TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
A.A.Y. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/13011)
Karar Tarihi: 29/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Ali KOZAN
Başvurucu
:
A.A.Y.
Vekili
:
Av. Türker YÖNDEM
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, özel bir şirkette çalışan başvurucununkurumsal e-posta hesabı içeriğinin işveren tarafından incelenmesi ve buyazışmalar gerekçe gösterilerek iş akdinin feshedilmesi nedeniyle özel hayatasaygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı vehaberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 15/7/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
A. UyuşmazlığınArka Planı
7. Başvurucu 4/1/2012 tarihinden bir AvukatlıkOrtaklığında avukat olarak çalışmaya başlamıştır. Başvurucuya ortaklık ismiyle"av.tr." uzantılı kurumsal bir e-posta verilmiştir. Kurumsale-posta bilgi, trafik ve içerikleri işverene ait sunucu üzerinde saklıtutulmaktadır. Başvurucu, beş kişilik bir ekipte ekip yöneticisi olarakgörevlidir. İşyerinde 15/12/2014 tarihinde yaşanan tartışma sonrasında ekiptegörevli üç kişi yönetime şikâyet dilekçeleri vermiştir. Dilekçelerde, bir buçukyıldır ekip yöneticisi olan başvurucunun ekibin kıdemli üyesi olan E.Ü. ile işilişkisinde nesnelliği kaybettiği, her olayda onu destekleyerek diğer ekipüyelerini zor durumda bıraktığı, E.Ü.nün diğer ekip üyelerine karşı kabadavranışlarının ekip içinde ciddi sıkıntılara yol açmasına rağmen başvurucununolumsuzlukları gidermek için bir adım atmadığı, barışçıl çalışma ortamınınkaybolduğu hususlarının dile getirildiği ifade edilmiştir.
8. Başvurucunun iş sözleşmesi 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesine dayanılarak 16/1/2015 tarihinde işverentarafından feshedilmiştir. Fesih bildiriminde; işyerinde Avukat E.Ü. ile başkabir çalışan arasında yaşanan sözlü tartışma sonrası başvurucu hakkında ekiparkadaşları tarafından verilen şikâyet dilekçelerindeki iddiaları araştırmakamacıyla inceleme başlatıldığı belirtilmiştir.
9. Fesih bildiriminde ayrıca yukarıda belirtilen şikâyetdilekçelerindeki suçlamaların sözlü iddialar niteliğinde olması nedeniyle somutolayın ve ekip üyeleri arasındaki ilişkilerin aydınlatılması amacıyla işlerinsürekliliğinin sağlanması için kullanılan ve güvenlik gerekçeleriyle internetortamında saklı tutulan -her an kontrol edilebileceği de bilinen- kurumsale-posta yazışmalarının incelendiği ifade edilmiştir. İnceleme sonucu eldeedilen mesajlarda E.Ü.nün başvurucu ve iş arkadaşları hakkında ağır ithamlardabulunduğu, hakaretamiz ifadeler kullandığı, başvurucuyu rahatsız edecek vepsikolojik taciz sayılabilecek yazışmalar yaptığı, ekip yöneticisi olanbaşvurucunun da bu durumu kabullendiği, bu üsluba karşı caydırıcı adımlaratmayı reddettiği hususlarının tespit edildiği belirtilmiştir. Anılan incelemeile başvurucuyla yapılan mülakat ve başvurucudan alınan yazılı savunmasonucunda, başvurucunun ekip yönetiminde nesnelliği kaybettiği ve bu durumubilerek düzeltmediği, diğer çalışanlar hakkında hasmane, tutarsız, ön yargılıdavranışlar sergilediği hususlarının sabit olduğu bu durumun işyerindekibarışçıl çalışma ortamını bozacak nitelikte olduğu vurgulanarak, iş akdininfeshedildiği ve işçilik haklarının ödeneceği ifade edilmiştir.
10. İşverenin ilk derece mahkemesine sunduğu yazışmaiçerikleri incelendiğinde; başvurucu ile E.Ü. arasında geçen ve genelliklebirbirleriyle ve işyeri ile ilgili düşüncelerin açıklandığı yer yer karşılıklıtartışma şeklinde diyalogların mevcut olduğu görülmüştür. Ayrıca başvurucu veE.Ü.nün dışında, birlikte çalıştıkları başka bir avukatla yapılan yazışmalarada yer verilmiştir. Yazışmaların bir kısmı şu şekildedir: E.Ü.den başvurucuya;"hayatımdan çık ve geri dönme senden bıktım", "annenlekonuşacağım merak etme tüm rezilliklerini anlatacağım", "her şeyortaya çıkacak, kendi hırsların için neler yaptığını en yakınlarındabilsin", "senin yarattığın tipler bunlar ama adam ederim","sana ıspatı olsun, kendisi bulamadığı için sevgilisi A.yı seferber etmiş...nasılbir örgütlenme olduğunu gör", "adam kendisi benim belgelerimegiremeyecek kadar aciz, kız arkadaşını sokuyor, şımarıklığın hadsizliğin dikboyutu". Başvurucu cevaplarında: "Ben senin hayatında değilim,çok oldu çıkalı dönmek gibi bir niyetim de yok, beni böyle taciz ederek İ.E ilekonuşturamazsın", "rezil sensin, buyur konuş, bana bir daha böylemail atma", "benim üzerime bu kadar gelme, kendini kontrol etmeyiöğren", "seni bu grupta tutacağım seninle anlaşamadığım algısıyarattırmayacağım", "yoruldum maillerinden, aşırı derecede asabımbozuluyor, çalışamıyorum. Kimsenin kimseye bu tip bir tavır sergilemeye veeziyet etmeye hakkı yok..."
B. İşe İadeDavası Süreci
11. Başvurucu, işveren aleyhine İstanbul 8. İşMahkemesinde işe iade istemli tespit davası açmıştır. Dava dilekçesindebaşvurucu özetle; davalılar tarafından birlikte istihdam edildiğini,çalışmaya başladıktan on sekiz ay sonra çalışma performansı ve işarkadaşlarıyla sosyal ilişkileri gözetilerek ekip yöneticisi olarakgörevlendirildiğini belirtmiştir. Fesih sebebi olarak gösterilen ofiste ikiekip arkadaşı arasında yaşanan sözlü tartışmanın tarafı olmadığını, tartışmayamüdahale ederek sonlandırdığını, yoğun ve stresli çalışma ortamında zaman zamanyaşanan bu tartışmaların fesih nedeni olamayacağını ifade etmiştir. Ayrıcafesih nedeni olarak gösterilen e-posta yazışmalarının ise o dönemdeki işleringerginliği ile söylenen, ekip arkadaşı ile yaptığı şahsi ve dışarıya yansımayangörüşmeler olduğunu, geriye dönük inceleme yapılacak olsa benzer e-postalarındiğer çalışanlar arasında da geçtiğinin tespit edilebileceğini ifade ederek, işakdinin feshinin kötü niyetli olduğunu, haklı bir gerekçeye dayanmadığını ilerisürmüştür.
12. İşveren davaya cevabında özetle; başvurucuyla aynıekipte çalışan Avukat E.Ü. ile başka bir çalışan arasında işyerinde tartışmayaşanması sonrasında ekip arkadaşlarının başvurucu ve E.Ü. hakkında şikâyetdilekçeleri verdiklerini belirtmiştir. İddiaların araştırılması sırasındabaşvurucu ve diğer çalışanlar ile mülakat yapıldığını, başvurucunun savunmasınınalındığını; çalışma ekibinde yaşanan sıkıntıların temelinde olayların değilsöylemlerin ve ispatı neredeyse imkânsız olan anlık hareketlerin bulunmasınedeniyle başvurucunun kurum e-posta hesabı üzerinden yaptığı yazışmalarınincelendiği belirtilmiştir. Anılan incelemenin başvurucu ile diğer ekip üyeleriarasında geçen yazışmalar ile sınırlı tutulduğunu, inceleme sonucunda E.Ü.nünekip yöneticisi olan başvurucuya yönelik tehdit ve taciz içerikli mesajları ilediğer çalışma arkadaşlarına yönelik hakaret içerikli mesajlarının tespitedildiği, bu şekilde yönetici olan başvurucunun objektifliğini ve yönetimyetkisini kaybettiğinin anlaşıldığı vurgulanarak ilgili mesaj içerikleridilekçede sunulmuştur. Ayrıca sözlü savunmanın gerçekleştirilmesine rağmen başvurucuile ilgili iddiaların gerçek olup olmadığı yönünde somut veri olmamasınedeniyle e-postaların incelendiği, kurumsal e-posta olması nedeniylebaşvurucunun e-postasının işveren tarafından her zaman incelenebileceği ifadeedilmiştir.
13. Mahkeme 20/8/2015 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Kararın gerekçesinde; tanık beyanları, dosyaya sunulan belgeler ilee-posta içerikleri değerlendirilerek başvurucunun davalılar tarafından birlikteistihdam edildiğinin anlaşıldığı öte yandan iş akdinin feshine dayanak edilenolayların ve nedenlerin fesih bildiriminde açık bir şekilde gösterildiğibelirtilmiştir. Bununla birlikte ekip lideri olarak çalışan başvurucunun ekipteyaşanan tartışmalarda ekip arkadaşları arasında eşit mesafede duraraksorunların çözümü yönünde girişimde bulunmadığı, uzun süredir devam ettiğianlaşılan olaylara zamanında müdahale etmeyerek iş barışının bozulmasına nedenolduğu hususlarının sabit olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca işvereni hakkındaeleştiri boyutunu aşacak nitelikte ifadelerle organik bağ bulunan diğerdavalılara mesajlar gönderdiği belirtilerek anılan tutum ve davranışlarnedeniyle iş akdinin devamının işverenden beklenemeyeceği vurgulanarak geçerlinedene dayalı feshin yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
14. Başvurucu vekili tarafından anılan karar temyizedilmiştir. Temyiz dilekçesinde, kişisel hesaplar üzerinden gerçekleştirilenyazışmalardan oluşan e-postaların fesih gerekçesi olarak gösterilmesiyle özelhayatın gizliliği hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği, buna rağmenMahkeme tarafından söz konusu mesajların delil olarak değerlendirildiğibelirtilmiştir. Başvurucunun e-postasının şifreli olduğu ve işveren tarafındanşifre kırılmadan inceleme yapılamayacağı, ayrıca işyerinde kurumsal e-postayazışmalarının okunabileceğine veya incelenebileceğine dair yazılı bir kuralolmadığı vurgulanmış ve e-posta içeriklerinin işveren tarafından okunamayacağıdüşünülerek iki kişi arasında geçen kişisel yazışmalardan oluştuğubelirtilmiştir.
15. Temyiz nedenlerine karşı cevap dilekçesi sunan davalıişveren vekilince yazışmaların Şirket tarafından çalışanlar adına açılmış vetüm hakları işverene ait olan e-posta hesapları üzerinden gerçekleştirildiği,bu e-posta adreslerinin herhangi bir şifresinin olmadığı ve bu iletişim adreslerindenyapılan tüm mesajların işverene ait sunucuda biriktirildiği ifade edilmiştir.Ayrıca Yargıtay içtihatlarına yer verilerek işverenin işçiye tahsis ettiğibilgisayar ve kurumsal e-posta adreslerini her zaman denetleyebileceğivurgulanarak feshin haklı nedenlere dayandığı iddiası yinelenmiştir.
16. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 12/5/2016 tarihli ilamıylailk derece mahkemesinin kararını, başvurucuyu davalıların birlikte istihdamettiğine ilişkin kısmı gerekçeden çıkararak onamıştır.
17. Nihai karar 17/6/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu 15/7/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
19. İlgili hukuk (ulusal mevzuat, uluslararasıdüzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları) için bkz. E.Ü.[GK], B. No: 2016/1310, 17/9/2020, §§ 22-51.
20. Ayrıca 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun"Feshin geçerli sebeplere dayandırılması" kenar başlıklı 18.maddesi şöyledir:
"Otuz veya daha fazla işçiçalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli işsözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından yada işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebedayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerindeçalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz.
Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66ncı maddesindeki süreler dikkate alınır.
Özellikle aşağıdaki hususlar fesih içingeçerli bir sebep oluşturmaz:
a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleridışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlerekatılmak.
b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak.
c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğanhaklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhineidari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürecekatılmak.
d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aileyükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.
e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadınişçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 incimaddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işegeçici devamsızlık.
İşçinin altı aylık kıdemi, aynıişverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir.İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerindeçalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına görebelirlenir.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
22. Başvurucu; kurumsal e-posta hesapları üzerindengerçekleştirdiği kişisel yazışmaların işveren tarafından rızası olmaksızınincelendiğini, çalışanların e-postaların incelenebileceğine, denetleneceğinedair yazılı ya da sözlü işyeri kuralının mevcut olmadığını, işverenin işsözleşmesinin feshine gerekçe bulmak amacıyla tüm e-posta yazışmaları üzerindeinceleme yaptığını belirtmiştir. İşveren tarafından okunacağını beklemedenyazdığı ve inceleme anına kadar işverenin bilmediği kişisel yazışmaniteliğindeki e-postalardaki ifadelerin fesih gerekçesi yapıldığını, işverentarafından yazışmalarının alenileştirildiğini, açtıkları işe iade istemlitespit davasında da söz konusu yazışmaların delil olarak kabul edildiğini ifadeetmiştir. Ayrıca, feshin haklı ya da geçerli bir sebebe dayanmadığını,Mahkemenin itirazlarını ve delillerini karşılayacak şekilde gerekçe sunmadığınıbelirterek, adil yargılanma ve özel hayata saygı hakkı ile haberleşmehürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca meslekkariyerini gerekçe göstererek, kamuya açık belgelerde kimlik bilgilerinin gizlitutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20.maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ve ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve ailehayatının gizliliğine dokunulamaz.
...
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."
24. Anayasa'nın “Haberleşme hürriyeti” kenarbaşlıklı 22. maddesi şöyledir:
"Herkes, haberleşme hürriyetinesahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suçişlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçınabağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplerebağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmışmerciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğinedokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkiminonayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde,karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum vekuruluşları kanunda belirtilir."
25. Özel hayata saygı hakkı Anayasa'nın 20. maddesindekoruma altına alınmıştır. Devlet, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarakmüdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlüdür.Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında ise herkesin kendisiyle ilgilikişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ayrıca düzenlenmiş ve güvence altınaalınmıştır. Söz konusu anayasal güvence, Sözleşme'nin 8. maddesinde korumaaltına alınan özel hayata saygı hakkına karşılık gelmektedir. Kişisel verilerinkorunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçegeliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerinikişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır (AYM, E.2014/122,K.2015/123, 30/12/2015, §§ 19, 20).
26. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzerekişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiyeilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup bireyin adı, soyadı, doğum tarihi vedoğum yeri gibi sadece kimliğini ortaya koyan bilgileri değil telefon numarası,motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, öz geçmiş,resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, sağlık bilgileri, genetikbilgiler, IP adresi, e-posta adresi, alışveriş alışkanlıkları, hobiler,tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibikişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişiselveri kapsamındadır (AYM, E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180,K.2015/30, 19/3/2015).
27. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvencealtına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden incelemeyapılabilmesi için öncelikle anılan hak kapsamında korunması gereken birkişisel verinin olup olmadığı belirlenmelidir. Anayasa hükmünün lafzı, konuyailişkin uluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alındığındabelirli veya belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişi hakkındaki her türlübilgi kişisel veri olarak değerlendirilir. Ancak her davada ya da başvurudaAnayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında bir kişisel veri bulunupbulunmadığı davanın ve başvurunun kendine özgü koşulları dikkate alınarakotonom olarak tespit edilir. Bir kişisel verinin bulunduğu tespit edildiğindebu veriye yönelik her türlü sınırlama ve müdahale Anayasa’nın anılan hükmükapsamındaki güvenceleri harekete geçirir (E.Ü. [GK], § 59).
28. Ayrıca Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altınaalınan haberleşme hürriyeti, haberleşmenin yanında içeriği ve biçimi ne olursaolsun haberleşmenin içeriğinin gizliliğini de güvence altına almaktadır.Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı vegörsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması vehaberleşmeye yönelik haksız müdahalelerde bulunulmaması gerekir (YaseminÇongar ve diğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § 49).
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Somut olayda işverenin başvurucunun kurumsal e-posta hesabını kullanarakyaptığı mesajlaşmalarını denetlemesi ve içeriğinin geriye dönük olarakincelemesi sonucu elde ettiği bilgileri iş akdinin feshine dayanak yapması sözkonusudur. Ayrıca e-posta bilgilerinin internet ortamında saklı tutulduğu, buverilere erişildiği ve içeriğinin denetlenerek kullanıldığı dikkate alındığındaveri işlemenin söz konusu olduğu da söylenebilir. Bu durumla birliktebaşvurucunun e-posta bilgileri ve yazışmalarının belirli bir gerçek kişihakkındaki bilgi kapsamında olduğu gözetildiğinde bu bilgilereerişilmesinin, bunların kullanılmasının ve işlenmesinin özel hayata saygı hakkıkapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve haberleşme hürriyetiyönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasınıisteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
31. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının birincicümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde kişiselveriler bağlamında bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü cümlesinde kişiselverilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıylaişlenebileceği düzenlenmiş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerinkorunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altınaalınmıştır. Buna göre lafzı dikkate alındığında Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncüfıkrasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işlemeşeklindeki sınırlama ya da müdahalelere karşı değil kişisel verilere yönelikher türlü müdahale ve sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır(E.Ü. [GK], § 63).
32. Öte yandan Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıkapsamında kalan temel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyladeğil kimi zaman da özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacakşekilde üçüncü kişilerin müdahaleleriyle zedelenebilmektedir. İlkinde sözkonusu güvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif vepozitif tüm yükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddütbulunmamakta ise de ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerinekarşı bireylere ne tür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevedeyükümlülükler taşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göredeğerlendirmelerde bulunulması gerekmektedir (Ömür Kara ve Onursal Özbek,B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 45).
33. Yine Anayasa'nın 12. ve 5. maddesindeki düzenlemelerışığında devletin bireyin temel hak ve özgürlüklerine keyfî olarak müdahaleetmemenin yanında üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı,bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu söylenebilir.Uyuşmazlıkların özel hukuk kişileri arasında gerçekleştiği durumlarda da temelhak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin yerine getirilip getirilmediğidenetlenirken Anayasa’nın kamusal makamlara yüklediği sorumluluklardan doğrudanözel hukuk kişileri sorumlu tutulamayacağı için taşıdığı koşullarınözelliklerine göre bu tür başvuruların devletin pozitif yükümlülükleribağlamında ele alınması gerekebilir. Dolayısıyla özel hayatın korunmasıkapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve haberleşme hürriyetiyönünden de devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tümbireyleri gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 46; Ali Çığır, B.No: 2015/19298, 8/5/2019, §§ 32, 33; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988,9/5/2019, §§ 32, 33; U.B., B. No: 2015/3175, 10/10/2019, §§ 33, 34; E.Ü.[GK], § 65).
34. Pozitif yükümlülükler özel hukuk kişilerininbirbirleri ile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal altyapınınoluşturulmasını, söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun veusul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve buyargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilipgözetilmediğinin denetlenmesini gerektirir. Bu doğrultuda derece mahkemelerincesöz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındakiçatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, başvuranların temel haklarınayönelik müdahalenin meşru amaca dayalı ve ölçülü olup olmadığıdeğerlendirilmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterligerekçeler sunulmalıdır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, §§ 47-50; E.Ü.[GK], § 66).
35. Anayasa Mahkemesi iletişim araçlarının işverentarafından denetlenmesi kapsamındaki uyuşmazlıklarda derece mahkemeleritarafından devletin pozitif yükümlülükleri bağlamında çıkarların dengelenmesive müdahalenin ölçülülüğünün irdelenmesi kapsamında gözetilmesi gerekenhususları genel olarak belirlemiş; buna göre somut olayın koşullarına göre işsözleşmelerinde kısıtlayıcı ve zorlayıcı düzenlemelerin ne şekildebelirlendiği, tarafların bu düzenlemeler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği,çalışanların temel haklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan meşruamacın müdahale ile ölçülü olup olmadığı, sözleşmenin feshinin çalışanlarıneylem ya da eylemsizlikleri karşısında makul ve orantılı bir işlem olupolmadığı hususlarının uyuşmazlığın çözümünde gözetilmesi gerektiğini tespitetmiştir (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 50).
36. Yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek işvereninişçinin iletişimini denetlemesi yetkisini kişisel verilerin korunmasını istemehakkı ve haberleşme hürriyeti bağlamında devletin pozitif yükümlülüklerikapsamında irdelemek gerekmektedir. Öncelikle somut olayda olduğu gibiteknolojik gelişmelerin imkânlarından yararlanmak isteyen işverenlerinbilgisayar, internet, e-posta gibi iletişim araç ve gereçlerini çalışanınkullanıma sunması nedeniyle oluşan uyuşmazlıklarda işverenin menfaatleri ileişçinin temel hak ve özgürlükleri arasında bir dengeleme yapma gerekliliğidoğmaktadır. Bu bağlamda işveren ile çalışan arasındaki ilişkinin iki tarafaçısından da belirli hak ve yükümlülükler öngören ve esasen güven ilişkisiüzerine kurulu iş sözleşmesiyle şekillendiği unutulmamalıdır. Somutuyuşmazlığın ilgili olduğu iş hukukunun dinamik bir niteliğinin olduğu, ayrıcaiş ilişkilerinin genel kurallardan farklı, kendine özgü bazı hukuki kurallariçerdiği de dikkate alınmalıdır (E.Ü. [GK], § 68)
37. Bu bağlamda işlerin etkin bir şekilde yürütülmesi ilebilgi akışının kontrolünü sağlamak, işçinin eylemlerine bağlı cezai ve hukukisorumluluğa karşı korunmak, verimliliği ölçmek veya güvenlik endişeleri gibihaklı ve meşru görülebilecek nedenlerle işverenin yönetim yetkisi kapsamındakural olarak işçinin kullanımına sunduğu iletişim araçlarını denetleyebileceğive kullanıma ilişkin sınırlamalar öngörebileceği söylenebilir. Ancak işvereninyönetim yetkisinin işyerinde işin yürütülmesi, işyerinin düzeninin vegüvenliğinin sağlanmasıyla sınırlı olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamdaişverenin yetki ve haklarının sınırsız olmadığı, çalışana tanınan temel hak veözgürlüklerin somut olayda haberleşme hürriyeti ve kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkının işyeri sınırları dâhilinde de korunduğu, aynızamanda kısıtlayıcı ve uyulması zorunlu işyeri kurallarının çalışanların temelhaklarının özünü zedeleyecek nitelikte olmaması gerektiği vurgulanmalıdır. Buçerçevede işyerinde kullanıma sunulan iletişim araçlarının işverene ait olduğugözetilerek sırf bu nedenle bile işverenin iletişim araçları üzerinde sınırsızve mutlak bir gözetleme ve denetleme yetkisinin olduğunu kabul etmek, işçinindemokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklerine işyerinde de saygıgösterilmesi gerektiği yönündeki haklı beklentisiyle uyuşmayacaktır (E.Ü.[GK], § 69).
38. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde devletin pozitifyükümlülükleri kapsamında Anayasa Mahkemesinin özellikle derece mahkemelerinin-somut olayın koşullarına uygun düştüğü ölçüde- aşağıda belirtilen güvencelerinsomut olayda hakka müdahale eden üçüncü kişi tarafından sağlanıp sağlanmadığınıgereği gibi denetleyip denetlemediğini incelemesi gerekir:
i. İşverenin çalışanın kullanımına sunduğuiletişim araçlarının ve iletişim içeriklerinin incelenmesinin haklı olduğunugösteren meşru gerekçeleri olup olmadığı denetlenmelidir. Bu durumda işvereningerekçelerinin ifa edilen işin ve işyerinin özellikleri de gözetilerek meşruolup olmadığı irdelenmelidir. Bu denetlemede iletişim akışı ile iletişimiçeriklerinin incelenmesi arasında ayrım yapılarak içeriklerin incelenmesiyönünden daha ciddi gerekçeler aranmalıdır.
ii. Demokratik bir toplumda iletişimin denetlenmesi vekişisel verilerin işlenmesi süreci şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmeli vebunun bir gereği olarak da süreçle ilgili olarak çalışanlar işveren tarafındanönceden bilgilendirilmelidir. Uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukukdikkate alındığında bu bilgilendirmenin -somut olayın özelliklerine uygundüştüğü ölçüde- en azından iletişimin denetlenmesi ile kişisel verilerinişlenmesinin hukuki dayanağı ve amaçları, denetlemenin ve veri işlemeninkapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, denetlemenin veişlemenin sonuçları ile verilerin muhtemel yararlanıcıları hususlarınıkapsaması gerekir. Ayrıca bildirimde iletişim araçlarının kullanımına ilişkinolarak işveren tarafından öngörülen sınırlamalara da yer verilmelidir. Bilgilendirmeninmutlaka belli şekilde yapılması şart olmayıp şeffaflığı sağlamak bakımındanbireylere, kişisel verilerin işlenmesine ve iletişimin denetlenmesine ilişkinsüreçten yukarıda belirtilen kapsamda haberdar olma imkânı sağlayan uygun biryöntem tercih edilebilir.
iii. Çalışanın kişisel verilerinin korunmasınıisteme hakkına ve haberleşme hürriyetine işveren tarafından yapılan müdahale,ulaşılmak istenen amaç ile ilgili ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişliolmalıdır. Ayrıca inceleme faaliyetiyle elde edilen verilerin işverentarafından hedeflenen amaç doğrultusunda kullanılması gerekir.
iv. İşveren tarafından çalışanın kişisel verilerininkorunmasını isteme hakkına ve haberleşme hürriyetine işveren tarafından yapılanmüdahalenin gerekli kabul edilebilmesi için aynı amaca daha hafif bir müdahaleile ulaşılması mümkün olmamalı, müdahale ulaşılmak istenen amaç bakımındanzorunlu olmalıdır. Çalışanın iletişiminin içeriğine girilmesi yerine onunkişisel verilerine daha az müdahale eden yöntem ve tedbirlerin uygulanmasınınmümkün olup olmadığı denetlenmelidir. Bu kapsamda işverenin ulaşmak istediğiamaca çalışanın iletişimi incelenmeden de erişilme imkânı olup olmadığı her birvakıanın somut özellikleri ışığında değerlendirilmelidir.
v. İşveren tarafından başvurucunun kişiselverilerinin korunmasını isteme hakkına ve haberleşme hürriyetine yönelikmüdahalenin orantılı kabul edilebilmesi için ise iletişimin denetlenmesi ileişlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak veriler ulaşılmak istenenamaçla sınırlı olmalı, bu amacı aşacak şekilde sınırlama ya da müdahaleye izinverilmemelidir.
vi. Ayrıca iletişimin incelenmesinin muhatabı olançalışan üzerindeki etkisi ve çalışan bakımından sonuçları gözönünde tutularaktarafların çatışan menfaat ve haklarının adil bir biçimde dengelenipdengelenmediğine bakılması gerekmektedir. Taraflardan birine şahsi olarak aşırıbir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde devletin pozitif yükümlülükleriniyerine getirmediği sonucuna varılabilir (E.Ü. [GK], § 70).
b. İlkelerin Uygulanması
39. Başvurucu; e-posta hesabının incelenmesinin özelhayat alanına ve haberleşme hürriyetine haksız bir müdahale oluşturmasınarağmen açtığı işe iade davasında bu yönde bir tespit yapılmadığını,yazışmalarının işveren tarafından alenileştirildiğini, mahkemelerce verilenkararlar nedeniyle söz konusu müdahalelerin meşru hâle getirildiğini iddiaetmiştir. Bu kapsamdaki iddiaların, yukarıda belirtilen esaslar gözetilerekdeğerlendirilmesi gerekmektedir.
40. Öncelikle işverenin işçinin kullanımına sunulaniletişim araçlarını denetlemesi ve çalışanın kişisel verilerinin işlemesineilişkin olarak 4857 sayılı Kanun'da özel bir düzenleme olmadığı görülmüştür.Ancak Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerinde yer bulan özel hayata saygı hakkı kapsamındakişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve haberleşme hürriyetine ilişkingüvenceler ile 6698 sayılı Kanun ve hukuk sistemimizde mevcut olan geneldüzenlemelerin iş hukuku uyuşmazlıklarında uygulanması yönünde bir engelolmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda yasal altyapı oluşturmak bağlamında pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmiş olduğu söylenebilir (E.Ü. [GK], § 69).
41. Başvuru konusu olayda başvurucu, çok sayıda çalışanıistihdam eden bir avukatlık ortaklığı bünyesinde avukat ve ekip yöneticisiolarak görev yapmaktadır. İşveren işyerinde yaşanan sorunlar ile ilgiliyürütülen disiplin soruşturması kapsamında somut delil elde etmek amacıylaişlerin yürütülmesini kolaylaştırmak üzere oluşturulan ve çalışanın kullanımınasunulan kurumsal e-posta hesaplarının incelendiğini belirtmiştir. Başvurucuadına tanımlanmış kurumsal e-posta hesabının mevcut olduğu ve başvurucunun kullanımınasunulan bu e-posta hesabının işveren tarafından incelendiği hususlarındabaşvuran ile işveren arasında bir ihtilaf olmadığı görülmüştür. Çok sayıdaçalışanı olduğu ve kurumsal olarak avukatlık hizmeti verdiği anlaşılanişverenin çalışanlarına kurumsal e-posta hesabı oluşturmak suretiyle kişiselverileri işlemesinin ve iletişim akışını denetim altında tutmasının işlerinetkin bir şekilde yürütülmesini sağlama amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.Bu durumda kurumsal e-posta hesabının iletişim akışına ve içeriğine erişilecekşekilde kullanıma sunulmasının somut olayda işyerinin yönetimi bakımından meşrubir menfaat teşkil ettiği, ayrıca hedeflenen amacı sağlamaya elverişli biryöntem olduğu söylenebilir (aynı yönde değerlendirmeler için bkz. E.Ü.[GK], § 73).
42. Öte yandan e-posta hesabı üzerinden yapılaniletişimin denetlenebileceğine ve iletişim araçlarının kullanım koşullarınailişkin olarak önceden tam ve açık bir bilgilendirme yapılmadığı hâllerde temelhak ve özgürlüklerinin işyerinde de korunacağı yönündeki haklı beklentiyleçalışan kişinin kurumsal e-posta üzerinden kişisel yazışmalar yapabileceğininişveren tarafından da öngörülebilecek bir durum olduğu vurgulanmalıdır. Buradanhareketle çalışana açık bir bilgilendirmenin yapılmadığı hâllerde hak veözgürlüklerine bir müdahalede bulunulmayacağı hususunda çalışanların makul birbeklenti içinde olacaklarının kabul edilmesi, temel hak ve özgürlüklerinsağladığı güvencelerden yararlandırılması gerektiği söylenebilir (E.Ü.[GK], § 75).
43. Somut olayda E.Ü. ile başvurucu arasında geçen vebaşvurucu ya da E.Ü. tarafından alenileştirilmediği anlaşılan kişiselyazışmaların iş sözleşmesinin feshine dayanak oluşturduğu, İstanbul 8. İşMahkemesinde yürütülen işe iade davasında da davanın reddine ilişkin kararıngerekçeleri arasında sayıldığı görülmüştür. Ancak başvurucunun iş sözleşmesindeişverenin kurumsal e-postayı inceleme yetkisi ile kapsamını gösteren birdüzenleme olmadığı sabittir. Bu durumla birlikte yargılama sürecinde işvereninkurumsal e-postayı inceleme yetkisi ile kapsamını gösteren bir bildiriminbaşvurucuya yapıldığına ilişkin bilgi ve belge sunmadığı hususu dadeğerlendirildiğinde; işveren tarafından kurumsal e-posta hesabı üzerindenyapılan iletişimin izlenebileceği ve denetlenebileceği yönünde açık birbilgilendirme yapılmadığı değerlendirilmektedir. Öte yandan e-posta iletişimiçerikleri gerekçe gösterilerek başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Ancakişveren davalı taraf olarak yargılama sürecinde kişisel verilerinişlenmesinin hukuki dayanağı ve işlemenin amaçları, işlenecek verilerinkapsamı, verilerin saklanacağı süre, veri sahibinin hakları, işlemeninsonuçları ve verilerin muhtemel yararlanıcılarını gösterir birbilgilendirme yapıldığını ortaya koyamamıştır. Bu bağlamda yargılama sürecindefeshin temel sebebini oluşturan e-posta iletişimine yönelik olarak böyle birbilgilendirmenin yapılıp yapılmadığı derece mahkemelerince tartışılmamış,başvurucunun kendisi alenileştirmediği hâlde onun rızası alınmadan ve öncedenbir bilgilendirme yapılmadan e-posta içeriklerine erişildiği yönündeki esaslıiddialarının karşılanmadığı anlaşılmıştır.
44. Ayrıca başvurucunun çalışma ekibindeki diğer üyelerindisiplin soruşturmasına dayanak oluşturan şikâyet dilekçelerinde yakındıklarıhususlar gözetildiğinde (bkz. § 7) başvurucunun e-posta iletişiminin içeriğineerişilmesini zorunlu kılan bir durumun mevcut olduğunun işveren tarafındanaçıklanmadığı, fesih bildiriminde ise "iddiaların araştırılması ve ekipüyeleri arasındaki ilişkilerin anlaşılabilmesi" amaçlarınınbelirtilmesiyle yetinildiği görülmüştür. Ancak aynı amaca ulaşılabilmesibakımından tarafların şikâyet ve savunmalarının analizi, tanıklarındinlenilmesi, işyeri kayıtları ile yürütülen projelerin süreç ve sonuçlarınınincelenmesi gibi araçlar da mevcut olduğu hâlde niçin e-posta içeriklerininincelenmesinin zorunlu ve gerekli görüldüğü işveren tarafından açık bir şekildeortaya konulamadığı gibi derece mahkemeleri tarafından da somut olay bu yönüyletartışılmamıştır.
45. Öte yandan somut olayda işverenin yaptığı müdahaleninkapsamının tartışılması gerekir. Bu bağlamda yargılama kapsamında işverentarafından sunulan başvurucunun yazışmaları ve yargılama süreci bir bütünhâlinde değerlendirildiğinde işverenin yazışma içeriklerine E.Ü.nün ve başvurucununrızası hilafına erişim sağladığı, E.Ü. ile başvurucu arasında geçen yazışmalardışında üçüncü kişilerle olan yazışmaların da incelendiği, ayrıca incelemeyedayanak gösterilen iddialarla sınırlı bir denetim yapılmayarak konu ile ilgiliolup olmadığı belirsiz içeriklere de erişildiği ve bu içeriklerin de iş akdininfeshine dayanak yapıldığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun kişisel verisikapsamında olan e-postaları ile ilgili olarak trafik bilgisi ile yetinilmediğigibi içeriklerine de kapsamı belirsiz olacak şekilde erişildiği ve bunlarınkullanıldığı anlaşılmıştır (Aynı yönde değerlendirmeler için bkz. E.Ü.[GK], §§ 76-79).
46. Açıklanan gerekçelerle özel hukuk iş ilişkilerindendoğan uyuşmazlığı karara bağlayan derece mahkemeleri tarafından yukarıdabelirtilen anayasal güvenceleri gözeten özenli bir yargılama yapılarak pozitifyükümlülüklerin yerine getirilmediği anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkıile Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetininihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
47. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
48. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş; 10.000TL manevi tazminat ve zararların giderilmesi talebinde bulunmuştur.
49. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
50. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığındansöz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, §§ 55, 57).
51. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukukikurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılamasonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunuöngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlıolarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanınyenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılamasebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
52. İncelenen başvuruda kişisel verilerin korunmasınıisteme hakkı ve haberleşme hürriyetiyle ilgili anayasal güvenceleri gözeten biryargılama yapılmaması nedeniyle anılan hak ve özgürlüğün ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
53. Bu durumda kişisel verilerin korunmasını isteme hakkıile haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yenidenyargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılamakararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenlerigideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesindenibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
54. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütünsonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kişisel verilerin korunmasını istemehakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 8.000 TLmanevi tazminat ödenmesine, tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine kararverilmesi gerekir.
55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimlikbilgilerinin gizli tutulmasına ilişkin talebinin KABULÜNE,
B. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ilehaberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınankişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve Anayasa'nın 22. maddesindegüvence altına alınan haberleşme hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin kişisel verilerin korunmasınıisteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 8. İş Mahkemesine(E.2015/104, K.2015/565) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 8.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödemetarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay 9. HukukDairesine GÖNDERİLMESİNE,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.