TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ABDULLAH ÖCALAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/409)
Karar Tarihi: 25/6/2014
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
:
Serruh KALELİ
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Zehra Ayla PERKTAŞ
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
Zühtü ARSLAN
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Abdullah ÖCALAN
Vekili
:
Av. Cengiz YÜREKLİ
Av. Mazlum DİNÇ
Av. Rezan SARICA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, basılmakta olankitabı hakkında mahkemece el koyma kararı verilmesi ve bu karara yönelikitirazının reddedilmesi sonucunda Anayasa’nın 25., 26., 90. ve 141.maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 7/1/2013 tarihindeTMK 10. Maddesi ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliği vasıtasıyla yapılmıştır.Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebelirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 22/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün 20/5/2013tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının18/7/2013 tarihli görüş yazısı 29/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,başvurucu, görüşünü süresi içinde 12/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi veBakanlık görüşündeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca (TMK 10. Madde İle Görevli Bölümü) başvurucuya ait “Kürdistan Devrim Manifestosu, Kürt Sorunu veDemokratik Ulus Çözümü (KültürelSoykırım Kıskacında Kürtleri Savunma)” isimli kitapta (bundan sonra“kitap” olarak anılacaktır) PKKterör örgütünün açıklamasının yayınlandığı ve propagandasının yapıldığıiddiasıyla, kitabın yayın koordinatörü, editörü ve kitabı yayına hazırlayankişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.
8. Anılan soruşturma kapsamındaBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 17/09/2012 tarihli yazılı arama emrineistinaden aynı gün SM Matbaasına ait iş yerinde yapılan aramada, kitaba ait3000 adet forma, 7 adet ciltlenmiş kitap, 1 adet kesilmiş kitap ve 20 adetkitap kapağına el konulmuştur. El koyma işlemi, Bakırköy 6. Sulh CezaMahkemesinin 18/09/2012 tarih ve 2012/1737 Müt. sayılı kararı ile onanmıştır.
9. SM Matbaası yetkililerinceverilen ifadede, söz konusu kitaba ait 1.500.000 adet formanın Gün Matbaacılıkisimli firma tarafından iş yerine gönderildiği, bu formaların kitap halinegetirilerek anılan matbaaya gönderildiği, işyerinde el konulan forma vekitapların ise ciltleme işlemlerinden sonra arta kalan ürünler olduğu vemüşteriye teslim edilmek üzere işyerinde muhafaza edildiği beyan edilmiştir.
10. Bunun üzerine Küçükçekmece3. Sulh Ceza Mahkemesinin 17/9/2012 tarih ve 2012/930 sayılı kararıyla GünMatbaacılık’a ait işyerinde arama yapılmasına ve suç delillerine el konulmasınakarar verilmiştir. Burada yapılan aramada, söz konusu kitabın 504 nüshasına elkonulmuştur. Gün Matbaacılık yetkililerince söz konusu kitabın 40.000 adetbasıldığı ve tamamının yayınevi yetkililerine teslim edildiği ifade edilmiştir.
11. Başvuruya konu kitabıyayınlayan Ararat Yayınevi’nin Diyarbakır’da bulunan adresine Emniyet Müdürlüğüyetkilileri tarafından gidilmiş ancak anılan yayınevinin bu adreste bulunmadığıtespit edilmiştir.
12. Soruşturma kapsamındaİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/09/2012 tarih ve 2012/1937 Sor. sayılı yazısı ile kitabın Ağustos 2012 tarihli baskısınıntamamında, PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığı belirtilerek TMK 10.Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinden söz konusu kitabın toplatılmasıve el konulması talebinde bulunulmuştur.
13. TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 2 No.lu Hâkimliği, 21/9/2012 tarih ve 2012/156 sayılı kararıylatalebin kabulüne ve 9/6/2004 tarih ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başvurucuya ait kitaba el konulmasına kararvermiştir.
14. Mahkeme el koyma kararınıngerekçesini; söz konusu kitabın yazarının silahlı terör örgütü kurma ve yönetmesuçundan hükümlü Abdullah Öcalan olmasına, kitabın kapağında Irak, İran ve Türkiyetopraklarında bir bölgenin ayrılarak içinin yazılarla belirginleştirilmesine vekitabın 173., 178., 276., 278., 284., 304., 307., 312., 324., 327., 359., 391.,408., 412. ve devamı sayfalarında silahlı terör örgütü PKK’nın propagandasınınyapılmasına dayandırmıştır.
15. Başvurucunun vekilleritarafından 27/10/2012 tarihinde TMK 10. Maddesi ile Görevli İstanbul 2 No.luHâkimliğe verilen dilekçe ile anılan el koyma kararına karşı itiraz yolunabaşvurulmuş; 5187 sayılı Kanun’un 11. maddesi gereğince basılmış eserleryoluyla işlenen suçların yayım anında oluşacağı ancak ilgili mercilertarafından kitabın dağıtımı beklenmeden bütün kitaplara el konulduğubelirtilmiş, el koyma kararının kaldırılması ve el konulan eserlerin iadesitalep edilmiştir.
16. Başvurucunun itirazı, TMK10. Madde ile Görevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 9/10/2012 tarih ve 2012/173Değişik İş sayılı kararı ile suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinigösteren olguların oluşu, mevcut delil durumu ve el koyma sebeplerinde birdeğişikliğin olmaması nedeni ile “itirazkanun yolu açık olmak üzere” reddedilmiştir. Sözü edilen karar,başvurucu vekillerine 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu vekillerince bukez 8/11/2012 tarihinde, TMK 10. Madde ile Görevli İstanbul 3 No.luHâkimliğinin anılan kararına itiraz edilmiş ve itiraz TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 16/11/2012 tarih ve 2012/271 Değişik İş sayılıkararı ile reddedilmiştir. Sözü edilen karar, başvurucu vekillerine 7/12/2012 tarihindetebliğ edilmiş ve bu suretle başvuru yolları tüketilmiştir.
18. TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararı uyarınca tekstil işyeri olan biradreste arama yapılmıştır. Yapılan aramada, bahsi geçen kitabın 635 adet nüshasınael konulmuştur. İşyerinin müdürü, ifadesinde söz konusu kitaplardan haberiolmadığını ve ne şekilde buraya geldiğini bilmediğini beyan etmiştir. Elkonulan 635 kitabın 632 tanesi imha edilmiştir.
19. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının (TMK 10. madde ile görevli bölümü) 21/01/2013 tarih ve2012/1937 Sor., 2013/8 Karar sayılı yetkisizlik kararıyla kitabın basıldığı SMMatbaasının bu kitabı, merkezi Diyarbakır’da bulunan Ararat Yayıncılık adınabasması nedeniyle dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiştir.
20. Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığı, 18/2/2013 tarihinde, söz konusu kitap ile ilgili soruşturmanınİstanbul’da yapılması gerektiğinden bahisle karşı yetkisizlik kararı vererekdosyayı, yetki uyuşmazlığının çözümü amacıyla Malatya Ağır Ceza Mahkemesinegöndermiştir.
21. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi,27/2/2013 tarihli kararı ile söz konusu kitap ile ilgili soruşturmanınDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesi gerektiğine kararvermiştir.
22. Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığının 19/03/2013 tarih ve 2013/728 Sor. sayılıkararıyla 5187 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca basın yoluyla işlenensuçlarda 6 aylık dava açma süresi öngörülmüş olmasına rağmen bu süre içerisindedava açılamaması nedeniyle kitabın yayın koordinatörü, editörü ve kitabı yayınahazırlayan kişi olan şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmiştir.
23. Söz konusu kitap, içeriğindeyer alan ifadelerin 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun7. maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olduğudeğerlendirmesi nedeniyle 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25. maddesinin ikincifıkrası uyarınca toplatılmıştır.
24. Öte yandan 3713 sayılı Kanunuyarınca yapılacak soruşturmalar için herhangi bir süre şartı daöngörülmemiştir. Fakat ne başvurucu ne de Adalet Bakanlığı söz konusu kitabınyazılması nedeniyle başvurucu hakkında bir soruşturma ya da ceza davasıaçıldığını bildirmemişlerdir.
B. Başvuruya Konu Kitap
25. 2012 yılının Ağustos ayında Ararat Yayıncılık, başvurucu tarafındanyazılmış olan ve “Kürdistan DevrimManifestosu, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü (Kültürel SoykırımKıskacında Kürtleri Savunmak)” başlığını taşıyan bir kitapyayınlamıştır. Kitap, giriş, sonuç, son söz ve ekler hariç yedi bölümden vetoplam 606 sayfadan oluşmakta, referans ve kaynakça içermemektedir.
26. Kitap, başvurucununcezaevine konulmasından sonra yazdığı “DemokratikUygarlık Manifestosu” için hazırladığı beş ciltlik serinin soncildini oluşturmaktadır. Kitapta yer alan bilgilere göre beş ciltlik seribaşvurucunun yeniden yargılanmasının reddedilmesi üzerine Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinde (AİHM) açılan dava için hazırlanmıştır. İçindekiler bölümündelistelenen başlıklara göre yazar şu konuları ele almıştır: Kavramsal vekurumsal çerçeve; Kürt gerçeği; kapitalizm çağındaKürt sorunu ve Kürt hareketi, PKK hareketi ve devrimci halk savaşı; bilimselsosyalizmde bunalım, büyük komplo ve PKK dönüşümü; PKK, KCK ve demokratik ulus;Ortadoğu bunalımı ve demokratik modernite çözümü.
27. TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararında 173., 178., 276., 278., 284.,304., 307., 312., 324., 327., 359., 391., 408., 412. ve devamı sayfalarındaterör örgütü PKK propagandasının yapıldığı belirtilmiş olmakla birlikte busayfalardaki ilgili paragrafların hangileri olduğu belirtilmemiştir. Kitabınbahsi geçen sayfalarında terör örgütü PKK’ya ilişkin olarak şu paragraflar yeralmaktadır:
“Bu süreçte başından itibaren PKK öncülüğünde özellikle 15Ağustos Hamlesi’yle gelişen ve çok zorlu geçen birdireniş süreciyle sadece Kürt gerçeğinin varlık olarak tasfiyesi durdurulmamış,özgürlük yolunda da önemli mesafeler katedilmiştir.Dış hegemonik güçlerin (başta ABD, İngiltere veAlmanya) yoğun desteğiyle (karşılığında ekonomik olarak küresel finanssistemine teslim olma, bölgesel politikalarına tam destek verme, askeri alandaNATO gizli ordusu gladionun Türkiye bölümününbüyüyerek savaşta kullanılmasına onay verme) sürdürülen özel savaşta, bir avuçhain ve işbirlikçi dışında, varlık ve özgürlük savaşındaki Kürtler yalnızbırakılmış ve tecrit edilmiştir…” (sayfa 173)
“…Kürtlük sadece özgürlük hareketi olarak değil, bizatihivarlık (dil yasağında görüldüğü gibi ontolojik varlık olarak da) olarak sonaerdirilmeye çalışılmıştır. Bu eşi görülmemiş kırım hareketine karşı PKKöncülüğünde geliştirilen Özgürlük hareketi, birçok eksikliğine veyanlışlıklarına rağmen, sadece Kürt kültürel varlığını kesinleştirmeklekalmamış, özgürleşen varlık olarak da önemli bir aşamaya taşımıştır. Bu yönlügelişmeler diğer Kürdistan parçalarını da etkisi altına almış; GüneyKürdistan’da ulus devletçi yanı ağır basan bir siyasi oluşuma yol açarken, Doğuve Güneybatı Kürdistan’da halkın büyük uyanışı, Özgürlük hareketine katılımı vedemokratik özerkliklerini geliştirmeleriyle sonuçlanmıştır.” (sayfa178)
“…Grup döneminde kendimize ancak Kürdistan devrimcileridiyebiliyorduk. Kendimize gerçek ad vermeye ancak grup olarak doğduktan beş yılsonra cesaret edebildik. Ankara’nın Çubuk Barajı eteklerinde 1973 Newrozu’nda başlayan, çok heyecanlı, mecnun misali geçenyolculuk 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyündePKK adıyla sonuçlanınca, kendimizi namusunu kurtarmış sayacaktık. Bundan dahabüyük hedef mi olurdu? Ne de olsa modern sınıfın modern örgütü kurulmuştu.” (sayfa276)
“ PKK’nın inşasına giderken marksizminbilimsel sosyalizm çizgisine sadık kalmaya büyük özen gösterdim, gösterdik.Reel sosyalizm olmasaydı belki de PKK türü bir örgüt olmayacaktı. Fakat bugerçeklik PKK’nın doğuş döneminde tam bir reel sosyalist oluşum olduğunukanıtlamaz. Kendisinden büyük ölçüde etkilense de tüm gerçeği reel sosyalizmleizah edilemez… Eğer bugün geriye dönüp PKK’yi yeniden yorumlamaya çalışıyorsak,bunun özne nesne ayrımını mutlaklaştırmayan, kendisini de mutlaklaştırmamayaözen gösteren felsefi dönüşüme borçluyuz… Bu çerçevede PKK’yi yenidenyorumlamak, 1970’lerin başlarında hangi dünya koşullarına ve maddi kültüröğelerine dayandığını, yine aynı dönemdeki hangi temel bilinç, örgüt ve eylemformlarını ve manevi kültürü esas aldığını belirlemek, PKK hareketini doğrutanımlamak kadar günümüzdeki rolünü de daha çok aydınlatacaktır.” (sayfa278)
“PKK’nin oluşumundaki temel sorun ulus devletçi ideolojikonusunda muğlak kalmasıdır. Özellikle Stalin’in ulusal sorun konusundakitezleri bu konuda etkileyici olmuştur. Stalin, ulusal sorunu temelde devletkurma sorunu olarak ele alır. Bu yaklaşımı bütün sosyalist sistemi ve ulusalkurtuluş hareketlerini etkilemiştir. Lenin’in de kabul ettiği bu hakkınulusların kendi kaderini tayin hakkı olarak devlet kurmaya indirgenmesi, tüm kominist ve sosyalist partilerin ideolojik muğlaklığadüşmelerinin temel nedeni olmuştur. PKK’nın çıkışındaki temel iddiası olan Kürtsorununu çözmede esas aldığı model, Stalin’in ortaya koyduğu ve Lenin’in deonayladığı devlet kurma modeliydi…” (sayfa 284)
“PKK nüvesinin Ankara’da atılması sömürgecilik politikasınıntipik bir yansımasıdır. Dünya genelinde sömürge metropol ilişkisi bağlamındaçok sayıda benzer örnek yaşanmıştır. Ankara’dan çıkışın sancılı olduğunubelirtmeye çalıştım…” (sayfa 304)
“…Nitekim PKK’nın çıkış döneminde meşru savunma araçlarıtereddütsüz biçimde kullanılmıştı. PKK bir nevi milis güç olarak kendisiniörgütlemek zorundaydı. Aksi halde bir gün bile ayakta kalamazdı.” (sayfa307)
“…Kürdistan’da tasfiye olan karşıdevrimci unsurlar veguruplar, bunların arkasındaki işbirlikçi sınıf eğilimleri ve kişilikleri PKKsaflarında yeniden dirilip özgür Kürtlükten intikam alıyorlardı…” (sayfa 312)
“PKK’nin öncülük ettiği devrimci halk savaşı deneyiminin enönemli sonuçlarından biri demokratik ulus gerçeğine yol açmasıdır. Aslındademokratik ulus gerçeği PKK’nin ideolojik yapılanmasında açık seçik belirlenipprogramlanmamıştır. İdeolojisine hakim olan uluskavramı ulus devletin reel sosyalist versiyonudur…” (sayfa 324)
“ PKK’nın ideolojik grup aşamasında hakim ve ezilenulus milliyetçiliklerine karşı yürüttüğü mücadele, devrimci halk savaşıdeneyimi temelinde, yine her iki ulus devletçiliğe karşı demokratik ulusmücadelesi olarak devam etmektedir…” (sayfa 327)
“ [1992 yılında] PKK’nin önderlik ettiği devrimcimücadele saflarında eski hastalıklar daha da derinleşerek devam ediyordu. Buhastalıklara ilave unsurlar da eklenmişti….” (sayfa359)
“Bilimsel sosyalizmde bunalımın Sovyetler Birliği’ndeki iççözülüşle kendini açığa vurması ve 1998 Büyük GladioKomplosu PKK’yi köklü dönüşüme zorladı. İdeolojik gurup aşamasındaki muğlaklık,devlet sorununun çözümlenmemiş olması, devrimci halk savaşı deneyiminde ortayaçıkan iç ve dış komploların aşılamaması PKK’yi uzun süren bir kısırdöngüye,kendini tekrarlamaya, giderek tıkanmaya ve çözülüşe sürüklüyordu…” (sayfa 391)
“İster eski uygarlık ve kapitalist modernitedenister özgür kimlikli yaşamdan kaynaklansın, yaşananlar eski sorunlardan dahakapsamlı ve farklı sorunlardır. Dolayısıyla çözüm yöntemleri ve araçları dafarklı olacaktır. Ne eskinin Kürt’ü ve Kürdistan’ı gibi olunabilirdi, ne deyakın geçmişin ‘ulusalcıları’, PKK’si, HRK’si ve ERNK’si gibi mücadele edilebilirdi. Düşman da eski düşmanolmaktan çıkmıştı. Pek güvenilmese de, utangaç daolsa, Kürt’ü ve Kürdistan’ı kabul edebilen, özgür Kürt kimliğini toptancı biryaklaşımla reddetmeyen bir dönüşüme uğramıştı. Tüm bu tarihsel ve toplumsaldönüşümlerin yeni bir Kürtlük ve PKK tanımı gerektirdiği, yeni sistemkavramları ve kurumlarına ihtiyaç gösterdiği açıktır. Bu temelde yeni PKK veKürtlük tanımıyla yeni sistem kavram ve kurumlarını geliştirmeye çalışacağız.” (sayfa407-408)
28. TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 2 No.lu Hâkimliğinin el koyma kararına dayanak yaptığı kitabın 173.,178., 276., 278., 284., 304., 307., 312., 324., 327., 359., 391., 408.sayfalarında genel olarak yazarın kendi perspektifinden PKK terör örgütününkuruluşundan bugüne kadar geçirdiği örgütsel ve ideolojik dönüşümler elealınmaktadır.
29. Öte yandan, kitabın girişbölümünde, yazarın ifadesiyle "Kürtsorununun" çözümünde milliyetçi veya devletçi çözümlere takılıpkalmanın çözümsüzlüğü derinleştirdiği, böyle bir dayatmanın Filistin-İsrailsorunundaki çözümsüzlüğü tekrarlamaktan öteye gitmeyeceği, önümüzdeki süreçtedevletçilik zihniyetinden kopmadan ve demokratik siyaset araçları devreyesokulmadan kalındığı taktirde Ortadoğu’nun yüz yıl daha geleneksel hegemonik güçlerin çıkar alanı olarak kalacağı;Ortadoğu’daki sorunların çözümünde anahtar rolün “Kürdistan’daki demokratik çözüm deneyiminden” geçtiğisavunulmaktadır. Yazara göre, “…bölgenintemel komşu ulusları olan Türk, Arap ve Fars uluslarının yanı sıra, daha içunsurları olan Ermeniler, Süryaniler ve Türkmenlerin varlığıyla Kürtlerinyaşadığı tarihsel kader birliği, Kürdistan’daki demokratik çözümün dominoetkisiyle tümüne yayılmasını olası kılmaktadır.”(Sayfa 24)
30. Kitabın birinci bölümündekültür, uygarlık, hegemonya, iktidar, politika, sınıf, ulus, sömürgecilik,asimilasyon ve soykırım, kapitalist modernitekoşullarında devlet, toplum, demokrasi ve sosyalizm kavramları yazar tarafındanyorumlanmaya ve tanımlanmaya çalışılmıştır.
31. Kitabın ikinci bölümündeyazarın perspektifinden “Kürt gerçeğinin”tarihsel oluşumu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde “Kürdistan” olarak ifade edilen bölgede ilkinsanın ortaya çıkmasından günümüze kadar geçen tarihsel süreç analizedilmiştir. Bu çerçevede, “Kürt varlığı veİslami gelenek”, “İslam kültürüve Arap-Kürt-Türk ilişkileri”, “Kürtgerçeğinde Ermeni-Süryani-Yahudi etkileşimi” konuları irdelenmiş;Ortadoğu kültürünün kapitalist modernleşmenin hegemonyasına girdiği,Ortadoğu’da iktidar ile toplumun ayrıştığı tezleri işlenmiştir. Bu bölümdeayrıca, “proto Kürtlerden” bugüne kadar “Kürdistan”ınKürtlerin anavatanı olduğu; Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yazarın “beyaz Türk faşizmi” olarak tanımladığıCumhuriyet ideolojisinin “Kürt gerçekliğini”tasfiye etmeye çalıştığı ileri sürülmüştür. Bölümün kalan kısmında “Güney Kürdistan” olarak tanımlananSuriye’nin bir kısmında ve “Doğu Kürdistan”olarak tanımlanan İran’ın bir kısmında Kürtlerin geçirdiği dönüşümler ile “Kürt kimliğinin” sosyal, ekonomik vekültürel boyutuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
32. Kitabın üçüncü bölümündeyazarın perspektifinden "Kürt sorununun"tarihten bugüne kadar geçirdiği evrimler ile tarihte görülen “Kürt hareketlerine”, dördüncü bölüm ise “PKK hareketine” odaklanılmıştır. Dördüncübölümde başvurucu terör örgütü PKK’nın bugüne kadar gerçekleştirdiği eylemleri“devrimci halk savaşı” olarak nitelendirmekte ve PKK’nın kurulduğu dönem olan1970’lerden itibaren taşıdığı ideoloji sol bir dil içerisinden anlatılmıştır.PKK’nın geçirdiği ideolojik dönüşümler, Türkiye’deki diğer sol örgütlerleilişkileri, 12 Eylül askeri darbesi ve izleyen süreçteki gelişmeleranlatılmıştır. Bu bölümde PKK’nın eylemleri “devrimcihalk savaşı” olarak nitelendirilmekte; PKK’ya yönelik girişilengüvenlik operasyonlarının arkasında, Gladio, NATO veABD güçlerinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu bölümde 12 Eylül’den sonrakidönemde PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar bir “kahramanlık hikâyesi” olarakresmedilmektedir.
33. Kitabın beşinci bölümü “bilimsel sosyalizmde bunalım” alt başlığıile başlamaktadır. Bu bölümde Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması veyakalanarak Türkiye’ye getirilmesi uluslararası bir komplo olaraknitelendirilmiş; komployu kuranların Kürtlerin ve Türklerin arasındakiçözümsüzlüğün devam etmesini amaçladıkları savunulmuştur. Abdullah Öcalan’ıncezaevine kapatılmasından sonraki süreçte ortaya çıkan “çözüm” fırsatlarının da aynı güçlertarafından ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüştür.
34. Kitabın altıncı bölümünde,2003 yılı ve sonrası “yeni dönem”olarak nitelendirilmekte ve bu dönemde PKK’da görülen ideolojik dönüşümaçıklanmaktadır. Bu bölümde Kürt sorununda barışçıl çözümün “demokratik ulus olma hakkı” ilesağlanabileceği, ancak “Kürdistan’ı paylaşanulus devletlerin yürüttükleri soykırım savaşı” nedeniyle demokratikçözüme yanaşmadıkları ileri sürülmekte son otuz yılda yaşanan tecrübe ışığındaKürt ulus devletçiliğine ihtiyaç duymadan ve hâkim ulus devletleri federasyontarzı biçimlere dönüştürmeden gerçekleştirilmesi mümkün olan en başarılıçözümün demokratik ulus olma hakkı olduğu savunulmaktadır.
35. Kitabın yedinci bölümünde “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurgulanışı”, “Arap ulus devletleri ve İsrail kurgusu”, “İran şii Ulus devletçiliğive Ortadoğu’daki rolü”, “Irak,Afganistan ve Pakistan’da ulus devletlerin çözülüşü ve kapitalist modernitenin yapısal çıkmazı”, “Ortadoğu’da ulus devlet dengesi ve Kürt sorunu”,“Ortadoğu’da modernitesavaşları ve olası sonuçları”, “kapitalistmodernitenin Ortadoğu’daki kaderi”, “Ortadoğu bunalımında demokratik moderniteçözümü” ve “Ortadoğu’da zihniyetdevrimi” başlıklarına yer verilmiştir.
36. Kitabın sonuç bölümünde iseBirleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin ya da diğer bölgesel birliklerinhiçbir küresel ve bölgesel soruna çözüm bulamadıkları; yeni dönemde ulusdevlete dayalı birliklerin değil demokratik uluslar birliğinin sorunlara çözümbulabileceği ileri sürülmektedir.
C. İlgiliHukuk
37. 5187 sayılı Kanun’un “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” kenarbaşlıklı 25. maddesi şöyledir:
“Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmışeserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunanhallerde de kolluk el koyabilir.
Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar HakkındaKanunda, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılap kanunlarında, 765sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikincifıkrasında, 153 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında, 155 incimaddesinde, 311 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 312 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, 312/amaddesinde ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülensuçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla elkonulabilir.
Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veyasüresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerinedair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veyasatışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkimininkararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde CumhuriyetBaşsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç yirmidörtsaat içinde hâkimin onayına sunulur. Kırksekiz saatiçinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığının kararıhükümsüz kalır.
Yukarıdaki fıkra uyarınca yasaklanmış yayın veya gazeteleribilerek dağıtanlar veya satışa sunanlar bu yayınlar yoluyla işlenen suçlardaneser sahibi gibi sorumludurlar.”
38. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Elkonulan eşyanın iadesi” başlıklı 131. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımındanmuhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılmasıhalinde, re'sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyetsavcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarınaitiraz edilebilir.”
39. 5271 sayılı Kanun’un “Elkonulan eşyanın muhafazası veya elden çıkarılması” başlıklı 132.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Elkonulan eşya, zararauğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığıhalinde, hükmün kesinleşmesinden önce elden çıkarılabilir.
(2) Elden çıkarma kararı, soruşturma evresinde hâkim,kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir.
(3) Karar verilmeden önce eşyanın sahibi olan şüpheli, sanıkveya ilgili diğer kişiler dinlenir; elden çıkarma kararı, kendilerinebildirilir.
(4) Elkonulan eşyanın değerininmuhafazası ve zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınır.
(5) Elkonulan eşya, soruşturmaevresinde Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından,bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri almak ve istendiğinde derhâl iadeedilmek koşuluyla, muhafaza edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya diğer birkişiye teslim edilebilir. Bu bırakma, teminat gösterilmesi koşuluna dabağlanabilir.
(6) Elkonulan eşya, delil olaraksaklanmasına gerek kalmaması halinde, rayiç değerinin derhâl ödenmesikarşılığında, ilgiliye teslim edilebilir. Bu durumda müsadere kararının konusunu,ödenen rayiç değer oluşturur.”
40. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (j) bendi şöyledir:
“Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşullarıoluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gereklitedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışıkullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
…
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
41. Mahkemenin 25/6/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/1/2013 tarih ve 2013/409numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
42. Başvurucu, basımaşamasındaki kitabına el konulması nedeniyle düşünce ve kanaat özgürlüğünemüdahalede bulunulduğunu, söz konusu kitabı AİHM'egönderdiğini, bu kitabı yayımlayarak anayasal hakkını kullandığınıbelirtmiştir. Başvurucu, el koyma kararına dayanak oluşturan 5187 sayılıKanun’un 25. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10.maddesine aykırı olduğunu, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca böyle bir durumdaAİHS hükümlerinin esas alınmasının gerektiğini, ayrıca el koymaya ilişkinhâkimlik kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu belirterek Anayasa’nın 25.,26., 90. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
43. Bakanlık görüşünde, bireyselbaşvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin bir değerlendirmede bulunulmamıştır.
44. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir…”
45. Bireysel başvuru konusuhâkimlik kararı, başvurucu vekillerine 7/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup,30 günlük bireysel başvuru süresinin son günü, resmî tatil günü olan 6/1/2013tarihine rastlamaktadır. Son günü resmî tatil günlerine rastlayan sürelereilişkin olarak 6216 sayılı Kanun’da özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
46. Bununla beraber 6216 sayılıKanun’un 49. maddesinin (7) numaralı fırkası şöyledir:
“Bireysel başvuruların incelenmesinde, bu Kanun ve İçtüzüktehüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurununniteliğine uygun hükümleri uygulanır.”
47. Anılan Kanun hükmü gereğincemeselenin, ilgili usul kanunlarındaki düzenlemeler çerçevesinde çözümekavuşturulması gerekmektedir.
48. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tatilgünlerinin etkisi” kenar başlıklı 93. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“… Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlamasıhâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.”
49. 5271 sayılı Kanun’un “Sürelerin hesaplanması” kenar başlıklı39. maddesinin (4) numaralı fırkası şöyledir:
“Son gün bir tatile rastlarsa süre, tatilin ertesi günübiter.”
50. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Sürelerleilgili genel esaslar” kenar başlıklı 8. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“… Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süretatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.”
51. Görüldüğü üzere temelmuhakeme kanunlarında, son günü resmî tatil gününe rastlayan sürelerin, resmi tatil gününü takip eden ilk iş gününün çalışma saatisonuna kadar uzayacağı kuralına yer verilmektedir. Bu kuralın, bireyselbaşvuruya ilişkin süreler bakımından uygulanmamasını gerektiren herhangi birsebep yoktur. Bu çerçevede başvurucunun, son günü resmitatil gününe rastlayan başvuru süresinin, resmi tatili takip eden ilk iş günüolan 7/1/2013 tarihine uzadığının ve bu tarih itibariyle yapılan başvurununsüresi içerisinde yapıldığının kabulü gerekir.
52. Açıkça dayanaktan yoksunolmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
53. Başvurucu, başvuru konusukitaba el konulması nedeniyle düşünce ve kanaat özgürlüğü ile düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa’nın 25. ve 26.maddelerinin ihlal edildiğini; ayrıca, başvuru konusu eserin ve benzeriiçerikteki eserlerin basılmasının ve toplum tarafından okunmasının demokratikbir toplumun gereklerinden olması nedeniyle şikâyet konusu müdahalenin Türkiyekamuoyunun bilgiye ve bilime ulaşmasını engellemek amacı taşıdığını ilerisürmüştür.
54. Bakanlık görüşünde, sözkonusu kitabın 40.000 adet basıldığı ancak bunun 1139 tanesine el konulduğu,bununla birlikte toplama işlemine dayanak yapılan el koyma kararını bünyesindebarındıran soruşturma dosyası hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararıverildiği belirtilmiştir.
55. Bakanlık görüşünde, AİHS’in 10. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünündemokratik toplumun temellerinden birisini oluşturduğu; ifade özgürlüğününyalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi vedüşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü içinsaldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerliolduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olupolmadığının, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı,müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik birtoplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
56. Bakanlık görüşünde,Anayasa’nın 25. maddesinde düşünceye sahip olma özgürlüğünün, 26. maddesindedüşünceyi ifade etme özgürlüğünün garanti altına alındığı, Anayasa’nın 28., 29.ve 30. maddelerinde basın özgürlüğüne ilişkin ek güvenceler sağlandığı,Anayasa’da yer alan sınırlandırma hükümlerinin Anayasa’nın 13. maddesi ilebirlikte değerlendirildiğinde basın özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin dar biralanda gerçekleşmesi gerektiği ifade edilmiştir.
57. Bakanlık görüşünde ayrıca,11 Nisan 2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü BağlamındaBazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 12/04/1991 tarih ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alansuçun unsurlarının yeniden belirlendiği; cebir, şiddet veya tehdit içerenyöntemleri meşru gösteren veya bu yöntemleri öven ya da bu yöntemlerebaşvurmayı teşvik eden bildiri ve açıklamaların basılması ve yayımlanmasınınsuç olarak kabul edildiği belirtilerek AİHS’in 10.maddesine ilişkin bazı AİHM kararları hatırlatılmıştır.
58. Başvurucu, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekraretmiş, ayrıca Bakanlığın bahse konu kitabın yalnızca 1139 tanesine elkonulduğuna ilişkin savunmasının kesin bir bilgiye dayanmadığını, el koyma veyasaklama kararından sonra kitabın dağıtımının imkânsız hale geldiğini, busebeple toplanan kitabın sayısından daha önemlisi topyekûn bir zararınoluştuğunu; yargısal sürecin tamamlanması beklenmeden kitap nüshalarınınmuhafazası yerine imha edilmiş olmasının da hak ihlaline neden olduğunu ilerisürmüştür.
59. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
60. Anayasa’nın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” kenarbaşlıklı 25. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce vekanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz vesuçlanamaz.”
61. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasınailişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
62. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28.maddesi şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma vemalî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacaktedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleriuygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyanateşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan hertürlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar,başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.Tedbir yolu ile dağıtım hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerdede kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyenyetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saatiçinde yetkili hâkime bildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararıhükümsüz sayılır.
Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesiiçin, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hâkim tarafından verilen kararlarsaklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçlarınsoruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hâkim kararıyla;Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamudüzeninin, genel ahlâkın korunması ve suçların önlenmesi bakımındangecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciinemriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geçyirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir; hâkimbu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa,toplatma kararı hükümsüz sayılır.
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veyakovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
Türkiye’de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğeve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma halinde, mahkeme kararıylageçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğinitaşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hâkim kararıyla toplatılır .”
63. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Anayasa’nın 25. maddesinde “düşünce ve kanaat hürriyeti”, 26.maddesinde ise “Düşünceyi açıklama ve yaymahürriyeti” düzenlenmiştir. Anayasa bir düşünceye sahip olma ile birdüşünceyi ifade etme arasında bir ayrıma gitmiştir. Nitekim 25. maddeningerekçesinde, “Madde ile bu hürriyet,‘Düşünceyi açıklama’ hürriyetinden ayrılmıştır. Gerçekten bu iki hürriyet herne kadar birbiriyle bağlantılı ise de; nitelikleri vesonuçları bakımından birbirinden farklıdır.” denilmiştir.
64. Anayasa Mahkemesi de düşünceve kanaat özgürlüğü ile düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü arasında birayrıma gitmiştir. 1961 Anayasası döneminde bu iki özgürlük aynı maddededüzenlenmiş olmasına karşın Mahkeme, düşünceye sahip olma hakkı ile düşünceyiaçıklama ve yayma hakkını birbirinden ayırmıştır (AYM, E.1963/16, K.1963/83,K.T. 8/4/1963).
65. AİHS’in 10. maddesi de ifadeözgürlüğü kapsamında “görüş sahibi olma”biçiminde bir hakka yer vermektedir. Görüşe sahip olma özgürlüğü, bir kimseninherhangi bir korku ve endişeye kapılmadan, kamu makamlarının müdahalesi olmadanve kısıtlanmaksızın bir fikre sahip olması ve bu fikirlerine uygundavranabilmesidir. AİHM de görüşlerin açıklanması ve yayılması kapsamınagirmeyen, bir görüşe sahip olma özgürlüğünün AİHS’in10. maddesinin koruması altında olduğunu belirtmiştir. (Bkz. Vogt/Almanya, B. No: 17851/91, 26/9/1995, §54, 61)
66. Başvuruya konu somut olaydabaşvurucu tarafından yazılmış bir kitabın toplatılması ve kitaba el konulmasısöz konusu olup, el koyma ve toplatılma kararı başvurucunun bir düşünce vekanaate sahip olması nedeniyle değil düşüncelerini açıklaması ve yaymasınedeniyle verilmiştir. Bu sebeple mevcut koşullar altında başvurununAnayasa’nın 25. maddesi altında incelenmesi olanağı olmadığından Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”nidüzenleyen 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
67. Anayasa’nın 26. maddesindedüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar“söz, yazı, resim veya başka yollar”olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar”ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğugösterilmiştir.
68. Anayasa’da basın özgürlüğüneilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer almıştır. Basın özgürlüğüalanındaki temel düzenleme Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır.Anayasa’nın 28. maddesine ilave olarak 29. maddede süreli ve süresiz yayınhakkı 30. maddede basın araçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın31. maddesinde ise kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşmearaçlarından yararlanma hakkı düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın basınözgürlüğünü düzenleyen hükümlerinde yer alan “yazanlar”,“bastıranlar”, “başkasına verenler”, “dağıtımı önleme”, “toplatma”, “süreli yayın” ve “süresizyayın” gibi ifadeler ancak “gazete”,“kitap”, “dergi” gibi basılıp çoğaltılabilen kitleiletişim araçları için kullanılabilir. Dolayıyla, Anayasa’ya göre basın, kitleiletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitle iletişim araçlarındanayrılarak özel olarak korunmuştur.
69. Anayasa’nın 28. maddesindebasının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği belirtildikten sonra yedincifıkrasında süreli ve süresiz yayınların toplatılması ve sekizinci fıkrasındasüreli veya süresiz yayınların zapt ve müsaderesi düzenlenmiştir. Dolayısıylabasılı yayınların toplatılması, zapt ve müsaderesine ilişkin bireyselbaşvuruların Anayasa’nın 28. maddesi altında da incelenmesi gerekir.
70. Mutlak değil sınırlanabilirbirer hak olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğüAnayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasındave basın özgürlüğüne ilişkin 28. maddenin dördüncü ve izleyen fıkralarındasınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yöneliksınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ilebasın özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerikapsamında yapılması gerekmektedir.
71. Başvuru, başvurucutarafından yazılmış bir kitabın toplatılması ve el konulması nedeniyleyapılmıştır. Başvurucu, ayrıca, 5187 sayılı Kanun’un olayda uygulanan 25.maddesinin ikinci fıkrasının AİHS’in 10. maddesineaykırı olması nedeniyle Anayasa’nın 90. maddesinin de ihlal edildiğini ilerisürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusu toplatmave el koyma kararının düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve basınözgürlüğünü ihlal ettiği hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesinin olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmaması sebebiylebaşvurucunun bütün iddiaları düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve basınözgürlüğü çerçevesinde incelenecektir.
a. Anayasa’nın 26. ve 28. Maddeleri Yönünden İnceleme
72. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerineulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunlarıtek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifadeedebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi veyayabilmesi anlamına gelir.
73. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmınıdoğrudan etkiler. Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyladüşüncenin yayılmasının başlıca aracı olan basın, düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ayrıbir madde olarak değil ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında korumaaltına alınmıştır. AİHS’in 10. maddesi, yalnızcadüşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altınaalmaktadır. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32. maddelerinde özelolarak düzenlenmiştir.
74. Basın özgürlüğü, gazete,dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi,haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70,K.1997/53, K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini vedolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmekve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindedir.Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğüdemokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.
75. Demokratik bir sistemde,devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar,basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir.Yazılı, işitsel veya görsel basın, kamu gücünü kullanan organların siyasikararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak vevatandaşların karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasininsağlıklı bir şekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerinigüvence altına almaktadır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §41; Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapımve Tanıtım AŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00,64183/00, 64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğduve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48). Busebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür (bkz.AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997).
76. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü dedüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız değildir. Sosyalgörevini yerine getirebilmesi için basının özgür olması kadar sorumlulukbilinci ile hareket etmesi de şarttır. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncüfıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27. madde hükümlerininuygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsalve akademik ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabitutulmuştur. Basın özgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddeninbeşinci ve izleyen fıkralarında yer almıştır. Basının, Anayasa’nın 26., 27. ve28. maddelerinde sayılan Devletin iç ve dış güvenliğinin, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünün, suç işlenmesinin ya da ayaklanma veya isyana teşvik edilmesininengellenmesi için konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekmesine karşın,siyasi hususlarda bilgi verme hakkı da vardır. Öte yandan halkın da bu türbilgileri almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli siyasi fikirve tutumlarının iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için eniyi araçlardan birini sağlamaktadır. (benzer yöndekiAİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya, § 41-42; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, § 48).
77. Yukarıda anlatılan ilkelerışığında, başvuru konusu olayda, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve bukapsamda basın özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesindeöncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonra da müdahalenin haklısebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.
i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında
78. Başvuruya konu kitabınbasımına ilişkin olarak yetkili mercilere bildirimde bulunulmamış olmasınedeniyle kaç adet basıldığı ve ne kadarının dağıtımının yapıldığı tespitedilememiştir. Ancak TMK 10. Madde ile Görevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğinkararı ile başvuru konusu kitabın 3.000 adet forma ile ciltlenmiş 1.139tanesine el konulmuş ve el konulan kitaplardan 632 kopyası imha edilmiştir.Toplatma ve el koyma kararından sonra kitabın dağıtımı da imkânsız hale gelmiştir.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, basın yoluyla işlenen suçlarda 6 aylık davaaçma süresi içerisinde dava açılamaması nedeniyle kitabın yayın koordinatörü,editörü ve kitabı yayına hazırlayan kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığınakarar vermiştir (bkz. § 7, 22).
79. Söz konusu kitaba yöneliktoplatılma, el konulma ve imha işlemleri nedeniyle başvurucunun düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğüne bir müdahalenin yapılmış olduğu açıktır. Öteyandan haberlerin, düşüncelerin ve bilgilerin serbestçe ve önceden bir kontroletabi olmadan basılabilmesi basın özgürlüğünün bir parçası olduğu gibi basılıeserlerin serbestçe dağıtılabilmesi de aynı özgürlüğün ayrılmaz bir parçasıdır.Bu nedenle başvuruya konu basılmış eserin dağıtımının yasaklanması vetoplatılması ile başvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve bukapsamda basın özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır. Ayrıca müdahaleninmevcudiyetine ilişkin Adalet Bakanlığınca Anayasa Mahkemesine herhangi biritiraz da sunulmamıştır.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında
80. Yukarıda anılan müdahalelerAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve 28. maddesinin yedincifıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı veAnayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçeAnayasa’nın 13., 26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle,sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nınilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
1. Müdahalenin Kanuniliği
81. Anayasa’nın 13. maddesi ile26. maddenin beşinci fıkrası ve 28. maddenin yedinci fıkrasında yer alanmüdahalenin “kanun”la yapılmasışartına aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunmamışlardır.Yapılan değerlendirmeler neticesinde, 5187 sayılı Kanun’un “El koyma, dağıtım ve satış yasağı” kenarbaşlıklı 25. maddesinin “kanunilik”ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
2. Meşru Amaç
82. Başvurucu, şikâyet konusumüdahalenin amacının Türkiye kamuoyunun bilgiye ve bilime ulaşmasını engellemekolduğunu iddia etmiştir.
83. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurana karşı alınan önlemin 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesine dayalı olarakalındığı ifade edilmiştir.
84. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamugüvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ilebölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması gerekir.İlaveten, basılı eserlerin toplatılması ve el konulması suretiyle basınözgürlüğüne yönelik bir müdahalenin meşru olabilmesi için ise Anayasa’nın 28.maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın korunması vesuçların önlenmesi amaçlarına yönelik olması gerekir.
85. Başvuruya konu kitabıntoplatılması ve el konulması kararı, söz konusu kitabın yazarının silahlı terörörgütü kurma ve yönetme suçundan hükümlü Abdullah Öcalan olması, kitabınkapağında Irak, İran ve Türkiye topraklarında bir bölgenin ayrılarak içininyazılarla belirginleştirilmesi ve kitabın belirli bölümlerinde (bkz. § 27 ) silahlı terör örgütü PKK’nın propagandasının yapılmasıgerekçeleri ile verilmiştir (bkz. § 12-14). Söz konusu toplatma ve el koymakararının, PKK terör örgütünün faaliyetleri ile mücadele kapsamında Devlettarafından belirlenen amaçların ve faaliyetlerin uzantısı niteliğinde olduğukanaatine ulaşılmıştır.
86. Türkçe adı Kürdistan İşçiPartisi olan PKK, yasadışı silahlı bir terör örgütüdür. PKK, Türkçe adıKürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi olan KADEK ve Türkçe adı Halk Kongresiolan Kongra-Gel isimlerini de kullanmıştır. Sözkonusu kitapta zikredilen ve kısa adı KCK olan Kürdistan Komünler BirliğiPKK’nın üst yapılanması iken (bkz. Kitap sayfa 405-426 ve 452-459); kısa adıHPG olan Halkın Savunma Güçleri ise PKK’nın silahlı kanadıdır (bkz. Kitap sayfa485-488).
87. PKK, Türk yargı erkitarafından silahlı terör örgütü olarak kabul edildiği gibi, Emniyet GenelMüdürlüğünün yayınladığı “Türkiye’de hâlenfaaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri” listesinde “PKK/KONGRA-GEL” adıyla yer almaktadır.PKK, Silahlı Terörizme Karşı Özel Önlemlerin Uygulanması Hakkındaki AvrupaKonseyinin 27 Aralık 2001 tarihli Ortak Tutum (Council Common Position)kararından bu yana Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabuledilmektedir. Bundan başka PKK, Amerika BirleşikDevletlerinin (ABD) terörist organizasyonlar listesinde yer aldığı gibiBirleşmiş Milletler ve NATO ile bölgedeki Suriye, Irak, İran gibi pek çok ülkeve uluslararası kuruluş tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir.Ayrıca PKK, ABD’nin uyuşturucu kaçakçıları listesinde de bulunmaktadır.
88. Başvuruya konu kitaba elkonulması kararının, PKK terör örgütünün faaliyetleri ile mücadele kapsamındamillî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılmasına yönelik çalışmaların bir parçası olduğu ve bunun daAnayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne ilişkin 26. maddesininikinci fıkrası ve basın özgürlüğüne ilişkin 28. maddesinin 7. fıkrasıkapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük
89. Başvurucu, Türkiye’ninTürkler, Ermeniler, Çerkezler, Kürtler, Araplar gibi birçok halkın yaşadığıkozmopolit ve çok kültürlü bir ülke olması nedeniyle başvuruya konu eserin vebenzeri eserlerin basılmasının ve toplum tarafından okunmasının demokratiktoplumun gereklerinden olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Türkiye’deki Kürtsorununun yetkililer ve toplumun her kesimi tarafından konuşulduğunu, eskidentoplumda rahatsızlık yaratacağı düşünülen kimi uç düşüncelerin bile her gündile getirilebildiği bir dönemde Kürt sorunu ile ilgili bir eserin toplatılmasısuretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumun gereklerineaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
90. Bakanlık görüşünde ifadeözgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklıkılacak “konuyla ilgili ve yeterligerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengeninbulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısındandeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
91. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü ve basın özgürlüğü mutlak olmadıklarından bazı sınırlandırmalara tabiolabilirler. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın26. maddesinin ikinci fıkrasında ve basın özgürlüğüne ilişkin olarakAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası ve 28. maddesinin dördüncü ve izleyenfıkralarında sayılan sınırlandırmaların (bkz. § 85) Anayasa’nın 13. maddesiningüvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülükilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmasıgerekmektedir.
92. Anayasa’nın 13. maddesininilk halinin gerekçesinde “Maddenin ikincifıkrasında, hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında daima gözetilmesi gerekenölçü; yani sınırlamanın sınırı öngörülmüştür. Diğer bir deyimle hak vehürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörüleceksınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genelliklekabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır”denilmiştir. Anayasa’nın 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Türkiye CumhuriyetiAnayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesi ileyapılan değişiklik gerekçesinde ise “Anayasanın13 üncü maddesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindekiilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir.” denilmiştir.
93. 1982 Anayasasında belirtilendemokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.maddesi ile AİHS’in “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9. 10. ve 11.maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplumölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelindeyorumlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No:23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 61).
94. Nitekim Anayasa Mahkemesininyerleşik içtihatları uyarınca, “Demokrasiler,temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz halegetiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içindesayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özünedokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunluolduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM,E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlamahak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırıderecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesineaykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratiktoplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T.28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).
95. Buna göre demokratiktoplumun ana temellerinden olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile bukapsamda basın özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veyailgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler”için değil, ayrıca Devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlaraçarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır.Çünkü bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, § 49).
96. Hak ve özgürlüklereyapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence deAnayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülükilkesi”dir.Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurulardaöncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri ikiayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmazbir ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik veölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,]demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerekir…” diyerek amaç ile araç arasında makul bir ilişki vedengenin bulunması gerektiğine karar vermiştir(AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007).
97. Anayasa Mahkemesininkararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ilearaç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenenamaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.Bu sebeple düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (B. No:2012/1051, 20/2/2014, § 84).
98. Bu bağlamda, başvuru konusuolay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye nedenolan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin düşünceyiaçıklama ve yayma özgürlüğü ve bu kapsamda basın özgürlüğünü kısıtlamabakımından “demokratik bir toplumda gerekli”ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunuinandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, B. No: 43453/04,31098/05, 6/7/2010 § 51; Gündüz/Türkiye,B. No: 35071/97, 4/12/2003 § 46). Dolayısıyla, söz konusu kitabın toplatılmasıtedbiri nedeniyle müdahale edilen düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü vebasın özgürlüğü ile kitabın toplatılmasındaki kamu yararı arasındaki dengeninölçülü olduğunun kabulü halinde, kitabın toplatılmasına ilişkin gerekçelerininandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir(B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 87).
99. Yapılacakdeğerlendirmelerde, söz konusu kitapta yer alan konuların toplumun bir kesiminiilgilendiren toplumsal meselelere ilişkin olduğunun da göz önüne alınmasıgerekir. Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri bağlamında, kamunun çıkarlarınailişkin siyasi konuşmalar veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmalarınsınırlanmasında kamusal yetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjıolduğuna işaret etmek gerekir (aynı yönde görüş için bkz. Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, § 62). Öte yandan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve bu kapsamdabasın özgürlüklerine içerik bakımından bir sınırlama getirilmemiş olmaklabirlikte ırkçılık, nefret söylemi, savaş propagandası, şiddete teşvik vetahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör eylemlerini haklı göstermek gibi buözgürlüklerin sınır bölgeleri olan alanlarda ise Devlet otoritelerimüdahalelerinde daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, § 56; Gündüz/Türkiye, § 40). Bu sebepleöncelikle, söz konusu kitapta, TMK 10. Madde ile Görevli İstanbul 2 No.luHâkimliğin toplatma ve el koyma kararının gerekçesinde belirtildiği şekilde PKKterör örgütünün propagandasının yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesigerekmektedir.
100. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü ile basın özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesiAnayasa’nın 13., 26. ve 28. maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında veelde edilen bulguların kabul edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasındahatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Bu çerçevede, söz gelimi birdüşünce açıklamasının ifade edildiği bağlamdan koparıldığında “milli güvenlik” için bir tehlikeoluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına haklıçıkartmamaktadır. Bu nedenle somut başvuruda TMK 10. Madde ile Görevli İstanbul2 No.lu Hâkimliğin el koyma kararında belirtilen; PKK terör örgütüne ilişkinifadeler ile bunların ifade edildiği bağlam, kitabın yazarının kimliği, yazılmazamanı, amacı, muhtemel etkileri ve kitaptaki diğer ifadelerin tamamı bir bütünolarak ele alınarak incelenmelidir. Nitekim AİHM de yerleşik içtihatlarındadüşünce açıklamalarına ilişkin söz veya metinlerin bütünüyle ele alındığındaşiddeti teşvik edip etmediğinin belirlenmesi için, söz ve açıklamalardakullanılan terimlerin ve hangi bağlamda yazıldıklarının dikkate alınmasınınuygun olacağını her zaman vurgulamıştır. (ÖzgürGündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000 § 63; Sürek/Türkiye, B. No: 24762/94, 8/7/1999 §12, 58 )
101. El koyma kararında sözkonusu kitabın yazarının “silahlı terörörgütü kurma ve yönetme suçundan hükümlü Abdullah Öcalan olduğu”gerekçesine yer verilmiştir. İlk derece mahkemesi söz konusu kitabın yazarınınkişiliğini terörle mücadele bağlamında değerlendirerek toplatma ve el koymakararı vermiştir. Herhangi bir kimsenin yalnızca kişiliğine bağlı olarakdüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne müdahale edilmesi haklı kılınamayacağıgibi yasaklanmış bir örgütün bir mensubunun veya yöneticisinin görüş vedüşüncelerini açıklaması da tek başına düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünemüdahale edilmesini haklı kılmaz. Zira böylesi bir değerlendirme, bazı kişi vegrupların Anayasa’nın 26. maddesinde teminat altına alınan haklardanyararlanmasına engel olacağından anayasal hakların kullanılması bakımındankabul edilemez (Aynı yönde AİHM kararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, § 52; İmza/Türkiye,B. No: 24748/03, 20/1/2009 § 25; Sürek veÖzdemir/Türkiye, B. No: 23927/94, 24277/94, 8/7/1999 § 61). Bununlabirlikte, başvuruya konu kitabın yazarı PKK terör örgütünün kurucularından birive yöneticisidir ve Türkiye’nin bir kısmında görülen vahim nitelikli şiddetolaylarının, can ve mal kayıplarının meydana gelmesinde temel aktörlerindendir.Öte yandan kitapta yer alan düşüncelerin birinci elden muhatabı da bu terörörgütünün üyeleridir. Bu sebeple kitabın yazarının ve hitap ettiği kişilerinkimlikleri ile kitapta ifade edilen düşünce ve kanaatlerin kitabındeğerlendirilmesinde bir bütün olarak göz önünde bulundurulması, söz konusudüşüncelerin içeriğine ve hangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesigerekmektedir.
102.El koyma kararında ayrıca söz konusu kitabın kapağında “Irak, İran ve Türkiye topraklarında bir bölgeninayrılmış ve içi yazılarla belirginleştirmiş olduğu” gerekçesine yerverilmiştir. Başvurucu, kitabın kapağında resmedilen bölgenin Kürtlerinyaşadığı “Kürdistan” coğrafyasınıtanımladığını, resimde yer alan yazılarda bu coğrafyada cereyan eden veyahut dabu coğrafyayı dolaylı ya da doğrudan etkileyen olay ve olgularınbelirtildiğini; resmedilen sınırların siyasi değil kültürel ve coğrafi sınırlarolduğunu, ayrıca söz konusu kitabın içeriğinde “Kürdistan” olarak tanımlanan bölgenin kültürel bir coğrafyaolduğunun belirtildiğini ileri sürmüştür. Belirli bir insan topluluğununyaşadığı coğrafi bölgenin resmedilmesi tek başına, o bölgenin bulunduğu ülkeninbütünlüğüne yönelik bir ifade açıklaması olarak nitelendirilemez. Buna karşınTürkiye topraklarının bir kısmının “Kürdistan”olarak nitelendirilmesi veya resmedilmesinin ne anlama geldiği ancak kitaptakullanılan ifadelerle birlikte, kitabın yayınlandığı özel koşulların dabirlikte değerlendirilmesi ile belirlenebilir.
103. Başvuru konusu kitap,Türkiye Devleti’nin siyasi, askeri, kültürel ve ideolojik politikalarıylavarlık olarak Kürtlüğün tasfiyesini hedeflediğini iddia etmekte, terör örgütüPKK ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmayı “özgürlüksavaşı” olarak tanımlamaktadır (bkz. § 27). El koyma kararınadayanak yapılan ve PKK propagandası olarak nitelendirilen bölümlerde (bkz. §27) PKK’nın başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Amerika BirleşikDevletleri, Almanya, NATO gibi uluslararası güçlere karşı da mücadele ettiği,PKK’nın eylemleri ile “Kürt gerçekliğinin”tasfiye edilmesini durdurduğu ve “Kürtgerçeğinin” özgürlük yolunda önemli kazanımlar elde ettiği ilerisürülmektedir. Yalnız toplatma kararında belirtilen bölümlerde değil bir bütünolarak kitapta, PKK’nın kuruluşundan itibaren geçirdiği ideolojik ve örgütseldönüşümler birinci elden hikâye edilmekte, bu değişim ve dönüşümlerinsebepleri, PKK eylemleri sonucunda toplumda meydana gelen sosyal, ekonomik veideolojik değişiklikler analiz edilmektedir.
104. Başvurucu Marksist söylemlerkullanarak terör örgütü PKK’nın kuruluşundan bugüne kadar yaptığı eylemlerimeşru göstermeye çalıştığı şeklinde yorumlanabilecek şiddetli ifadelerkullanmakla birlikte aynı zamanda Kürt sorununun karmaşık olduğunu ve süreçiçerisinde PKK’nın da dönüşümler geçirdiğini; “Tümbu tarihsel ve toplumsal dönüşümlerin yeni bir Kürtlük ve PKK tanımıgerektirdiği, yeni sistem kavramları ve kurumlarına ihtiyaç gösterdiği…”nin açık olduğunu, bu temelde “…yeni PKK ve Kürtlük tanımıyla yeni sistem kavram ve kurumlarınıgeliştirmeye” çalıştığını belirtmektedir (bkz. § 27). El koymakararına dayanak yapılan söz konusu ifadelerde, tarihi ve sosyolojik açıdanKürt sorunu odak noktasına alınarak Türkiye ve bölge ülkelerdeki sosyo-ekonomik dönüşümler ile Türkiye’nin güneydoğusundauygulanan resmi politikalar analiz edilmiş; devlet politikalarına muhalefetinardındaki itici güçlerin psikolojisine yer verilmiştir. Kitapta bir bütünolarak Kürt sorununun çözümünde milliyetçi veya devletçi çözümlere takılıpkalmanın çözümsüzlüğü derinleştirdiği, böyle bir dayatmanın Filistin-İsrailsorunundaki çözümsüzlüğü tekrarlamaktan öteye gitmeyeceği, önümüzdeki süreçtedevletçilik zihniyetinden uzaklaşılmadığı ve demokratik siyaset araçlarıdevreye sokulmadığı takdirde Ortadoğu’nun yüz yıl daha geleneksel hegemonik güçlerin çıkar alanı olarak kalacağı;Ortadoğu’daki sorunların çözümünde anahtar rolün “Kürdistan’daki demokratik çözüm deneyiminden” geçtiği;bölgede komşu olan Türk, Arap, Kürt, Fars, Ermeni, Süryani ve Türkmenlerintarihsel kader birliği içerisinde oldukları, “Kürdistan’dakidemokratik çözümün domino etkisiyle” tüm Ortadoğu’ya yayılmaihtimali bulunduğu savunulmaktadır.
105. Başvurucu, tarihsel olaylarıkendi bakış açısından yansıtmakta, Türkiye’nin Kürt politikası ile bilhassagüneydoğusundaki faaliyetlerini sert bir üslupla eleştirmekte, TürkiyeCumhuriyeti Devleti ve özellikle güvenlik güçleri hakkında kötü bir tabloçizmektedir. Buna karşın başvurucu, kendi ifadesiyle “Kürt gerçeğinin” tanınmasını ve silahlıyöntemlere başvurmak yerine Kürt sorununun çözülmesi için barışçıl yöntemlerinkullanılmasını da talep etmektedir. Söz konusu kitabın bazı bölümlerinin “şiddet çağrısı”, “silahlı ayaklanma çağrısı” ve “isyan çağrısı” içerip içermediğinin,bölümdeki ifadelerin “derin ve mantıkdışıbir kini aşılayarak şiddetin artmasına yol açacak nitelikte olup olmadığının”(Sürek/Türkiye, B. No: 26682/95,8/7/1999 § 62) kitapta yer alan ve yukarıda açıklanan görüşlerle birlikte değerlendirilmesigerekmektedir.
106. Basın özgürlüğü açısındantoplumsal sorunlara ilişkin Türkiye’deki ve bölgedeki durumun muhalif bir bakışaçısından değerlendirilmesine ilişkin olarak kamunun bilgi edinme hakkı da dikkatealınmalıdır. Kitapta yer alan görüşlerin gerçekten nefrete ve şiddete teşvikedip etmediğinin değerlendirmesini yaparken kullanılan aracın kitle iletişimaraçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap eden (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Alınak/Türkiye,B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 41) ve PKK terör örgütünün “değişen” ideolojisinin endoktrinasyonunuhedefleyen bir kitap olduğu da gözetilmelidir.
107. Kitabın toplatılmasınagerekçe olarak gösterilen düşüncelerin bir kısmı, toplumun büyük kesimi vedevlet yetkilileri için kabul edilemez olmakla birlikte bir bütün olarakkitapta yer alan düşünceler, başvurucunun ifadesiyle Kürt gerçeğinin tanınmasıve silahlı yöntemlere başvurmak yerine Kürt sorununun çözülmesi için barışçılyöntemlerin kullanılması çerçevesinde temellendirilmiştir. Başvurucu, sözkonusu kitabın kapağında bulunan resmin amacının, yeni bir siyasal sınırıngösterilmesi olmadığını, kitapta ele alınan konuların geçtiği coğrafyayıgösterdiğini; bu coğrafyadaki siyasal, toplumsal ve ekonomik dönüşümlerindemokratik usullerle gerçekleştirilebileceğini ileri sürmüştür. Terör örgütüPKK üzerindeki etkisi devam eden başvurucu, temel olarak, demokratik çözümolanaklarına şans verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu itibarla kitapta yeralan ve demokratik çözümün gerçekleşmemesi halinde “nihai bir savaş aşamasına geçilebileceği” yönündekiifadeler, kitabın yazıldığı bağlam ile birlikte değerlendirildiğinde,başvurucunun şiddeti teşvik ve terör eylemlerinin yapılmasına çağrıda bulunduğuanlamına gelmemektedir. Başvurucunun bu sözlerinin, demokratik çözümüngerçekleşmemesi halinde Güneydoğu Anadolu’daki şiddetin yeniden canlanabileceğiöngörüsü niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.
108. Kitap bir bütün olarakincelendiğinde şiddeti övdüğü; başvurucunun kavramsallaştırmasına göre “önümüzdeki süreçte” kişileri teröryöntemlerini benimsemeye başka bir deyişle şiddet kullanmaya, nefrete, intikamalmaya veya silahlı direnişe tahrik ve teşvik ettiği yönündedeğerlendirilmemiştir. Aksine, bir süredir güvenlik güçleri ile silahlıçatışmaların olmadığı bir ortamda başvurucu, kendi bakış açısıyla Kürtmeselesini analiz etmekte; silahlı çatışmaya son verilmesini ve demokratikçözüm konusunda uzlaşılmasını talep etmektedir. Başvurucunun kitapta dile getirdiğimeseleler gibi kamunun çıkarlarına ilişkin siyasi açıklamalar veya toplumsalsorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasında kamusal yetki kullananmakamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir. Kamuotoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddetiteşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusununoluşmasını desteklemediği sürece (bkz. § 105) sınırlama getirilemez. Busebeple, başvuruya konu kitabın toplatılmasına gerekçe gösterilen nedenlerinbaşvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve bu kapsamda basınözgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülüolmadığı sonucuna varılmıştır.
109. El koyma ve toplatmakararına dayanak yapılan 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesinin ikinci fıkrasınagöre basılmış eserlerin tamamının hâkim kararıyla toplatılabilmesi ancak25/7/1951 tarih ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar HakkındaKanun’da, Anayasanın 174. maddesinde yer alan İnkılap Kanunları’nda,1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinin ikincifıkrasında, 153. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında, 155. maddesinde,311. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 312. maddesinin ikinci vedördüncü fıkralarında, 312/a maddesinde ve 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarındaöngörülen suçlarla ilgili olarak soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmışolması şartıyla mümkündür. Oysa başvuruya konu kitapla ilgili olarak başvurucuhakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmadığı gibi (bkz. § 24)kitabın yayın koordinatörü, editörü ve kitabı yayına hazırlayan kişi hakkındada 5187 sayılı Kanun’un 25. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan suçlarlailgili olarak yapılan soruşturma da kovuşturmaya yer olmadığı kararı ilesonuçlanmıştır (bkz. § 22).
110. Anılan kitabın yayınkoordinatörü, editörü ve yayına hazırlayan kişi hakkında başlatılan soruşturma,kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile neticelenmiş olsa bile kitabıntoplatılması için bazı özel mekânlarda aramalar yapılmış, bulunan nüshalarınael konulmuş ve toplatılan kitapların bir kısmı imha edilmiştir.
111. Başvurucu, yargısal sürecintamamlanması beklenmeden kitap nüshalarının muhafazası yerine imha edilmişolmasının da hak ihlaline neden olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa’nın 28.maddesinin sekizinci fıkrasının emredici hükmüne göre süreli veya süresizyayınların suç soruşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümleruygulanacaktır. 5271 sayılı Kanun’un 132. maddesine göre elkonulaneşya, hükmün kesinleşmesinden önce, ancak hâkim kararı ile elden çıkarılabilir.Başvuru dosyasına sunulan evraka göre kitapların imhasına ilişkin olarakkesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde eşyasına veya diğer mal varlığıdeğerlerine el konulmasına karar verilip de eşyasının korunması için gereklitedbirler alınmayan kişilerin maddi ve manevi tazminat davası açmak suretiyleher türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri düzenlenmiştir. Buna karşın,müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesinde uygulanan tedbirinniteliği ve ağırlığının da dikkate alınması gerekmektedir.
112. Yukarıdaki hususlar dikkatealındığında, bir koruma tedbiri niteliğindeki el koyma kararına dayanılarak sözkonusu kitapların toplanmasının ve toplanan kitapların bir kısmının kanundaöngörülen usule uyulmaksızın imha edilmesinin amaçlanan hedefler açısındanorantısız olduğu ve bu bağlamda demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülükilkesine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucununAnayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
b. Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden İnceleme
113. Başvurucu, TMK 10. Madde ileGörevli İstanbul 2 No.lu Hâkimliğin el koyma kararı ile TMK 10. Madde ileGörevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliğin itirazları reddeden kararlarının gerekçesizolması nedeniyle Anayasa’nın 141. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
114. Bakanlık görüşünde,başvurucu tarafından yazılan kitaba müdahale teşkil eden önlemleri haklıkılacak “konuyla ilgili ve yeterligerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğini ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengeninbulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısındandeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
115.Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararlarıngerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrasışöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır.”
116. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilmeve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvencealtına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
117.Adaletin düzgün bir şekilde yerine getirilmesini sağlayan faktörlerden birinide mahkemelerin ve yargı yerlerinin verdikleri kararlarda yeterince gerekçegöstermeleri oluşturur. Anayasa’nın 141. maddesinin gerekçesinde belirtildiğigibi, kararın hangi temele dayandığının yeterince açık olarak belirtilmesikanun yolu başvurularında hakkaniyete uygunluğun denetimini sağlamak içinönemlidir. Gerekçeli karar verme yükümlülüğünün bir diğer dayanağı datarafların, iddialarının kurallara uygun olarak incelenip incelenmediğinibilmelerinin demokratik bir toplumda mahkemelere olan güvenin sağlanmasıaçısından önemli olmasıdır.
118.Gerekçe gösterme ödevinin kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve bu ödevinkapsamı somut olayın içerisinde bulunduğu koşulların değerlendirilmesiylebelirlenebilir. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası mahkemeleriverdikleri kararlar için gerekçe göstermekle yükümlü tutmakla birlikte, bu yükümlülük,her iddiaya ayrıntılı bir yanıt vermenin gerekli olduğu şeklinde anlaşılamaz(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Garcia Ruiz/İspanya, B.No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).
119.Gerekçeli karar hakkı, hem ilk derece mahkemesi hem deitiraz ve temyiz mahkemesi kararları için geçerlidir. Ancak üst mahkemeler olantemyiz ve itiraz mercilerinin karar gerekçelerinin ayrıntılı olması zorunludeğildir. Temyiz ve itiraz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıylaaynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıflakararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz ve itirazmerciinin bir şekilde itirazda dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir(B. No: 2013/3351, § 50, 18/9/2013).
120.Başvuruya konu kitabın toplatılmasına ilişkin TMK 10. Madde ile Görevliİstanbul 2 No.lu Hâkimliğin el koyma kararında Mahkeme, el koyma kararını; sözkonusu kitabın yazarının silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hükümlüAbdullah Öcalan olması, kitabın kapağında Irak, İran ve Türkiye topraklarındabir bölgenin ayrılarak içinin yazılarla belirginleştirilmesi ve kitabın 173,178, 276, 278, 284, 304, 307, 312, 324, 327, 359, 391, 408, 412 ve devamısayfalarında silahlı terör örgütü PKK’nın propagandasının yapılması şeklinde üçayrı gerekçeye dayandırmıştır (bkz. § 14). İtiraz mercii olan TMK 10. Madde ileGörevli İstanbul 3 No.lu Hâkimliği ise itirazı, herhangi bir somut gerekçebelirtmeksizin “ suçun vasıf ve mahiyeti ”, “kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların oluşu”,“mevcut delil durumu” gibi genelgeçer ifadelerle reddetmiştir (bkz. § 16, 17).
121.Başvuru konusu kitaba el konulması kararı bir koruma tedbiri niteliğindedir. Elkoyma kararının gerekçesinin yeterli olup olmadığını değerlendirirken maddigerçeğe ulaşabilmek ve sonuçta verilen kararların uygulanabilmesini sağlamakamacıyla başvurulan koruma tedbirlerinin geçici olduklarını da göz önüne almakgerekir. Bu davada daha esaslı ve ikna edici gerekçelerin olması arzuedilebilir olmakla birlikte, ilk derece hâkimliğinin el koyma kararında ilerisürülen gerekçeler ile itiraz merciinin ilk derece hâkimliğin gerekçelerinibenimseyen kararında yeterli gerekçe bulunmadığı da söylenemez.
122.Açıklanan nedenlerle, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, gerekçeli kararhakkı yönünden Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edilmediği sonucunaulaşılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
123.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedileceği belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarieylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
124.Başvuru dilekçesi ve Adalet Bakanlığı görüşünde toplandığı ve el konulduğubelirtilen başvuru konusu kitabın tüm nüshalarının ve kitaba ait formaların,süreli yayınların basımı ve dağıtılmasına ilişkin düzenleyici mevzuat hükümlerisaklı kalmak üzere, başvuruları halinde sahiplerine iade edilmesi için kararınbir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekir.
125.Başvurucu, başvuru dilekçesinde gördüğü maddi ve manevi zararların tazmininitalep etmiş; 13/02/2013 tarihli dilekçe ile ise maddi ve manevi tazminattalebinden feragat ettiğini bildirmiştir. Dolayısıyla bu konuda bir kararverilmesine gerek bulunmamaktadır.
126.Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
B.Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü ve bu kapsamda basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C.Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
D.Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretindenoluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde,bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına.
F.İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için dosyanın ilgili CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine,
25/6/2014tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu,ihlal kararına konu olan 7 bölümden meydana gelen kitabında, özellikle 6.bölümde özetle “Kürdistan’ı paylaşan ulusdevletlerin yürüttükleri soykırım savaşı” nedeniyle son otuz yıldagerçekleştirilemeyen barışçı çözümün sağlanması için Kürtlerin demokratik ulusolma hakkının teslimi gerektiğini savunmakta, mevcut durumun daha fazlasürdürülemeyeceğini, “ya iki taraf daüzerinde ana ilkelerde uzlaştığı kalıcı, anlamlı ve onurlu bir barış vedemokratik çözüm sürecine girilecek, ya da otuz yıllık savaş sürecinin çoküstünde, yoğun geçecek yeni ve nihai bir savaş aşaması daha yaşanacaktır”tespitini yapmakta, analizlerine devamla, önümüzdeki savaşın nasılgerçekleştirileceğinin stratejisini çizmekte ve “gece gündüz, yaz kış, köy kent, dağ ova demeden, onbinlerin aynı anda her alanda cereyan etmesi muhtemel olan savaşınıgeliştirmek, yürütmek ve geliştirmek” için PKK ve KCK’ya düşecek görevleri belirlemektedir. Başvurucuya göre,demokratik çözüm yolunun gerçekleşmemesi halinde PKK’nın faaliyetlerini “gerçek halk savaşı boyutunda” yürütmesigerekmekte olup “bundan sonra her şey yaonurlu bir barış ve demokratik çözüm ya da topyekunnihai bir savaşla bağlantılı olarak anlam bulacak ve yaşam değeri kazanacak”tır.
2. Başvurucununtoplatılan kitabının, bazı bölümleri itibariyle, otuz yıllık ayrılıkçı terörhareketinin yeni siyasi-askeri stratejisini belirlemek, halk kitlelerine vesilahlı militanlara yol göstermek, kendi tabiriyle “otuz yıllık savaş sürecinin çoküstünde, yoğun geçecek” yeni bir savaşa hazırlamak amacınayönelik olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar kitabın yazarı savaşı özellikletercih eder görünmese de amaçlarına ulaşıncaya kadar bunu gerçek ve ciddi birseçenek olarak elde bulundurmak gerektiğini ifade etmektedir.
3. BaştaBirleşmiş Milletler Andlaşması olmak üzere tüm uluslar arası hukuk belgelerinde ihtilafların kuvvetkullanımı yoluyla çözümlenmesi yasaklanmış, devletlerinin birbirlerininegemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı kuvvet kullanması veya kuvvet kullanmatehdidine başvuramayacakları belirtilmiştir. Devlet olmayan ancak terör örgütükimliğinin ötesinde bir halkın çıkarlarını temsil etme iddiasında olan “devlet dışı aktörler” şeklinde tanımlananunsurların da aynı şekilde kuvvete ve şiddete başvurmaları uluslararası hukuka göre yasaktır. Terörizm ise esasen tüm uluslararası toplumca kesin olarak reddedilen, sebebine, gerekçelerine ve kimtarafından kime karşı yapıldığına bakılmaksızın lanetlenmesi gereken “çağın vebası” olarak kabul edilmiştir.Terörizm ayrıca, insanlığa karşı bir suç olarak kabul edilmiştir. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi de Herri Batasuna ve Batasuna/İspanya kararında terörle uzlaşmasonucuna varacak birçok ciddi ve tekrarlanan eylem ve davranışları, terörünkınanmaması olgusuyla birlikte değerlendirerek, adı geçen siyasi partininkapatılmasında Sözleşme’ye aykırılık görmemiştir.Anayasa Mahkemesinin E:2007/1, K:2009/4 (Siyasi Parti Kapatma) sayılı kararındada konu siyasi parti ve ifade özgürlüğü açısından etraflı şekildedeğerlendirilerek, benzer sonuca varılmıştır. Bu nedenle, kitabın bir terörörgütünün ötesinde bir halkın haklı taleplerini savunmak amacıyla yazıldığı biran için kabul edilecek olsa dahi, kitabın içerdiği şiddet tehdidi yönündenyapılacak değerlendirme değişmeyecektir.
4.Başvurucu, her ne kadar savunduğu siyasi ve/veya silahlı mücadeleyi terörizmkapsamında görmemekte ve PKK’ya yönelik ifadeleri övgü düzeyinde (devrimci halk savaşı, kahramanlık hikayesi)kalmakta ise de savunucusu olduğunu öne sürdüğü “Kürt sorunu” ile ilgili olarak kuvvete ve şiddete başvurmayısomut ve ciddi bir seçenek olarak değerlendirmekte, bununla da kalmayarak bukonuda strateji belirlemekte, ilgililere “savaşahazırlık” talimatı vermektedir. Bu stratejinin ciddi olduğu,geçtiğimiz aylarda görülen yol kesme, kontrol noktası kurma, güvenlik güçlerineateş açma, iş makineleri yakma, yaşı küçük çocukları zorla veya kandırarakörgüte katma gibi eylemlerle, kitapta yazılanların provası yapılmak suretiylekanıtlanmıştır.
5. Gerekuluslar arası hukuk ve insan hakları standartları,gerek Anayasamız ve pozitif hukukumuz bakımından bir bütün halinde ve somutolay ve olgular ışığında değerlendirildiğinde, şiddeti yücelten, bir siyaset vehak arama yolu olarak şiddet ve kuvvet kullanımını öneren, siyasi amaçlara ulaşmak için şiddet ve terörü kullanmatehdidinde bulunan kitabın fikir özgürlüğü kapsamında görülemeyeceği açıktır.
6. Öteyandan, başvurucu yargısal sürecin tamamlanması beklenmeden kitabın imhaedilmiş olmasının da hak ihlaline neden olduğunu öne sürmüştür. Anayasa’nın 28.maddesinin sekizinci fıkrasına göre süreli veya süresiz yayınların suçsoruşturması nedeniyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanacak olup,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 132. maddesine göre elkonulan eşya, hükmün kesinleşmesinden önce, ancak hakim kararı ile elden çıkartılabilir. Başvuru dosyasınagöre, kitapların imhasına ilişkin olarak kesinleşmiş bir mahkeme kararıbulunmamaktadır. Buna karşın CMK’nun 141. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (j) bendi uyarınca eşya veya diğer mal varlığıdeğerlerinin el konulmasına karar verildikten sonra eşyanın korunması içingerekli tedbirler alınmadığı durumlarda ilgililerin maddi ve manevi tazminat davası açmak suretiyle devletten hertürlü zararlarını isteyebilecekleri açıktır. Bu yönden Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için gereken koşulların yerine getirilmiş olduğu dasöylenemez.
7. Bunedenlerle, bir koruma tedbiri niteliğindeki el koyma kararına dayanılarak sözkonusu kitapların toplatılmasından ibaret olan müdahalenin, amaçlanan hedefleraçısından orantılı, demokratik bir toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkelerineuygun olduğu anlaşılmaktadır.
8.Başvurunun kabul edilmezliğine karar verilmesi, kabul edilmesi halinde iseAnayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.Başvurucu, yargısal sürecin tamamlanması beklenmeden kitap nüshalarınınmuhafazası yerine imha edilmiş olmasının hak ihlaline neden olduğunu ilerisürmüştür.
2. Anayasa’nın28. maddesinin sekizinci fıkrasının emredici hükmüne göre süreli veya süresizyayınların suç soruşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümleruygulanacaktır. Başvuru dosyasına sunulan evraklara göre kitapların imhasınailişkin olarak kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Buna karşın 5271sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendi uyarıncaeşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine el konulmasına karar verilip deeşyasının korunması için gerekli tedbirler alınmayan kişilerin maddi ve manevitazminat davası açmak suretiyle her türlü zararlarını Devlettenisteyebilecekleri de göz önünde bulundurulmadır.
3.Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, bir koruma tedbiri niteliğindeki elkoyma kararına dayanılarak söz konusu kitapların toplanmasından ibaretmüdahalenin amaçlanan hedefler açısından orantılı olduğu ve bu bağlamdademokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatinevarılmıştır.
4.Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altınaalınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlaledilmediği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Burhan ÜSTÜN
FARKLI GEREKÇE
1. AnayasaMahkemesi sayın çoğunluğu tarafından, sınırlamanın PKK terör örgütü ilemücadele kapsamında gerçekleştirilmesi nedeniyle kanunilik denetiminin ‘meşruamaç’ ölçütünün gerçekleştiği, ancak el koyma kararı gerekçesi dikkatealındığında gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği, fakat kitapta yer alandüşüncelerin toplumun bir kesimince hoş karşılanmayacak nitelikte ise deşiddeti övdüğünden söz edilemeyeceği ve bu nedenle “demokratik bir toplumdagerekli olma ve ölçülülük” ölçütünün olayda tahakkuk etmediği gerekçesiyle hakihlali sonucuna ulaşılmıştır. Düşüncemize göre incelenen olayda ifade ve basınözgürlüğü hakkı ihlali sonucuna yol açan hukuki nedenler farklı olduğundan,karar neticesine iştirak edilmekle birlikte farklı gerekçe yazılmasına ihtiyaçduyulmuştur.
2.Herkesin düşünce açıklama ve yayma hakkı Anayasa’nın 26. maddesinde güvenceyebağlanmış ve bu hakkın yalnızca ikinci fıkrada belirtilen amaçlarlasınırlandırılabileceği ifade edilmiştir. AİHS’nin 10. maddesinde de benzerbiçimde “her ferdin ifade ve açıklama hürriyetine malik” olduğu, ancak buözgürlüğün “demokratik toplumda zaruri tedbirler mahiyetinde” meşru amaçlarlasınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Sınırlama nedenleri arasında ‘milligüvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması’ ve ‘suçun önlenmesi’ nedenleri desayılmıştır. İfade özgürlüğünün kullanılması, düşünce açıklama araçlarınınkorunmasını da gerektirmektir. Nitekim Anayasa’nın “basın hürriyeti” başlığınıtaşıyan 28. maddesinde basın özgürlüğü güvence altına alınmış, ancak sekizincifıkrasında; “süreli veya süresiz yayınların suç oluşturma veya kovuşturmasısebebiyle zabt ve müsaderesinde genel hükümleruygulanır” denilmiştir. Bu Anayasal düzenlemelere ve Sözleşme hükümlerine uygunolarak hukuk sistemimizde ifade özgürlüğü suç normlarıyla ve ifadeyi açıklamaaraçlarına ilişkin sınırlama da ilgili özel kanunlarla sınırlandırılmıştır.
3.Başvuranın yayınlamak istediği kitabı ile ilgili olarak yayın koordinatörü,editörü ve yayına hazırlayan kişi hakkında terör örgütünün propagandasınınyapıldığı iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmışve bu kapsamda savcılık emri ile SM Matbaasında ve Küçükçekmece 3. Sulh CezaMahkemesinin 17.9.2012 tarihli ve 930 sayılı kararı ile de Gün Matbaacılık’taarama yapılarak ele geçirilen bir kısım kitap forması ve basılı nüshalarına elkonulmuştur. Savcılığın el koyma kararı Bakırköy 6. Sulh Ceza Mahkemesinin18.9.2012 tarih ve 1737 müt. Sayılı kararı ileonanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile ayrıca, kitapta PKKterör örgütünün propagandasının yapıldığı gerekçesi ile TMK 10. Maddesi ileGörevli İstanbul 2 numaralı Hakimliğinin 21.9.2012 tarih ve 156 sayılı kararıile kitaba el konulmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da TMK10. Maddesi ile Görevli İstanbul 3 numaralı Hakimliğinin 9.10.2012 tarih ve 173sayılı kararı ile reddedilmiştir.
4.Başvurucunun kitabı hakkında gerçekleşen hukuki sürecin değerlendirilebilmesiiçin, el koyma kararına dayanak olan kanun hükümlerine göz atılmalıdır.
5.3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun el koyma kararı tarihinde yürürlükteolan 7/2. maddesi metni şöyledir: (Değişik fıkra: 30/07/2003- 4963 S.K./30. md.) “Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veyadiğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlarafiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis vebeşyüzmilyon liradan birmilyarliraya kadar ağır para cezası verilir.”
6.5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25/2. maddesi: “Soruşturmaveya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla 25/07/1951 tarihli ve 5816sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda, Anayasanın 174 üncümaddesinde yer alan inkılap kanunlarında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 153 üncü maddesininbirinci ve dördüncü fıkralarında, 155 inci maddesinde, 311 inci maddesininbirinci ve ikinci fıkralarında, 312 nci maddesininikinci ve dördüncü fıkralarında, 312/a maddesinde ve 12/04/1991 tarihli ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarındaöngörülen suçlarla ilgili olarak basılmışeserlerin tamamına hakim kararıyla el konulabilir.”
7.İfade ve basın özgürlüğünün sınırlanmasına ilişkin yukarıda görülen hükümleruyarınca basılı bir esere el konulabilmesi için, CMK genel hükümlerindenayrılan özel düzenlemede iki ayrı yöntem öngörülmüştür. Basın Kanunu’nun 25/1.maddesi uyarınca C. Savcısı veya gecikmede sakınca olan hallerde kolluktarafından, soruşturmaya konu suçun sübut vasıtası olarak basılmış eserin enfazla üç adedine el konulabilir. Buna karşın, basılmış eserin tamamına elkonulabilmesi için aynı maddenin ikinci fıkrasında iki şart aranmaktadır. İlkolarak, soruşturmaya konu suçun ikinci fıkrada belirtilen bir suç olması,ikinci olarak da bu kararın hakim tarafından verilmesizorunluluğudur. Bu yasal hükümler açısından Bakırköy C. Başsavcılığının17.9.2012 tarihli yazılı arama emrine istinaden SM Matbaasında 3000 adet formave 8 adet kitaba el konulması hukuka aykırıdır. El koyma kararının sonradan hakim tarafından onaylanmış olması, bu hukuka aykırılığıortadan kaldırmamaktadır.
8.Ayrıca, el koyma kararına dayanak olan ceza soruşturması kitabın yazarıhakkında olmayıp, yayın koordinatörü, editör ve yayına hazırlayan kişialeyhindedir. Ancak, Basın Kanunu’nun 26. maddesinde yazılı hak düşürücü süregeçtiği için dava açılamayıp kovuşturmaya yer olmadığı kararı ilesonuçlanmasına karşın, el koyma işlemine son verilmesi yerine kitapların imhasınakarar verilmesi de kanuna aykırıdır. Böylece, hak ihlali denetiminde kanunilikölçütünün gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
9.Diğer taraftan, sayın çoğunluk gerekçesinde Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındagerekçeli karar hakkı incelenirken, İstanbul 2 numaralı hakimliğinin kitabınbir kısım sayfalarına atıf yapıp bazı paragraflardaki düşünce açıklamalarınıdeğerlendiren ve sonuçta PKK terör örgütü propagandası yapıldığı gerekçesinedayalı olarak verilen el koyma kararı gerekçesinin yeterli olduğu kabul edilmiştir.Koruma tedbirleri geçici olmakla birlikte, kişi özgürlüğünü sınırlayıcı etkisidolayısıyla, ilgili karar gerekçesinin en azından somut olayı gerektiği kadardeğerlendirmesi ve okunduğunda objektif olarak bu tedbire başvurunun zorunluolduğu fikrini uyandırması gerekir. Yeterliliği bakımından gerekçenin uzunluğuveya kısalığı değil, incelemeye konu olayla kurulan hukuki bağlantısı ölçüolmalıdır. Tedbir kararının sonucu o olay bakımından doğru olsa dahi,gerekçenin yeterli olmaması durumunda da 36. maddenin ihlal edildiğidüşünülmelidir. Söz konusu gerekçede uzun değerlendirmeler yapılmakla birlikte,değerlendirmeye esas alınan kitaptaki paragraflar özünde ifade özgürlüğükapsamında görülebilecek niteliktedir. Buna karşın sözgelimi kitabın 420-422. sayfalarındayer alan ve amaçlanan hedeflere ulaşılamadığı takdirde ‘Kürt halkı ve örgütyönünden silahlı direnişin bir yükümlülük’ olacağına ilişkin ifadeler, yazarınşiddet ve terör yöntemini halen benimseyip tavsiye ettiğini ve örgütpropagandası yaptığını gösterir niteliktedir. Ancak arama ve el koyma kararıgerekçesi, sınırlamanın “demokratik toplum yönünden zorunlu olması” ölçütünüizah etmekten oldukça uzak olması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği düşünülmelidir.
10.AİHM ifade özgürlüğünün ihlali iddialarını denetlerken, ifade açıklamalarınınşiddet veya başkaldırıya teşvik edip etmediğini ya da nefret içeren birsöyleminin bulunup bulunmadığının araştırılmasını istemektedir. Yine, ifadeaçıklamaları değerlendirilirken, içerisinde bulunulan koşullar dagözetilmelidir. (Bkz. Sürek-Türkiye, Gerger-Türkiye, Aktan-Türkiye kararları).
11.Sayın çoğunluk tarafından benimsenen gerekçede, kitapta açıklanan düşüncelerin,yazarın ifadesiyle PKK terör örgütünün kuruluşundan bu günekadar geçen tarihsel sürecin ilk elden açıklandığı, kendi görüşü çerçevesindeKürt gerçeğinin anlatılıp, Kürt sorununa barışçı yöntemler önerildiği ilerisürülmektedir. Ancak kitabın çoğu paragrafında, esasında PKK terör örgütününyönteminin ve eylemlerinin meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Yine,amaca yönelik demokratik mücadeleden sonuç alınamadığı takdirde halk ve örgütyönünden silahlı direnişin bir ‘yükümlülük’ olacağı belirtilmektedir (bkz.Kitap, sy. 421). Söz konusu ifadeler geleceğe yöneliköngörü değildir. İfadelerin şiddete ve kalkışmaya çağrı ve teşvik anlamınageldiği açıktır. Bu sözleri ifade eden kişi, herhangi bir kimse değil, ülkede onbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan eylemleri icra edensilahlı terör örgütünün lideridir. Son bir yıldır azalmış olsa da haleneylemleri süren bir örgüte ve sempatizanlarına yönelik bu ifadelerin örgüteeleman kazandırılmasına, her an bir terör eylemine ya da kalkışmaya nedenolması veya bu eylemlerin artışına yol açması tehlikesinin ne kadar yakınlık arzettiği hususu izahı gerektirmeyecek açıklıktadır. Bu türifadelerin sadece birkaç sayfada olması da tehlikeyi azaltmamaktadır. Çoğunlukgerekçesinin konuyla ilgili bu bölümüne de, izahedilen nedenlerle iştirak edememekteyim.
12.Sonuç olarak yukarıda açıklandığı üzere, çoğunluk tarafından benimsenengerekçedeki bazı hukuki nedenlere ve bölümlere katılmıyor, fakat başvurucununkitabına el konulması, toplatılması ve imha edilmesi eylemlerinde kanuniliköğesinin oluşmaması ve gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi nedenleriyle hakihlali bulunduğu düşüncesiyle kararın sonucuna iştirak etmekteyim.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN