AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 10783/09
Mehmet Aytunç ALTAY / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Ocak 2019 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 26 Aralık 2008 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafın bu görüşlere verdiği cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Mehmet Aytunç Altay, Türk vatandaşı olup 1956 doğumludur. Başvuran halen Kocaeli’de tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 5 Haziran 2002 tarihinde, başvuranı, 2001 yılının Haziran ayında aylık Hedef dergisinde yayımlanan, ilginin yazmış olduğu beş makale nedeniyle terörist örgüt lehine propaganda ve Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmaktan dolayı suçlamaktadır. İddianamede ihtilaf konusu olan makalelerden bazısının kısımlarından, Cumhuriyet Savcısı, özellikle, ‘‘Yoldaş Rıza savaş şiarıdır’’ başlıklı makalenin aşağıdaki kısmını ileri sürmektedir:
‘‘(...) bir savaş örgütünü oluşturması gereken kır gerillasının oluşumunun temellerinin atılması için 1994 yılında bu kez kürdistan dağlarına yöneldi, hakların kardeşliğinin yüce bir örneğini sergileyen PKK dostların açtığı kürdistan alanında Türkiye dağlarında ve şehirlerinde mevzilenmenin hazırlıklarını tamamlamak amacı ile yoldaşlarının askeri eğitimlerini gerçekleştirdikleri ( ...) . ‘‘
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Aralık 2008 tarihinde, esasa ilişkin karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 3713 Sayılı Kanunun 7. maddesinde öngörülen terör örgütü propagandası suçuyla ilgili yasal zaman aşımı nedeniyle yargılamaya son vermiştir ve söz konusu son hükmün 2003 yılında yürürlükten kaldırıldığı gerekçesiyle aynı Kanun’un 8. maddesinde öngörülen Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda suçundan başvuranın beraatına karar vermiştir.
6. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu sonrasında, Yargıtay, 27 Aralık 2010 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
7. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘ [Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (...) ‘‘
8. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘Terör örgütünün; propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) "
9. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
‘‘Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (...) "
10. 19 Temmuz 2003 tarihinde 4928 Sayılı Kanun tarafından mülga edilmeden önce 3713 Sayılı Kanunun 8. maddesi Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapma suçunu öngörmekteydi.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, hakkında yürütülen ceza yargılaması nedeniyle ifade özgürlüğü hakkına müdahale edildiği ileri sürmektedir.
12. Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, siyasi görüşlerine dayalı bir ayrımcılığa uğramaktan şikâyetçidir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 10. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
13. Başvuran, bir dergide yayımladığı makalelerden dolayı hakkında açılan ceza davasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
14. Hükümet, biri iç hukuk yollarının tüketilmemesine diğeri başvuranın mağdur sıfatının olmamasına dayanan iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, birinci kabul edilemezlik itirazına ilişkin olarak, başvuranın, ulusal makamlar önünde ifade özgürlüğü hakkına ilişkin bir şikâyette bulunmadığını ileri sürmektedir ve ayrıca, ilgilinin, Ağır Ceza Mahkemesinin karar vermesinden önce, başvurusunu Mahkeme’ye sunduğunu belirtmektedir. İkinci itiraz ile ilgili olarak Hükümet, söz konusu davanın zaman aşımı nedeniyle düştüğü ve beraat kararı verildiği ve ilgili hakkında hiçbir kısıtlayıcı tedbir alınmadığı için, başvuranın hakkında yürütülen ceza yargılamasından dolayı mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmektedir. Ayrıca, Hükümet başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin varlığı Mahkeme tarafından kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahale 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünü ve ulusal ve kamu güvenliğinin korunmasına ilişkin meşru amacı izlediğini iddia etmektedir. Ayrıca, Hükümet söz konusu makalelerin içeriği göz önüne alındığında, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
15. Başvuran, Hükümetin itirazlarına karşı çıkmaktadır. Başvuran, yazmış olduğu makaleler nedeniyle hakkında başlatılan ceza soruşturmalarının, ifade özgürlüğünün kullanılmasına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir.
16. Mahkeme, aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı başvurunun her hâlükarda kabul edilemez olmasından dolayı, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ve başvuranın mağdur statüsünün bulunmamasına dayalı ön itirazları hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
17. Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasının, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini varsayımından hareket edecektir. Mahkeme, söz konusu müdahalenin kanunla, yani 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası ve 8. maddesinin 1. fıkrasıyla, öngörüldüğü kanaatindedir. Ayrıca, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ulusal ve kamu güvenliğinin korunmasına ilişkin meşru bir amaç izlediğini kabul edebilmektedir.
18. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hususuna gelince, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Faruk Temel/Türkiye (No. 16853/05, §§ 53-57, 1 Şubat 2011) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır.
19. Mahkeme, somut olayda, ihtilaf konusu beş makalenin birinden alınan ve iddianamede anılan, söz konusu kısım, yasa dışı silahlı örgüt üyesinin, ülkede mevzilenmeye yönelik savaşçı eğitmeye dayanan faaliyetlerini, onaylayıcı ve övgülü ifadelerle anlattığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 6. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, söz konusu kısmın şiddeti öven unsurlar içerdiği kanaatindedir (Sürek/Türkiye (No.1) [BD], No. 26682/95, 62. paragraf, AİHM 1999-IV, ve Gencer/Türkiye [BD], No. 24919/94, 50. paragraf, 8 Temmuz 1999). Bu sonuç göz önüne alındığında, Mahkeme, diğer makalelerin içeriğini incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.
20. Yukarıda belirtilenler bakımından, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu ve ceza davasının zaman aşımı nedeniyle düştüğünü ve beraat kararı verildiğini dikkate alarak, söz konusu müdahalenin yukarıda sözü edilen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
21. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
B. Sözleşme’nin 14. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
22. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılaması nedeniyle siyasi görüşlerine dayalı bir ayrımcılığa uğramaktan şikâyetçidir.
23. Mahkeme, başvuranın, söz konusu şikâyeti, destekleyecek herhangi bir unsur ileri sürmeden, genel bir şekilde sunduğunu kaydetmektedir.
24. Bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilmez olarak beyan edilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 14 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy