AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ESKİ İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 18988/11
Yıldız AKTAR / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turković,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 8 Eylül 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Eski İkinci Bölüm), 25 Ocak 2011 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin olarak, davalı Hükümetin sunduğu görüşler ve başvuranın Hükümete cevaben sunduğu görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Yıldız Aktar, Türk vatandaşı olup, 1938 yılında doğmuştur ve Menderes’te (İzmir) ikamet etmektedir. Başvuran, İzmir (Urla) Barosu’na bağlı Avukat T. Akıncı tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2.Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3.Başvuran, 1987 yılında, Özdere’den, 1045 parsel üzerinde bulunan bir ev satın almıştır.
4.Satın alınan yapının, Özdere Belediyesi tarafından usulüne uygun bir şekilde teslim edilen yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni bulunmaktaydı.
5.Nitekim taşınmaz tapu siciline de kaydedilmiştir.
6.Özdere Belediyesi 20 Şubat 2007 yılında, 1045 parsel üzerindeki 79 adet meskenin, yapı ruhsatları ve yapı kullanma izin belgelerini iptal etmiştir.
7.Özdere Belediyesi kararını şu şekilde gerekçelendirmiştir:
– Öncelikle, 1045 parsel, mevzi imar planında 11980 m2 gözüktüğü halde, tapu sicili kaydına 14475 m2 olarak tescil edildiği;
– İkinci olarak, 14475 m2 olarak nazara alınması halinde dahi, yapı inşaat alanının 5790 m2 olması gerekirken, inşa edilen 79 meskenin 7236 m2lik alanı işgal ettiği,
– Son olarak ise, yapıların Kıyı Kanunu’nu ihlal ettiği tespit edilmiştir.
8.Başvuran avukatı aracılığıyla, söz konusu kararın iptal edilmesi talebiyle İzmir İdare Mahkemesine başvurmuştur.
9.İzmir İdare Mahkemesi, itiraz edilen kararın hukuka aykırı olmadığı gerekçesiyle ilgilinin talebini 3 Ekim 2007 tarihli kararıyla reddetmiştir.
10.İzmir İdare Mahkemesi, toplam inşaat alanı katsayısına riayet edilmediği gerekçesiyle ihtilaflı yapının mevzi imar planına uygun olmadığını belirtmiştir.
11.İzmir İdare Mahkemesi ayrıca, 1987 yılında inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin belediye tarafından hatalı olarak verildiğini ve tekrar hukuka uygunluğun sağlanması amacıyla söz konusu izinlerin iptal edilmesi ve 79 adet meskenin yıkılması gerektiğini belirtmiştir.
12.Danıştay 27 Mart 2009 tarihli kararıyla, 3 Ekim 2007 tarihli kararı “usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle, tüm yönleriyle onamıştır.
13.Danıştay, 22 Aralık 2010 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini “yasa ile öngörülen karar düzeltme koşullarının bir araya gelmediği” gerekçesiyle reddetmiştir.
14.İdare 22 Ekim 2014 tarihinde, henüz ihtilaflı meskenlerin yıkılması için alınan kararı yerine getirmemişti.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
15.İdarenin eylem veya işlemlerinden doğan zararların giderilmesine yönelik genel sorunla ilgili olarak ortaya konulan ilke, Anayasa’nın 125. maddesinde yer almaktadır:
“1.İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır (...)
7.İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
16.Bu ilkenin doğal sonucu, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11 ila 13. maddelerinde tanımlanmıştır. Bu hükümler uyarınca, idarenin eyleminden doğan zarardan dolayı mağdur olan herkes, zarara neden olduğu iddia edilen eylem tarihinden itibaren bir yıl içinde idareden zararın tazminini talep edebilmektedir. Söz konusu talebin tamamen ya da kısmen reddedilmesi veya altmış gün içinde herhangi bir cevap verilmemesi halinde mağdur, idare mahkemesi önünde dava açabilmektedir.
ŞİKÂYETLER
17.Başvuran Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek mülkiyet hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Tarafların Görüşleri
18. Başvuran, dava koşullarının mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğunu öne sürmektedir. Başvuran tapu sicili kaydına dayanarak, 1987 yılında satın almış olduğu taşınmazdan, 2007 yılında mahrum bırakılmış olmasından şikâyet etmektedir. Başvuran söz konusu mülkiyet üzerinde kazanılmış bir hakkının olduğunu ileri sürmekte ve keyfi olduğunu düşündüğü idarenin kararına itiraz etmektedir.
19.Hükümet, başvuranın görüşüne itiraz etmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
20.Hükümet öncelikle, ihtilaflı mülkiyetin henüz idare tarafından yıkılmadığını belirtmektedir.
21.Hükümet ardından ise, ilgilinin, yıkım kararı uygulandıktan sonra tazminat talebiyle idare mahkemesine başvurabileceğini belirtmektedir. Hükümet, bu başvuru yolunun etkinliğini kanıtlamak için başvuranın durumuna benzer[1] durumda bulunan kişilere, taşınmazlarının değerleri üzerinden hesaplanan tazminatların verilmesine ilişkin emsal mahkeme kararları sunmuştur.
22.Hükümet son olarak, itiraz edilen durumun, yani başvurana ait mülkiyetin yıkılması kararının, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği gibi izlenen amaçla orantılı ve tamamen yasal olduğunu ileri sürmektedir.
23.Başvuran, Hükümetin bahsettiği başvuru yolunun etkinliğine itiraz etmektedir. Başvuran, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izninin iptaline ve evinin yıkılması kararına dair tüm argümanlarını idare mahkemelerine zaten sunduğunu belirtmektedir. Başvuran, idare mahkemeleri önünde yeni bir dava açılmasının boşuna olacağını iddia etmektedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
24.İlk olarak Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup başvuranların veya hükümetlerin olaylara atfettiği nitelendirme ile bağlı olmaması nedeniyle, başvuranın şikâyetlerinin yapılış şekli itibariyle sadece Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑I). Bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”
25.Mahkeme, Sözleşme ile kurulan koruma mekanizmasının ulusal insan haklarını koruma sistemi bakımından ikincil nitelikte olduğu ve büyük önem arz ettiğini hatırlatmaktadır.
26.Mahkeme, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmelerini denetlemekle görevli olduğunu da hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere ulusal seviyede riayet edilmesini sağlamakla görevli olan Sözleşmeci Devletlerin yerine geçmemelidir.
27.Sözleşme’nin 13. maddesinin konusunu oluşturan ve bu konuyla sıkı sıkıya bağlı olan bu kural, iddia edilen ihlal konusunda iç hukukta etkin bir başvuru yolu imkânı tanıyan varsayıma dayanmaktadır. Dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı bu koruma mekanizmasının işleyişinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır (Vučković ve diğerler/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 69, 25 Mart 2014).
28. Devlete karşı dava açmaya yönelen kişilerin öncelikle ulusal yasal sistemlerinin sağladığı iç hukuk yollarını kullanmalarını mecbur kıldığını, böylece Devletler gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini uluslararası bir organ önünde cevaplamadan önce kendilerine ait yasal sistemler üzerinden sorunlarını çözmeye yönelik fırsatlara sahip olacaklarını hatırlatır (bk. diğer pek çok karar arasında, Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-IV ve Vučković ve diğerleri, yukarıda anılan, § 70).
29.İç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliği, başvuran kişilere iddia ettikleri ihlallerin düzeltilmesini sağlamaları için mevcut ve yeterli başvuru yollarından olağan şekilde yararlanmasını gerektirmektedir. Söz konusu hukuk yollarının varlığı teoride olduğu kadar uygulamada da yeterince kesin olmalıdır, aksi takdirde gerekli erişilebilirlik ve etkinlikten yoksun olacaktır (Akdıvar ve diğerleri, yukarıda anılan, § 66 ve Vučković ve diğerleri, yukarıda anılan, § 71). Bir başvuru yolunun etkili olarak kabul edilmesi için şikâyet edilen duruma doğrudan çözüm üretmesi ve makul başarı beklentileri sunabilmesi gerekir (Balogh/Macaristan, No. 47940/99, § 30, 20 Temmuz 2004, Sejdovic/İtalya [BD], No. 56581/00, § 46, AİHM 2006-II ve Vučković ve diğerleri, yukarıda anılan, § 74).
30. Buna karşın, etkili ve uygun olmayan bir başvuru yolu kullanılması konusunda hiçbir zorlama yoktur (Akdıvar ve diğerleri, yukarıda anılan, § 67 ve Vučković ve diğerleri, yukarıda anılan, § 73). Bununla birlikte, yararsız olduğu kesin olmayan bir yolun başarıya ulaşma olasılıklarına ilişkin şüphelerin mevcudiyeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi için geçerli bir neden değildir (Akdıvar ve diğerleri, yukarıda anılan, § 71, Scoppola/İtalya (No. 2) [BD], No. 10249/03, § 70, 17 Eylül 2009 ve Vučković ve diğerleri, yukarıda anılan, § 74).
31.Somut davada, ulusal mahkemeler gibi Mahkeme de, idarenin 1987 yılında imar mevzuatına aykırı yapılar için yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni vererek hata işlediğini tespit etmektedir.
32.Başvuranın 1987 yılında evini satın aldığı sırada bu işlemin Türk hukukuna uygun olduğundan emin olduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Nitekim tapu siciline yapılan kaydın hukuka uygunluğu ve yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni iç hukuk bakımından tartışma konusu olmamıştır. Başvuran tapu senedinin geçerliliği konusunda haklı olarak, söz konusu tapu senedinin idare tarafından iptal edilip, İzmir İdare Mahkemesi tarafından bu konu onaylanıncaya kadar hukuki güvenlik ilkesi durumuna itimat etmiştir. Mahkeme bu koşullarda, başvuranın evini satın aldıktan yirmi yıl sonra tapusunun iptal edilmesini makul olarak öngöremeyeceği kanaatindedir.
33.Hal böyleyken Mahkeme, başvuranın idare mahkemelerine maddi ve manevi tazminat davası açarak bu duruma itiraz etmediğini tespit etmektedir. Başvuran, idare mahkemelerine iptal başvurusunda bulunduğunda, belediyenin 20 Şubat 2007 tarihli kararına itiraz etmekle yetinmiştir. Nitekim başvuranın ulusal mahkemelere yaptığı itirazın amacı, uğranılan zararın tazmin edilmesi için değil de, itiraz edilen kararın yasallığını sorgulamak içindir. İlgilinin itirazı, ihtilaflı kararın 1987 yılında yapılan hatanın düzeltildiği gerekçesiyle reddedilmiştir.
34.Mahkeme söz konusu kararda hiçbir keyfi unsur tespit etmemektedir. Mahkeme, kararın imar mevzuatına riayet edilmesi açısından tamamen yasal ve kamu yararına olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, çevrenin korunmasının kamuoyunda savunulan ve dolayısıyla ilgili makamların sürekli ilgi ve desteğini gerektiren bir değeri teşkil ettiğini ve ayrıca, özellikle Devlet bu konuyla ilgili yasalar çıkarmış ise, ekonomik zorunluluklar ve mülkiyet hakkı gibi bazı temel hakların, çevrenin korunmasıyla ilgili değerlendirmeler karşısında öncelikli olmaması gerektiğini yeniden belirtmektedir (Taşkın ve diğerleri/Türkiye, No. 46117/99, AİHM 2004-X, Moreno Gómez/İspanya, No. 4143/02, AİHM 2004-X, Fadeïeva/Rusya, No. 55723/00, AİHM 2005-IV, Giacomelli/İtalya, No. 59909/00, AİHM 2006-XII, Hamer/Belçika, No. 21861/03, § 79, AİHM 2007-V ve Bil İnşaat Taahhüt Ticaret Limited Şirketi/Türkiye, No. 29825/03, § 29, 1 Ekim 2013).
35.Dava koşullarında, idarenin özellikle imar mevzuatına aykırı olan inşaata izin vererek hata yaptığını kabul ettirmeye ve başvuranın maddi ve manevi tazminat elde etmesine yarayabilecek dava türü tazminat davasıdır.
36.Hükümet bununla birlikte, idarenin, başvuranın evinin yıkılmasına dair verilen kararı bu güne kadar uygulamadığını kaydetmektedir (yukarıdaki 14. paragraf). Hükümet bu bağlamda, yıkım kararıyla meskenlerini kaybeden ve başvuranın durumuna benzer bir durumda olan davacıların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesinde öngörülen tazminat başvurusunu başarılı bir şekilde uyguladığına dair somut olaya benzer örnekler sunmuştur (yukarıdaki 21. paragraf). Dolayısıyla Hükümet tarafından yukarıda belirtilen başvuru yolunun, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayandırılan şikâyeti için uygun bir tazminat getirmeyeceği ve makul başarı imkânı sunmadığını düşündürecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.
37.Dolayısıyla Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği konusundaki itirazın kabul edilmesi ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıGörevli Başkan
[1] Danıştay (14. Daire E. 2011/14794 – K. 2013/1444, 28 Şubat 2013); Danıştay (14. Daire E. 2013/3864 – K. 2014/9134, 31 Ekim 2014) ve Danıştay (14. Daire E. 2014/4151 – K. 2014/12212, 24 Aralık 2014).
Full & Egal Universal Law Academy