AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40425/11
Eşref AKTAŞ ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 21 Kasım 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 21 Mart 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, 1978 doğumlu Eşref Aktaş ("ilk başvuran"), 1977 doğumlu Sultan Aktaş ("ikinci başvuran") ve 2002 doğumlu Tayyip Aktaş ("üçüncü başvuran"), ilk ve ikinci başvuranın oğulları olup, Kars’ta ikamet eden Türk vatandaşıdırlar. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Ağrı Barosuna bağlı Avukat H. Yaşar tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuranlarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. İkinci başvuran, 4 Kasım 2002 tarihinde, herhangi bir sağlık çalışanının yardımı olmaksızın evde gerçekleşen bir doğum ile üçüncü başvuranı dünyaya getirmiştir.
Doğumdan bir hafta sonra, ilk ve ikinci başvuranlar, aşı yaptırmak için oğullarını Kars’ta bulunan bir sağlık ocağına götürmüşlerdir.
4. İlk ve ikinci başvuranlar, 2 Ocak, 20 Şubat, 20 Mart ve 6 Kasım 2003 ile 22 Nisan 2004 tarihlerinde - Tayyip Aktaş’ın sağlık karnesinde belirtilen bilgilere göre - oğulları ile birlikte rutin sağlık muayeneleri için farklı sağlık kurumlarına gitmişlerdir.
5. İlk ve ikinci başvuranlar, 2004 yılının Aralık ayında, oğullarını Ankara’da bulunan Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesine ("Hacettepe Hastanesi") götürmüşlerdir.
6. Hacettepe Hastanesinin Sağlık Kurulu, 6 Aralık 2004 tarihinde, bir rapor düzenlemiş ve bu raporda, hastane doktorları, Tayyip Aktaş’ta kalıtsal bir hastalık olan ve uygun şekilde tedavi edilmediğinde ilerleyici mental retardasyona neden olan fenilketonüri teşhis ettiklerini belirtmişlerdir. Başvuranların söylemlerine göre, üçüncü başvuranın bütün hayatı boyunca geçerli olacak olan sakatlığı %60 oranında değerlendirilmiştir.
7. Hacettepe Hastanesinde görev yapan nöropsikolog doktor D. A., 21 Mart 2005 tarihinde, söz konusu uzman tarafından muayene edildiği sırada iki yaş dört aylık olan üçüncü başvuranın on iki aylık bir çocuğun zihinsel gelişimine eşdeğer bir zihinsel gelişme sergilediğini belirten bir rapor düzenlemiştir.
8. Hacettepe Hastanesinin Sağlık Kurulu, aynı gün, başka bir raporda, üçüncü başvuranın sakatlık oranını %60 olarak değerlendirmiştir.
9. İlk ve ikinci başvuranlar, 4 Mayıs 2005 tarihinde, kamu görevlilerinin mevzuattan doğan yükümlülüklerine riayet etmemeleri nedeniyle, yeni doğanların sağlığı konusunda uygun hizmet görmediklerini ileri sürerek, Sağlık Bakanlığı’na ön tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, bu talep ile, Tayyip Aktaş’ın adına, ilgilinin maruz kaldığını iddia ettikleri maddi ve manevi zarara ilişkin, sırasıyla 400.000 Türk lirası (TL) ve 30.000 TL istemişlerdir. Başvuranlar aynı zamanda, kendilerinin maruz kaldıklarını iddia ettikleri manevi zarara ilişkin 40.000 TL talep etmişlerdir.
İdare belirlenen süre içerisinde bu talebe cevap vermemiştir, bu durum talebin zımnen reddi anlamına gelmiştir.
10. İlk ve ikinci başvuranlar, 22 Ağustos 2005 tarihinde, Erzurum İdare Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır.
11. Erzurum İdare Mahkemesinin 1. Dairesi, 26 Nisan 2006 tarihli kararıyla, idareye sağlık kamu hizmetini yerine getirmesinde atfedilebilecek ağır bir kusur bulunmadığından, başvuranların tüm taleplerini aşağıdaki ifadelerle reddetmiştir:
"[Davacılar] engelli çocuk doğumlarının önlenmesi için, gebelik öncesi ve gebelik döneminde [tıbbi ve eğitsel çalışmalar yapıldığını] ve yeni doğan bebeklerin metabolizma hastalıkları için gerekli olan testlerden geçirilerek risk taşıyanların belirlenmesine ilişkin tedbirler alındığını belirten Sağlık Hizmetleri Temel Kanun’unu ileri sürmektedirler; fenilketonürinin, metabolik hastalıklardan bir tanesi olduğundan ve topuğa yapılan bir iğneyle [kan örnekleri alınarak] yapılan testler ile saptanabildiğinden, yukarıda anılan Kanun, bu tarama testini uygulamaya devam etmiştir (...).
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, mağdur kişinin kamu hizmetinden yararlanan bir birey olduğu ve [bazı risklerin hizmete dahil olduğu] durumlarda, yalnızca ağır bir hizmet kusurunun bulunmasına ilişkin bir varsayımda idareye sorumluluk yüklenebilmektedir.
Somut olayda, mağdur olan çocuğun hastanede dünyaya getirilmediği ve davacıların bunun tersini ileri sürmedikleri ya da kanıtlamadıkları tespit edilmektedir.
Ayrıca, kanun tarafından idareye verilen koruma ve önlem amaçlı sağlık hizmeti verme [yükümlülüğünün] idarenin ekonomik araçları, [insan efektifleri] ve maddi araçları ile alakalı olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu durumda, doğumun bir hastanede gerçekleşmemiş olmasından dolayı kamu görevlilerinin bu esnada yapmaları gereken incelemeleri yapmalarına imkan olmadığı; davacıların farklı zamanlarda ve farklı amaçlarla gittikleri birçok sağlık kurumuna başvurmuş olmalarına rağmen, doğumdan hemen sonra yapılması gereken [testin] yapılıp yapılmaması gerektiğini araştırmış olmamaları ve teşhis koymakta gecikmeleri ağır kusur olarak nitelendirilemez olmasından; ve bu hastalığın, idarenin yaptığı incelemelerin sonucu sayesinde [teşhis edilmiş] olmasından dolayı, hizmet kusuruna dayanan tazminat talebi kabul edilemezdir.
Bu durumda, kamu görevlilerinin ve dolayısıyla idarenin Tayyip Aktaş’ın sakatlığı konusunda ağır bir hizmet kusuru işlememiş olmaları nedeniyle, [yalnızca] hizmet kusuruna dayalı olan tazminat talebi reddedilmiştir."
12. Danıştay’ın 10. Dairesi, 12 Mayıs 2009 tarihinde, bu kararı onamıştır.
13. Danıştay’ın 10. Dairesi, 19 Temmuz 2010 tarihli bir kararla, ilk ve ikinci başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir. Bu karar ilk ve ikinci başvuranlara 23 Eylül 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 8. maddelerini ileri sürerek, üçüncü başvuranın hastalığının teşhisinde, yerel makamların sağlık konusundaki mevzuata riayet etmemelerinden dolayı oluşan gecikmeden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, bu başlık altında, üçüncü başvuranın yaşam hakkının ve başvuranların özel ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
15. Ayrıca, başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında, kendi ifadelerine göre, üçüncü başvuranın hastalığının tüm hayatı boyunca yol açacağı masraflar nedeniyle, mülkiyet haklarına riayet edilmemesinden şikâyetçi olmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuranlar, davanın koşullarının, Sözleşme’nin 2 ve 8. maddelerinin ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedirler.
17. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğundan, başvuranların veya hükümetlerin olaylara atfettikleri nitelendirme ile bağlı olmaması nedeniyle, kendisine sunulan şikâyetlerin, yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Tarakhel/İsviçre [BD], No. 29217/12, 55. paragraf, AİHM 2014 (karar özetleri)).
18. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, kişinin fiziksel bütünlüğü tartışmasız, Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrası anlamında, "özel hayat" kavramının kapsamına girmektedir (X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985, 22 ila 27. paragraflar, Seri A No. 91, ve Costello-Roberts/İngiltere, 25 Mart 1993, 34. paragraf, Seri A No. 247 C). Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
19. Mahkeme, yukarıda anılan Sözleşme’nin 8. maddesinde bulunan negatif yükümlülüklere, Sözleşme’nin diğer hükümleri için geçerli olduğu gibi, güvence altına alınan haklara etkin bir şekilde riayet edilmesine bağlı pozitif yükümlülüklerin eklenebileceğini hatırlatmaktadır (bk., diğer bir çok karar arasında, Roche/İngiltere [BD], No. 32555/96, 157. paragraf, AİHM 2005-X).
20. Mahkeme daha önce, Devletin, kamu sağlığı konusunda vatandaşları korumak için bir mevzuat hazırlanıp uygulanması konusunda pozitif yükümlülüğünün bulunduğu kanısına varmıştır (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, 49. paragraf, AİHM 2002 I, ve Vo/Fransa [BD], No. 53924/00, 89. paragraf, AİHM 2004 VIII).
21. Somut olayda, Mahkeme, başvuranların yetkililere atfedilebilecek ve üçüncü başvuranın sakatlığına neden olan bir ihmalden şikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir. Bu ihmal, kalıtsal hastalıkları, özellikle doğumdan sonra hızla teşhis edilmesi gereken metabolik bir bozukluk olan fenilketonüri hastalığını önlemeye ilişkin hükümlerin uygulanması konusundaki bir eksikliğe dayanmıştır. Başvuranlara göre, kendileri tarafından bildirilen söz konusu hastalığın geç teşhis edilmesi ve kötüleşmesi, devlet makamlarının takip ve bilgilendirme eksikliğinden kaynaklanmıştır.
22. Mahkeme, somut olayda, yeni doğanlarda kalıtsal hastalıkları engellemeye yönelik bir mevzuat olduğunu belirtmiştir.
23. Mahkeme, başvuranlara göre, üçüncü başvuranın sağlığını korumak adına bu normlara yeterli seviyede riayet edilmediğini kaydetmektedir. Başvuranlar, fenilketonürinin hızla teşhis edilmemesinden dolayı, üçüncü başvurana gerekli zamanda uygun bir tedavi verilemediğini ve ilgilinin bu hastalığın semptomlarından olan mental retardasyondan muzdarip olduğunu ileri sürmektedirler.
24. Mahkeme, somut olayda, üçüncü başvuranın herhangi bir sağlık çalışanının yardımı olmaksızın evde gerçekleşen bir doğum sonucu dünyaya geldiğini gözlemlemektedir (yukarıda 3 ve 11. paragraflar). Mahkeme, daha sonra, yeni doğanın sağlık ocağına yalnızca doğumundan sonraki hafta götürüldüğünü tespit etmiştir. Başka bir deyişle, yetkililer, bu konuda uzmanlaşmamış, neonatoloji bölümü bulunmayan ve bir devlet hastanesi gibi donanımlı olmayan bir sağlık kurumu çerçevesinde, bebeğin doğumundan bir hafta sonra haberdar edilmişlerdir.
Ayrıca, yetkililerin ikinci başvuranın hamileliğinden haberdar olduklarına dair dosyada hiçbir unsur bulunmamaktadır.
25. Mahkeme, şüphesiz, kendisine sunulan davanın koşullarının trajik boyutunun farkındadır. Mahkeme, bununla birlikte, Sözleşme’nin 8. maddesinin, kişilerin yetkili makamlar nezdinde kendilerini göstermeden önce de, herkese mutlak seviyede bir sağlık korumasının sağlanmasını güvence altına aldığı şeklinde yorumlanamayacağı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Özellikle, devlete, yetkililerin kişilerin hayatının her evresinde her yerde bulunmalarını gerektirebilecek, olası hastalıklara karşı kişilerin sağlığını koruma yönünde bir pozitif yükümlülük yüklediği kabul edilemeyecektir.
26. Pozitif yükümlülüğün bulunması için, davanın koşullarında, yetkililerin, bir doğumun gerçekleşeceğini bildikleri veya bilmeleri gerektiği ve dolayısıyla, kalıtsal hastalık olasılığını önlemek ya da sonuçlarını indirgemek amacıyla gerekli tedbirleri almış oldukları veya almaları gerektiği ortaya konulmalıdır. Oysa, somut olayda, doğum yetkililerin haberi olmaksızın gerçekleşmiştir ve başvuranlar, yetkililerin hamilelikten haberdar olduklarını ya da buna ilişkin delil sunduklarını ileri sürmemektedirler.
27. Mahkemenin kanaatine göre, yerel makamlar, bu davanın koşullarında, genel bir önleme sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerine uymalarına imkân verecek nitelikte tedbirler almamakla suçlanamayacaklardır.
28. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 14 Aralık 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy