AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 56064/16
Adil AKTAY / Türkiye
ve diğer 2 başvuru
(ekteki listeye bakınız)
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 9 Ocak 2024 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Ekteki listede belirtilen çeşitli tarihlerde yapılan yukarıdaki başvuruları göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Dava, bir avukat olan başvurana, bazıları bu başvurular yapılmadan önce vefat etmiş olan müvekkilleri adına Anayasa Mahkemesi nezdinde yaptığı üç bireysel başvuru ile ilgili olarak, başvuru hakkını kötüye kullanması sebebiyle uygulanan para cezalarına ilişkindir. Başvuran, öncelikle, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddeleri kapsamında, Anayasa Mahkemesinin başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin kararlarına ve bunun sonucunda verilen para cezalarına itiraz edebileceği bir yol bulunmadığından şikâyetçidir.
OLAYLAR
2. Başvuran Adil Aktay, 1959 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Mersin’de ikamet etmektedir. Başvuranın temsilcileri ekteki listede yer almaktadır.
3. Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Başvuran, Mersin Barosu üyesi bir avukattır.
6. Başvuran 2015 ve 2016’da, halihazırda mülkiyet haklarına ilişkin çeşitli yargılamalarda temsil ettiği müvekkilleri adına Anayasa Mahkemesine üç bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Anayasa Mahkemesi 15 Şubat, 9 Mart ve 29 Haziran 2016 tarihli üç kararda, başvuranın adlarına bireysel başvuruda bulunduğu bazı müvekkillerin başvurular yapılmadan önce öldüğünü tespit etmiştir. Bu bağlamda, avukat-müvekkil ilişkisinin, ilgili başvuruların yapılmasından önce söz konusu kişilerin ölümü ile sona erdiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, kendi içtihadına atıfta bulunarak, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle başvuruları ölen kişilerle ilgili olduğu ölçüde reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın yanıltıcı nitelikte başvurularda bulunduğunu dikkate alarak, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 51. maddesi ve İçtüzüğün 83. maddesi uyarınca her bir başvuru için 1.000 Türk lirası (TRY) (söz konusu tarihte yaklaşık 300 avro) para cezasına hükmetmiş ve bu para cezasının üst sınırını TRY 2.000 (o tarihte yaklaşık 600 avro) olarak belirlemiştir (bk., aşağıda 11 ve 13. paragraflar). Ayrıca bu üç kararın nüshalarının, ilgili olduğu gerekçesiyle, Mersin Barosuna gönderilmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, başvuranın diğer müvekkillerini ilgilendirdiği ölçüde bireysel başvuruları incelemeye devam etmiştir. Başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin kesinleşmiş ve itiraza tabi olmayan kararlar (bk., aşağıda 12. paragraf), başvuruların kabul edilebilirliğine ilişkin kararlarla aynı zamanda verilmiştir.
8. Anayasa Mahkemesi kararlarının, başvurana tebliğ edildiği ilgili tarihler ekte verilmiştir.
9. 19 Şubat 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü, 15 Şubat 2016 tarihli mahkeme kararının bir nüshasını (bk., yukarıda 7. paragraf) Mersin Barosuna göndererek konuyu disiplin hukuku açısından değerlendirmeye davet etmiştir. Hükümet bu bağlamda, Mersin Barosunun, başvuranın kasıtlı olarak hareket etmediği sonucuna vararak konuyu “soruşturmama” kararı aldığını beyan etmiştir. Başvuran bu beyana itiraz etmemiştir.
10. Dava dosyalarında, Anayasa Mahkemesinin diğer iki kararının Mersin Barosuna tebliğ edilmesine ilişkin, varsa, başka gelişmeler hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE
11. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 51. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvuranlar aleyhine, yargılama giderlerinin dışında, ayrıca iki bin Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir.”
12. Söz konusu Kanunun 60 (6) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Kanun anlamında disiplin para cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya ret talebini açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvuranlar aleyhine verilen, verildiği anda kesin olan ve derhâl infazı gereken para cezasıdır. Bu ceza, seçenek yaptırımlara çevrilemez ve adli sicil kayıtlarında yer almaz.”
13. Söz konusu tarihte yürürlükte olan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 83. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Başvuranın istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde incelemenin her aşamasında başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin iki bin Türk lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilebilir.”
ŞİKÂYETLER
14. Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerine dayanan başvuran, Anayasa Mahkemesinin başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin kararlarına ve bunun sonucunda verilen para cezalarına itiraz edebileceği bir yol bulunmadığından şikâyetçidir. Başvuran ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından benimsenen gerekçeyi ve ilgili koşulların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesini sorgulamıştır. Başvuran son olarak, özellikle mülkiyet haklarına ilişkin ihtilaflarla ilgilenen başka bir yargı merciinin uygulamasına atıfta bulunarak, kendisine bir uyarı yapılması ve ölen şikâyetçilerin mirasçıları adına bir vekâletname sunma fırsatı tanınması gerektiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuruların birleştirilmesi hakkında15. Mahkeme, başvuruları, konu bakımından benzer olmaları sebebiyle, tek bir karar kapsamında birleştirerek incelemeyi uygun görmektedir.
Sözleşme’nin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında16. Başvuran, söz konusu para cezalarına hükmedilen kararlara itiraz etmesinin mümkün olmadığından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin gerekçelerine ve vardığı sonuçlara da itiraz etmiş ve özellikle bahsi geçen yargılamalarda bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmadığını ileri sürmüştür. Başvuran son olarak, bu yargılamalarda kendisine bir uyarı yapılması ve ölen şikâyetçilerin mirasçıları adına bir vekâletname sunma fırsatı tanınması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerine dayanmıştır.
17. Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda egemen olarak (bk., Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 114 ve 126, 20 Mart 2018, ve Angerjärv ve Greinoman / Estonya, no. 16358/18 ve 34964/18, §§ 59-60, 4 Ekim 2022) şikâyetlerin, yalnızca Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
Başvuruların kabul edilebilirliği hakkında tarafların beyanları(a) Hükümet
18. Hükümet çeşitli ön itirazlarda bulunmuştur.
19. Hükümet ilk olarak, başvuruların konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, mevcut davada söz konusu ihtilafın “medeni” nitelikte olup olmadığı sorusunun dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, zira söz konusu yargılamaların Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularla ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Toyaksi ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 43569/08 ve 3 diğer başvuru, 20 Ekim 2010) davasına atıfta bulunarak, Mahkeme’nin bu davadaki başvuruları, başvuranlara uygulanan para cezalarının usule ilişkin olması nedeniyle Sözleşme’ye konu bakımından aykırı olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulduğunu gözlemlemişlerdir. Hükümet, mevcut davadaki söz konusu ihtilafın “medeni” nitelikte olmadığı kanısına varmıştır.
20. Hükümet ayrıca, Anayasa Mahkemesi nezdindeki söz konusu yargılamaların “istisnai” kabul edildiğini ve çekişmeli yargı olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Ek olarak, söz konusu meselenin “ciddi” veya “gerçek” bir ihtilaf içermediğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, iç hukuka uygun olarak verilmiş olan Anayasa Mahkemesi kararlarının keyfilik veya açık bir değerlendirme hatası ile lekelenmediğini savunmuştur. Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi uygulamasının, Mahkeme’nin içtihadı ve uygulamaları ile tutarlı olduğunu, tek farkın bu tür durumlarda Anayasa Mahkemesi tarafından disiplin cezası verilmesi olduğunu eklemiştir.
21. Hükümet ayrıca, Mahkeme’nin daha önce, mevcut davaya benzer koşullarda verilen disiplin cezalarını içeren davalarda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza başlığının benzer şekilde uygulanamaz olduğuna hükmettiğini beyan etmiştir.
22. Hükümet ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi kapsamında önemli bir zarara uğramadığını savunmuştur. Son olarak Hükümet, Mahkeme’yi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddetmeye davet etmiştir.
(b) Başvuran
23. Başvuran, Hükümetin görüşlerine itiraz etmiştir.
24. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin mevcut davada uygulanabilir olduğunu savunmuştur. İhtilaflı para cezalarının uygulanmasının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında bir “medeni hak” olan avukatlık yapma hakkıyla ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Mersin Barosuna para cezalarını bildirmesi ve kendisine ek disiplin yaptırımları uygulanmasını talep etmesi nedeniyle, söz konusu yargılamaların sonucunun mesleğiyle ilgili hak ve yükümlülükleri açısından doğrudan belirleyici olduğunu öne sürmüştür. Başvuran ayrıca Anayasa Mahkemesinin kararlarının Mersin Barosuna tebliğ edilmesinin mesleki itibarını olumsuz etkilediğini beyan etmiştir. Kendisine uygulanan para cezalarının maddi niteliğine atıfta bulunarak, söz konusu ihtilafın mülkiyet haklarını ilgilendirdiğini de sözlerine eklemiştir.
25. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında bir “hakkın” varlığı hakkında, başvuran ayrıca, genel bir şekilde, bireysel başvuru hakkı, adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı, savunma hakkı ve temyiz hakkına atıfta bulunmuş ve söz konusu hakların iç hukukta tanındığını iddia etmiştir.
26. Başvuran ayrıca, mevcut davanın Toyaksi ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasından farklı olduğunu, zira söz konusu davanın, temsilcilerinden ziyade iç hukuktaki yargılamaların taraflarına verilen para cezalarıyla ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Mahkeme’nin, para cezaları ile ilgili olduğu ölçüde, söz konusu başvuruları Sözleşme ile konu bakımında uyumsuz oldukları için reddetmediğini iddia etmiştir.
27. Başvuran ayrıca, söz konusu yargılamaların müvekkillerinin mülkiyet hakları başta olmak üzere medeni hakları ile ilgili olduğunu ve Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularını kendisine uygulanan para cezaları sebebiyle reddettiğini ileri sürmüştür.
28. Başvuran, söz konusu yargılamanın Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirilmiş olmasının Sözleşme’nin 6. maddesini uygulanamaz hale getirmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin gerekçesini sorgulamış ve bireysel başvuru hakkını bilerek ve açıkça kötüye kullandığının kanıtlanmadığını ileri sürmüştür. İlaveten, alınan söz konusu kararlardan önce kendini savunma fırsatı verilmediğini iddia etmiştir.
29. Başvuran son olarak, Hükümetin, kendisinin önemli bir zarara uğramadığı ve başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönündeki iddialarına itiraz etmiştir.
Mahkeme’nin değerlendirmesi30. Mahkeme ilk olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin mevcut davanın olaylarına medeni hukuk veya ceza başlıkları altında uygulanabilir olup olmadığını inceleyecektir.
(a) Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni hukuk yönünden uygulanabilirliği
(i) Genel ilkeler
31. Mahkeme, Grzęda / Polonya ([BD], no. 43572/18, §§ 257-59, 15 Mart 2022) davasında özetlendiği üzere, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin medeni kısmının uygulanabilirliğine ilişkin genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
32. Mahkeme, özellikle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin medeni haliyle uygulanabilmesi için, Sözleşme kapsamında korunup korunmadığına bakılmaksızın, en azından tartışılabilir gerekçelerle iç hukukta tanındığı söylenebilecek bir “hak” ile ilgili bir “ihtilaf” olması gerektiğini yinelemektedir. İhtilaf gerçek ve ciddi olmalıdır; sadece bir hakkın fiili varlığına değil, aynı zamanda kapsamına ve kullanılma şekline de ilişkin olabilir (bk., bu kapsamda anılan diğer kararlar ve Grosam / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 19750/13, § 108, 1 Haziran 2023).
33. Dahası, yargılamaların sonucu, söz konusu olan hak açısından doğrudan belirleyici olmalıdır ve sadece dayanağı olmayan bağlantıların veya dolaylı sonuçların varlığı, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin söz konusu olabilmesi için tek başına yeterli değildir (bk., diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan, bu kapsamda anılan diğer kararlar ve Grzęda, § 257, ve Denisov / Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 44, 25 Eylül 2018). Medeni hak ve yükümlülükler ihtilafın konusunu- ya da konularından birini - teşkil etmeli ve söz konusu yargılamanın sonucu belirli bir hak için doğrudan belirleyici olmalıdır. Bu hüküm yalnızca, ilgili kişinin medeni hak ve yükümlülükleri açısından dolaylı veya öngörülemeyen sonuçları değil, doğrudan etkileri olan bir kararla sonuçlanan yargılamalar için geçerlidir. Diğer bir deyişle, bu hükmün yargılamalara uygulanması, bunların doğrudan etkisinin “medeni nitelikte yasal haklar veya yükümlülükler yaratmak, değiştirmek veya iptal etmek” olduğunu varsaymaktır (bk., bu kapsamda anılan diğer kararlar, Kortessi / Yunanistan, no. 31259/04, § 26, 13 Temmuz 2006).
34. Mahkeme halihazırda, serbest bir mesleği icra etmeye devam etme hakkının söz konusu olduğu disiplin yargılamalarının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında “medeni haklar” konusunda “ihtilaflara” yol açabileceğini kabul etmiştir (bk., yukarıda anılan, Grosam, §§ 109-10, ve Angerjärv ve Greinoman, § 98, bu kapsamda anılan diğer kararlar). Bu bağlamda, Mahkeme yakın zamanda, önemli olanın, söz konusu tedbirin disiplin yargılamaları veya başka bir tür yargılama kapsamında resmi olarak uygulanıp uygulanmadığı değil, tedbirin bir mesleği icra etme hakkı üzerindeki etkisi olduğuna karar vermiştir (bk., yukarıda anılan, Angerjärv ve Greinoman, § 100).
35. Mahkeme, bir mahkemenin önündeki yargılamalarda genel düzeni bozan fiillere tepki vermesini sağlayan kuralların Sözleşmeci Devletlerin hukuk sistemlerinin ortak bir özelliği olduğunu yineler. Bu tür kurallar, bir mahkemenin kendi yargılamalarının düzgün ve düzenli işlemesini sağlama konusundaki vazgeçilmez yetkisinden kaynaklanır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Gestur Jónsson ve Ragnar Halldór Hall / İzlanda [BD], no. 68273/14 ve 68271/14, §§ 81 ve 89, 22 Aralık 2020). Hem eski Komisyon hem de Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni kısmının uygulanabilirliğini, sürecin kötüye kullanılması veya mahkemeye saygısızlık nedeniyle yasal yargılamaların taraflarına verilen para cezaları bağlamında incelemiş ve bu tür para cezalarının adaletin doğru bir biçimde tecelli etmesini sağlamayı amaçladığını ve bu nedenle medeni hak veya yükümlülüklerin belirlenmesini içermeyen usule ilişkin yaptırımlar niteliği taşıdığını tespit etmiştir (bk., örneğin, Veriter / Fransa, no. 25308/94, 2 Eylül 1996 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar 86-B, sayfa 101; Schreiber ve Boetsch / Fransa (k.k.), no. 58751/00, AİHM 2003‑XII; ve Žugić / Hırvatistan, no. 3699/08, § 63, 31 Mayıs 2011). Mahkeme, müvekkillerini temsil ettiği mahkeme yargılamalarında usule ilişkin yükümlülüklere uymadığı gerekçesiyle bir avukata para cezası verilmesine ilişkin olan Andreiescu / Romanya ((k.k.), no. 10656/05, §§ 6, 11 ve 38, 9 Nisan 2013) davasında da aynı sonuca varmıştır.
(ii) İlkelerin Somut Davaya Uygulanması
36. Mahkeme, ilk olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanabilirliği açısından, mevcut davanın, başvuranların iç hukuk mahkemeleri önünde yaptıkları başarısız karar düzeltme talepleri sonucunda kendilerine verilen para cezaları nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi oldukları Toyaksi ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasıyla karşılaştırılamayacağını gözlemlemektedir. Mahkeme bu davada, başvuranlara söz konusu para cezalarının uygulanmasının mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal teşkil etmediğine hükmetmiş ve diğer hususların yanı sıra, başvuranların karar düzeltme taleplerinden önce davalarını iki farklı yargı düzeyinde kapsamlı bir şekilde inceleme fırsatı bulduklarını belirtmiştir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu davadaki iç hukuk yargılamalarının, başvuranların kendi haklarıyla ilgili olduğunu, oysa mevcut davada, Anayasa Mahkemesi önündeki söz konusu para cezalarının verildiği yargılamanın konusunun başvuranın kendi haklarından ziyade müvekkillerinin haklarıyla ilgili olduğunu kaydeder.
37. Benzer şekilde, başvuranın, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamaların konusu olan müvekkillerinin haklarına atıfta bulunduğu ölçüde (bk., yukarıda 27. paragraf), Mahkeme, bu hakların niteliğinin, başvuranın kendi medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesiyle ilgili olmadığından, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilirliğinin değerlendirilmesiyle ilgisi olmadığını kaydeder.
38. Bu sebeple Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında başvuranın “medeni haklarının” belirlenmesine dair olup olmadığını incelemelidir. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, Anayasa Mahkemesinin söz konusu davada ilgili iç hukuk hükümlerini doğru yorumlayıp uygulamadığını ya da Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin uygulamasının Mahkeme’ninkiyle tutarlı olup olmadığını tespit etmenin kendi görevi olmadığını vurgulamaktadır.
39. Mahkeme, başvuranın mevcut davada Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki argümanına destek olarak, özellikle avukatlık yapma hakkına, mesleki itibarına ve söz konusu para cezalarının maddi niteliğine atıfta bulunduğunu gözlemlemektedir (bk., yukarıda 24. paragraf).
40. Mahkeme, avukatlık yapma hakkının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında “medeni bir hak” olduğunu kaydeder (bk., diğer kararlar arasında, W.R. / Avusturya, no. 26602/95, § 27, 21 Aralık 1999, ve yukarıda anılan, Angerjärv ve Greinoman, § 97). Bununla birlikte mevcut davada, başvuranın Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmadan önce vefat etmiş olan (eski) müvekkilleriyle ilgili olarak böyle bir hakka dayanıp dayanamayacağı sorusu ortaya çıkabilir. Her halükârda, bu soruyu bir kenara bırakırsak, Mahkeme, ihtilaflı yargılamaların bu hakkın belirlenmesini içerip içermediğini belirlemek için ihtilaf konusu tedbirin başvuranın avukatlık yapma hakkı üzerindeki etkisini incelemelidir (bk., yukarıda 34. paragraf).
41. Mahkeme bu bağlamda, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması sebebiyle hükmedilen para cezalarının uygulanmasının, Anayasa Mahkemesinin önündeki yargılamalarda alabileceği usule ilişkin bir tedbir olduğunu kaydeder (bk., yukarıda 7 ve 11-13. paragraflar). Dahası, böyle bir tedbirin Mersin Barosu tarafından yürütülebilecek disiplin soruşturmalarının sonucunu önceden belirlediğini gösteren hiçbir şey yoktur (bk., yukarıda 7 ve 9. paragraflar; ayrıca bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, Angerjärv ve Greinoman, § 99). Mahkeme ayrıca, başvuranın iddiasının aksine, Anayasa Mahkemesinin Mersin Barosundan başvurana ek disiplin cezaları uygulanmasını “talep ettiğine” dair herhangi bir delil bulunmadığını kaydeder (bk., yukarıda 7 ve 9. paragraflar). Nitekim, Anayasa Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünün 19 Şubat 2016 tarihli resmi bildirisinden, Mersin Barosunun sadece konuyu disiplin hukuku açısından değerlendirmeye davet edildiği anlaşılmaktadır (bk., yukarıda 9. paragraf).
42. Mahkeme ayrıca, söz konusu tedbirin müvekkillerin mahkemeler önünde temsil edilmesine yönelik genel bir yasak getirmediğini (bk., yukarıda anılan, Angerjärv ve Greinoman, § 100); hatta başvuranın Anayasa Mahkemesi önündeki aynı davada diğer müvekkillerini temsil etmesini bile engellemediğini kaydeder (bk., yukarıda 7. paragraf). Dahası Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önündeki söz konusu yargılamalarda başvuranın maruz kalma riski taşıdığı tek tedbirin disiplin para cezası olduğunu kaydeder (bk., yukarıda 11 ve 13. paragraflar). Dolayısıyla, mesleğini icra etmesinin askıya alınması, başvuranla ilgili olarak uygulanabilecek olası tedbirler arasında yer almamaktadır (karşılaştırın ve kıyaslayın, Hurter / İsviçre (k.k.), no. 53146/99, 8 Temmuz 2004).
43. Mahkeme yakın zamanda Angerjärv ve Greinoman davasında (yukarıda anılan, §§ 95-102), iki avukatın devam eden mahkeme yargılamalarından uzaklaştırılmasının, özellikle söz konusu tedbirin bu hak üzerindeki sınırlı etkisini göz önünde bulundurarak, mesleklerini icra etme “medeni haklarının” belirlenmesini içerdiğinin düşünülemeyeceğine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın yalnızca aşırı olmayan bir miktarda para cezasına çarptırıldığı ve söz konusu yargılamadan çıkarılmadığı mevcut davada aksi yönde karar vermek için herhangi bir sebep görmemektedir (bk., yukarıda 7. paragraf). Buna göre, yukarıda 41 ve 42. paragraflarda ifade edilen hususları da göz önünde bulunduran Mahkeme, söz konusu para cezalarının uygulanmasının, başvuranın avukatlık yapma medeni hakkının belirlenmesi olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.
44. Başvuranın, Anayasa Mahkemesinin tespitlerinin ve kararlarının Mersin Barosuna tebliğ edilmesinin mesleki itibarını etkilediği argümanı hakkında Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin etkili olması için yargılamaların sonucunun söz konusu medeni hak açısından doğrudan belirleyici olması gerektiğini yineler (bk., yukarıda 33. paragraf). Mevcut davada, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamalar doğrudan başvuranın mesleki itibarıyla ilgili olmayıp, daha ziyade başvuru hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı sorusuyla ilgilidir. Dolayısıyla, iyi bir itibar sorunu, başvuru hakkının kötüye kullanıldığına dair bir tespitin olası sonuçlarından biri olarak, söz konusu yargılamalarla yalnızca uzaktan ilgilidir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Marušić / Hırvatistan (k.k.), no. 79821/12, §§ 76-77, 23 Mayıs 2017). Mahkeme ayrıca, olası disiplin yargılamalarının sonucunun Anayasa Mahkemesi tarafından önceden belirlendiğini gösteren hiçbir şey olmadığını yineler. Bu koşullar altında, söz konusu yargılamaların başvuranın mesleki itibarını Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilmesi için yeterince ciddi bir şekilde etkilediği söylenemez (aynı yerde).
45. Söz konusu para cezalarının maddi niteliği hakkında Mahkeme, bir ihtilafın yalnızca “maddi” nitelikte olduğunun gösterilmesinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin “medeni” başlığı altında uygulanabilirliği için tek başına yeterli olmadığını yineler (bk., Ferrazzini / İtalya [BD], no. 44759/98, § 25, AİHM 2001‑VII, ve Albert / Romanya, no. 31911/03, § 28, 16 Şubat 2010). Mahkeme ayrıca ihtilaflı para cezalarının usule ilişkin niteliğine özel bir önem atfeder (bk., yukarıda 35 ve 41. paragraflar; ayrıca bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, Angerjärv ve Greinoman, §§ 90 ve 101). Bu bağlamda Mahkeme, daha önce bu tür para cezalarının adaletin doğru biçimde tecelli ettirilmesini sağlamayı amaçladığını ve bu nedenle medeni hakların veya yükümlülüklerin belirlenmesini içermeyen usule ilişkin yaptırımlar niteliği taşıdığını tespit ettiğini yineler (bk., yukarıda 35. paragraf). Bu koşullar altında Mahkeme, miktarları aşırı olmayan ihtilaflı para cezalarının kaçınılmaz maddi yansımalarının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin medeni kısmının devreye girmesi için tek başına yeterli olmadığı kanaatindedir.
46. Son olarak, başvuranın diğer haklara atıfta bulunduğu ölçüde (bk., yukarıda 25. paragraf), söz konusu para cezalarının bu hakların kendisi açısından “belirlenmesini” içerdiğini gösteren hiçbir şey yoktur.
47. Yukarıdaki bilgiler ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin medeni kısmının mevcut dava koşullarında uygulanamayacağı kanısındadır.
(b) Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza yönünün uygulanabilirliği
48. Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza yönünün mahkemeye saygısızlık davalarına veya hukukçuların görevlerini kötüye kullanmalarına ilişkin davalara uygulanabilirliğine ilişkin genel ilkeler Gestur Jónsson ve Ragnar Halldór Hall (yukarıda anılan, §§ 75-83) kararında özetlenmiştir.
49. Mevcut davada Mahkeme, söz konusu para cezalarının verilmesine neden olan davranışların iç hukukta bir suç teşkil etmediğini kaydeder (bk., yukarıda 11-13. paragraflar). Ayrıca, söz konusu suç, “bir mahkemenin kendi yargılamalarının düzgün ve düzenli bir şekilde işlemesini sağlamak için vazgeçilmez yetkisi” (bk., yukarıda anılan, Gestur Jónsson and Ragnar Halldór Hall, § 81, ve buradaki referanslar) kapsamına giren disiplin niteliğinde olup hapis cezasına yol açamazdı (bk., yukarıda 11-13. paragraflar). Dahası, söz konusu para cezalarının özgürlükten yoksun bırakmaya dönüştürülme imkânı da bulunmamaktadır (bk., yukarıda 12 paragraf; ayrıca bk., yukarıda anılan, Gestur Jónsson ve Ragnar Halldór Hall, § 95, bu kapsamda anılan diğer kararlar). Mahkeme ayrıca, ne başvurana verilen para cezasının miktarının ne de başvuranın maruz kalma riskini taşıdığı azami para cezasının, söz konusu yaptırımın Sözleşme’nin 6. maddesinin özerk anlamında “cezai” olarak kabul edilmesi için yeterli olmadığı tespitindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, aynı yerde, § 96, ve yukarıda anılan, Grosam, § 120, bu kapsamda anılan diğer kararlar).
50. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında “cezai suçlama” kavramının belirlenmesine ilişkin olmadığına ve söz konusu hükmün ceza yönü kapsamında ilgili yargılamalara uygulanmadığına karar vermiştir.
(c) Sonuç
51. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmamaktadır ve bu nedenle Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
52. Bu sonuç, Mahkeme’yi Hükümet tarafından öne sürülen diğer kabul edilemezlik gerekçelerini ele almak zorunda bırakmamaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 1 Şubat 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Ek
Başvuruların listesi:
Sıra No.
Başvuru No.
Başvuru Tarihi
Temsilciler
Anayasa Mahkemesi kararının
tebliğ tarihi
1.
56064/16
25.08.2016
Utku Çağrı AKTAY
Şefik KARAKIŞ
26.02.2016
2.
58000/16
10.09.2016
Utku Çağrı AKTAY
Şefik KARAKIŞ
14.03.2016
3.
15087/17
9.01.2017
Utku Çağrı AKTAY
Şefik KARAKIŞ
11.07.2016