AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 19483/05
Nurettin ALTIN / Türkiye
Başkan
Ledi Bianku,
Hâkimler
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Nisan 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
23 Mayıs 2005 tarihinde yapılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nurettin Altın, 1937 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Aydın’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Aydın Barosuna bağlı Avukat A. Aktar tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Kasım 1999 tarihinde, hâkim olan başvuran hakkında görevi kötüye kullanma ve yetkiyi suiistimal etme şüphesiyle ceza soruşturması başlatmıştır.
5. Başvuran, 15 Temmuz 2001 tarihinde mesleğinden emekli olmuştur.
6. Yargıtay, 17 Nisan 2003 tarihinde başvuranı üzerine atılı suçlardan mahkûm etmiştir. Ancak, 23 Nisan 1999 öncesi işlenmiş belirli suçların cezalarının infazıyla ilgili olan 4616 sayılı Kanun kapsamında, cezası ertelenmiştir.
7. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30 Eylül 2003 tarihinde, 17 Nisan 2003 tarihli kararı onamıştır.
8. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (söz konusu zamanda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olarak adlandırılan, günümüzde ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu olarak adlandırılan; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, bundan böyle “Kurul” olarak anılacaktır) 25 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararla, başvuran, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69 (5) maddesi uyarınca hâkimlik mesleğinden çıkarılmıştır. Meslekten çıkarma kararında, başvuranın, mevkisinin gereklilikleriyle bağdaşmadığı değerlendirilen eylemlerde bulunmasından dolayı disiplin cezasıyla cezalandırıldığı belirtilmiştir.
9. Başvuran, Kurulun kararına itiraz etmiştir ve Kurul, 6 Aralık 2004 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir. Kurul tarafından verilen ret kararlarının ilgili dönemde yargı denetimine tabi olmaması sebebiyle, başvuran söz konusu son kararla ilgili olarak yargı mercilerine başvuramamıştır.
10. Anayasa’da değişiklik yapan 5982 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi sonrasında, başvuran 2011 yılında Kurula yeniden başvurmuş ve meslekten çıkarılma kararıyla ilgili yeni bir değerlendirmenin yapılmasını talep etmiştir. Başvuranın meslekten çıkarılması kararının söz konusu dönemde ilgili hukuka uygun olduğu sonucuna varan Kurul, 6 Şubat 2013 tarihli bir kararla başvuranın meslekten çıkarılma kararının iptaliyle ilgili talebini reddetmiştir.
11. Başvuran, 2015 yılında, 6 Şubat 2013 tarihli kararın iptali istemiyle, Danıştay nezdinde Kurul aleyhine idari dava açmıştır.
12. Danıştay, 17 Mayıs 2016 tarihinde, Kurulun 6 Şubat 2013 tarihli kararının iptaline karar vermiştir.
13. Kurul, Danıştay’ın 17 Mayıs 2016 tarihli kararının uygulanmasını sağlamak üzere, 15 Kasım 2016 tarihinde, başvuranın meslekten çıkarılmasıyla ilgili olan 6 Aralık 2004 tarihli kararın iptaline karar vermiştir. Kurul, başvuranın meslekten çıkarıldığı tarihten önce emekli olduğu için kendisini yeniden hâkim olarak atamanın gerekli olmadığına kanaat getirmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
14. Anayasası’nın 125. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunu öngörmektedir.
15. İlgili zamanda yürürlükte olan Anayasa’nın 159. maddesine göre, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.
16. 23 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe giren 5982 sayılı Kanunla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına ilişkin Anayasa’nın 159. maddesi değiştirilmiştir. Söz konusu değişiklik aşağıdaki gibidir:
“Kurulun, meslekten çıkarma kararları hariç olmak üzere, verdiği kararlara karşı yargı mercilerine başvurulamaz.”
17. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun Geçici 3. maddesine (11 Aralık 2010 tarihli 6087 sayılı Kanun) göre haklarında meslekten çıkarma cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idarî dava açmadan önce, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Hâkimler ve Savcılar Kuruluna başvurmaları gerekmektedir.
18. 26 Şubat 1983 tarihli 2802 sayılı Kanunun 53. maddesinin (e) bendine göre, hâkim ve savcıların istek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları hallerinde görevleri sona erer. Aynı kanunun 69. maddesinin (5) bendine göre, bulunduğu mesleğin gereklilikleriyle bağdaşmadığı değerlendirilen eylemlerde bulunmaktan dolayı disiplin nedenleriyle ceza almış hâkimlerin ve savcıların yaptıkları fiiller suç teşkil etmese bile meslekten çıkarma cezası verilir.
19. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, Kurulun verdiği kararlara karşı ulusal mahkemeler nezdinde itiraz edemediği için adil yargılanma hakkının ihlal edildiği konusunda şikâyetçi olmuştur.
21. Başvuran ayrıca, meslekten çıkarıldığı için emeklilik maaşı haklarını kaybettiğini ve bunun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen mal ve mülk dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiği konusunda şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, Kurulun vermiş olduğu hâkimlik mesleğinden çıkarılma kararının yasallığına itiraz etmek üzere mahkemeye erişiminin olmayışı ve aynı karar nedeniyle emeklilik maaşı hakkından mahrum bırakılması konusunda şikâyetçi olmuştur.
23. Hükümet, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinin ardından, başvuranın hâkimlik mesleğinden çıkarılması kararına karşı yargı mercilerine başvurmasının mümkün hale geldiğini ve kendisinin meslekten çıkarılması sonucu uğradığı zararın tazmini için idare mahkemeleri nezdinde tam yargı davası açmasını engelleyecek bir hükmün hiçbir zaman iç hukukta bulunmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkemeden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuranın şikâyetinin kabul edilemez olduğuna hükmetmesini talep etmiştir.
24. Hükümet ayrıca, başvuranın 2010 tarihli anayasa değişikliğiyle getirilen yeni iç hukuk yolundan faydalandığı için mağdur sıfatını kaybettiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, başvuranın mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmemiştir.
25. Son olarak, Hükümet, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu çünkü başvuranın emekli maaşından herhangi bir kesinti yapılmamış olduğunu iddia etmiştir.
26. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmiş ve Kurulun vermiş olduğu söz konusu karar nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmiştir.
27. Mahkeme, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin tazmin edilmesinin öncelikle ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, bir başvuranın iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu ileri sürüp süremeyeceği meselesi, mahkeme önündeki yargılamanın tüm aşamalarında önemli olmaktadır (bk., Siliadin/Fransa, no. 73316/01, § 61, AİHM 2005‑VII; Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 179, AİHM 2006‑V; ve Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 115, AİHM 2010). Ulusal makamlar ya açıkça ya da özü itibariyle Sözleşme ihlalini kabul edip telafi etmedikçe, başvuranın lehindeki karar veya tedbirler ilke olarak “mağdur” statüsünün sona ermesini sağlamak için yeterli değildir (bk., yukarıda anılan Siliadin, , § 62; yukarıda anılan Scordino (no. 1), , § 180; ve yukarıda anılan Gäfgen, § 62).
28. Somut davada başvuran, meslekten çıkarılma kararına karşı yargı mercilerine başvuramaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin Sözleşmeci Devletlere, söz konusu maddenin tüm gerekliliklerini yerine getirebilecekleri şekilde yargı sistemlerini düzenleme sorumluluğu yüklediğini ve adil yargılanma hakkı ihlalini gidermek için en iyi çözümün, birçok alanda olduğu gibi, bu ihlâlin önlenmesi olduğunu yinelemektedir (bk. diğerleri arasında, Bottazzi/İtalya [BD], no. 34884/97, § 22, AİHM 1999‑V; yukarıda anılan Scordino (no. 1), § 183; ve Cocchiarella/İtalya [BD], no. 64886/01, § 74, AİHM 2006‑V). Ayrıca, Sözleşme’nin ihlali sonucu başvuranın önemli derecede maddi veya manevi zarara uğradığı durumlarda, uygun olan hallerde başvuru sahibine tazminat ödenmesi veya en azından, Sözleşme haklarının ihlali sonucu başvuranın maruz kaldığı zarar için tazminat talep etme ve elde etme imkânı verilmesi gerekmektedir (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, yukarıda anılan, Gäfgen, § 116, ve Petrov/Rusya (k.k.), no. 12097/05, § 25, 22 Ekim 2013).
29. Somut davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvuranın meslekten çıkarıldığı dönemde, Kurulun verdiği kararların Anayasa’da yargı denetimi kapsamı dışında tutulduğunu belirtmektedir. Ancak, Anayasa değişikliğine ilişkin 23 Eylül 2010 tarihli 5982 sayılı Kanunun yürürlüğüne girmesinden sonra, Kurulun, hâkim ve savcılarla ilgili meslekten çıkarma kararlarına karşı yargı mercilerine başvuru yolu açılmıştır. Ayrıca, 18 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren, 6087 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesiyle, Anayasada yapılan değişiklikten önce meslekten çıkarılmış olan hâkimlere ve savcılara, Kurulun kararına karşı yargı mercilerine başvurma olanağı sunulmuştur. Dolayısıyla, 18 Aralık 2010 tarihinden itibaren, başvuran dâhil bütün hâkimlerin ve savcıların, Kurulun 2010 yılından önce veya sonra almış olduğu meslekten çıkarma kararlarına karşı yargı mercilerine başvurabilecekleri sonucuna varılmıştır.
30. Bununla beraber, Mahkeme, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinin ardından, başvuranın meslekten çıkarılmasına Danıştaya itirazda bulunduğunu ve Danıştayın bu itirazı kabul ettiğini ve Kurulun, söz konusu meslekten çıkarma kararını kaldırarak Danıştay’ın kararını uyguladığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 12 ve 13. paragraf).
31. Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranın, Kurulun kendisini hakimlik mesleğinden çıkarması ile ilgili kararına karşı yargı mercilerine başvurmasını sağlayan yasal değişikliklerin ve daha sonra söz konusu kararın kaldırılmasını, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlaliyle ilgili şikayetinin özü itibariyle kabul edildiği şeklinde değerlendirilebileceği kanaatindedir (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Gusinskiy/Rusya (k.k.), no. 70276/01, 22 Mayıs 2003).
32. Başvurana Sözleşme kapsamındaki haklarının ihlal edildiği iddiası için yeterli tazminin sağlanıp sağlanmadığı konusunda, Mahkeme, Anayasa’nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında, ya Kurulun 6 Şubat 2013 tarihinde meslekten çıkarma kararının kaldırılması talebinin reddedilmesinden sonra ya da Danıştayın 17 Mayıs 2016 tarihli yukarıda belirtilen kararı iptal etmesinden sonra başvuranın tazminat talep etme imkânının olduğunu kaydetmektedir (bk. 10. ve 12. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın 2577 sayılı Kanunun 13. Maddesinde öngörülen hukuk yolunun davasında yararsız veya etkisiz olduğu konusunda bir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir.
33. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme; ulusal makamların, başvurana Kurulun kararına karşı itirazda bulunma ve maruz kaldığı zarar nedeniyle tazminat talebinde bulunma ve tazminat elde etme imkanı sağlayarak, mahkemeye erişim hakkının ihlali iddiasıyla ilgili olarak kendisine yeterli tazmini sağladıkları kanısındadır (bk., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Daniel-P S.A./Moldova (k.k.), no. 32846/07, §§ 23-24, 20 Mart 2012).
34. Mahkeme, yukarıdaki hususları göz önünde bulundurarak, başvuranın, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkına ilişkin bir ihlalin mağduru olduğuna dair bir hak iddia edemeyeceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın bu konuyla ilgili şikâyeti 35 § 3 (a) maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmamakta olup, Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bk. ve karşılaştırınız Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), no. 53916/00, 13 Mayıs 2004).
35. Başvuranın meslekten çıkarılmasının ardından emeklilik maaşının kesildiği iddiasıyla ilgili olarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yaptığı şikayetle ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın emekli olduğu günden beri emekli hâkim maaşı aldığını ve bunun herhangi bir askıya alma veya kesinti olmadan devam ettiğini kaydetmektedir. Başvuranın emekli maaşında herhangi bir kaybının olmadığı dikkate alındığında; Mahkeme başvuranın mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına müdahale edildiği yönünde bir sonuca varamamaktadır. Bu doğrultuda, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 17 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLediBianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy