TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABBAS EMRE BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5005)
Karar Tarihi: 6/1/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 11/3/2016-29650
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Abbas EMRE
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; 17/7/2004 tarihlive 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların KarşılanmasıHakkında Kanun kapsamında yapılan talep neticesinde hükmedilen tazminatmiktarının zararları karşılamaması, manevi tazminat isteminin reddedilmesi,işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma; malvarlığından barışçıl şekilde yararlanma hakkından yoksun bırakılması sebebiylede mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 9/4/2014 tarihinde İstanbul20. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca 19/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından18/2/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemeninbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin birörneği 18/2/2015 tarihinde bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesininönceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüşsunulmayacağı belirtilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, 1994 yılındaailesiyle birlikte yaşadığı Ovacık ilçesinin, Bilgeç(Emirgan mezrası) köyünde ikamet etmekte iken terör örgütüne yönelik yoğunlaşanoperasyonlardan dolayı köy ve mezraların boşaltıldığını, bu nedenle köyünü terketmeye mecbur bırakıldığını, mal varlığına ulaşamadığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 7/10/1994 –16/10/1994 tarihleri arasında köydeki ev ve ahırının terör nedeniyle yanmasınailişkin Ovacık Kaymakamlığına şikâyet dilekçesi verdiğini ancak herhangi birsonuç alamadığını beyan etmiştir.
9. Başvurucu, köye dönüşüneizin verilmesi talebiyle 2001 yılında Ovacık Kaymakamlığına başvurduğunu fakattalebinin reddedildiğini ileri sürmüştür.
10. Başvurucu talebinin reddiüzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuş; AİHM30/3/2006 tarihli Rıza Yıldız vediğerleri/Türkiye kararıyla 17/7/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun’unkabul edilmesiyle yeni bir giderim usulünün öngörüldüğünü, İçyer/Türkiye (B. No: 18888/02, 12/1/2006) kararıyla da terörnedeniyle oluşan zararların karşılanmasında 5233 sayılı Kanun ile getirilenbaşvuru yolunun etkili ve erişilebilir olduğuna karar verildiğini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.
11. Başvurucu 11/4/2006tarihinde, 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanmasıtalebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurduğunubeyan etmiştir.
12. Başvuru kapsamındagerçekleştirilen 31/8/2007 tarihli keşif işleminde 160 m² taş duvarlı ahşap ev,60m² taş duvarlı ahşap ahır, 50 adet küçükbaş ve 15 adet büyükbaş hayvanınbaşvurucuya ait olduğu tespit edilmiştir.
13. 8/9/2009 tarihli ve2009/2241 sayılı Komisyon kararında, başvurucunun terör olaylarının yaşandığıyıllarda köyde yaşadığı, ev ve ahır zararının bulunduğu belirtilerek anılanzararlar kapsamında mal varlığına ulaşamama nedeniyle toplam 14.256 TLödenmesine karar verilmiştir.
14. Başvurucu tarafındankomisyon kararında belirtilen miktarın az olduğu gerekçesi ile sulhname tasarısı kabul edilmeyerek 22/2/2010 tarihliuyuşmazlık tutanağı imzalanmış ve 5233 sayılı Kanun kapsamında hesabı yapılanmiktar tespiti işleminin iptali ile maddi ve manevi tazminat istemli davaaçılmıştır.
15. Malatya İdare Mahkemesinin24/3/2011 tarihli ve E.2010/733, K.2011/807 sayılı kararı ile davanın reddinehükmedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"... Gerekbakılan davanın gerekse Mahkememizde açılmış benzer nitelikteki çok sayıdadavanın incelenmesinden, komisyonların zarar iddialarının araştırılmasıkonusunda izlediği yöntem ile zarar miktarının hesaplanmasında esas aldığı ölçüve kriterlerle ilgili olarak aşağıda sıralanan belli başlı hususlar tespitedilmiştir:
1- İnşaat bilirkişilerince binaların maliyetibelirlenirken, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca her yıl yayınlanan Mimarlıkve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık BirimMaliyetleri Hakkında Tebliğ hükümlerinin esas alındığı, buna göre binalarındeğerinin, ev için söz konusu Tebliğ’de II. Sınıf B Grubu olaraksınıflandırılan yapılar için öngörülen m² birim maliyet değeri;ahır-samanlık için ise aynı Tebliğ’deki I. Sınıf B Grubu yapılar için öngörülenm² birim maliyet değeri esasalınarak ve yaşlarına göre belirlenen oranda yıpranma payı düşülerek tespitedildiği, Komisyon tarafından yapılan hesaplamalarda ise, önceleribilirkişilerin kullandığı m²birim maliyet değerleri esas alındığı, ancak daha sonraları bu değerlerdüşürülerek köy tipi ev için I. Sınıf B Grubu'ndaki, betonarme ev için II.Sınıf B Grubu'ndaki, ahır-samanlık için ise I. Sınıf A Grubu'ndaki m² birim maliyet değerlerinin esas alındığı görülmekteolup; buna göre, komisyonca, binaların, niteliğine ve yapımında kullanılanmalzemeye göre bir ayrıma tabi tutularak köy tipi ev için I. Sınıf BGrubu'ndaki, betonarme ev için II. Sınıf B Grubu'ndaki, ahır-samanlık için iseI. Sınıf A Grubu'ndaki m² birimmaliyet değerlerinin esas alınmasının daha objektif ve hakkaniyete uygundüştüğü sonucuna ulaşılarak bina zararlarının belirlenmesinde esas alınabilecekbir kriter olduğu görülmektedir.
…
4- Komisyonun, başvuru sahiplerinin uğradığı gerçek zararıbelirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun göç ettiği esnadaki malvarlığınınhangi kalemlerden oluştuğunu ve miktarını net olarak saptaması gerekmektedir.Oysa, bakılan uyuşmazlıklarda Komisyon tarafından, çoğu zaman gerek araştırmaheyetinin yaptığı tespitler, gerekse başvuru sahibininsunduğu tapu senedi, emlak beyanı gibi kanıtlayıcı bilgi belgeler dikkatealınmadan ve/veya bu veriler arasındaki çelişkiler giderilmeden doğrudan,hiçbir hukuki dayanağı olmayan zarar kalem ve miktarlarının esas alınarakhesaplama yapıldığı görülmektedir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzerearaştırma heyetlerinin yaptığı tespitler, resmi ve itibar edilebilir nitelikteolup, komisyonların bu tespitleri doğrudan esas alması gerektiği yönündezorlayıcı yasal bir hüküm olmamakla birlikte komisyonların mahallinde yapılmasıgereken araştırma ve incelemeleri bizzat yapmak yerine bu heyetler vasıtasıylayaptığı durumlarda ya söz konusu tespitleri esas alması ya da tespitlerin sıhhatından kuşku duyuluyor ise yeniden keşif yapmak veyaaraştırmayı derinleştirerek aksinin ortaya konulması gerekmektedir.
...
6- Başvurucuların malvarlıklarına ulaşamadıkları süreninbelirlenmesinde öncelikle aynı yerleşim yerinde ikamet eden kişilerin farklıtarihlerde göç etmiş olabilecekleri gerçeği karşısında sürenin başlangıcıolarak köyün tamamen boşaldığı tarihin esas alınması gerektiği, bu tarih ileilgili resmi makamlarca yapılmış bir tespit varsa öncelikle bunun, şayet köyüntamamen boşaldığı tarih ile ilgili somut resmi bir tespit yok ise bu takdirdebölgede göçlerin yoğun olarak yaşandığı 1994 yılı sonbaharının esas alınmasıgerektiği; malvarlığına ulaşamama durumunun son bulduğu tarih ile ilgili olarakise, aynı şekilde öncelikle bu konuda da resmi makamlarca (valilik,kaymakamlık, araştırma heyeti v.b.) tespit edilmişbir tarihin olup olmadığına bakılmalı, şayet bu yönde resmi tespit yok ise budurumda olağanüstü hal uygulamasının kaldırıldığı tarihin esas alınmasıgerektiği sonucuna varılmıştır.
Dava konusu uyuşmazlığın yukarıda sıralanan genel saptamalarışığında değerlendirilmesi neticesinde; 160 m² ev ile 60 m² ahır için teklif edilen tutarın yukarıda açıklananhesaplama kriterlerine uygun ve yerinde olduğu, davacının uğradığını iddia ettiğihayvan zararının ise soyut ve afaki olması nedeniyle tazmin edilmemesininyerinde olduğu görülmektedir.
Buna göre; komisyon tarafından 5233 sayılı Yasa kapsamındadavacının zararının karşılandığı anlaşıldığından, buna ilişkin dava konusukomisyon kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Manevi tazminat istemine gelince; 5233 sayılı Yasa'nın 1, 2ve 7. madde hükümlerinin bir arada değerlendirilmesinden, söz konusu Yasa'nın,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylekişilerin uğradıkları maddi zararların sulhenkarşılanmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek amacıyla çıkarıldığı, Yasakapsamında sadece maddi zararların karşılanmasının düzenlendiği, manevi zararıntazminine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği dikkate alındığında,davacının talep ettiği manevi zararın bu Yasa kapsamında karşılanmasına imkanbulunma(maktadır)..."
16. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/12/2012 tarihli ve E.2011/16775,K.2012/13904 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
17. Karar düzeltme istemi, aynıDairenin 26/9/2013 tarihli ve E.2013/10636, K.2013/6489 sayılı ilamı ilereddedilmiştir.
18. Ret kararı 10/3/2014tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 9/4/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 12.ve 13. maddeleri, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin(5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.
20. 5233 sayılı Kanun’un 8.maddesi şöyledir:
“7 nci maddede belirtilen zararlar,zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler gözönünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarargörenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafındandoğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.
Taşınmaza ilişkinzarar tespitinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11inci maddesinde belirtilen kıymet takdiri esasları kıyasen uygulanır.”
21. 5233 sayılı Kanun’un 12.maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
“Sulh yoluylaçözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
22. Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in 16. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“15 inci maddedebelirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdekibilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar göreninaldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önündebulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygunbiçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
23. Aynı Yönetmelik’in 17.maddesi şöyledir:
“(Değişik: 22/8/2005– 2005/9329 K.) Başvuru sahibi, başvuru dilekçesi ile birlikte olayın meydana geliştarzını açıklayan ve zararın tespit ve ölçümünde dikkate alınabilecek her türlübilgi ve belgeyi Komisyona sunar.
Ayrıca; Komisyon,gerekli gördüğü takdirde zararın tespit ve ölçümünde dikkate alınabilecek hertürlü bilgi ve belgeyi adli, idari ve askeri mercilerden ister.”
24. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, DanıştayOnuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K. 2009/1227sayılı kararı (Sabri Çetin, B.No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 15-27).
25. Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı ilamı şöyledir:
“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılanmaddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamasınedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlıbulunduğu; başka bir ifadeyle köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan birköye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarınakavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olanasgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka biranlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği detabiidir.
Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,davacının terör olayları sonucu terk ettiği Y. Köyü'nde bulunan malvarlığınaulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köyedönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazminiolanaklı bulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1yıllık süre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusuişlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 6/1/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 9/4/2014 tarihli ve 2014/5005numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu; 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı talebin kabul edilmekle birlikte zarar miktarının eksikhesaplandığını, Komisyon kararı aleyhine açtığı davanın reddedildiğini,dosyadaki zarar tespitine ilişkin keşif tutanağı, mera ve ormanların köyünortak malı olduğunu kabul eden AİHM içtihatları dikkate alınmaksızın idaretarafından sunulan belgeler ve tek yanlı olarak realiteden uzak şekildehazırlanan miktar tabloları dikkate alınarak verilen kararın adil olmadığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu1994-2003 yılları arasında mülkiyet hakkından barışçıl bir şekilde yararlanmahakkından mahrum kaldığını fakat sürenin hesabında tespitin iki yıl eksikolarak 1994-2001 yılları arasındaki dönem esas alınarak yapıldığını, DereceMahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle manevi zararının tazminedilmediğini, mülkiyet hakkına yönelik tüm bu müdahaleler hukuki kabul edilsedahi müdahalenin orantılı olmadığını, yargılama mercilerince maddi olgularınhatalı yorumlanması nedeniyle maddi tazminat isteminin kısmen, manevi tazminatisteminin ise bütünüyle reddedilmesinin açıkça yanlış ve keyfî olduğunu,kararların denetlenmesi aşamasında yeterli gerekçeye yer verilmediğini, ayrıcayaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlananmülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; ihlalintespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
28. Başvurucu, Mahkemece terör nedeniyle uğradığı manevizararlarının tazminine ilişkin talebinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiylereddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından talebinin dikkatealınmadığını, 2577 sayılı Kanun’a ve tazminat hukukunun genel prensiplerineaykırı karar verildiğini, tam yargı davası bağlamında manevi tazminat istemininkarşılanmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde başvurucunun iddialarının özünün, İlk Derece Mahkemesince eksikve hatalı değerlendirme yapılmasına ve 2577 sayılı Kanun kapsamında incelemeyapılmamasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeplebaşvurucunun anılan iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerdenbiri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucunundiğer iddiaları ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında ileri sürdüğü giderim talebinin değerlendirilmesine ilişkin idari veyargısal süreçlerin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
30. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılamaaşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde Komisyon veyargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın kararabağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarınaatfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altındagerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanmahakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
32. Somut başvuru açısındanbaşvurucu tarafından 11/4/2006 tarihinde komisyona yapılan müracaat sonrasında,5233 sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca keşif ve bilirkişi incelemelerinide içeren bir kısım işlemlerin yapılması sonrasında 8/9/2009 tarihindebaşvurucunun talebinin reddedildiği, belirtilen ret kararı aleyhine 26/4/2010 tarihindebaşlatılan yargılama sürecinin ise Danıştay OnbeşinciDairesinin karar düzeltme talebinin reddine karar verdiği 26/9/2013 tarihiitibarıyla tamamlandığı, makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkatealınması gereken toplam sürenin yedi yıl beş aylık bir zaman dilimi olduğuanlaşılmaktadır.
33. Başvuruya konu talebinkarara bağlanması hususunda geçen yedi yıl beş aylık süreçte uyuşmazlığınkarara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılamaorganlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilmemiştir.
34. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığınıileri sürdüğü yargılamanın uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlalsaptanmadığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Bir Kısım MaddiZararların Tazmin Edilmemesi ve Mülke Erişememe Süresinin Eksik HesaplanmasıNedenleriyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucu; olay mahallindedüzenlenen keşif tutanağında hayvancılık yaptığının ve hayvan varlığımiktarının sabit olmasına rağmen hayvancılık zararlarının Tazminat Komisyonuncave Mahkemece dikkate alınmamasının keyfî, adalete açıkça aykırı bir durumoluşturduğunu ayrıca mülkiyetine erişimin engellenmesine ilişkin sürenin idaretarafından yedi yıl olarak hesaplandığını, Mahkemece olağanüstü hâlinkaldırıldığı tarihin 2001 yılı olarak kabul edildiğini oysa olağanüstü hâlin kalktığıtarihin 2003 yılı olduğunu, keyfî şekilde tazminat hesabında sürenin iki yıleksik hesaplandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmişise de anılan iddiaların yargılama sürecine ve yargılamanın sonucu itibarıylaadil olup olmamasına ilişkin olduğu kabul edilerek iddialar, adil yargılanmahakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
36. Anayasa'nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49.maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerdekanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı,6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkçadayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 24).
37. Anılankurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).
38. Başvurucu, maddi vakıa vedelillerin hatalı takdiri neticesinde zararının eksik hesaplandığını vedavasının reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemelerince delillerintakdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunubelirtmektedir. Buna göre başvurucunun iddialarının özü, Derece Mahkemesincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.
39. Başvuru konusu Malatya İdareMahkemesi kararında, tarafların iddia ve savunmaları ile dosyaya sunduklarıdeliller değerlendirilerek oluşan zararları için başvurucuya Komisyontarafından 14.256 TL ödenmesine karar verildiği de dikkate alınarak ilgilihukuk kuralları yorumlanmak suretiyle başvurucunun hayvan zararlarına ilişkintalebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciincede incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmış, karar düzeltmetalebi ise reddedilmiştir. Başvurucu her ne kadar hayvancılıkla uğraştığını,hayvan varlığının bulunduğunu ve bu varlığa ilişkin miktarın keşif tutanağı ilesabit olduğunu, buna rağmen hayvancılık zararlarının tazmin edilmediğini beyanetmiş ise de hayvanlarının terör nedeniyle telef olduğuna dair bir iddiadabulunmadığı gibi bu konu hakkında herhangi bir bilgi ya da belge sunmamıştır.Başvurucu sadece hayvan miktarlarına değinerek bu zararın giderilmediğindenşikâyet etmektedir. Hayvanlarının telef olduğu hakkında iddia da bulunmadansalt hayvan miktarları üzerinden tazmin talep eden başvurucunun iddialarının,Derece Mahkemelerince değerlendirilmesi hususunda açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna varılmıştır.
40. Başvurucu zarar yılınıneksik hesaplandığına yönelik iddiasını mülkiyet hakkına dayanarak ilerisürmüşse de başvurucunun dava, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde de aynışekilde ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve mahkemelerindelilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının mahkemelertarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan mahkemekararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun ilerisürdüğü iddiaların ve delillerin Derece Mahkemeleri tarafındandeğerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.
41. Nitekim Malatya İdareMahkemesi kararında, Tunceli İl Özel İdaresinin 28/9/2009 tarihli ve 2336sayılı yazısı ekinde yer alan Tunceli ili genelinde terör olayları nedeniyleboşalan yerleşim birimlerini gösteren listelerin incelenmesinden başvurucununikamet ettiği Bilgeç köyünün terör ve terörlemücadele nedeniyle tamamen boşaltılan köylerden olduğu tespit edilmiş, malvarlığına ulaşılamama süresinin hesaplanmasında öncelikle aynı yerleşim yerindeikamet eden kişilerin farklı tarihlerde göç etmiş olabilecekleri gerçeğikarşısında sürenin başlangıcı olarak köyün tamamen boşaldığı tarihin esasalınması gerektiği, mal varlığına ulaşamama durumunun son bulduğu tarih ileilgili olarak ise resmî makamlarca belirtilen tarihin esas alınması gerektiğibelirtilmiştir. Anılan açıklamalar neticesinde de 5233 sayılı Kanun kapsamındabaşvurucunun zararının karşılandığı sonucuna ulaşılmıştır.
42. Mahkemenin bu kararı, ilgilihükmün (5233 sayılı Kanun’un 7. maddesi) yorumu kapsamında mal varlığınaulaşamamadan dolayı tazminata hükmedilmesindeki sürenin hesaplanmasında terörolayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyleuğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması hâlinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihekadar geçen süreçle sınırlı olarak tazmin edilmesi Danıştayınyerleşik içtihatlarına (bkz. § 16) dauygun olup kararda herhangi bir keyfîlik tespitedilmediğinden başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden sözedilemez.
43. Açıklanan nedenlerlebaşvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Birim Fiyat Aralıklarının Değiştirilmesi Sonucu Tazminat Miktarının Az Hesaplanması Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
44. Başvurucu; 2007 yılındaİçişleri Bakanlığının terörden doğan zararların karşılanmasına ilişkinbelirlenen değer aralıklarının değiştirilmesine yönelik yayımladığı genelge iletek taraflı olarak birim fiyat aralıklarının düşürüldüğünü, 2007 yılı öncesindeverilen tazminat miktarlarıyla 2007 sonrası verilen tazminat miktarlarıarasında başvurucular aleyhine indirime gidildiğini, bu durumun günün ekonomikkoşullarına uygun olmadığını belirterek mülkiyet haklarının kısıtlandığınıiddia etmiştir.
45. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasınınincelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz,B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
46. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. ve Sözleşme’yeEk 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde düzenlenmiştir.
47. Anayasa’nın 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
48. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
49. Anayasa’nın 35. maddesikapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böylebir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun,Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin birmenfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesigerekir (Cemile Ünlü, B. No:2013/382, 16/4/2013, § 26).
50. Mülkiyet hakkı kişininşahsında mündemiç olmayıp Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadanistifade edilebilmesi açısından öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır.Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülk edinme talebinideğil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durumhakkın kazanılmış olması veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir (Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931, 26/6/2014,§ 33).
51. AİHM içtihatlarında, nelerinmülkiyet hakkına konu olabileceği hususunda mevzuat hükümlerinden ve derecemahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 §62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 54).
52. Anayasa’nın 35. maddesi ile1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerinkapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi alacak hakları (AYM, E.2000/42,K.2001/361, 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008) veya kesin birşekilde tanımlanmış talep hakları (claims) da girebilir. Bu kapsamdabir alacak hakkı ya da talep; mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari kararyoluyla yeterli derecede icra edilebilir kılınması hâlinde bir “mülk” teşkiledebilir ve mülkiyet hakkı kapsamında korunabilir (Benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. Krstıć/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, §76). Ancak hakkın tam olarak kazanılmamış olduğu bazı hâllerde, özellikleekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlik anlayışı, hakkın ileride mevcutolacağına dair hukuki umudu ifade eden bir kısım meşru beklenti hâllerinin demülkiyet hakkının güvence kapsamına dâhil edilmesi gereğini ortaya koymaktadır.Ancak bu hâllerde, hakkın kazanılacağı yönünde salt bir umudun ötesindekişinin, hakkın mevcudiyeti yönünde meşru bir beklentisi olması gerekir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Maltzan veDiğerleri/Almanya (k.k.) [BD], B. No:71916/01, 71917/01, 10260/02, 2/3/2005, § 74).
53. Bu şekildeki bir beklentiyevücut verebilecek ve talep hâlindeki bir mal varlığı yararının Anayasa’nın 35.maddesi anlamında kıymet oluşturmasını sağlayabilecek unsurlardan biri, butalebi destekleyen yerleşik içtihat gibi bir hukuksal temelin bulunmasıdır.Ancak sırf bir yargı yerine başvurularak dile getirilen talepler yeterli temelsağlamaktan uzaktır. Önemli olan bahsedilen hukuki dayanağın Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında sağlanan güvenceyi aktif hâle getirebilecek yeterlilikteolmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/10/2005, §68; Maurice/Fransa [BD], B. No:11810/03, 6/10/2005, § 66; Özden/Türkiye,B. No: 11841/02, 3/5/2007, § 27).
54. Yukarıda yer verilentespitler uyarınca başvurucu tarafından hakkın mevcudiyeti veya bu yönde meşrubir beklentinin bulunduğu ortaya konulmalıdır.
55. Başvurunun konusu, terörnedeniyle zarar görenlerin 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümleriçeren 2. maddesi gereğince tazminat ödenmesinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından belirlenen Yıllık Yapı YaklaşıkBirim Maliyetine yönelik değerlerin 2007 yılından sonra İçişleri Bakanlığıİller İdaresi Genel Müdürlüğünce yayımlanan yazıyla 5233 sayılı Kanun’unuygulandığı tüm illerde geçerli olmak üzere yeniden belirlenmesiyle oluşantazminat farkının ödenmesine ilişkindir.
56. Mülkiyet hakkını güvencealtına alan Anayasa’nın 35. maddesinin, belirli bir alacağa ilişkin olarakbireylere talep hakkı sağlamadığı açıktır. Ancak bu yöndeki bir talebin, kanunidüzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahip olması hâlinde, Anayasa’nın35. maddesi anlamında mülk oluşturduğu kabul edilebilir. Bir başka ifadeylemülk edinme yönündeki bir beklenti, ancak hukuken belli bir dayanağa sahipolduğu takdirde, belli koşullar altında mülk olarak nitelendirilebilir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Arras veDiğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 76; Klein/Avusturya, B. No. 57028/00, 3/3/2011, §§41-47). Aynı doğrultuda, hukuk sistemi 5233 sayılı Kanun kapsamında bireylerinterör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle maddî zarara uğradıkları takdirde ayni ya da nakdi olarakzararlarının karşılanacağını düzenlemiştir. Somut olayda başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamında maddi zararlarının doğduğu ve tazminata hakkazanabileceği Komisyon ve Mahkemece belirlenmiştir. Dolayısıyla anılanmevzuatın aradığı şartları taşıyan başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesikapsamına giren mülkiyetle ilgili bir menfaatinin doğduğunun kabulügerekmektedir.
57. Komisyontarafından tazminatın belirlenmesinde genel yarar ile bireyin temel haklarıarasında “adil bir denge” gözetilmelidir. Adil dengenin olup olmadığı uğranılanzararın değerine denk düşen makul bir tazminatın varlığıyla belirlenir. Ancakmülkiyet hakkı her durumda bütünsel bir tazminat hakkını güvence altınaalmamaktadır.
58. Anayasa’nın başkamaddelerinde mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yerverilmekle birlikte bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olaraktanımlayan 35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak haktanınmakta; ikinci ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütlerigösterilmektedir. En önemli sınırlama ölçütlerinden biri de kamu yararıdır (Zekiye Şanlı, § 52).
59. Toplum yararı, ortak çıkar,genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla ifade edilen vebireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan kamu yararı amacı35. maddenin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel sınırlandırma sebebidir.Genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de kapsayacak şekilde genişyorumlanmaktadır (AYM, E.1999/46, K.2000/25, 20/9/2000). Kamu yararı kavramı,devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir unsurdur.Objektif bir tanımlamaya elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelindeayrıca değerlendirilmesi asıldır (ZekiyeŞanlı, § 54).
60. Mülkiyet hakkınınAnayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde sınırlandırılması, bu kapsamdaAnayasa’nın bütünü dikkate alınmak suretiyle bu hak için öngörülen ekgüvencelere riayet edilmesi ve kamu yararı dışında amaçlarlasınırlandırılmaması, ayrıca hakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesineriayet edilerek sınırlandırılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkına ilişkinAnayasa Mahkemesi kararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikteuygulanmakta ve bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adildengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, 29/12/1999). Bunoktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamuyararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığı gözönündebulundurulmalıdır (Zekiye Şanlı, § 55).
61. İçişleri Bakanlığı İllerİdaresi Genel Müdürlüğünün birim fiyat aralıklarının değiştirilmesine ilişkin5/3/2007 tarihli, Terörden Doğan Zararların Karşılanması konulu yazısışöyledir:
“Terör ve terörle mücadele esnasında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarara uğrayan vatandaşlarımızın zararlarının karşılanması amacıylaçıkartılan 5233 sayılı Kanun 27/7/2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunkapsamında illerimizde oluşturulan Zarar Tespit Komisyonları çalışmalarınadevam etmektedir. Komisyon başkanları, başvuru sahipleri ya da vekillerinceBakanlığımıza yapılan başvurularda; Komisyon çalışmaları esnasında, özellikletarım ve hayvancılıkla ilgili zararlar ile taşınmazlarla ilgili zararlarıntespitiyle ilgili uygulamalarda aynı il içinde ya da komşu ve birbirine benzerözellikler gösteren illerimizde aynı ürünler için farklı fiyat ve kriterleruygulandığı yönünde bilgiler iletilmiştir.
Bu kapsamdaki uygulama farklılıklarından kaynaklanansorunların giderilmesi ve tüm Komisyonların aralarında standardizasyonunsağlanması amacıyla 23-24 Kasım 2006 ve 12-13 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara’daiki toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantılara başvuru sayıları da göz önündebulundurulmak suretiyle örnekleme usulüyle seçilen 7 ilden Zarar TespitKomisyonlarına başkanlık yapan birer Vali Yardımcısı, ikişer komisyon üyesi(tarım ve bayındırlık sektörü) ile İçişleri Bakanlığı,Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskânBakanlığından temsilciler katılmıştır. Toplantılarda değerlendirilmek üzerebaşvuruların yoğun olduğu 19 ilimizden uygulamaya ilişkin veriler alınmış,bunlar da yapılan çalışmalarda göz önünde bulundurulmuştur. Bunun dışında değertespitleri ile ilgili olan kurum ve kuruluşların görüşleri alınmış ve ayrıcapiyasa araştırmaları yapılmıştır.
Yapılan bütün bu çalışmalar neticesinde, tarım vehayvancılık ile ilgili zararlar ile taşınmazlarla ilgili zararlarınhesaplanmasında kullanılacak değer aralıkları tablolar halinde düzenlenmiştir.
Komisyonlara yapılacak zarar tespitlerinde bu tablolardagösterilen değer aralıklarının göz önünde bulundurulmasının yararlı olacağıdeğerlendirilmektedir.”
62. İçişleri Bakanlığınca konuyailişkin sunulan 10/6/2015 tarihli yazıda değişikliğin amacının, Kanun’un ülkegenelinde aynı şekilde anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamak, gerek farklıillerde gerekse aynı il içinde faaliyet gösteren farklı komisyonlarınzararların tespitinde ve karşılanmasında aynı kıstasları kullanmasını teminetmek ve böylece uygulama birliğini sağlamak, uygulama farklılıklarıneticesinde oluşacak suistimal ve mağduriyetleriengellemek, vatandaşların enflasyon nedeniyle oluşacak kayıplarını önlemekolduğu ifade edilmiştir.
63. Somut başvuru açısındanMalatya İdare Mahkemesi kararında yapılan araştırmalar neticesinde birim fiyattablosunun gerçek zararın tazminine elverişli ve daha objektif nitelikte olduğubu nedenle komisyonca tarım zararlarının belirlenmesinde dikkate alınabileceğibelirtilmiştir.
64. Anılan açıklamalarneticesinde yıllık yapı yaklaşık birim maliyet oranlarına ilişkin değişikliğinyapılmasında kamu yararı olduğu açıktır. Bu çerçevede yukarıda ifade edilenkamu yararı amacına dayanan düzenlemenin; başvurucuyu ağır ve tahammül edilemezbir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetinorantılı olduğu, yapılan değişikliğin başvurucunun taraf olduğu uyuşmazlığaözgü olmadığı, ülkenin geniş bir coğrafyasında söz konusu olan somut ve acilbir sorunu çözmeye yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.
65. Yukarıda açıklanannedenlerle yapılan değişikliğin belirtilen sınırlama ve güvence ölçütlerineaykırı olmadığı anlaşıldığından anılan iddia açısından mülkiyet hakkına yönelikbir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Manevi Tazminat TalebininReddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
66. Başvurucunun manevi tazminat talebinin reddi nedeniyleadil yargılanma hakkının ihlali iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığıve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmadığıanlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
68. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır.”
69. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
70. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
71. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargıorganlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarakda iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeylegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
72. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
73. AİHM’e göre mahkemeler veyargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).
74. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan,B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilkderece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyizbaşvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yöneliksomut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileritarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızınuygulanmaması, gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman, B. No: 2014/2388,4/11/2014, § 37)
75. Somut olayda başvurucu, 5233sayılı Kanun kapsamında kurulan Tunceli Zarar Tespit Komisyonuna başvurudabulunmuştur. Başvurucunun oluşan zararları için toplam 14.256 TL tazminatödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu tazminat miktarının eksik hesaplandığıgerekçesiyle sulhnameyi imzalamayarak İdareMahkemesinde maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır.
76. Malatya İdare Mahkemesi24/3/2011 tarihli kararıyla Komisyonun maddi tazminata ilişkin verdiği miktarınbaşvurucunun zararını karşıladığına, manevi tazminatın ise 5233 sayılı Kanunkapsamında düzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar vermiş; temyiz merciincede bu karar onanmıştır.
77. 5233 sayılı Kanuna dayalımanevi tazminat istemlerinde AİHM, 5233 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddizararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğunu, ancak Kanun’un 12.maddesinin idari yargıda manevi zarar için tazminat talep etme imkânısağladığını ifade etmektedir (İçyer/Türkiye, B. No: 18888/02, 12/1/2006, § 81).
78. 5233 sayılı Kanun’un 1.maddesinin itiraz yoluyla iptal edilmesi amacıyla yapılan başvuruda AnayasaMahkemesi, 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında;
“5233 sayılı Yasa, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylezarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerinegerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasıamacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş iledevlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözümyöntemi getirmiştir. Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukukukurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılıolarak kurala bağlamıştır.
…
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayanve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı dabulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlarında tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.” gerekçesi ile anılan maddenin iptali isteminireddetmiştir.
79. Danıştay İdari DavaDaireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılıilamının konu ile ilgili kısmı şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumlulukalanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluylaödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkinkısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancakmanevi zararların karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgiliolarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etmeolanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerdemanevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesineyer verilmiştir.
Bu durumda, terör olaylarınedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılıYasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlıtazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkinilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabiolarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesininyapılması gerekmektedir.”
80. Bir davada maddi olguları bildirmektarafların, bunları hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir.Taraflarca bildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgularmahkemece tam olarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesive ilgili hukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,§ 51) .
81. 5233 sayılı Kanun, yukarıda anılankararlarda (bkz. §§ 77-79) da belirtildiği üzere maddi zararların özel birgiderim usulü olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasına da engelolmayan bir yasadır. 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde, idareninişlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminattalebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışındaidari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkânsağlamaktadır.
82. Başvurucu, Mahkemenin retgerekçesinin; Anayasa’nın 125. maddesine, 2577 sayılı Kanun’a ve tazminathukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararında dabelirtildiği üzere 5233 sayılı Kanun kapsamında olmasa dahi genel hükümleregöre manevi tazminat talep etmesine bir engel olmadığını belirtmiştir.Başvurucu anılan iddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş ise de kararıngerekçesinden (bkz. § 15) iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmaktaolup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır.
83. Bir mahkeme kararının gerekçesi; o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar ve maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş,hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecekaçıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).
84. Bu durumda, başvurucunun 1994 yılında terörle mücadeledendolayı köyünün boşaltılması neticesinde manevi zarara uğradığından bahisle26/4/2010 tarihinde açtığı tam yargı davasında, ayrı ve açık bir yanıtverilmesini gerektiren uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir iddia olan manevitazminat talebine ilişkin şikâyetlerin sadece 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterli görülmemektedir. Anılan iddianınAİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında da belirtildiği üzere, 2577sayılı Kanun kapsamında usul kurallarına ve esasa yönelik değerlendirilmesiyapılarak, başvurucunun manevi tazminatı hak edip etmediğinin tartışılmasıgerekirken 5233 sayılı Kanun’da manevi zararların karşılanmasına ilişkinherhangi bir düzenlemeye yer verilmediği gerekçesiyle davanın reddine kararverilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
85. Belirtilen nedenlerle başvurucununAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
86. Başvurucu, manevi tazminattalebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirterek25.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
87. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
88. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde gerekçeli kararhakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla6216 sayılı Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
89. Başvurucu, manevi tazminattalebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaederek tazminat talebinde bulunmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği tespit edilmiştir. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverildiği için başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
90. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Bir kısım maddi zararlarıntazmin edilmemesi ve mülke erişememe süresinin eksik hesaplanması nedenleriyleadil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Birim fiyat aralıklarınındeğiştirilmesi sonucu tazminat miktarının az hesaplanması nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiği iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Manevi tazminat talebininreddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin ve sonuçlarınınortadan kaldırması için yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya İdareMahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D.Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E.206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA
6/1/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.