukatı aracılığıyla tekrar Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve 10 Aralık 2021 tarihli bir kararla bireysel başvurusu tekrar reddedilmiştir.
11. Anayasa Mahkemesi, başvuranın yaşam hakkıyla ilgili olarak ileri sürdüğü şikâyetlerin daha önce yaptığı şikâyetlerle esasen aynı olduğunu değerlendirmiş ve söz konusu şikâyetlerin daha önce, 22 Temmuz 2020 tarihli bir kararla başvuru yollarının tüketmediği gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatmıştır.
12. Anayasa Mahkemesi, başvuranın ceza soruşturmasının süresinin uzunluğuna ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyeti ile ilgili olarak, Anayasa ve Sözleşme hükümleri ile konu bakımından (ratione materiae) uyumsuz olduğu sonucuna varmıştır.
Mahkemenin Değerlendirmesi
13. Mahkeme, başvuranın 21 Şubat 2022 tarihinde yaptığı başvuruda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve Mahkeme önünde Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddeleri kapsamında ileri sürdüğü iddiaları yinelediğini tespit etmektedir (bk. yukarıdaki 5. paragraf). Mahkeme, başvurunun, daha önce incelenen başvuruyla “büyük ölçüde benzer” olarak değerlendirilmese bile (Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi), başvurunun her halükarda, aşağıdaki nedenlerden dolayı reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
14. Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine dayalı olarak yapılan şikâyetlerle ilgili olarak Mahkeme, tıbbi ihmallere ilişkin özel bağlamda, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkili bir yargı sistemi oluşturma yönündeki pozitif yükümlülüğün, her durumda mutlaka cezai yargı yoluna başvurmayı gerektirmediğini belirtmektedir. Böyle bir yükümlülük, örneğin, söz konusu hukuk sisteminin, ilgili doktorların sorumluluğunu tespit etmek ve gerektiğinde, uygun bir hukuki cezanın verilmesini sağlamak amacıyla, ilgili kişilere, tek başına veya ceza mahkemeleri önündeki bir hukuk yolu ile birlikte, hukuk mahkemeleri veya idari mahkemeler önünde bir başvuru yolu veya bir disiplin soruşturmasına başvurma imkânı sunması halinde de yerine getirilebilir (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I).
15. Nitekim daha önce karara bağlaması istenen bu tür davaların bazılarında Mahkeme, davalı Devlet’in hukuk sisteminin özelliklerini göz önünde bulundurarak başvuranları, şikâyetlerinin usulüne uygun olarak incelenmesini sağlayacak yasal yolları kullanmadıkları için eleştirebilmiştir, Mahkeme bu bağlamda, söz konusu usullerin her birinin, özellikle de hukuki tazminat elde etme imkânı sunan usullerin, ilke olarak Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki etkili bir yargı sistemi kurma yükümlülüğünü yerine getirebildiğine dair aksi ispat edilebilir karineye dayanmaktadır (Lopes de Sousa Fernandes/Portekiz [BD], no. 56080/13, § 137, 19 Aralık 2017).
16. Bu bağlamda, mevcut davadaki koşullara benzer bir durumda Mahkeme, Türk hukuku kapsamında, şikâyet edilen sağlık hizmetinin özel sektöre veya kamu sektörüne bağlı olup olmamasına göre başvuranlar tarafından izlenecek yolun ilke olarak hukuki ve/veya idari nitelikte olması gerektiğini daha önce de belirtmiştir. (Karakoca/Türkiye (k.k.), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 60108/10, § 45, 26 Ağustos 2014).
17. Somut olayda, ilgili hastane bir kamu kurumu olduğundan ve hiç kimse söz konusu tıbbi müdahalelerin herhangi bir şekilde mevzuata aykırı olduğunu ileri sürmediğinden, idari dava yolunun dikkate alınması gerekmiştir (yukarıda anılan, Karakoca kararı).
18. Mahkeme, başvuranın sadece bir hukuk yolundan yararlandığını, yani sorumlu olduğunu düşündüğü sağlık personeli hakkında suç duyurusunda bulunduğunu gözlemlemektedir. Oysa, yaşam hakkına yönelik ihlal kasıtlı olmadığında, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan etkin bir hukuk sistemi kurma yükümlülüğü cezai nitelikte bir başvuru yolu gerektirmemektedir (bk. Vo/Fransa [BD], no. 53924/00, § 90, AİHM 2004-VIII). Buna karşın, Türk hukuk sistemi, davanın koşullarına uygun bir hukuk yolu olan idari mahkemeler önünde tazminat davası açma imkânı sunmaktadır
19. İç hukukta mevcut olan bu hukuk yolu, suçlanan sağlık personelinin olası sorumluluğunu ortaya konulmasını ve başvurana gerektiği taktirde idarenin hizmet kusuruna ilişkin tazminat almasını sağlayabilecek niteliktedir (Delice/Türkiye (k.k.), no. 38804/09, § 56, 10 Kasım 2015, Kızıl/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 1858/13, § 35, 3 Temmuz 2018 ve Işıldak/Türkiye [Komite], no.o 44052/11, § 44, 18 Aralık 2018).
20. Dolayısıyla, başvuran uygun hukuk yolunu kullanmadığından, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir.
21. Başvuranın oğlunun ölüm koşullarının belirlenmesi için yürütülen ceza soruşturmasının süresinin uzunluğuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetle ilgili olarak Mahkeme, başvuranın özellikle sorumlu olduğunu düşündüğü sağlık personelinin makul bir süre içinde cezai olarak mahkûm edilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olduğunu gözlemlemektedir. Oysa Mahkeme daha önce, Sözleşme’nin 6. maddesinin, üçüncü kişilerin cezai kovuşturmaya tabi tutulması veya mahkûm edilmesi hakkını güvence altına almadığına hükmetmiştir (Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004-I ve Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, §§ 34-36, 22 Eylül 2009). Anayasa Mahkemesi gibi Mahkeme de mevcut davada bu sonuçtan ayrılmasına neden olabilecek herhangi bir unsur veya iddia tespit etmemiştir.
22. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, Sözleşme hükümleri ile konu bakımından (ratione materiae) uyumsuz olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 14 Eylül 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Göğüs kemiğinin (sternum) iğneyle delinmesine dayanan ve kan hastalıklarının tanısında yaygın biçimde kullanılan yöntem.
Full & Egal Universal Law Academy