AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 41709/08
Mehmet ALADAĞ / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 13 Haziran 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Temmuz 2008 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuruyu göz önünde bulundurarak, Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın karşı görüşlerini dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mehmet Aladağ 1974 doğumlu olup Türk vatandaşıdır ve başvuruyu yaptığı zaman Tekirdağ Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul barosuna kayıtlı avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisiyle temsil edilmiştir.
3. Davaya temel oluşturan olaylar tarafların sunduğu şekliyle aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
4. 23 Şubat 2006 tarihinde başvuran terör örgütü üyeliği şüphesi ve yasadışı patlayıcı bulundurma suçlamasıyla yakalanmıştır.
5. 26 Şubat 2006 tarihinde başvuran sorgu hâkimi tarafından tutuklanmıştır.
6. 3 Mart 2006 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 174 ve 314. maddeleri uyarınca başvurana yönelik terör örgütü üyeliği ve yasadışı patlayıcı bulundurma suçlarını isnat ederek İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine dava açmıştır.
7. 15 Haziran 2006 ve 8 Nisan 2008 tarihleri arasında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi 7 duruşma yapmıştır. Her bir duruşmanın sonunda mahkeme başvuranın tutukluluk durumunu gözden geçirmiştir. Başvurana isnat edilen suçun ciddiyetini ve delil durumunu göz önünde bulunduran mahkeme tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran ve avukatı mahkeme önünde yapılan her duruşmaya katılmıştır.
8. 21 Aralık 2006 tarihinde yapılan 3. duruşmayı takiben başvuran tutuklama kararına itiraz etmiş ve salıverilmeyi talep etmiştir. 28 Aralık 2006 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi herhangi bir duruşma yapmaksızın başvuranın talebini dava dosyası kapsamında incelemesinin ardından reddetmiştir. Karar verme aşamasında Ağır Ceza Mahkemesi başvurana veya avukatına tebliğ edilmeyen yazılı savcı mütalaasını göz önünde bulundurmuştur.
9. 6 Aralık 2007 tarihinde 6. duruşma yapılmış ve ardından 30 Ocak 2008 tarihinde mahkeme başvuranın tutukluluğunun değerlendirilmesi amacıyla bir duruşma yapmıştır. Duruşma 5271 sayılı Kanunun 108. maddesi uyarınca kendiliğinden (ex proprio motu) yapılmıştır ve dava dosyası baz alınarak karar verilmiştir.
10. 8 Nisan 2008 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı işlediği iddia edilen suçtan suçlu bulmuş ve toplam 10 yıl hapse ve para cezasına mahkûm etmiştir.
11. 9 Şubat 2009 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını duruşma yapmaksızın onamıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca tutuklu yargılanma süresinin aşırı olmasından şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca salıverilme taleplerini reddederken mahkemenin öne sürmüş olduğu gerekçelerin birbiriyle aynı ve basmakalıp olduğunu da belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşmenin 6 § 2 maddesine dayanmış ve masumiyet karinesi hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.
13. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 5 § 4 ve 13. maddeleri uyarınca iç hukuk sisteminin, tutukluluğunun devamına karşı etkili bir şekilde mücadele edebileceği herhangi etkili bir kanun yolu sağlamadığını da iddia etmiştir.
14. Başvuran 5 § 5 maddesi uyarınca iç hukuk bağlamında 5 §§ 3 ve 4 maddeleri kapsamında tazminat hakkına sahip olmadığını ileri sürmüştür.
15. Başvuran Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca kendisine karşı yürütülen cezai takibatların makul bir süre içerisinde tamamlanmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
16. Son olarak, başvuran Yargıtay’ın temyiz yargılamaları esnasında bir duruşma yapmaması sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5 § 4 Maddesi
17. Sözleşmenin 5 § 4 maddesi ve 13. maddesine dayanarak başvuran, tutuklu yargılanmasına karşı etkili bir şekilde mücadele edebileceği herhangi etkili bir kanun yolu bulunmadığından şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda, başvuran tutukluluğunun değerlendirilmesinin dava dosyası temelinde ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın yürütüldüğünden ve karar verme aşamasında temyiz mahkemelerinin kendisine ve avukatına tebliğ edilmeyen yazılı savcı mütalaasını dikkate aldığından şikâyette bulunmuştur.
18. Mahkeme başvuranın Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca yapmış olduğu şikâyetin konu bakımından özel hüküm (lex specialis) olan Sözleşmenin 5 § 4 maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Doğan ve Kalın / Türkiye, no. 1651/05, § 15, 21 Aralık 2010).
19. Mahkeme, Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin kişinin tutukluluk süresini uzatma kararına karşı yapılan temyizi takiben mahkeme önündeki yargılamaları kapsadığını belirtmektedir. Başvuran 21 Aralık 2006 tarihli duruşmanın ardından 5271 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 108 § 2 maddesi uyarınca buna benzer bir itirazda bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi 28 Aralık 2006 tarihinde söz konusu itirazı reddetmiştir. Fakat somut başvuru 22 Temmuz 2008 tarihinde yani itirazın reddinden 6 aydan daha fazla süre sonra yapılmıştır. Sonuç olarak, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca başvuranın söz konusu gözden geçirme usulüyle ilişkili şikâyeti 6 aylık süre limitine uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmek durumundadır.
20. Başvuran tarafından yapılan yukarda bahsedilen itirazın yanı sıra Ağır Ceza Mahkemesinin resen başvuranın tutukluluğunun devamını değerlendirdiği yedi durum vardır. Mahkeme bu değerlendirmelerin 5271 sayılı Kanunun 108 § 1 ve 3. maddeleri uyarınca soruşturma aşamasında her ay veya her bir duruşmada ya da yargılama aşamasında her ay otomatik olarak yürütüldüğünü belirtmektedir. Söz konusu değerlendirme usullerinin altısında verilen kararların 22 Ocak 2008 tarihinden önce kabul edildiği gözlemlenmektedir. Buna göre başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca 6 aylık süre limitine uymadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
21. 30 Ocak 2008 tarihli Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla sonuçlanan değerlendirme usulü uyarınca Mahkeme, tutuklu kişinin yetkili olduğu hakların yanı sıra tutukluluğun devamının resen incelendiği yargılamaların birbirinden bağımsız olarak Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin kapsamına girmediğini gözlemlemektedir (bk. Toth / Avusturya, 12 Aralık 1991, §§ 86-87, Seri A no. 224; Knebl / Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 76, 28 Ekim 2010; Altınok / Türkiye, no. 31610/08, §§ 39-40, 29 Kasım 2011; Bilal Doğan / Türkiye, no. 28053/10, § 33, 27 Kasım 2012; Muammer Karabulut (k.k.), no. 32197/09, §§ 57-59, 17 Eylül 2013; ve Ali Rıza Kaplan / Türkiye, no. 24597/08, § 25, 13 Kasım 2014). Mahkeme ilaveten Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri bağlamında başvurunun bu kısmının konu bakımından (ratione materiae) Sözleşmenin hükümleriyle uyumlu olmadığını eklemektedir.
B. Sözleşmenin 5 § 5 Maddesi
22. Başvuran Sözleşmenin 5 § 5 maddesi uyarınca, kendisine Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca yapmış olduğu şikâyetlerine ilişkin etkili iç hukuk yolları tanınmadığından şikâyette bulunmaktadır.
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. fıkraya uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır (bk. Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185‑A). Dolayısıyla, 5. fıkrada yer verilen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlâl edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır. Mahkeme bu nedenle, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ila 4 hükümlerine ilişkin bir ihlâlin yerel mahkemelerce ya da Mahkeme’nin kendisi tarafından doğrudan veya özü itibariyle tespit edilmemiş olması halinde, bir başvuranın Sözleşme’nin yalnızca 5 § 5 maddesine dayanarak ileri sürdüğü iddiasını değerlendiremez.
24. Başvuranın davasında böyle bir ihlâlin söz konusu olmaması nedeniyle, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki iddiası da konu bakımından Sözleşmenin hükümleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
C. Diğer Şikâyetler
25. Başvuran Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca tutukluluk süresinin Sözleşmede belirtilen makul süre limitini aştığını ve salıverilme talebini reddederken mahkemelerin birbirleriyle aynı, basmakalıp gerekçeler kullandığını belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuran Sözleşmenin 6 § 2 maddesine dayanmıştır ve masumiyet karinesi hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmüştür. Buna ek olarak başvuran Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca kendisine karşı yürütülen cezai kovuşturmanın makul bir süre içerisinde tamamlanmadığından ve Yargıtay’ın temyiz yargılamaları sürecinde duruşma yapmaması gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğinden şikâyette bulunmuştur.
26. Mahkeme, elindeki belgeler ışığında ve şikâyetçi olunan hususlar kendi yargı yetkisi kapsamına girdiği ölçüde, söz konusu şikâyetlerin, Sözleşme veya Protokolleri’nde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği sonucuna götürmediğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısımlarının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Nebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy