TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABİDİN ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6848)
Karar Tarihi: 8/9/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Abidin ÇELİK
Vekili
:
Av. Ali AYDEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu,murisi tarafından 27/10/1976 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde açılankadastro tespitine itiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğinibelirterek, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 6/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 19/12/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının20/2/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucuvekili 18/3/2014 tarihli dilekçesinde, yargılamanın uzun sürdüğünübelirtmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun murisi ve arkadaşları tarafından DerikAsliye Hukuk Mahkemesinde Maliye Hazinesi aleyhine tapu iptali ve tescil davasıaçılmıştır.
8. Mardin ili Derik ilçesi Bozbayırköyünde bulunan 2, 5, 8, 10, 13, 19, 21, 22, 43, 47 ve 68 parsel numaralıtaşınmazlar, 1976 yılında yapılan kadastro çalışması sonunda kısmen mera vasfıile Bozbayır köyü tüzel kişiliği adına tespitedilmiştir
9. Başvurucunun murisi Sırrı Çelik ve arkadaşları,taşınmazların kendilerine ait olduğu iddiasıyla Maliye Hazinesi ve Bozbayır köyü tüzel kişiliği aleyhine, 27/10/1976 tarihindekadastro tespitine itiraz davası açmışlardır.
10. Derik Asliye Hukuk Mahkemesince de E.1977/64, K.1978/38sayılı kararla dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde kadastro çalışmalarıyapıldığı için dava dosyasının Derik Kadastro Mahkemesine devrine kararverilmiştir.
11. Mahkemece, tüm taşınmazlara yönelik dava dosyalarıbirleştirilerek yargılama yapılmıştır.
12. Mahkeme, 12/4/1985 tarih ve E.1976/625, K.1985/8 sayılıkararla; 2, 5, 8, 13, 19, 21, 22, 43, 47 ve 68 parsel numaralı taşınmazlarınkadastro tespitlerinin iptali ile kısmen davacılar adlarına tapuya tescillerinekarar vermiştir.
13. Temyiz üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24/2/1987tarih ve E.1985/5211, K.1987/2142 sayılı ilamıyla komşu parsellere ilişkin tapukayıtları ve kadastro tutanaklarının dosyaya eklendikten sonra temyizincelemesi yapılmak üzere dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiştir.
14. Mahkemece, dosya yeni esasa kaydedilerek davaya devamedilmiş olup yargılama, Derik Kadastro Mahkemesinin E.1987/25 sayılı davadosyasında devam etmektedir.
B. İlgiliHukuk
15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
16. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Mahallimahkemelerde görülmekte olan davaların devri ve eksik idari işler hakkındayapılacak işlem” kenar başlıklı 27. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ileilgili ve henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında otaşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevisona erer ve davalara ait dosyalar mahkemesine resen devrolunur.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
19. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
20. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek içintutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yenidendinleyebilir.
Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığıveya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleritoplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekleyükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları datespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
21. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma veilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
22. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
23. 3402 sayılı Kanun’un Geçici1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş tapulamamahkemeleri, kadastro mahkemesi adını alır ve açılmış davaları, bu Kanundakihükümlere göre yürütür.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 8/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 6/9/2013 tarih ve 2013/6848 numaralı başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, 1976 yılında yapılan kadastro çalışmalarısonunda Bozbayır köyünde bulunan taşınmazların kısmenmera vasfıyla Bozbayır köyü tüzel kişiliği adınatespit edildiğini, murisi tarafından Maliye Hazinesi ve Bozbayırköyü tüzel kişiliği aleyhine Derik Kadastro Mahkemesinde 27/10/1976 tarihindeaçılan kadastro tespitine itiraz davasının, Mahkemenin E.1987/25 sayılı davadosyasında halen devam ettiğini, taşınmazları 37 yıldan fazla süredirkullanamadığını, yargılamanın uzun sürdüğünü ve makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
26. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
27. Başvurucu, murisi tarafından 27/10/1976 tarihinde DerikKadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında yargılamanınhalen devam ettiğini belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlananmülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği, mülkiyet hakkınınihlali iddiasına ilişkin olarak ise yargılamanın devam ettiği ve başvuruyollarının bu anlamda tüketilmediği bildirilmiştir.
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmüSözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
30. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
31. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, başvurucunun murisi tarafından, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkınailişkin olarak Derik Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itirazdavasında, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
32. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından ayrıca değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
33. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
34. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
35. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
36. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından27/10/1976 tarihidir.
37. Başvuruya konu dava, başvurucunun miras bırakanındanintikalle takip etmekte olduğu bir uyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süredeğerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçılarınyargılamaya katıldıkları an değil, somut olayda muris açısından değerlendirmeyeesas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).
38. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
39. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacaksürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 52).
40. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun, Derik ilçesindeki bir kısım taşınmazların kadastrotespitine itiraz ile başvurucunun murisi ve arkadaşları adlarına tapuya tesciliistemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
41. Başvurucunun murisi ve arkadaşları tarafından 27/10/1976tarihinde Maliye Hazinesi ve Bozbayır köyü tüzelkişiliği aleyhine açılan tespite itiraz davalarında, Bozbayırköyünde bulunan 2, 5, 8, 10, 13, 19, 21, 22, 43, 47 ve 68 parsel numaralıtaşınmazların kadastro tespitlerinin iptali ile davacılar adlarına tapuyatescili talep edilmiştir. Mahkemece, tarafları aynı olan dava dosyalarıbirleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme, dava konusu tümparseller üzerinde ayrı ayrı keşif yapmış ve 12/4/1985 tarihinde, kadastrotespiti sonucu oluşan parsellerin davacılara ait eski tapu kaydının kapsamındakaldığı ve davacıların zilyetliğinde oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne,tespitin iptaline karar vermiştir. Temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesince24/2/1987 tarihinde, eksik hususların ikmali için dosyanın geri çevrilmesinekarar verilmiş, Mahkemece dosya 1987/25 sayılı esasa kaydedilerek yargılamayadevam edilmiştir. Yargılama süresince yaklaşık 3 ay aralıklarla duruşmalaryapıldığı anlaşılmıştır.
42. Yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, dava konusu taşınmazlara komşu olan taşınmazlara ait tutanak vedayanaklarının toplanmadığı, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığıve bu sebeple duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklıgerekçelerle yerine getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiğianlaşılmaktadır.
43. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
44. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece defalarca keşifmasraflarının ikmali, davaya dâhil edilmesi gereken şahısların tespiti vedavaya dâhil edilmeleri için taraflara süreler verildiği, birçok defa keşif arakararlarının müracaat yokluğu, hava şartları, bilirkişi temin edilememesi gibinedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısıda nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahipolduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda verilen bir kısım keşif ara kararlarındandönülerek tekrar taraf teşkili sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.
45. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuyargılamanın gerek taşınmaz sayısı gerekse taraf sayısı bakımından ve keşif vebilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşıkbir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayıhızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilenara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usulhükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzunsürelerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
46. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §47).
47. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayıgeciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasındataraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılamamakamlarının ilgili usuli imkânları kullanmaksuretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,taraflarca muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmeklebirlikte, başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
48. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyleicrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşıkolduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında yaklaşıkotuz sekiz yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
50. Başvurucu ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyletaşınmazdan yararlanamadığı gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden demahrum kaldığını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde yukarıda yer verilen tespitlerışığında, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıcadeğerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
51. Başvurucu, taşınmazlarını uzun süren yargılama boyuncakullanamadığını ve gelirlerinden istifade edemediğini belirterek, maruz kaldığızarar karşılığı 250.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
52. Adalet Bakanlığı, başvurucunun tazminat talebi konusundagörüş bildirmemiştir.
53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
54. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuşolup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
55. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşıkotuz sekiz yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında ve başvurucunun yargılamayı murisinden intikalletakip etmekte olduğu nazara alınarak, takdiren3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
56. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
57. Başvuruya konu yargılamanın yaklaşık otuz sekiz yıldanberi devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğigözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya 3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucununtazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E. Kararın bir ilgili DerikKadastro Mahkemesine gönderilmesine,
8/9/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.