AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 47585/16
Abdülkadir AKSOY / TÜRKİYE
5 Mart 2019 tarihinde,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström,
ArnfinnBårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 4 Ağustos 2016 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 2. fıkrasının a) bendi uyarınca Hükümet tarafından sunulan bilgileri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Abdülkadir Aksoy, Türk vatandaşı olup, 1953 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara’da ikâmet eden M.F. Aksoy tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran avukattır. Başvuran, çocukluğunda yakalandığı poliomyelit hastalığı (çocuk felci) nedeniyle, sol elinde engel bulunmaktadır.
4. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasa dışı bir örgüt olan FETÖ/PDY’ye (‘‘Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’’) bağlı olmakla suçlanan bir grup, 15 Temmuz 2016’yı 16 Temmuz’a bağlayan gece, darbe girişiminde bulunmuş, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Söz konusu gece boyunca, çoğunluğu sivil olmak üzere 240’den fazla sayıda kişi, darbecilere karşı koyarken yaşamını yitirmiştir.
1. Başvuranın Evinde Arama
5. 2014 yılında, yukarıda belirtilen yasa dışı bir örgüte mensup olma şüphesiyle başvuran hakkında bir soruşturma başlatılmıştır.
6. Akyurt ilk derece mahkemesi, 11 Aralık 2015 yılında, başvuranın evi, araçları ve bilgisayarları hakkında arama kararı ve ayrıca kendi üzerinin aranması hakkında arama kararı çıkarttırmıştır.
7. Aynı gün, Ankara Cumhuriyet Savcısı (“ Cumhuriyet Savcısı”) ve Ankara Barosunun iki temsilcisi eşliğinde, söz konusu kararda belirtilen adrese bir arama yapılmıştır. Aramaya ve el koymaya ilişkin tutanakta, bir odada bulunan belgelerin incelenmediği zira bu belgelerin başvuranın avukatı tarafından mesleki gizliliği olan belgeler olarak gösterildiği belirtilmektedir.
8. Akyurt ilk derece mahkemesi, bu konudaki usul uyarınca, 12 Aralık 2015 tarihinde, ihtilaf konusu belgeleri incelemiş ve bu belgelerin mesleki gizlilik kapsamına girmediği şeklinde değerlendirerek, Cumhuriyet Savcısına sunulmasına karar vermiştir.
9. Ankara ilk derece mahkemesi, 4 Ocak 2016 tarihinde, yukarıda belirtilen 11 ve 12 Aralık 2015 tarihli kararlar hakkında başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
10. Başvuran, 29 Şubat 2016 tarihinde, evinde yapılan aramanın ve mesleki gizliliğe ilişkin belgelere el konulmasının yasa dışı olduğunu iddia ederek, bireysel başvuru için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
11. İhtilaf konusu belgeler, 31 Mart 2016 tarihinde, hiçbir cezai unsur içermediği gerekçesiyle, başvurana geri gönderilmiştir.
12. Anayasa Mahkemesi, 1 Nisan 2016 tarihinde, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasının g), i) ve j) bentleri gereğince, ağır ceza mahkemesi önünde bir tazminat talebinde bulunmadığı gerekçesiyle, söz konusu başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, 5 Nisan 2016 tarihinde, başvuranın temsilcisine tebliğ edilmiştir.
2. Başvuranın Tutukluluğu
13. Başvuran, 26 Temmuz 2016 tarihinde, sağlık muayenesinin ardından, Ankara Sincan 2 No.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmasına karar verilmiştir.
14. 26 Ağustos, 19 Ekim, 14 Kasım ve 6 Aralık 2016 tarihli sağlık muayenesi sırasında, konjonktivit, akciğer enfeksiyonu ve işitme sorunu teşhis edilmiş ve başvurana uygun bir ilaç tedavisi verilmiştir. Başvurana, 26 Kasım 2016 tarihinde, tırnaklarını kesememesi nedeniyle, kağıt törpü verilmiştir.
15. Başvuran, 14 Ağustos 2017 tarihinde, Sincan 1 Nolu Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiştir.
16. Başvuran, yukarıda belirtilen iki cezaevinde de benzer koğuşlarda kalmıştır. Bu koğuşlar, 12m2’lik yedi yaşam ünitesine bölüştürülmüş ve her yaşam ünitesinde iki tuvalet, iki duşakabin, üç banyo, 84m2’lik bir yaşam alanı ve 60m2’lik bir yürüyüş alanı bulunmaktadır. Sıcak su, yarım gün boyunca, haftanın dört günü verilmektedir. Başvuranın tutuklu bulunduğu 2 Nolu Ceza İnfaz Kurumunda 35, 1 Nolu Ceza İnfaz Kurumunda ise 29 tutuklu bulunmaktadır. Başvuranın bulunduğu yaşam ünitesinde dört tutuklu bulunmaktadır. Günlük verilen üç öğün yemeğin kalitesi ve besin değeri, 5252 Sayılı Kanun’un 72. maddesi uyarınca, kontrol edilmektedir. Satışta olan yiyeceklerin ve içeceklerin bulunduğu kantin, tutuklular için hizmet vermektedir. Her binanın revirinde bir tıbbi personel mevcut bulunmaktadır. Daha önce başvuranın tutuklu bulunduğu 2 No.lu Ceza İnfaz Kurumunda, tutuklular ücret karşılığında çamaşır odasını kullanabilmektedirler. 1 No.lu Ceza İnfaz Kurumunda, bu türden bir oda bulunmamaktadır. Bununla birlikte, elinde çamaşır yıkamak isteyen tutuklulara malzeme verilmektedir. Ayrıca, tutuklulara ziyaretçilerine çamaşır emanet etme imkân sağlanmaktadır; bu çamaşırlar söz konusu ziyaretçiler tarafından bir sonraki ziyarette geri getirilmektedir. Başvuran, her iki hafta bir ziyaretçi hakkına sahiptir ve 2018 yılının Mart ayına kadar 55 ziyaretçi kabul etmiştir.
17. Başvuran, 21 Ekim ve 10 Kasım 2016 tarihlerinde, engelinin günlük yaşamdaki ihtiyaçlarını tek başına gidermesine engel oluşturduğu gerekçesiyle, serbest bırakılmasını talep etmek için Anayasa Mahkemesine geçici tedbir talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, engelinin tedavisi olmadığı için, - daha önce cezaevi idaresi tarafından da önerilen - fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezi bulunan başka bir cezaevi kurumuna sevk edilmek istemediğini belirtmektedir.
18. Anayasa Mahkemesi, 2 Aralık 2016 tarihinde, aşağıdaki hususlara karar vermiştir:
- Cezaevi idaresinin, başvuranın tutukluluk koşulları hakkında daha detaylı bilgi vermesine ve ilgili belgeleri iletmesine ve ilgiliye sağlık durumuna uygun koşulların sunulması için bütün gerekli tedbirleri almasına;
- Ankara Cumhuriyet Savcısının, başvuranın sağlık durumuyla ilgili bir sağlık raporu elde etmesi gerektiğine karar vermiştir.
19. 26 Aralık 2016 tarihinde, Cumhuriyet Savcısının başvuranın yeniden muayene edilmesine ilişkin talebi üzerine, Ankara Devlet Hastanesi, hastanın engelinin ağır olmadığını, ilgilinin bazı günlük faaliyetlerini kısmen tek başına gerçekleştirebileceğini, tek başına yemeğini yiyebileceğini, hijyen ihtiyaçlarını tek başına giderebileceğini ancak iki elin kullanılması gereken faaliyetleri gerçekleştirmek için başkasının yardımına ihtiyacı olduğunu belirtmektedir.
20. Cezaevi kurumu hastanesi, 3 Ocak 2017 tarihinde, ilgilinin sol kolundaki kas kuvvetinin 0/5 oranında olduğunu, sağ bacağında düşük dorsifleksiyon (ayağın geriye bükülmesi) ve atrofi bulunduğunu, yürüme performansının normal olduğunu, sağ elini kullanarak bazı günlük faaliyetlerini kısmen gerçekleştirebileceğini ve ilgilinin palyatif bakım merkezine yatırılmasını gerektirecek herhangi bir semptomunun bulunmadığını belirtmektedir.
21. Ankara Devlet Hastanesi, 24 Ocak 2017 tarihinde, başvuranın çocukluğundan beri, bir önceki sunduğu raporda belirtilen semptomlardan muzdarip olduğunu ve aktif bir rehabilitasyonun gerekli olmadığını belirtmektedir.
22. Başvuran, 9 Ocak 2017 tarihinde, Anayasa Mahkemesi önünde yeni bir geçici tedbir talebinde bulunmuştur. Söz konusu talep, 9 Mart 2017 tarihinde, ilgilinin sağlık dosyasının tutukluluğunun fiziki veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğu hususunun anlaşılmasına izin vermediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ancak, cezaevi yetkililerinin ilgiliye her zaman sağlık durumuna uygun koşulları sağlaması gerektiğinin altını çizmektedir.
23. Bu kararın ardından, cezaevi yetkilileri başvurana tek kişilik bir hücrede olmak isteyip istemeyeceği sorusunu sormuşlardır; başvuran bu soruya, koğuş arkadaşlarının günlük ihtiyaçlarını karşılamasında yardımcı oldukları gerekçesiyle bu soruya olumsuz bir yanıt vermiştir.
24. Başvuran, ayrıca, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde, sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılma talebinde bulunmuştur. Bu nedenle, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde birçok sağlık muayenesi yapılmıştır; söz konusu hastane 20 Ekim 2017 tarihinde ilgilinin iki elini gerektiren günlük faaliyetleri gerçekleştiremediğini belirtmektedir.
25. Adli Tıp Kurumu, başvuranın sağlık dosyası bakımından, 22 Kasım 2017 tarihinde, hastanın beslenme programına uyduğu ve düzenli olarak sağlık takibinden yararlandığı sürece tutukluluğuna engel olabilecek hiçbir sağlık sorunundan muzdarip olmadığı sonucuna oy birliğiyle vardığı bir görüş sunmuştur.
26. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, bu rapor bakımından, başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
27. Körez Sincan Hastanesinin 5 Ekim 2018 tarihinde düzenlediği bir sağlık raporu, başvuranda, skolyoz, fıtık, boyutları ve sinyalleri normal olan bir omur dejenerasyonu ve C3 ve C7 omur disklerinde omur deliği küçülmesi olduğunu belirtmektedir. Söz konusu rapor, paraspinal yumuşak dokularda hiçbir patoloji ortaya çıkmadığını belirterek sona ermektedir.
28. Bugüne kadar, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılaması halen Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir. Yukarıda anılan Anayasa Mahkemesi önünde yapılan bireysel başvuru da halen Anayasa Mahkemesinde derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
29. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi, yargılanabilir bir kişinin, hakkında önleyici bir tedbirin uygulanmasından doğan zararın tazmini için tazminat talebinde bulunma imkânını öngörmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
“a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen; (...)
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, (...)
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, (...)
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, (...) Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”
30. CMK’nın, tazminat talebine ilişkin koşullarla ilgili 142. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”
ŞİKÂYETLER
31. Başvuran, Sözleşme’nin 6, 8 ve 13. maddelerini ileri sürerek, avukatlar hakkında spesifik hükümlerinin aksine, daha önce Adalet Bakanlığının izni olmaksızın, arama kararının yalnızca bir hâkim tarafından verilmesi nedeniyle, evinde yapılan aramanın usulsüz olmasından şikâyet etmektedir. Ayrıca başvuran, arama kararında, arama konusunun belirtilmediğini ve bu durumun müvekkillerine ilişkin belgelerin usulsüz bir şekilde el konulduğunu doğruladığını iddia etmektedir. Sonuç olarak, başvuran bu arama bağlamında verilen kararların yeterince gerekçeli olmadığını ve etkin başvuru yollarının bulunmadığını zira Anayasa Mahkemesi önünde yaptığı başvurunun tazminat için iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verildiğini ve tazminat talebi yerine yalnızca aramanın usulsüzlüğünün ortaya çıkarılmasının amaçlandığını belirtmektedir.
32. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, tutukluluk koşullarının engelli durumuna uygun olmadığını ve bu hükmün ihlal edildiğini zira tek başına hayatın bütün sıradan faaliyetlerini yerine getiremediğini değerlendirmektedir. Başvuran, imza atan doktorların cezaevi koşullarını, bulunduğu somut koşulları öğrenmeksizin genel bir şekilde değerlendirdikleri gerekçesiyle, sağlık raporlarına itiraz etmektedir. Başvuran, giysilerini düğmeleyemediğini, yiyeceğini kesemediğini veya ayıklayamadığını, bulaşığını veya çamaşırını yıkayamadığını ya da iki elle tutulacak olan bir nesneyi götüremediğini ve Türk tuvaletini kullanmasının çok güç olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, başvuran, tırnak törpüsünü sabit bir şekilde tutmaya yardımcı olacak bir kişiye ihtiyaç duyduğunu ve üstelik Sincan 1 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmesinden beri yalnızca bir defa törpü kullanmasına izin verildiğini dile getirmektedir. Ayrıca, başvuran sağlık durumunun özellikle işitme yetisinin gittikçe kötüye gittiğini iddia etmekte zira tutukluluk koşulları uygun değildir ve uzman bir yardımcıya ihtiyaç duymaktadır.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8. Maddesi Hakkında
33. Başvuran, evinde yapılan aramanın usulsüz olduğunu iddia etmektedir.
34. Mahkeme, 1 Nisan 2016 kararıyla, Anayasa Mahkemesinin özellikle başvurana CMK’nın 141. maddenin 1. fıkrasının i) ve j) bentlerinde öngörülen başvurunun, bu şikâyet için tüketildiğini belirttiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 12. paragraf).
35. Mahkeme, daha önce CMK’nın aynı maddesinin a) ve d) bentlerinde öngörülen söz konusu başvurunun, tutukluluk süresine ve tutukluluğun yasallığına ilişkin şikâyetler çerçevesinde tüketildiğini belirttiğini hatırlatmaktadır (Demir/Türkiye (KK.), No. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012 ve Mustafa Avcı/Türkiye, No. 39322/12, § 63-67, 23 Mayıs 2017).
36. CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının i) ve j) bentlerine dayanarak, tazminat davası açma imkânıyla ilgili olarak, Mahkeme i) bendinde, bir aramanın “makul bir şekilde yapılmadığında” bir tazminat öngörüldüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın iddia ettiği gibi, iç hukukun etkinliği ve iç hukukta başarı sağlama ihtimali hakkında bir şüphe bulunduğunda, bu başvurunun yapılması gerektiğini zira mahkemelerin değerlendirmesine sunulması gereken bir noktanın söz konusu olduğunu hatırlatmaktadır (Mehmet Hasan Altan/Türkiye, No. 13237/17, § 96-102, 20 Mart 2018 ve bu paragraflarda bulunan atıflar).
37. Somut olayda, Mahkemenin ulusal adli en yüksek mahkeme tarafından başvuranın bu başvuru yolunu tüketmesi gerektiğinin tespit edilmesi nedeniyle, ilgilinin CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının i) ve j) bentlerine dayanarak, talepte bulunmak için mahkemelere başvurması gerektiğini ancak ilgilinin bu mahkemelere başvurmadığını kaydetmektedir.
38. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmını, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddetmektedir.
39. Bununla birlikte, Mahkeme bu tespitte, söz konusu başvuru yolunun etkinliği ve özellikle ulusal mahkemelerin söz konusu hükümlerin uygulanmasına ilişkin olarak, Sözleşme gerekliliklerine uygun ve tek tip bir içtihat tespit etme kapasitesi hususlarının yeniden incelenmesi olasılığı hakkında peşin yargıya varılamayacağının altını çizmektedir (Korenjak/Slovakya (KK.), No. 463/03, § 73, 15 Mayıs 2007, yukarıda belirtilen Mehmet Hasan Altan, § 102).
B. Sözleşme’nin 3. Maddesi Hakkında
40. Başvuran, tutukluluk koşullarının engelli durumuna uygun olmamasından şikâyet etmekte ve aşağıda belirtilen Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
41. Mahkeme, İçtihadına göre, kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için, asgari bir önem seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari değerlendirme, özünde görecelidir: Bu asgari değerlendirme, davanın bütün verilerine özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazen mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna, vs. bağlıdır (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 88, AİHM 2010 ve Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 86, AİHM 2015).
42. Bu perspektif çerçevesinde, muamelenin rahatsız edici yönlerinin olması yeterli değildir (Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 107, A Serisi, No. 39 ve Messina/İtalya (No. 2) (KK.), No. 25498/94, AİHM 1999-V).
43. Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi, Devleti, her mahkûmun, insan onuruna saygıyla uyumlu olan koşullar çerçevesinde, tutuklu bulunmasını, bu tedbiri uygulama kurallarının, ilgiliye tutukluluk halinin doğasında kaçınılmaz olan acı düzeyini aşan şiddetli bir sıkıntı veya tehlike yaratmamasını ve hapis cezasına ilişkin pratik gereklilikleri dikkate alarak, tutuklunun sağlığı ve esenliğinin uygun bir şekilde temin edilmesini sağlamakla yükümlü kılmaktadır (Kudła/Polonya [BD], No. 30210/96, § 94, AİHM 2000‑XI, Matencio/Fransa, No. 58749/00, § 78, 15 Ocak 2004 ve Ramirez Sanchez/Fransa [BD], No. 59450/00, § 119, AİHM 2006‑IX).
44. Ayrıca mevcut dava bağlamında, Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Sözleşme mekanizmasının işleyişi için gerekli bir bölüm olduğunu hatırlatmaktadır. Devletler, ileri sürülen eksiklikleri iç hukuk düzeninde telafi etme imkânına sahip olmadan önce, uluslararası bir organizma önündeki işlemlere cevap vermekle yükümlü değillerdir. (Hasan Uzun/Türkiye (KK.), No. 10755/13, § 68, 30 Nisan 2013).
45. Somut olayda, Mahkeme başvuranın söz konusu şikâyetler için Anayasa Mahkemesine başvurduğunu ve ayrıca Anayasa Mahkemesinden ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, cezaevi idaresinin, başvuranın sağlık durumuna uygun koşullar sunması amacıyla, gerekli bütün tedbirleri almasına ve Cumhuriyet Savcı tarafından başvuranın sağlık dosyasının eksiksiz bir şekilde incelenmesinin sağlanması için bu sağlık dosyasının güncellenmesine karar vermiştir (yukarıda 20. paragraf). Daha sonra, ihtiyati tedbire ilişkin ikinci talep, ilgilinin sağlık dosyasının, tutukluluk halinin fiziksel veya ruhsal bütünlüğüne yakından bir tehlike oluşturmadığı gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi bu nedenle cezaevi yetkililerinin başvurana her zaman sağlık durumuna uygun koşullar sunmaları gerektiğinin atlını çizmiştir (yukarıda 24. paragraf). Hâlihazırda, dava halen söz konusu mahkeme önünde derdesttir.
46. Ayrıca, Mahkeme daha önce Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvurunun, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerine ilişkin şikâyetlere uygun bir telafi sağlama olasılığının bulunduğunu belirttiğini hatırlatmaktadır (Kaya ve diğerleri/Türkiye (KK.), No. 9342/16, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuran tarafından yapılan ihtiyati tedbir taleplerinin incelenmesi çerçevesinde, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen yaklaşımı eleştirmeye ve yukarıda belirtilen Kaya kararında vardığı tespitten uzaklaşmaya imkân sağlayan hiçbir unsura sahip değildir.
47. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvurunun bu kısmının vaktinde önce yapıldığına ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
48. Bununla birlikte, Mahkeme kullanılabilen iç hukuk yollarını tüketen başvuranların, ikincillik ilkesinde öngörüldüğü şekliyle, ileri sürdükleri bütün şikâyetler için nihai denetim yetkisini koruduğunu hatırlatmaktadır (Radoljub Marinković/Sırbistan(KK.), No. 5353/11, §§ 49-61, 29 Ocak 2013 ve yukarıda belirtilen Hasan Uzun, § 71). Dolayısıyla, başvuranın halen Sözleşme ihlalinden mağdur olduğu kanaatine varması veya bu yargılama süresinin – öyle ki mağdur sıfatını etkileyebilecek şekilde - aşırı uzun olması halinde, başlattığı yargılama sonucunda, Mahkemeye yeniden başvurma imkânı olacaktır.
49. Aynı bağlamda, Mahkeme, Türk makamlarının gerek başvuranın fiziksel ve ruhsal durumu hakkında tutukluluk halinin olumsuz etkilerini azaltmak gerekse şartlar bunu gerektirdiğinde bu duruma son verilmesi amacıyla, ilgili hakkında alabilecekleri bütün tedbirler için duyarlı olacaktır (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında), Chartier/İtalya, No. 9044/80, 8 Aralık 1982 tarihli Komisyon raporu, karar ve raporlar (DR). 33, s. 41-47, § 55 ve Balyemez/Türkiye, No. 32495/03, § 96, 22 Aralık 2005).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 28 Mart 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy