TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
A.B. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/22702)
Karar Tarihi: 31/10/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 29/1/2020-31023
GENEL KURUL
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
A.B.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğa ilişkinkararların kapalı bir devre içinde faaliyet gösteren ve bağımsız ve tarafsızolmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması ve soruşturma dosyasınaerişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;yetkisi olmayan soruşturma mercileri tarafındanverilen kararlar uyarınca konutta ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özelhayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının; el koyma işlemi nedeniylemülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle de kötümuamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/9/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
7. İkinci Bölüm tarafından 13/6/2019 tarihinde, niteliğiitibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğündenbaşvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
9. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri veyargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasındaTürkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel DevletYapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çoksayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.
11. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün, Yüksek Mahkemeüyelerinin de aralarında bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkındaFETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkındagözaltı ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).
12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok karardaFETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabuletmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyizmercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerindeverdiği kararlarda (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'ninsilahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.
13. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerineilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olaraksoruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzeremaddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).
B. Başvurucuya İlişkin Süreç
14. Başvurucu 24/2/2011 tarihinde Yargıtay üyeliğineseçilmiştir. Soruşturma sürecinde ise başvurucunun meslekten çıkarılmasınakarar verilmiştir.
15. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016tarihli yazılı talimatıyla "Türkiyegenelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmeksuçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesiüyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"gerekçesiyle başvurucunun gözaltına alınmasına; konutu, aracı ve işyerindearama yapılmasına karar verilmiştir.
16. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 17/7/2016tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosyaiçindeki belgeleri incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasınakarar verilmesini Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep etmiştir. Hâkimlik17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesi veya belgelerden örnekalınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.
17. Ankara Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucununkonutu ve aracında 18/7/2016 tarihinde, işyerinde 19/7/2016 tarihinde aramayapılmış ve suç delili olabileceği değerlendirilen bazı dijital materyallere(laptop, flash disk, CD ve cep telefonu gibi) elkonulmuş; aynı zamanda başvurucu 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
18. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma sürecinegeçmeden önce başvurucuya, FETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağınıoluşturması nedeniyle hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü bildirmiştir.Başvurucu, ifadesinde; Yargıtay üyesi olarak görev yaptığını, bu nedenlehakkında yürütülecek bir ceza soruşturmasının ancak Yargıtay 1. BaşkanlıkDivanının görevlendireceği bir Ceza Dairesi başkanı tarafından yapılabileceğinibelirtmiştir. Başvurucu ayrıca hakkında iddia edilen suç yönünden suçüstü hâliolmadığından genel hükümlere göre soruşturma yapılamayacağını, ifadesiniyetkili makama vermek istediğini belirtmiş ve isnat edilen suçlamalara ilişkinolarak bir beyanda bulunmamıştır.
19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuyu 20/7/2016tarihinde, tutuklanması istemiyle Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddetkullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayaveya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmaksuç[ların]danmevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza MuhakemesiKanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklamanedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonrakaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edipdelilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsanHakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğukararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletinişleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlarişleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasınakarar verilmesi istenmiştir.
20. Başvurucunun sorgusu Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinde aynıgün yapılmıştır. Savcılığın talep yazısı ve kısıtlama kararı kapsamı dışındakalan bilgi ve belgeler, sorgu işlemi öncesinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuyaokunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı dabelirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı da hazır bulunmuştur. Sorguişlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır.Başvurucu, sorgu sırasındaki ifadesinde özetle soruşturmanın 4/2/1983 tarihlive 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi birörgütün üyesi olmadığını ve suçlamaları kesinlikle kabul etmediğinibelirtmiştir.
21. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği sorgu sonucunda başvurucununsilahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler ...A.B. [Başvurucu]...'un üzerlerine atılı bulunan silahlı terörörgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren şüphelilerin üyesi oldukları yüksek yargı organı tarafından haklarındaalınan karar içerikleri, bir kısım şüpheliler hakkında yapılan açık kaynakaraştırmalarına ilişkin düzenlenen tutanaklar, dosyada mevcut bilgi, belge vearaştırma tutanakları, arama - el koyma ve yakalama tutanakları ile tüm dosyakapsamındaki somut delillere göre soruşturmanın henüz tamamlanmadığı şüphelilerinüzerlerine atılı suçun temadi eder nitelikte suçlardan olduğu, şüphelilerhakkında delillerin henüz toplanamadığı, şüphelilerin kaçma ve delillerikarartma ihtimallerinin mevcut olduğu, açıklanan nedenlerle adli kontroluygulamasının da yetersiz kalacağı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun CMK100/2-11 maddesi hükmündeki suçlardan olması da değerlendirilerek CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS [Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi] 5. maddesindekitutuklama şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbirkapsamında şüphelilerin CMK.nun 101 maddeleriuyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"
22. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Ankara 7. Sulh CezaHâkimliği 2/8/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.
23. Başvurucu, anılan kararı 17/8/2016 tarihinde öğrenmiştir.
24. Başvurucu 9/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
25. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundankamu davası açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezlekedüzenlemiştir. Anılan fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbeteşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğubelirtilerek bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatlarıdoğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adlisoruşturma yapıldığına değinilmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarakbertaraf edilemediğine dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanınagiren suçüstü hâlinin mevcut olduğunu belirtmiştir. Fezlekede, bu durum dikkatealınarak başvurucu hakkında genel hükümlere istinaden Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.
26. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/12/2017 tarihliiddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundancezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesisıfatıyla) kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve buörgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilerin yer aldığı iddianamedebaşvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel olarak Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının fezlekesindeki olgulara dayanılmıştır. Bu noktada iddianamede,birtakım şüpheli ve tanıkların başvurucunun bu yapı içinde olduğu yönündekibeyanlarına ve HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda elde edinilen verilereyer verilmiştir. İddianamede yer verilen bu deliller özetle şöyledir:
i. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan M.G. beyanında; başvurucuile birlikte Ordu'nun Akkuş ilçesinde görev yaptıklarını, başvurucununkonuşmalarından FETÖ/PDY'ye mensup olduğunun açıkçaanlaşıldığını, o ilçede örgütle irtibatlarının Z.K. tarafından sağlandığınıbelirtmiştir.
ii. Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan İ.D. beyanında;başvurucunun hemşehrisi olduğunu, Yargıtay üyesiolduktan sonra bu kişinin FETÖ/PDY tarafından Yargıtay üyesi seçtirildiğiniöğrendiğini belirtmiştir.
iii. Gizli tanık olarak ifadesi alınan "Sinop"beyanında; katıldığı sohbetlerde ve görev yaptığı adliyelerde FETÖ/PDY mensubuolan birçok kişiyi tanıdığını, bunlardan birinin de başvurucu olduğunubelirtmiştir.
iv. Gizli tanık olarak ifadesi alınan "Murat" beyanında;üniversitede hukuk fakültesinde öğrenci iken FETÖ/PDY'yemensup birden fazla kişiyi tanıdığını, bu kişilerden birinin de başvurucuolduğunu, başvurucunun da aralarında olduğu bu kişilerle hep beraber FETÖ/PDYtarafından organize edilen toplantı, piknik, kamplar ve konferanslar gibiçeşitli etkinliklere katıldıklarını belirtmiştir.
v. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda, FETÖ/PDY'nin sivil imamları olduğu belirtilen C.S. ve S.A.yla bazı baz istasyonlarında ortak baz hareketliliğininolduğu tespit edilmiştir.
vi. Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı kurum olduğu belirlenenKimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği'nden seksen yedi kez mesaj almaksuretiyle bu dernekle iletişim kurduğu belirtilmiştir.
27. İddianamede başvurucu hakkındaki soruşturmanın yürütülmesineilişkin olarak "...isnat olunan ...suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardanolduğu, temadinin fiili ve hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçunişlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Buitibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeylesuçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genelhükümlere göre sürdürülmüştür." değerlendirmesine yerverilmiştir.
28. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkinhukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"...
Şüpheli A.B.[Başvurucu]'nin, hukuk fakültesindeöğrenim gördüğü yıllardan başlamak üzere hakim olarak görev yaptığı dönemdedahi terör örgütünün çeşitli isimler altında yaptığı toplantılarına iştirakettiği, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ileörgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtayüyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, örgütün sivilimamlarıyla ortak baz hareketliliği oluşturacak biçimde birarayageldiği, örgüt ile iltisaklı kurumlarda olan Kimse Yok mu isimli dernekten 87kez mesaj almak suretiyle iletişim kurduğu anlaşılmıştır.
Bu şekilde şüphelinin hiyerarşik yapıya dahilolduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri veamacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesiolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
..."
29. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9/1/2018 tarihinde iddianameninkabulüne karar vermiş ve E.2018/9 sayılı dosya üzerinden kovuşturmabaşlamıştır.
30. Yargıtay 9. Dairesi 7/8/2018 tarihli ikinci duruşmada,soruşturma aşamasında başvurucu ile ilgili beyanda bulunan İ.D.yi tanık olarak dinlemiştir. Tanık İ.D.nin duruşmada vermiş olduğu beyanın ilgili kısmışöyledir:
"...
Yargıtaya üye olarak seçildik 2011 yılında A. [Başvurucu] Bey'le biz şeyde 13. Ceza Dairesinde birlikte görevaldık. 13. Ceza Dairesinde birlikte görev yaptığımız sırada cemaat o zamankendi mensuplarını sohbet grubu olarak daire bazında görevlendirmişti ben A.[Başvurucu] Bey'i de öyle hatırlıyorum yani bizim dairedegörevli arkadaşlar A.B. [Başvurucu],Z.D., M.M.F., 13. Ceza da görevli H.B. bir kişi daha vardı şuan isminihatırlayamadım. A.K. aynı grupta belli bir süre görev aldık. Yani bellisohbetlere katıldığımızı hatırlıyorum.
...
himmet parası şöyle herkesin her an verdiğini göremezsiniz grup sorumlularıtopluyordu grup sorumlularına arkadaşlar veriyorlardı ama durumu ne zamanmüsaitse o zaman veriyor herkes yani birebir bazen sohbetler ediliyordu.
...
Takip ediliyor ama diyelim sohbete geldi oarkadaş o anda arkadaş mesela para getirmemişse daha sonra veriyordu yaniherkesin birebir aidat verdiğini görmeniz mümkün değil bazen görürsünüz bazengöremezsiniz yani A. [Başvurucu] Bey'i ben bizzat aidat verdiğini şuandahatırlamıyorum ama sohbete gelenler genelde aidat verirler..."
31. Yapılan yargılama sonucunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi,21/5/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birliktetutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin başvurucuhakkındaki tanık beyanlarına ilişkin kısmı şöyledir:
"...Tanıklardan B.E.ninaçık beyanı ile FETÖ/PDY yandaşı olan grup tarafından sanığın ön planaçıkarıldığı ve o grubun seçilmesini istediği bölüm içerisinde yer aldığınıbildirmektedir.
FETÖ/PDY'nin Yargıve Yüksek Yargı içindeki yapılanması örgütün yapısının anlatıldığı bölümiçerisinde ayrıntılı bir şekilde yer almıştır. Örgüt kendi yandaşlarını yüksekyargıya seçtirmek için ağırlık koymuş ve hatta yapılan bu ev toplantısındaörgütün lanse ettiği sayının fazlalığı gündeme geldiği zaman toplantıya araverilmiş bir kısım örgüt yandaşı yetkililer kendi içlerinde konuşmuşlar veörgütün 140 kişinin altında bir kontenjana razı olmadığını bildirmişlerdir. Bubelirleme tanık beyanlarına göre 'bu işin daha önce hocaya sorulduğu' vekoridorda görüşme yapıp dönenler tarafından bu durumun tebliğ edildiğianlaşılmıştır.
Bunun üzerine yine yukarıdaki 2 tanığınanlatımına göre yeniden pazarlık yapılmış ve sayı 108'e kadar indirilmiştir. Bunedenle sanığın FETÖ/PDY örgütü yandaşları tarafından mutlak surette Yargıtay'aseçilmek istenmesi yolundaki veri (kaldı ki seçim bu şekliyle gerçekleşmiştir)örgütün niteliği yapısı, amaçları doğrultusunda sanık aleyhine bir delil olarakkabul edilmiştir.
Tanık M.G. sanığın 2000-2002 yılları arasındaAkkuş'ta hakim olarak görev yaptığı dönemde örgüt toplantılarına katıldığınıbelirtmiş kriminolojik olarak yapılan değerlendirmede tanıklardan C.A.nın 2011 yılında Adana'ya tayin olmasının akibinde örgütün özel yetkili mahkemelerde çalışan hakimsavcıların oryantasyonu için yaptığı toplantıya sanığın da katıldığınıbelirtmesi karşısında sanığın örgüt ile bağını geçenzamanarağmen koparmadığını gösteren önemli bir delil olarak heyetçe takdiredilmiştir.
Sanığın meslek hayatında önemli yer tutanYargıtay üyeliğine seçimi ve daha sonraki Yargıtay mahrem yapılanmasındaki yeriise tanıklar İ.D., B.E. ve M.S. birbirleri ile uyumlu beyanları ile ortayaçıkmıştır.
Şöyleki; tanık İ.D. dosyaya yansıyan beyanlarında 2011 yılı Yargıtay üyeliğiseçiminden önce kendi yazlık evinde yapılan örgütün üye olmasını planladığıhakim savcılarla yapılan örgütsel toplantıya sanığın da katıldığını belirtmiş;devamında ise tanık B.E. sanığın, örgüt mensuplarının M.K.nın evinde yaptığı toplantı da onların isteği veısrarı ile Yargıtay üyesi olarak seçilen kişilerden olduğunu söylemiştir. Bununyanında tanık İ.D.nin sanığın Yargıtay üyesi olduktansonra da örgütün mahrem yapılanmasında yer alıp Yargıtaydaoluşturtuğu örgütsel grup toplantılarına katıldığı,himmet verdiği yönündeki anlatımı ... aleyhe delil olarak değerlendirilmiştir..."
32. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı başvurucutarafından temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyladosya temyiz incelemesi için Yargıtay Ceza Genel Kurulundadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
33. İlgili hukuk için bkz. SalihSönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 31/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
35. Başvurucu; gözaltında altı kişinin kalabileceği birnezarethanede otuz bir kişi ile birlikte kaldığını, bu sürede avukatyardımından yararlandırılmadığını, ters kelepçe takılarak nezarethaneyegötürüldüğünü, daha sonra adliyeye de bu şekilde getirildiğini belirterekişkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
36. Bakanlık görüşünde; başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğubelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahiiddia edilen eylemlerin kötü muamele oluşturmadığı ifade edilmiştir.
37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; evininaranması sonrasında gözaltına alındığını, gözaltına alınmasının akabindeemniyete götürülene kadar kendisine herhangi bir şekilde kelepçe takılmazkennezarethanede ve adliyede ters kelepçe takılmasının açık bir kötü muameleoluşturduğunu, bu işlem sonrasında herhangi bir yola başvurulmasının kötümuameleyi ortadan kaldırmayacağını, kaldı ki olağanüstü hâl döneminde yapılandüzenlemelerle bu tür işlemlere karşı bir sorumsuzluk hâli getirildiğinibelirtmiştir. Başvurucu, bu noktada Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının vermişolduğu kovuşturmaya yer olmadığına dair bir kararı bu açıklamasına dayanakolarak ifade etmiş ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini tekrar ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltısırasında ve devamındaki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağınınihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesigerekir.
39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birhak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
42. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarınailişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileritarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltıkoşullarında tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütünolarak değerlendirildiğinde başvurucunun gözaltına alındığı andan itibaren kamugörevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir.Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de bukapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerininkasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığınıaçıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesincedoğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır.Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamugörevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adlive/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir (benzer yöndekibir değerlendirme için bkz. Mehmet HasanAltan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, § 249).
43. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudakikanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereiletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini,çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
45. Başvurucu, bilgisayarına ve cep telefonuna 5271 sayılıKanun'un 134. maddesine açıkça aykırı bir biçimde el konulduğunu belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
46. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddiasınailişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğubelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahiiddia edilen eylemlerin mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal niteliği taşımadığıifade edilmiştir.
47. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, genel olarakbaşvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü mülkiyet hakkının ihlal edildiğineilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının bu kapsamındaincelenmesi gerekir.
49. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
50. Anayasa Mahkemesi, elkoymatedbirinin hukuka aykırı olmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülentazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yoluolduğunu kabul etmiştir (Nuray Işık,B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 58-69). Somut olayda başvurucunun bu kapsamdakişikâyeti bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcutdeğildir.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Özel Hayata Saygı veKonut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
52. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarlagörevsiz mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerindearama yapıldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı ile konutdokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
53. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin olarak başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğubelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvuru yolları tüketilmiş olsa dahiiddia edilen eylemlerin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelikolarak bir ihlal niteliği taşımadığı ifade edilmiştir.
54. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, genel olarakbaşvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığıhaklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdekiiddialarının bu kapsamında incelenmesi gerekir.
56. Anayasa Mahkemesi HülyaKar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, korumatedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvurudayapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar verenmakamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirmeyapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip olduklarıkabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılanzararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfîuygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönündendaha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler içinbkz. Hülya Kar, §§ 21-46).
57. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturmakapsamında başvurucunun aracında, konutunda ve işyerinde arama yapıldığıgörülmektedir (bkz. § 17). Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayata ve ailehayatına saygı ile konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini iddiaetmektedir. Söz konusu tedbirin bir soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortayaçıkmasını temin etmek amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
58. Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirine yönelik şikâyetlerdekararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu korumatedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesibulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin birhukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlarönünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı tanınmıştır. Bundan başkatedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.
59. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanmatarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğindebaşvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya korumatedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuruformunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, özel hayatasaygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlal bulunmadığından açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
D. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltına AlmanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
61. Başvurucu, suç şüphesi olmaksızın gözaltına alınmasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
62. Bakanlık görüşünde, bu bölümdeki iddialara ilişkin biraçıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
63. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
64. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; HidayetKaraca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
65. Somut olayda, başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukukiolmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılansonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
67. Başvurucu; somut olay bakımından tutuklama nedenlerininbulunmadığını, tutuklamaya neden olabilecek hiçbir maddi olgunun karardagösterilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklamakararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
68. Başvurucu ayrıca soruşturma tarihi itibarıyla Yargıtayüyeliği sıfatının devam ettiğini, bu nedenle hakkındaki soruşturmanın ilgilimevzuatta belirtilen özel soruşturma usulüne uyularak yürütülmesi gerektiğini,ancak hakkında öngörülen özel soruşturma usulüne aykırı davranılarak genelhükümlere göre soruşturma yürütüldüğünü, olayda kendisi yönünden suçüstühâlinin mevcut olmadığını ileri sürmüştür.
69. Bakanlık görüşünde; başvuruya isnat edilen suçun terörörgütü üyeliği olması,bu suçun temadi eden bir suçniteliği taşıması ve temadinin yakalanma anına kadar devam edeceği hususlarıdikkate alındığında başvurucu açısından suçüstü hâlinin mevcut olduğu, ayrıcaisnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren bir suç niteliği taşıdığı, hem 5271sayılı Kanun'un 161. maddesinin 3. fıkrasındaki hem de 2797 sayılıKanun'un46. maddesindeki düzenlemeler dikkate alındığında başvurucu hakkında yürütülensoruşturmanın ulusal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir.
70. Bakanlık görüşünde ayrıca somut olayda başvurucu açısındankuvvetli suç şüphesinin var olduğu ve tutuklama tedbirinin orantılı olduğuifade edilerek başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktanyoksun olduğu belirtilmiştir.
71. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında; genel olarakbaşvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde açıklamalarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
72. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
73. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
74. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
76. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanınolağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,§ 57).
77. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukiolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genelİlkeler
78. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (§§ 99-104) başvurusu hakkında verilen karar.
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
79. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ninmensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüüyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır.
80. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan güvencelereriayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
81. 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,Yargıtay üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleriiddia edilen suçları ile kişisel suçları için soruşturma açılmasının BirinciBaşkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğu, ancak ağır ceza mahkemesiningörevine giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göreyürütüleceği düzenlenmiştir.
82. Aynı Kanun'un 46. maddesinin (2), (3) ve (6) numaralıfıkralarında ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgilisuçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasındaişledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtay üyelerihakkında koruma tedbirlerine ancak -soruşturma ile görevlendirilen başkanıntalebi üzerine- Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile karar verileceği, ağırceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerindesoruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.
83. Buna göre kural olarak Yargıtay üyeleri hakkındagörevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçlarınyanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması YargıtayBirinci Başkanlık Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar bakımındanYargıtay üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma tedbirlerininuygulanmasına karar verme görevi nihayetinde Birinci Başkanlık Kuruluna aittir.
84. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine girenkişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturmagenel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genelyetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir.Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtaydayapılacaktır.
85. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15/7/2016 tarihindeyaşanan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun silahlı terör örgütü üyesiolma suçundan tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 19).
86. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenenfezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine dikkatçekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstühâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göre başvurucu hakkında genel hükümlerdoğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir(bkz.§ 25).
87. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamedeise başvurucuya isnat olunan suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına girenve temadi eden suçlardan olduğuna, temadinin fiilî ve hukuki kesintiye uğradığıtarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiğinin yerleşik yargı kararları ile kabuledildiğine değinilmiş; bu itibarla temadinin kesildiği yakalama tarihinin suçtarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hâli olarak kabul edilmesi gerektiğideğerlendirilerek soruşturmanın genel hükümlere göre sürdürüldüğü ifadeedilmiştir (bkz.§ 27).
88. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklamakararı, fezleke ve iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığındasoruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucuyönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve buitibarla soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.
89. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu (Salih Sönmez, § 51) hususunda kuşkubulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftanisnat konusu suçun kişisel suç olmadığı, bir başka ifadeyle görevden doğan veyagörev sırasında işlenen bir suç olduğu yönünde bir şikâyette debulunulmamıştır. Bir suçun niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu muolduğunun) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürüten adlimercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukuka uygun olupolmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Hukuk kurallarınınyorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlikbulunması, bunun temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâlidışında suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin olanlar da dâhil olmak üzerekanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Mehmet Haberal, B. No:2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler baştaolmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler ileYargıtay 16. Ceza Dairesinin isnat konusu suçun görev suçu olaraknitelendirilemeyeceği yönündeki içtihadı (SalihSönmez, § 55) karşısında söz konusu suçun kişisel suç olaraknitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez (aynıyöndeki değerlendirme için bkz. AlparslanAltan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 123; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,12/4/2018, § 140).
90. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönündensuçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihindeyaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususunadayanılmaktadır.
91. Başvurucu hakkında darbe teşebbüsünün henüz savuşturulmaktaolduğu ve bu girişimin millî güvenlik ve kamu düzeni üzerinde oluşturduğutehlikenin tüm ağırlığıyla devam ettiği bir sırada Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca 16/7/2016 tarihinde gözaltına alma kararı verilmiş; başvurucubu karara istinaden 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve gözaltı sürecininsonunda 20/7/2016 tarihinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.Başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler hakkında Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca gözaltına alma kararı verilirken darbe teşebbüsünün halen devametmekte olduğuna vurgu yapılmış, tutuklama talebinde bulunulurken de silahlı terör örgütü üyeliğinin yanı sıra anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeyeteşebbüs suçuna da değinilmiştir. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğitarafından başvurucu hakkında -olgusal temellere dayalı olarak- darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY'ninyargı örgütlenmesinde yer aldığı değerlendirilerek anılan terör örgütüne üyeolma suçundan tutuklama kararı verildiği anlaşılmaktadır.
92. Öte yandan Yargıtayın yerleşikuygulamasına göre başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Salih Sönmez, §§ 52-55;aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. CezaDairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).
93. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsüsonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görevyapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma, Anayasa'yıihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini veTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmenveya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul 23. Ağır CezaMahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasındaçıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında, anılansuçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların kişiselsuç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararınınkaldırılmasına karar vermiştir ( SalihSönmez, § 52; aynı doğrultudaki kararlar için diğerleri arasındanbkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996,K.2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılıkararları).
94. Dolayısıyla 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün dedevam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınmasınakarar verilen ve bu karar uyarınca 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınıp darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarıncasilahlı terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan20/7/2016 tarihinde tutuklanan başvuru yönünden darbe teşebbüsünden kaynaklanannedenlerle bağlantılı olarak suçüstü hâlinin mevcut olduğuna yönelikdeğerlendirmelerin temelsiz olduğunun kabulü mümkün değildir. Yukarıdadeğinilen ve atıf yapılan Yargıtay kararlarında yer alan silahlı terör örgütübakımından ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki yaklaşım da dikkatealındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunailişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılandeğerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulümümkün görülmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan, § 128; Erdal Tercan, § 145).
95. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Yargıtayüyesi olması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceleruygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Buitibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
96. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
97. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilensuçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz.§ 21).
98. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise isnat edilensuçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine dair delil olarakbaşvurucunun FETÖ/PDY örgütüne mensup olduğu yönündeki tanık beyanlarınadeğinilmiştir (bkz. § 26).
99. İddianamede; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan M.G. ve İ.D.nin tanık olarak verdikleri ifadelerinde ve gizlitanıklar ''Murat'' ve 'Sinop"un beyanlarındabaşvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensupolduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Ayrıca İ.D.nin daha sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılanyargılamada, başvurucunun Yargıtay üyesi olduktan sonra dahi FETÖ/PDY ileirtibatının olduğuna dair birtakım ayrıntılı anlatımlarda bulunduğuanlaşılmıştır. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetlibelirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda; FETÖ/PDYüyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görevyapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmayamensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesinidoğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75).
100. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığınıdoğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.
101. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suçşüphesinin bulunması ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşrubir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmedetutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardıedilmemelidir.
102. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olaylarıntoplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arzettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelindebinlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki onbinlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıraçoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkındadoğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'yemensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkatealındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekildetoplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi içintutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78; Alparslan Altan, § 140).
103. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüylebağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftanFETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum vekuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgiliolarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurtdışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§79). Ayrıca Yargıtay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- delillerüzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.
104. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup (SalihSönmez, § 44) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülencezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; DevranDuran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanungereği tutuklama nedeni varsayılabilensuçlar arasındadır (Salih Sönmez,§ 33; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,16/11/2017, § 148).
105. Somut olayda Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karatılması ihtimalininbulunmasına, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacak olmasına ve isnatedilen suça göre tutuklamanın orantılı bir tedbir olmasına dayanıldığıgörülmektedir (bkz. § 21).
106. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 6. SulhCeza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelik tutuklamanedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan,§ 144; Erdal Tercan;§ 162).
107. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
108. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbeteşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumdaörgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelindehareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğerceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
109. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulmasısürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığındasoruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarakgerekli olmadığı sonucunavarılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
110. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağısonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
111. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
112. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
113. Başvurucu; sorgu aşamasında kendisine isnat edilensuçlamalara ait delillerin gösterilmediğini, soruşturma dosyasında gizlilikkararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini belirterekadil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri ile savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
114. Bakanlık görüşünde; soruşturma dosyasına getirilenkısıtlamanın somut olayın koşullarında orantılı olduğu, kaldı ki kamu davasıaçıldıktan sonra başvurucunun tüm bilgi ve belgelere erişeceği ifade edilerekbaşvurucunun bu başlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğubelirtilmiştir.
115. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarakbaşvuru formundaki iddialarının tekrarı niteliğinde beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
116. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizincifıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
117. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
118. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararınınverildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenlekısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanınAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespitedilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindekiölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genelİlkeler
119. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) (§§ 169-174) başvurusu hakkında verilen karar.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
120. Başvuru formunda, soruşturma dosyasını incelemeye izinverilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararınsavcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin biraçıklamada bulunulmamıştır.
121. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte Yargıtay 9. Ceza Dairesince iddianamenin kabul edildiği 9/1/2018tarihi (bkz. § 29) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.
122. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamanınbaşvurucunun FETÖ/PDY üyesi olması ve bu örgütün yargı ayağının içinde yeralması hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamaların içeriğininAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasındabaşvurucuya açıklandığı görülmektedir (bkz. § 18).
123. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 20/7/2016tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnatedilen suçlamalara ilişkin açıklamalara ayrıntılı şekilde yer verildiğigörülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgilere yerverilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerdebulunulmuştur (bkz. § 19). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 6.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağındabaşvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucununsorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğugörülmektedir (bkz. § 20). Ayrıcabaşvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılıbir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temelteşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasındaerişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
124. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma veitirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturmaaşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucununtutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümküngörülmemiştir.
125. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izinverilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığıiddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
126. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyleyapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizincifıkrası) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
4. Tutuklamaya Karşıİtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
127. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddikararını veren sulh ceza hâkimliklerinin kapalı bir sistem içinde faaliyetgösterdiklerini, sosyal ve siyasal baskılar nedeniyle bu hâkimliklerinbağımsız, tarafsız ve etkili bir başvuru mercii olmadığını, bu nedenletutukluluk işlemi bakımından etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
128. Bakanlık görüşünde; sulh ceza hâkimliklerinin diğer tümmahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerinbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yaptıkları, buhâkimliklerin yapılanması ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucunaulaşılmasını gerektiren bir unsurun bulunmadığı ifade edilerek başvurucunun bubaşlık altındaki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
129. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında öncekibeyanlarını tekrar etmiştir.
b. Değerlendirme
130. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkimgüvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları vetutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyettenyoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâlegetirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh cezahâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).
131. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
132. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkinolarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gözaltının hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
5. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarakkullanılamamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA31/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.