AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 9944/06
Kemal ALEMDAR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 7 Haziran 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Şubat 2006 tarihinde gerçekleştirilmiş olan yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Kemal Alemdar, Şaban Alemdar, Hafize Alemdar, Nihat Alemdar, Cihat Alemdar, Kâniye Alemdar, Cemal Alemdar, Rabia Kahraman (Alemdar), Saliha Gezgin (Alemdar), Hatice Şirin (Alemdar), Melahat Tıknaz, Şakir Tıknaz, Bahattin Tıknaz, Fehmi Tıknaz, Murat Tıknaz, Aysel Örek (Tıknaz), Samiye Özdemir ve Saniye Keskin Alemdar, on sekiz Türk vatandaşıdır. Sırasıyla 1954, 1953, 1927, 1954, 1959, 1959, 1956, 1943, 1940, 1935, 1946, 1947, 1961, 1930, 1954, 1956, 1964 ve 1959 doğumlulardır. Mahkeme önünde Sakarya’da görev yapmakta olan avukat Gülseren Çanga tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuranlar tarafından belirtildiği şekliyle davaya ilişkin olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların murisleri Mahmut Alemdar ve İsmail Alemdar 1983 yılında, Sakarya’nın Sapanca ilçesinin Uzunkum mahallesinden, pafta numarası 9, parsel numarası 2066 olarak tapu siciline işlenmiş olan araziyi satın almışlardır.
4. Orman idaresi 1993 yılında kadastro tespiti gerçekleştirmiştir. Tespit sonucunda 9 Nisan 1993 tarihinde, başvuranların arazisinin devlet ormanının bir parçası olarak belirlenmesinden dolayı satılamayacağının bildirildiği bir şerh, tapu siciline konulmuştur.
5. Başvuranlar 25 Nisan 2001 tarihinde kadastro tespit sonucunun iptal edilmesi istemiyle, Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.
6. Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi 26 Eylül 2002 tarihinde başvuranların davasını reddetmiş ve kadastro tespitinin hukuka uygun olduğuna karar vermiştir. Başvuranlar tarafından gerçekleştirilen temyiz başvurusu ve karar düzeltme talebi Yargıtay tarafından reddedilmiş olup; karar 15 Temmuz 2005 tarihinde kesinleşmiştir. Kesin karar, 17 Ağustos 2005 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulama
1. Arazinin devlet ormanı olarak belirlenmesi
7. 1982 Anayasasının 169. maddesine göre, Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
8. 31 Ağustos 1956 tarihli 6831 sayılı Kararın 7. maddesi uyarınca, kadastro komisyonları, bir alanın devlet ormanı veya özel orman olarak sınıflandırılması konusunda karar vermektedir. Aynı kanunda, kadastro komisyonlarının görev yapma yöntemi de düzenlenmektedir (7-12. maddeler).
9. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamalarına ilişkin tam açıklama Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında (no. 1411/03, §§ 41-67, 8 Temmuz 2008) ve Köktepe / Türkiye (no. 35785/03, §§ 36-65, 22 Temmuz 2008) kararında görülebilir.
2. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanunla ve 16 Mart 2014 tarihli kararnameyle kurulan Tazminat Komisyonu
10. 6384 sayılı Kanunun amacı, yargılamaların uzunluğu veya yargı kararların icra edilmemesi veya gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme önünde yapılan başvuruların tazminat yoluyla çözülmesini sağlamaktır. Bu amaçla bir Tazminat Komisyonu kurulmuştur. İlgili iç hukuk kurallarına ilişkin tam açıklama Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında görülebilir ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013).
11. Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisi, 16 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren bir kararnameyle genişletilmiştir. Kararname kapsamında, Tazminat Komisyonu’nun yetkisi, tutukluların Türkçe dışındaki diğer bir dilde yazışma yapma haklarının kısıtlanması ve cezaevi yetkililerinin çeşitli gerekçelerle süreli yayınları teslim etmeyi reddetmeleri gibi diğer şikâyetlerin incelenmesi bakımından da genişletilmiştir. İlgili iç hukuk kurallarına ilişkin tam açıklama Yıldız ve Yanak / Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, §§ 9-17, 27 Mayıs 2014) kararında görülebilir.
3. 9 Mart 2016 tarihli kararname
12. Bakanlar Kurulu 9 Mart 2016 tarihinde yürürlüğe giren bir kararname yayımlamıştır. Kararname uyarınca Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisi yeniden genişletilmiştir.
13. Tazminat Komisyonu, kararnamenin aşağıda belirtilen 4. maddesi uyarınca aşağıdaki hususları incelemeye yetkilidir:
Madde 4
“a) Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6381 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
b) Kıyı- kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
c) Taşınmazın imar planında kamu hizmetine tahsis edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
d) Ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülere verilen disiplin yaptırımları üzerine özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
e) Ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesi üzerine özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.”
ŞİKAYET
14. Başvuranlar geçerli tapu senedine sahip olmalarına rağmen, mülkiyetlerini kullanamadıkları veya satamadıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır. Bu bağlamda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmışlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Başvuranlar, arazilerinin devlet ormanının bir parçası olarak belirlenmesinin ve tapu senedine konulan şerhin orantısız bir yük teşkil ettiğini ve bu nedenle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyetlerinden barışçıl olarak faydalanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
16. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
17. Mahkeme benzer bir başvuruyu incelemiş ve kamu yararına ilişkin talepler ile bireysel hakların korunması koşulu arasında adil bir denge sağlanmaması nedeniyle, yukarıda bahsedilen hükmün ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. Köktepe / Türkiye, no. 35785/03, §§ 81-93, 22 Temmuz 2008).
18. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamındaki iç hukuk yollarını tüketme kuralının amacının, Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri, söz konusu iddialar Mahkeme’ye sunulmadan önce önleme veya giderme imkânı tanımak olduğunu yineler. Dolayısıyla, söz konusu kural başvuranların öncelikle ulusal hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarına başvurmalarını mecbur kılmaktadır ve böylece Devletleri gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde cevaplamaktan muaf tutmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun değerlendirilmesi normal koşullar altında, Mahkeme önünde başvurunun yapıldığı tarih dikkate alınarak gerçekleştirilir. Ancak Mahkeme’nin birçok durumda hükmettiği üzere, bu kural her davanın kendine özgü koşulları kapsamında haklı gerekçelere dayandırılabilen bazı istisnalara tabidir (bk. Aydemir ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05, ve 9509/05, 9 Kasım 2010).
19. Mahkeme Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünün ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 9 Ocak 2013 tarihinde yargılamaların uzunluğu ve yargı kararların icra edilmemesi veya gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme önünde yapılmış başvuruların tazminat yoluyla çözümüne ilişkin 6384 sayılı Kanunu kabul ettiğini gözlemlemektedir (bk. Turgut ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26 ve 47-60, 26 Mart 2013).
20. Tazminat Komisyonu’nun yetkisi 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihli kararnamelerle genişletilmiştir.
21. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle 16 Mart 2014 tarihli Kararnamenin kapsadığı mükerrer başvuru kategorilerinin kabul edilemez olduğunu bildirmiştir (bk. kamulaştırmayla ilgili hususlara ilişkin Yıldız ve Yanak / Türkiye (k.k.), no. 44013/07, §§ 9‑17, 27 Mayıs 2014, ve tutukluların resmi olmayan dilleri kullanmaları konusundaki kısıtlamalara ilişkin Bozkurt / Türkiye (k.k.), no. 38674/07, §§ 12-21, 10 Mart 2015).
22. 9 Mart 2016 tarihli kararname Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisini daha da genişletmiştir. Tazminat Komisyonu, kadastro tespitleri sonucunda arazinin devlet ormanının bir parçası olarak belirlenmesi nedeniyle, mülkiyetin barışçıl olarak kullanılması hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri inceleme yetkisine sahiptir (bk. yukarıdaki 12 ve 13. paragraflar).
23. Bu nedenle Tazminat Komisyonu, Mahkeme’nin uygulamalarına uygun olarak, bu tür başvuranlara tazminat ödenmesine hükmetme konusunda yetkilidir. Tazminat Komisyonu tarafından ödenmesine hükmedilen tazminat, kararın kesinleşmesinin ardından üç ay içerisinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenecek olup; vergi ve harçlardan muaf tutulacaktır. Tazminat Komisyonu’nun kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi önünde itirazda bulunulabilir. İdare Mahkemesi üç ay içerisinde davaya ilişkin kararını bildirmek durumundadır. Başvuran Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı Anayasa Mahkemesi önünde de bireysel başvuruda bulunabilir (bk. Ahmet Erol / Türkiye (k.k.), no. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
24. Mahkeme, iç hukuk düzeyinde verilen tazminatların, Mahkeme tarafından benzer davalarda verilen miktarlarla kıyaslandığında yetersiz olması durumunda; başvuranların Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında halen “mağdur” olduklarını iddia edebileceklerini ve Mahkeme’ye yeniden başvuruda bulunabileceklerini kaydetmektedir.
25. Yukarıdaki görüşler ışığında Mahkeme, başvuranların 6384 sayılı Kanun kapsamındaki yeni hukuk yolunu kullanarak Sözleşme kapsamındaki şikayetleri bakımından tazminat talebinde bulunmaları gerektiği sonucuna varmıştır.
26. Başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmelidir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 30 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy