AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 33964/12
Ali Haydar SEVGİ / TÜRKİYE
Başkan
Carlo Ranzoni,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 21 Eylül 2021 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Mayıs 2012 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Ali Haydar Sevgi, 1955 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Tekirdağ’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat H. G. Sarı tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 1 Eylül 1999 tarihinde, Yenice Belediye Başkanı iken, kendisine ait iki katlı bir ev için belediyeden inşaat ruhsatı almıştır.
4. İlgili, kendisine ait iki katlı bir ev ve özel havuz inşa ettirmiştir.
5. Belediye yetkilileri, 29 Eylül 2006 tarihinde bir kontrol sırasında, yapının inşaat ruhsatına uymadığını gözlemlemişlerdir.
İnşaat Ruhsatının İptali6. Yenice Belediye Meclisi, 3 Ekim 2006 tarihli bir kararla, evin bir kısmının yıkılmasına karar vermiş ve başvuranı, imara aykırı inşaat nedeniyle para cezasına çarptırmıştır.
7. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 5 Temmuz 2007 tarihinde, Yenice Belediye Meclisi’nin öncelikle kendisini böyle bir karar almaya iten nedenleri belirtmesi ve inşaat ruhsatını iptal etmesi gerektiği gerekçesiyle teknik eksiklikler içerdiği için söz konusu kararın iptaline karar vermiştir.
8. Temyiz talebinde bulunulmadığı için söz konusu karar, 29 Eylül 2007 tarihinde kesinleşmiştir.
9. Belediye yetkilileri, 29 Şubat 2008 tarihinde, ihtilaf konusu bina hakkında bir yapı tatil tutanağı düzenlemişlerdir. Belediye yetkilileri, 1 no.lu alana yapılması gereken evin bu alanı aştığını ve yalnızca 2 ve 4 no.lu alanları değil park alanını da işgal ettiğini kaydetmişlerdir. Aynı zamanda bu havuz izinsiz inşa edilmiştir.
10. Yenice Belediye Meclisi, 1 Nisan 2008 tarihinde, 1 Eylül 1999 tarihli inşaat ruhsatının iptaline ve evin yıkılmasına karar vermiş ve başvuranı, imara aykırı inşaat nedeniyle para cezasına çarptırmıştır.
11. Başvuran, söz konusu kararın iptali için Tekirdağ İdare Mahkemesine başvurmuştur.
12. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 5 Kasım 2009 tarihinde, uzman bir bilirkişi heyeti eşliğinde söz konusu taşınmazın bulunduğu yere bir keşif gerçekleştirmiştir.
13. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 21 Ekim 2010 tarihinde, bilirkişi raporunu dikkate alarak, başvuranın evin yıkılması hakkındaki kararın iptali talebini reddetmiştir. Buna karşılık, Tekirdağ İdare Mahkemesi, başvuranın para cezasının iptali talebini haklı bulmuştur.
14. Danıştay, 23 Kasım 2011 tarihli bir kararla, başvuranın temyiz başvurusunda bulunduğu kararı onamıştır.
15. Danıştay, 18 Haziran 2013 tarihinde, başvuranın sunduğu karar düzeltme talebini reddetmiştir. Söz konusu karar 2 Ağustos 2013 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Evin Yıkılması16. Başvuran, 14 Nisan 2011 tarihinde, evinin yıkılması hakkındaki kararın iptali için Tekirdağ İdare Mahkemesine başvurmuştur.
17. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 21 Nisan 2011 tarihinde, belediye kendisine gerekli belgeleri sununcaya kadar, ihtilaf konusu evin yıkımı hakkındaki kararın yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
18. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 1 Haziran 2011 tarihinde, bu kararı alması gerekenin belediye başkanı değil belediye meclisi olduğu gerekçesiyle teknik eksiklikler içerdiği için başvuranın evinin yıkılması hakkındaki kararı iptal etmiştir.
19. Belediye, 6 Temmuz 2011 tarihinde, 1 Nisan 2008 tarihli belediye meclisi karına atıfta bulunarak, evin 15 Temmuz 2011 tarihinde yıkılacağını başvurana bildirmiştir.
20. Başvuran, 14 Temmuz 2011 tarihinde, yıkımın durdurulması için bir kez daha Tekirdağ İdare Mahkemesine başvurmuştur.
21. 15 Temmuz 2011 tarihinde saat 10:00 sıralarında yetkili makamlar, ihtilaf konusu evin bir kısmını yıkmışlardır.
22. Tekirdağ İdare Mahkemesi, aynı tarihte, dava belgelerini alıncaya kadar, 6 Temmuz 2011 tarihli yıkım kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Söz konusu karar, 18 Temmuz 2011 tarihinde başvurana ve 27 Temmuz 2011 tarihinde belediyeye tebliğ edilmiştir.
23. Tekirdağ İdare Mahkemesi, 4 Kasım 2011 tarihinde, talep ettiği dava belgelerini aldıktan sonra, başvuranın talebini reddetmiş ve itiraz edilen yıkım kararının yürütmesinin durdurulmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
24. Edirne Bölge İdare Mahkemesi, 9 Ocak 2012 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
25. Edirne Bölge İdare Mahkemesi, 15 Mart 2012 tarihinde, belediye meclisinin başvuranın evinin yıkılması yönündeki kararını kanuna uygun bulmuştur.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması26. 23 Eylül 2012 tarihli Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle, Türk Hukuk Sisteminde Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolu oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunu oluşturan 6216 sayılı Kanun’un somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün konuyla ilgili kısımları, Hasan Uzun/Türkiye kararında yer almaktadır (k.k., no. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013).
ŞİKÂYETLER
27. Başvuran, dava koşullarının, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
28. Hükümet, biri iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına dayanan birkaç kabul edilemezlik itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, 18 Haziran 2013 tarihli Danıştay kararı olan son yerel mahkeme kararının tebliğ edilmesinden sonra, başvuranın hem ulusal mahkemeler önünde tazminat davası açmadığını hem de şikâyetlerini ileri sürmek için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmadığını belirtmekte ve dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
29. Başvuran, Sözleşme’nin 34 ve 35. maddeleri anlamında başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi için herhangi bir neden bulunmadığını belirtmekle yetinmektedir. Başvuran şikâyetlerini yinelemekte ve Mahkeme’den, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaline karar vermesini talep etmektedir.
30. Mahkeme, tazminat davası ile ilgili olarak, söz konusu hukuk yolunun davanın koşullarına uygun ve etkili olduğunu daha önce değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Aktar/Türkiye (k.k.), no. 18988/11, §§ 35-37, 8 Eylül 2015).
31. Mahkeme, başvuranların davalarını kendisine sunmadan önce Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olmaları gerekip gerekmediği ile ilgili olarak, daha önce Hasan Uzun/Türkiye (no. 10755/13, §§ 52 ve 62 ila 64, 30 Nisan 2013) kararında, Türk kanun koyucunun, Anayasa Mahkemesi’ne, özellikle, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren kesinleşen bütün mahkeme kararlarının Sözleşme hükümlerine uygunluğunu denetleme ve Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakların ihlal edilmesi durumunda uygun telafi tedbirlerine karar verme yetkisinin verilmesine karar verdiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır.
32. Mahkeme aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin, ilke olarak, başvurunun kendisine sunulduğu tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bu kural, bir davanın koşullarıyla haklı gösterilebilecek istisnai durumlar içermektedir (Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (k.k.) [BD], no. 46113/99 ve diğer 7 başvuru, § 87, AİHM 2010).
33. Dolayısıyla somut olayda, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolunun 21 Mayıs 2012 tarihinde, yani başvurunun yapıldığı tarihte mevcut olmadığının belirtilmesi, bununla birlikte, iç hukukta verilmiş son kararın 18 Haziran 2013 tarihinde (yukarıdaki 15. paragraf), yani Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun oluşturulduğu 23 Eylül 2012 tarihinden (yukarıdaki 26. paragraf) sonra verildiği göz önüne alındığında, başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolunu kullanması gerektiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
34. Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini değerlendirmektedir (bk. aynı anlamda, Mecit/Türkiye (k.k.), no. 11967/12, § 70, 30 Haziran 2020).
35. Bununla birlikte başvuran, iç hukuk yollarını tüketmiş olarak kabul edilebilse bile Mahkeme, ihtilaf konusu binanın inşaat ruhsatına uygun olmadığı gerekçesiyle başvuranın evinin yetkili makamlar tarafından kısmen yıktırıldığının idare mahkemeleri önünde tespit edildiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla idare yalnızca yasa dışı bir duruma son vermek üzere düzenleyici yetkisini kullanmıştır.
36. Mahkeme, başvuranın evinin yıkımına yönelik idari kararın uygulandığı tarihte, taraflara bildirilen herhangi bir yürütmenin durdurulması kararı olmadığını (yukarıdaki 21 ve 22. paragraflar), dolayısıyla kararda usulsüzlük olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, ilgilinin yürütmenin durdurulması talebi daha sonra idare mahkemeleri tarafından reddedilmiştir (bk. yukarıdaki 23-25. paragraflar).
37. Dahası, idare tarafından alınan tedbirin yasallığı, söz konusu yapının yasa dışı olduğunu tespit eden idare mahkemesi tarafından incelenmiştir. Söz konusu karar, Danıştay tarafından onaylanmıştır.
38. Mahkeme, bu noktada, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin, öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], no. 48321/99, § 105, AİHM 2003-X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005-VI). Mahkeme, özellikle dosyada yer alan hiçbir unsurun, ulusal makamların söz konusu yasal hükümleri açıkça yanlış veya keyfi sonuçlar doğuran bir uygulama yaptıkları sonucuna varmaya imkân vermemesi durumunda, iç hukuka riayet edilip edilmediği konusunda kısıtlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], no. 33202/96, § 108, AİHM 2000-I).
39. Mahkeme, mevcut davanın özel koşullarında, Tekirdağ İdare Mahkemesi’nin, belediye tarafından alınan tedbirin yasal olduğuna ve inşaat ruhsatına uymayan başvuranın imar kurallarını ihlal etmesi nedeniyle evin yıkımına karar verilmesi gerektiğine dair vardığı sonucun herhangi bir yasal dayanaktan yoksun veya iç hukuka aykırı olduğunu düşündürecek nitelikte bir unsurun bulunmadığı kanaatindedir.
40. Dolayısıyla başvuranın şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 21 Ekim 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan