AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 33647/18
İbrahim AKSOY ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 13 Eylül 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve İzmir Barosuna bağlı Avukat E. Katıman tarafından temsil edilen üç Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili bilgiler, ekte bulunan tabloda yer almaktadır- 29 Haziran 2018 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (33647/18 no.lu),
Sözleşme’nin 8 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 5. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin, Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesi yönündeki kararı,
Tarafların sundukları görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, babaları olan birinci başvuran ile anneleri arasındaki boşanma davası sırasında karar verildiği üzere, olayların meydana geldiği dönemde reşit olmayan ikinci ve üçüncü başvuranların velayet paylaşımına ilişkin koşullarla ilgilidir.
2. İkinci ve üçüncü başvuranlar, birinci başvuranın 1996 yılında gerçekleştirdiği evlilikten doğan çocuklarıdır. İkinci başvuran, Down sendromundan muzdariptir.
3. Birinci başvuranın eşi, 14 Ekim 2009 tarihinde, İzmir Aile Mahkemesi nezdinde (“Aile Mahkemesi”) boşanma davası açmıştır.
4. Aile Mahkemesi, 18 Kasım 2009 tarihinde, ihtiyati tedbir olarak, çocukların velayetinin birinci başvuranın eşine verilmesine ve yılın ve ayın belirli günlerinde görüşmeler şeklinde çocuklar ile birinci başvuran arasında kişisel bir ilişkinin kurulmasına karar vermiştir.
5. Aile Mahkemesi, 16 Nisan 2010 tarihinde, özellikle çocukların velayetinin anneye verilmesinin ve birinci başvuranla kişisel bir ilişkinin kurulmasının uygun olduğunu belirten, bir psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanından oluşan bir grup uzman tarafından 12 Nisan 2010 tarihinde sunulan bir raporu dikkate alarak, çocukların velayetinin değiştirilmesine yönelik birinci başvuranın talebini reddetmiştir.
6. Aile Mahkemesi, 7 Aralık 2010 tarihinde, birinci başvuranın ve eşinin boşanmasına karar vermiştir. Aile Mahkemesi ayrıca, çocukların anne şefkatine ihtiyaç duymasını ve yukarıda belirtilen bilirkişi raporunu göz önünde bulundurarak, çocukların velayetinin anneye verilmesine ve birinci başvuran ve çocuklar ile kişisel bir ilişkinin kurulmasına karar vermiştir.
7. Yargıtay, 6 Nisan 2012 tarihinde, bazı tanıkların ifadelerinin bu mahkeme tarafından dinlenmediği gerekçesiyle, Aile Mahkemesinin kararını bozmuştur.
8. Birinci başvuran ile eşinin boşandığını yeniden bildiren 11 Nisan 2013 tarihli kararla, Aile Mahkemesi yine, bu bağlamda özellikle, çocukların annenin velayetinde kalmalarının çocukların üstün menfaatine uygun olduğunu belirten, 28 Mart 2013 tarihli yeni bilirkişi raporuna uyarak, çocukların velayetinin anneye verilmesine ve çocukların babasıyla kişisel bir ilişkinin kurulmasına karar vermiştir.
9. Yargıtay, 1 Nisan 2014 tarihinde, bu kararın usul ve kanuna uygun olduğu kanısına vararak, bu kararı onamıştır. Başvuran tarafından sunulan karar düzeltme talebi, 9 Temmuz 2014 tarihinde reddedilmiştir.
10. Birinci başvuran, 1 Eylül 2014 tarihinde, özellikle çocuklarının velayetinin eski eşine verilmesinin Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerine ve adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini iddia ederek, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Anayasa Mahkemesi, 21 Kasım 2017 tarihinde, birinci başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetlerinin, gerekçeli karar gerekliliği, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi ve yargılamanın sonucunun adilliği ile ilgili olduğu kanısına vararak, mahkemeler tarafından verilen kararların yeterince gerekçelendirildiği, etkin bir şekilde yargılamaya katılan ve iddialarını sunan başvuranın dezavantajlı bir durumda bulunmadığı, mahkemelerin kararlarında açık bir değerlendirme hatasının veya keyfiliğin bulunmadığı ve başvuranın iddialarının desteklenmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, 6 Şubat 2018 tarihinde birinci başvurana bildirilmiştir.
12. Birinci başvuran tarafından çocukların velayetinin değiştirilmesi talebinin sunulduğu Aile Mahkemesi, 31 Ocak 2019 tarihinde, bu yönde bir görüş sunan mahkeme tarafından elde edilen yeni bir bilirkişi raporunu, çocuğunu ifadelerini ve annenin çocuk bakma görevini yerine getirirken çocuğun üstün menfaatini gözetmediği yönündeki tespiti dikkate alarak, babasının velayeti altında olmasının üçüncü başvuranın lehine olduğu kanaatine varmıştır.
13. Birinci başvuran tarafından, bu süre zarfında reşit olan ikinci başvuran hakkında vesayetin kurulması talebinin sunulduğu Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesi, 5 Mart 2019 tarihinde, ikinci başvuranın Down sendromlu olmasını dikkate alarak, birinci başvuranın ikinci başvuranın vasisi olarak tayin edilmesine karar vermiştir.
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte, 8. maddesini ileri sürerek, birinci başvuranın eski eşiyle olan boşanma davası çerçevesinde ikinci ve üçüncü başvuranların velayetinin anneye verilmesinden, birinci başvuran ile çocuklar arasında kurulan kişisel ilişkilerin yetersizliğinden ve bu bağlamda birinci başvuranın yaşadığı pratik zorluklardan şikâyet etmektedirler.
15. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 5. maddesini ileri sürerek, kendi ifadelerine göre, davaların çoğunda anneyi destekleyen çocukların velayetinin verilmesine ilişkin yetkili makamların uygulamasından şikâyetçi olmaktadırlar.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
16. Hükümet, başvuranlar tarafından sunulan şikâyetlerin tamamına ilişkin olarak, mağdur sıfatının bulunmaması ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması bağlamında iki itiraz ileri sürmektedir. Birinci itiraza ilişkin olarak, Hükümet, yetkili makamların boşanma davasının ardından, üçüncü başvuranın velayetini ve ikinci başvuranın vesayetini, babaları olan birinci başvurana verdiklerini ifade etmektedir. İkinci itirazla ilgili olarak, Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin esasen ulusal mahkemeler tarafından delillerin değerlendirilmesi ve çocukların velayetine ilişkin olarak boşanma davasının sonucu ile ilgili olduğunu ve bu şikâyetlerin dördüncü derece mahkemesine sunulacak nitelikte olması nedeniyle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
17. Mevcut başvuru özellikle, bir boşanma davası kapsamında birinci başvuran ile eski eşi arasında ikinci ve üçüncü başvuranların velayetinin paylaşımıyla ilgilidir. Ulusal mahkemeler, 2014 yılının Temmuz ayında sona eren boşanma davası sırasında ve sonunda çocukların velayet hakkını anneye vermişlerdir (yukarıda 3-9. paragraflar). Birinci başvuran tarafından sunulan taleplerin ardından, yetkili makamlar, diğerlerinin yanı sıra, anne tarafından çocukların bakılması bağlamında tespit edilen ihmalleri dikkate alarak, sonunda, 2019 yılının Ocak ve Mart aylarında üçüncü başvuranın velayetini ve ikinci başvuranın vesayetini birinci başvurana vermişlerdir (yukarıda 12 ve 13. paragraflar).
18. Başvuranların bu dava kapsamında mağdur olarak kabul edilebilecekleri varsayıldığında, başvuranların esasen boşanma davası sırasında ikinci ve üçüncü başvuranların velayetinin anneye verilmesine ilişkin olarak yetkili makamların kararından şikâyet ettikleri anlaşılmaktadır. Bu şikâyetin bilhassa Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesi gerekmektedir.
19. Çocuk velayeti konusunda Mahkemenin içtihadından doğan genel ilkeler özellikle, C./Finlandiya (no. 18249/02, §§ 52-54, 9 Mayıs 2006) ve Petrov ve X./Rusya (no. 23608/16, §§ 98-102, 23 Ekim 2018) kararlarında özetlenmektedir.
20. Aile Mahkemesinin, boşanma davası kapsamında, çocukların üstün menfaatini dikkate aldığını ve çocukların velayeti hakkında karar vermeden önce, diğerlerinin yanı sıra, bilirkişi raporlarında sunulan görüşleri göz önünde bulundurduğunu kaydetmek gerekmektedir. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurusunda birinci başvuran tarafından bu bağlamda sunulan şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.
21. Mahkeme, olay ve olgulara ilişkin kendi değerlendirmesini, çocuk velayeti konusundaki sorumluluklarını yerine getirirken kendilerine sunulan delilleri değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulunan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koymakla görevli değildir (bk. B.B. ve F.B./Almanya, no. 18734/09 ve 9424/11, § 47, 14 Mart 2013). Mevcut davada, ulusal makamlar öncelikle, söz konusu boşanma davasına ilişkin dosyada yer alan delil unsurlarını dikkate alarak, çocukların velayetini anneye vermişlerdir. Bu yetkili makamlar daha sonra, ilgililerin velayet gerekliliklerine ilişkin durumun gelişimini ve yeni tespitleri göz önünde bulundurarak, ikinci ve üçüncü başvuranların velayeti ve vesayetine ilişkin kendi değerlendirmelerini birinci başvuranın lehine değiştirmelerinin uygun olduğu kanısına varmışlardır. Her halükârda, bu kararları veren mahkemelerin yargılamanın her aşamasında çocukların üstün menfaatini göz önünde bulundurdukları anlaşılmaktadır.
22. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, mevcut davada verilen kararlarda bunları haklı göstermek için ilgili ve yeterli gerekçeleri bulunan, boşanma davası kapsamında ulusal makamlar tarafından alınan tedbirlerin, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli olduğu kabul edilebilmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin itirazının kabul edilmesi ve Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.
23. Başvuranlar aynı zamanda, Sözleşme’nin 14. maddesi ve çocukların velayetinin anneye verilmesine ilişkin olarak Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 5. maddesi bağlamındaki şikâyetleri sunmaktadırlar. Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alarak ve ihtilaf konusu olay ve olguların kendi yetkisi kapsamına girmesi nedeniyle, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığını ve şikâyetler bağlamda, Sözleşme veya Protokolleri’nde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirtinin ortaya konulmadığını tespit etmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 6 Ekim 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru no. 33647/18
No.
Adı SOYADI
Doğum / Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
İbrahim AKSOY
1967
Türk
İzmir
2.
Berkay AKSOY
1998
Türk
İzmir
3.
Kaan AKSOY
2007
Türk
İzmir