AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 4562/12
Abdullah Şuayp ALYAMAÇ / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Mart 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
13 Aralık 2011 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Abdullah Şuayp Alyamaç, 1974 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat B. Yavuz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. 24 Temmuz 2006 tarihinde avukat olan başvuranın, D.F. ile birlikte, saat 3.40 sularında araçlarını tehlikeli şekilde kullandıkları ve trafik akışını engelledikleri gözlemlenmiştir.
5. Başvuran ve D.F., müdahale eden iki polis memuruyla bir tartışma yaşamışlardır. İlgililer, takviye polislerinin gelmesinin ardından, kamu düzenini bozma ve güvenlik güçlerine direnme nedeniyle yakalanmışlardır.
6. Cumhuriyet Savcısı’nın talimatı üzerine, başvuran ve D.F., saat 5.20 civarında serbest bırakılmışlardır.
7. Bu saatte düzenlenen sağlık raporunda başvuranda birçok lezyondan bahsedilmiştir, özellikle:
- Sol uyluğun arkasında 6 cm’lik bir kızarıklık ve sağ bacağının önünde 7 cm’lik bir kızarıklık,
- Sağ kolda 5 cm’lik bir kızarıklık, 1 cm’lik iki ekimoz ve 3 cm’lik bir ekimoz,
- Bileklerde hiperemi,
- Sağ omuzda 5 cm ve 1 cm çapında iki ekimoz.
8. Tıbbi raporlarda ayrıca, başvuran ve D.F.nin alkol testine tabi tutulmayı reddettikleri ve görünür şekilde sarhoşluk oldukları belirtilmektedir. Saat 5.40’ta düzenlenen tutanakta, D.F.nin görünür şekilde “aşırı alkollü” olduğu belirtilmektedir.
9. 24 Temmuz 2006 tarihinde başvuranın Cumhuriyet Savcısı huzurundaki ifadesinde zihinsel travmayla ilgili iddialarını göz önüne alarak Cumhuriyet Savcısı bu konuda tıbbi bir değerlendirmenin yapılmasını talep etmiştir.
10. Diyarbakır Hastanesinin psikiyatri servisleri tarafından 7 Ağustos 2006 tarihinde düzenlenen raporda başvuranda “akut stres bozukluğunun” bulunduğu sonucuna varılmıştır.
11. Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine hazırlanan, Adli Tıp Kurumu’nun 10 Haziran 2009 tarihli görüşünde, önceki raporlarda yer alan tespitleri tekrarlanmakta ve belirtilen yaralanmaların basit tıbbi müdahalelerle iyileşebilecek nitelikte olduğu belirtilmektedir.
12. Polis memurlarına ilişkin tıbbi raporlarda aşağıdaki tespitler yer almaktadır.
13. Polis memuru İ.Ş. hakkında: Her iki kolun üst kısımlarında şişme ve kızarıklık, ilgilinin gömleğinin yırtıldığı yerde göğüste hafif bir ekimoz.
14. Polis memuru H.Ö. hakkında: Sağ kolda kızarıklık ve ekimoz, sağ kolda 8-10 cm çapında şişme, sağ elde 3 x 4 cm çapında lezyon.
15. Polis memuru B.T. hakkında: Sağ ön kolun alt kısmı boyunca ekimoz, kasık bölgesinde hassasiyet, sağ dizde kızarıklık.
16. Bu üç polis memuru şüpheli olarak dinlenmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, D.F.nin ve karakola hemen gelen avukatlarının ifadelerini de almıştır. Başvuran, Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifadesinde, olay günü alkol kullandığını kabul etmiş, ancak kendisinin ve arkadaşının “ciddi şekilde sarhoş olduğu” iddialarını reddetmiştir.
17. Ayrıca yüzleştirme yapılmış ve karakolda devam eden tartışmanın bir görgü tanığı dinlenmiştir. Olaya dâhil olan polisler veya tanıklar da dinlenmişlerdir.
18. Cumhuriyet Savcısı, 25 Aralık 2009 tarihinde, kötü muamele iddiaları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, daha önce belirtilen unsurlara atıfta bulunmuş ve polisle aralarındaki diyaloğun giderek bozulduğunun tespitine imkân veren olayları dikkate alarak, başvuran ve D.F.ye karşı kullanılan gücün hukuki sınırlar içinde kaldığı sonucuna ulaşmıştır.
19. Başvuran tarafından yapılan itiraz, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 4 Nisan 2011 tarihinde reddedilmiştir. Bu nihai karar, 14 Haziran 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
20. Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2012 tarihinde, bir diğer yargılama çerçevesinde, başvuranı polise direnme ve polis memurlarına hakaret nedeniyle toplam on sekiz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bununla birlikte, söz konusu mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve ilgilinin beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER
21. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak yakalanması esnasında ve karakolda bulunduğu sırada darp edilmesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmanın, araştırmanın derinleştirilmemesi ve sorumluların mahkûm edilmemeleri nedeniyle etkinlikten yoksun olduğunu değerlendirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, kötü muameleye maruz kalmasından ve bu bağlamda etkin bir soruşturmanın yürütülmemesinden şikâyet etmektedir.
23. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
24. Mahkeme, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında bir şikâyeti inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, şikâyetlerin sadece Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
25. Mahkeme, bu konudaki genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195 -198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81- 90 ve 114- 123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme ayrıca, kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığında, kişinin davranışının kesinlikle gerekli kılmadığı halde fiziksel güç kullanımının insan onurunu ihlal ettiğini ve ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 88).
26. Somut olayda, Mahkeme, Cumhuriyet Savcısı’nın davanın tüm unsurlarına ivedilikle eriştiğini ve başvuranın serbest bırakılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvuranın zihinsel travma şikâyetinin ardından Cumhuriyet Savcısı başvuran hakkında psikiyatrik değerlendirmenin yapılmasını talep etme girişiminde bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, daha sonra ilgilinin sağlık dosyası hakkında Adli Tıp Kurumunun görüşünü almıştır.
27. Mahkeme ayrıca, Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranın ve başvuranın yanında bulunan D.F.nin ifadelerini bizzat aldığını tespit etmektedir. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda, olaya dâhil olan polislerin tespit edilmesi için gerekli adımları atmış ve polisleri şüpheli olarak dinlemiştir.
28. Olaylara dâhil olan üç polis memuru hakkında tıbbi muayeneler yapılmıştır. İlgili raporlarda da birçok lezyonun bulunduğu belirtilmektedir (yukarıda 12. paragraf ve devamı).
29. Bu unsurlara dayanarak Cumhuriyet Savcısı, başvuranın alkol aldığını, D.F.nin aşırı alkollü olduğunu, aracı tehlikeli şekilde kullanma nedeniyle müdahale eden polislerle aralarında geçen diyaloğun giderek bozulduğunu, bir tartışmanın yaşandığını ve dosyadaki unsurların polislerin ilgililere kötü davrandıklarını söylemeye imkân vermediği gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığına kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, kanuna uygun bir güç kullanımının söz konusu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu karar, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.
30. Mahkeme, somut olayda, adli makamların, kötü muamele iddialarına ivedilikle ve yeterli düzeyde müdahale ettiklerini değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranda tespit edilen lezyonların yalnızca basit tıbbi bir müdahale gerektirdiğinin değerlendirildiğini kaydetmektedir. Mahkemeye göre, polislerde tespit edilen yaralanmalar (yukarıda 12. paragraf ve devamı) görevliler için ilgiliyi kontrol altına almadaki zorluğu göstermektedir. Mahkeme ayrıca, şüphelilerin, tanıkların ve başvuranın ifadelerinin güvenilirliğini ve başvuran ve üç polis memuru hakkında düzenlenen birçok tıbbi raporun önemini değerlendirmek için ulusal adli makamların, en iyi konumda olduklarını vurgulamaktadır (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-40, 1 Ekim 2013).
31. Mahkeme, ulusal makamların ulaştığı bulguların doğruluğunu sorgulamayı ya da soruşturmanın yeterince kapsamlı yürütülmediğini söylemeye imkân verecek herhangi bir unsur ya da argüman bulamamıştır. Mahkeme, başvuranda tespit edilen lezyonların (yukarıda 7. paragraf), trafik düzenini bozmaya ilişkin basit bir müdahale sırasında güvenlik güçlerine direnme nedeniyle başvuranı ve D.F.yi yakalamayı amaçlayan gerekli ve orantılı bir güç kullanımını aşan bir nitelikte bulunmamaktadır.
32. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Nisan 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy