TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDÜLKERİM BABİR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2550)
Karar Tarihi: 10/12/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
1- Abdülkerim BABİR
2- Bahattin YILDIZ
3- Ali KESKİN
Vekili
:
Av. Ramazan GÖNEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, hisse sahibi oldukları taşınmazın TOKİtarafından kamulaştırılması amacıyla açılan bedel tespiti ve tescil davasınınmakul süreyi aşması, dava tarihine göre belirlenen bedelin dava sonunda faizişletilmeden kendilerine ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 9/4/2013 tarihindeİstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 7/10/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 30/9/2014tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 27/10/2014tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeraldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucularla beraber çok sayıda kişinin hisse sahibiolduğu Tuzla İlçesi, Orhanlı beldesi, 2 pafta, 871 parsel sayılı 17.500 m2alanlı taşınmaz hakkında kentsel hizmet alanı olarak kullanılmak üzere TOKİBaşkanlığı tarafından 7/5/2004 tarihinde kamulaştırmakararı alınmıştır.
8. Uzlaşma sağlanamaması üzerine TOKİ Başkanlığı, 22/9/2005 tarihinde Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesinde(Mahkeme) bedel tespiti ve tescil davası açmıştır.
9. Mahkeme, 5/7/2006 tarih veE.2005/784, K.2006/545 sayılı kararı ile davayı kabul ederek arazi olarak kabulettiği taşınmazın m2’si 35 TL bedelle TOKİ adına tesciline karar vermiştir.Kararla başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e 12.740,00TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e 8.890,00 TL kamulaştırma bedeli ödenmiştir.
10. Mahkemenin kararı temyiz edilmiş, temyiz talebindedeğerin olması gerekenden düşük tespit edildiği, daha önce var olan 1/5000 lik imar planının dava tarihi itibariyle iptal edilmesinedeniyle idarenin kötü niyetli olduğu ileri sürülmüştür.
11. Dosya birkaç defa eksik evrak gerekçesiyle iadeedilmiştir. Dosyanın ikmali sonrası Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 18/1/2010 tarih ve E.2009/17732, K.2010/528 sayılı kararıylataşınmazın arsa olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derecemahkemesi kararını bozmuştur.
12. Davayı tekrar ele alan Mahkeme, bozma kararına uyarakmahallinde tekrar keşif yapmış ve uzman bilirkişilerden rapor alınmasına kararvermiştir. 14/3/2011 tarihli yeni bilirkişi raporuylam2’si 70 TL üzerinden arsa niteliğindeki taşınmazın değeri belirlenmiştir.
13. Başvurucu vekili m2’si 70 TL üzerinden belirlenen bedelinde düşük olduğunu, yeni bir bilirkişi raporu daha alınmasını istediklerini,ayrıca faiz talep ettiklerini Mahkemeye beyan etmiştir.
14. Mahkeme, 25/5/2011 tarih veE.2010/465, K.2011/362 sayılı kararıyla davacıların itirazlarınıdeğerlendirmiş, ancak bilirkişi raporunun dosyanın kapsamı ve Yargıtayiçtihadına uygun olduğu gerekçesiyle itirazları reddederek m2’si 70 TLüzerinden arsa niteliğindeki taşınmazın TOKİ adına tesciline ve ilk kararıtemyiz eden davalılara fark bedellerinin hisseleri oranında ödenmesine kararvermiştir. Mahkeme faiz talebini ise hukuken mümkün olmadığı gerekçesiylereddetmiştir. Kararla başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e12.740,00 TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e 8.890,00 TL fark bedeli olarak ödenmiştir.
15. Temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi,bu defa 16/4/2012 tarih ve E.2011/20912, K.2012/7865sayılı kararıyla bir kısım davalılar yönünden kararı bozmuş, başvurucularyönünden ise kararı onamıştır.
16. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay aynıDairesinin, 13/12/2012 tarih ve E.2012/19400,K.2012/26495 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar başvurucular yönünden aynıtarihte kesinleşmiştir.
17. Kesinleşen karar başvurucuların vekiline 13/3/2013 tarihli duruşmada tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucular 9/4/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuşlardır.
19. Davanın temyizde bozulan kısmı ile ilgili yargılamaMahkemede E.2013/36 sayısı ile devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
20. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemecetespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ileyapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesinemüracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren engeç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine … bildirerek duruşmayakatılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrasıiçin de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişilermarifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit içinmahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içindemahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflaratebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hâkim, taraflar veya vekillerini vebilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsaitirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmaküzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların vebilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil vehakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilenbu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir.… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına… dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idareadına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilirve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescilhükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459S.K./6. md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içindesonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitimindenitibaren kanuni faiz işletilir.
…”
21. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kârdikkate alınmaz.”
22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 10/12/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 9/4/2013 tarih ve 2013/2550 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
24. Başvurucular, hisse sahibioldukları taşınmazın TOKİ Başkanlığı tarafından kamulaştırılması amacıylaaçılan bedel tespiti ve tescil davasının 7 yılı aşan sürede tamamlanması, davatarihine göre belirlenen bedelin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerineödenmesi ve dava sürecinde bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesinedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürerek düşük değer tespiti nedeniyle toplam 114.660,00 TL, faiz ödenmemesinedeniyle toplam 215.000,00 TL maddi ve her birine 10.000,00 TL manevi tazminatödenmesi taleplerinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
25. Başvurucular, somut başvuruya konu bedel tespiti vetescil davasının 7 yılı aşan sürede tamamlanması, dava tarihine göre belirlenenbedelin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine ödenmesi ve dava sürecindebedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi,başvurucuların ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp,somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder.
26. Başvurucuların bedelin olması gerekenden düşük tespitedilmesi ve bu nedenle maddi zarara uğradıklarına dair şikâyetlerinin özü,nihai Mahkeme kararının sonucunun hakkaniyete uygun olmadığına ilişkin olup, buşikâyet yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası kapsamındadeğerlendirilecektir. Başvurucuların makul süre ve faiz ödenmemesi nedeniylemülkiyet hakkına ilişkin şikâyetleri ise ayrıca incelenecektir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
i. YargılamanınSonucunun Adil Olmadığı İddiası
27. Başvurucular aleyhlerine açılan kamulaştırma bedelinintespiti ve tescil davasında, taşınmazın değerinin olması gerekenden ve yakınçevredeki taşınmazların önceki kamulaştırma davalarında belirlenen m2 birimdeğerinden düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürerek maddi tazminat talep etmişlerdir.
28. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
29. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
30. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
31. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçıkça keyfilik veya bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıbulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
32. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun yukarıdaki iddialarıincelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına,derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün âdil olmamasına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
33. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarıncatarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamalarıhalinde dava tarihine göre taşınmazın bedelinin mahkemece adil ve hakkaniyeteuygun bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.
34. Başvuruya konu davada davalılarınarsa vasıflı taşınmazın arazi olarak bedelinin belirlenmesi nedeniyle temyiztalepleri haklı görülerek Yargıtay’ca bozulmuş, davayı tekrar ele alan Mahkeme,2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu taşınmazailişkin tapu kayıtlarını, kroki bilgilerini ve emsal satış bedellerini gösterirbelgeleri temin etmiş, yerinde keşif yapmış, Yargıtay bozma ilamında gösterilenşekilde bilirkişi raporuyla bedel tespiti yaptırmış, başvurucular dâhiltaraflara itiraz hakkı tanımış ve usulüne uygun olarak ve gerekçesiniaçıklayarak kamulaştırma bedelini tespit etmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ise,yaptığı temyiz incelemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti konusunda birisabetsizlik olmadığına karar vermiştir.
35. Başvurucu, yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendidelillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulandelillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına yada uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiMahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturanherhangi bir durum da tespit edilememiştir.
36. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun belirtileniddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu ve derecemahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Makul Süre ve Mülkiyet Hakkına İlişkinŞikâyetler
37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,başvurucuların makul süre ve faiz ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkına ilişkinşikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu şikâyetler yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
i. Mülkiyet Hakkı
38. Başvurucular dava tarihi itibarıyla tespit edilenkamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesinden şikâyetetmekte ve kamulaştırma bedeline dava tarihinden ödeme tarihine kadar kamualacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanarak belirlenecek meblağıntazminat olarak ödenmesini talep etmektedirler.
39. Anayasa’nın “MülkiyetHakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyethakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
40. Anayasa'nın “Kamulaştırma”kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde,gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazmalların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırmabedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. …Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beşyılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
…
İkincifıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemişkamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizuygulanır.”
41. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
42. Somut başvuruda başvurucu, kamulaştırmanın kamu yararışeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı yönünde bir şikâyettebulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucularla beraber çoksayıda kişinin hisse sahibi olduğu taşınmazın kentsel hizmet alanı olarakkullanılmak üzere kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılıKanun’a uygun olarak sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Bu durumdamülkiyetten yoksun bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarakyapıldığı anlaşıldığından başvurucuların faiz ödenmemesine yönelik şikâyetleriAnayasa’nın 13. ve 35. maddeleri kapsamında ölçülülük ilkesi yönündenincelenecektir.
43. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleriancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmeksuretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülükilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmekistenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasındaadil bir denge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 37).
44. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilenkamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızasıolmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafındansona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasadagösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakdenödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).
45. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninorantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerindenarındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihiarasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faizuygulanması gerekir (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).
46. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesitaksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarınauygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazananiçtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancakkesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihindenitibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebininyasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış biruygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 50).
47. Bununla beraber uzun süren kamulaştırma bedelinin tespitidavalarında dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli, dava sonundafaiz işletilmeden taşınmazı kamulaştırılan bireylere ödenerek bireylerinalmaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olunmaktadır.Taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişininuğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olmasıyanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemdegözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olmasıgerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).
48. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonraödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerindeoluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı dabulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığauğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, K.T. 10/2/2011).
49. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksikliğigidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanındasonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelininenflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzermağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942sayılı Kanun’un 10. maddesine fıkra ekleyerek “Kamulaştırmabedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanında tamamlanamayankamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığı tarihe kadar kamulaştırmabedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır (B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 53).
50. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava,bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığındanyasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamuyararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul birorantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucunun orantısız ve aşırı biryüke maruz kalıp kalmadığının araştırılması gerekmektedir.
51. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescilidavası, 22/9/2005 tarihinde Tuzla Asliye HukukMahkemesinde açılmış, Mahkemenin 5/7/2006 tarihli kararıyla başvuruculardanAbdülkerim BABİR’e 12.740,00 TL, Bahattin YILDIZ’a 9.240,00 TL ve Ali KESKİN’e8.890,00 TL kamulaştırma bedeli ödenmiştir. Mahkemenin ilk kararınınYargıtay’ca bozulmasından sonra davayı tekrar ele alan Mahkemenin 25/5/2011 tarihli kararıyla davalılar adına bankaya blokeedilen aynı miktarlı fark bedellerinin ödenmesine karar verilmiştir. Bu durumdadava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli başvuruculara ilkidava tarihinden 10 ay sonra diğeri ise 5 yıl 8 ay sonra olmak üzere iki aşamadaödenmiştir. Merkez Bankası verilerine göre davanın açıldığı ve bedel tespitindeesas alınan Eylül 2005 ile ilk ödemenin yapıldığı Temmuz 2006 tarihi arasındaenflasyonda meydana gelen artış % 9,63, dava tarihiyle ikinci ödemeninyapıldığı Mayıs 2011 tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış ise %61,25’tir.
52. Dava tarihine göre belirlenerek başvurucular AbdülkerimBABİR, Bahattin YILDIZ ve Ali KESKİN yapılan ödemelerin enflasyon karşısındauğradığı değer kaybını telafi edecek fark sırasıyla 9.030,00 TL, 6.549,00 TL ve6.301,00 TL’dir.
53. Yukarıdaki tespitler doğrultusunda, kamulaştırmabedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasındagözlemlenen farkın kamulaştırma bedeline faiz eklenmemesinden kaynaklandığıanlaşılmaktadır. Ödenmeyen enflasyon farkı, bireylerin mülkiyet hakkınınkorunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozarak veAnayasa’da yer alan ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerindeorantısız ve aşırı bir yük oluşturarak, başvurucuların mülkiyet hakkını ihlaletmektedir.
54. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında davatarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucuya ilki 10 ay ikincisiise 5 yıl 8 ay sonra olmak üzere iki aşamada ve faiz işletilmeden ödendiği, busüre zarfında Merkez Bankası verilerine göre enflasyonda meydana gelen artışın% 9,63 ve % 61,25 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında,başvurucuların üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklıgösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yüke sebep olduğu sonucunaulaşılmıştır.
55. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
56. Başvurucular, 2005 yılında hisse sahibi olduklarıtaşınmazla ilgili olarak açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescildavasının kendileri yönünden 2012 yılı sonunda kesinleşmesi nedeniyle makulsürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
57. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18)
58. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir.”
59. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,yargının görevidir.”
60. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkınasahiptir.”
61. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
62. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
63. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §40).
64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41–45).
65. Ancak, belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
66. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
67. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul süredekarara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesinezdinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanınsöz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinegöre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konualan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 49).
68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 22/9/2005tarihidir.
69. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam edenyargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınıiçeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesiolanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Yargıtay 5. HukukDairesine E.2012/19400, K.2012/26495 sayılı kararın verildiği 13/12/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
70. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığınbaşlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
71. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun hisseli taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin tespitive tescil talebi olduğu, 22/9/2005 tarihinde açılandavanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilen ilk kararın temyizincelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararını takiben mahkemenin E.2010/465sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması sonucunda verilen kararın tekrartemyiz edildiği ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin E.2012/19400, K.2012/26495sayılı kararı ile başvurucular yönünden kesinleştiği anlaşılmaktadır.
72. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesiönünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarıkonu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusuolduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesigerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 22).
73. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usulhükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),başvuruya konu davada yer alan kişi (193 davalı) sayısı ve davanın mahiyetinedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanınkarmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında,somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yönbulunmadığı ve söz konusu yedi yılı aşan yargılama sürecinde makul olmayan birgecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
75. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedelinin dava sonunda kendisilerine enflasyon farkıuygulanmaksızın ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşük tespit edilmesinedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesinitalep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca yargılamanın makul süreyi aştığını dilegetirerek manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
77. Başvuruculara dava tarihine görebelirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucuya ilki 10 ay ikincisi ise 5 yıl 8ay süren davalar sonunda iki aşamada ve faiz işletilmeden ödendiği, faizişletilmeden yapılan ödemeler sonucu kamulaştırma bedelinde bu süredegerçekleşen %9,63 ve %61,25 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değerkaybı oluştuğu, bu durumun başvurucular üzerinde idarenin ulaşmak istediğimeşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı bir yükoluşturduğu anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmekiçin başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e net 9.030,00TL, Bahattin YILDIZ’a net 6.549,00 TL ve Ali KESKİN’e net 6.301,00 TL maddi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
78. Başvurucular tarafından bedelin olması gerekenden düşüktespit edilmesi nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber,tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından ve başvurucunun bu iddiası açıkça dayanaktanyoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan, başvurucuların diğer madditazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
79. Başvuruya konu asliye hukuk mahkemesinde görülen ve çoksayıda davalısı bulunan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının,yedi yıl aşan sürede sonuçlandırılması sebebiyle yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuların her birine takdiren net 2.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
80. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet ve makul sürede yargılanma haklarına ilişkiniddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucuların,
1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculardan Abdülkerim BABİR’e net 9.030,00 TL, Bahattin YILDIZ’anet 6.549,00 TL ve Ali KESKİN’e net 6.301,00 TL maddive başvurucuların her birine net 2.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkindiğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.