TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULSELAM TUNÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6986)
Karar Tarihi: 5/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 30/1/2015-29252
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Abdulselam TUNÇ
Vekili
:
Av. Nezahat Paşa BAYRAKTAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, maliki olduğuİzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231 pafta 1633 ada19 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak kullanılantaşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/9/2013 tarihindeİzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılanön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 7/1/2014tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığınca 7/3/2014 tarihli yazı ile görüşünü sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığının görüşyazısı 14/3/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve başvurucuvekili de 18/3/2014 tarihli yazı ile karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun maliki olduğuİzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231 pafta 1633 ada10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak kullanılantaşınmazın da bulunduğu belli bir alan (İmariyeMahallesi, Ondokuz Mayıs Mahallesi, Vezirağa Mahallesi, Hasan Özdemir Mahallesi, YeşildereMahallesi, Kosova Mahallesi, Kadriye Mahallesi, Altay Mahallesi, Kadifekale mahallesi) 4/5/1998 tarih ve 11100 sayılıBakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edilmiş, Başbakanlık TopluKonut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve KonakBelediye Başkanlığı arasında imzalanan İzmir-Konak Kentsel Yenileme (GecekonduDönüşüm) Projesine İlişkin Protokol ile afete maruz bölge ilan edilenyerlerdeki gecekondu ve kaçak yapıların tasfiye edilerek söz konusu bölgelerdeyaşayan hak sahiplerine Uzundere Toplu Konut alanında TOKİ tarafındanyaptırılacak konutlardan tahsis edilmesi öngörülmüştür.
9. İzmir Büyükşehir BelediyeMeclisinin 10/10/2005 tarih ve 888 sayılı kararı ile afete maruz bölgelerdeyapılacak kamulaştırma işlemleri belediyenin 5 yıllık imar planına alınmış,Belediye Meclisinin 17/2/2006 tarihli kararı ile İzmir İli Afete MaruzBölgelerde Kalan Taşınmazların Tasfiyesi ve Konut Satışına Dair Yönetmelikkabul edilerek İzmir Büyükşehir Belediye Encümeninin 20/7/2006 tarih ve 264sayılı kararı ile de afete maruz bölgelerde zemin ve zemin üstü kamulaştırmaişlemlerine başlanılmasına karar verilmiştir.
10. Belediye tarafındanbaşvurucuya taşınmazın kamulaştırma bedeli olarak 200.901,68 TL teklif edilmişve 13/8/2007 tarihinde bu bedel üzerinde anlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.
11. Bunun üzerine ilgiliBelediye tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın Belediyeadına tescili için İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.
12. İzmir 3. Asliye HukukMahkemesi zemin ve zemin üstü taşınmaz değerinin tespiti için bilirkişiincelemesi yaptırdıktan sonra 27/10/2008 tarih ve E.2007/502, K.2008/336 sayılıkararı ile taşınmazın kamulaştırma bedelinin 309.430,50 TL olduğunu tespitetmiş ve bu bedelin başvurucuya ödenmesi ile taşınmazın ilgili belediye adınatesciline karar vermiştir.
13. Bu karar başvurucutarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 13/5/2010 tarih veE.2010/4586, K.2010/7533 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararınıonamış, bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmamıştır.
14. Taşınmazın tespit edilenkamulaştırma bedeli 29/6/2010 tarihinde başvurucuya ödenmiştir.
15. Başvurucu, kamulaştırmakararının onaylı imar planına dayanmadığı, Encümen kararının kendisine tebliğedilmediği, kamu yararı kararı alınmadığı ve kurum onayının bulunmadığı,heyelan riskinin kamulaştırmayı gerektirecek boyutta olmadığı, işlemin mülkiyethakkını ihlal ettiği gerekçesiyle 4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdareMahkemesinde yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açmış, Mahkeme, öncelikle10/4/2008 tarihinde yürütmeyi durdurma talebini reddetmiş, ret kararına karşıyapılan itiraz da İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından 15/5/2008 tarihindereddedilmiştir.
16. İzmir 4. İdare Mahkemesi,17/10/2008 tarih ve E.2008/165, K.2008/1459 sayılı kararı ile davayıreddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"Hüküm veren İzmir 4. İdare Mahkemesi'nceönceden belirlenerek taraflara bildirilen 17.10.2008 gününde yapılan duruşmayadavacı vekili Av. Nezehat PAŞA BAYRAKTAR ile davalıidare vekili Av. Alper DOĞRUÖZ'ün geldiği görülerekusulüne uygun olarak yapılan duruşmadan sonra gereği görüşüldü:
…
Yukarıda anılan Kamulaştırma Kanunu hükümleriile idarelerin kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetleriniyerine getirmek üzere kamulaştırma yapabilecekleri kurala bağlanmış,kamulaştırmanın usul ve esasları düzenlemiş, BelediyeKanununda ise düzenli kentleşmeyi sağlamak belediyelerin görevleriarasında sayılmıştır.
Olayda; davacıya ait taşınmazın da bulunduğualanın Bakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edildiği, bu kararakarşı dava açılmadığı, söz konusu bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında"jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağı getirilen alan" olarak ayrıldığıve bölgede yapılaşma yasağı bulunduğu, bu nedenle söz konusu bölgede gecekonduve kaçak yapısı olanların hak sahibi yapılarak TOKİ tarafından yaptırılacakkonutlara naklinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Bu durumda; afete maruz bölge ilan edilen veyapı yasağı bulunan bölge içinde kalan davacıya ait taşınmazınkamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka aykırılıkbulunmamaktadır."
17. Başvurucu, davadilekçesindeki iddiaların karşılanmadığı, deliller toplanmadan Bakanlar Kurulukararına karşı dava açılmamış olması nedeniyle davanın reddedilmesinin kanunaaykırılık oluşturduğu iddialarını ileri sürerek kararı temyiz etmiş, ancakDanıştay Altıncı Dairesi 14/9/2011 tarih ve E.2009/2587, K.2011/3184 sayılıkararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.
18. Başvurucu tarafından yapılankarar düzeltme talebi de aynı Dairenin 11/6/2013 tarih ve E.2012/158,K.2013/4148 sayılı kararı ile reddedilmiş, Karar, başvurucu vekiline 31/7/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Anayasa Mahkemesine,2/9/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.
B. İlgiliHukuk
20. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma şartları” kenar başlıklı 3.maddesi şöyledir:
“İdareler, kanunlarlayapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerininyürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifakhaklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerdeeşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
Bakanlar Kuruluncakabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskanprojelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyılarınkorunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özelhukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanunundagösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırmabedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırmabedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziylebirlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününütakip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddiuygulanır.
Kamulaştırılantopraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarınbedeli, her halde peşin ödenir.
(Ek: 24/4/2001 - 4650/1 md.) İdarelerce yeterliödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz.”
21. 6/1/1982 tarih ve 2575sayılı Danıştay Kanunu’nun “Savcılarıngörevleri” kenar başlıklı 61. maddesinin 2/7/2012 tarih ve 6352sayılı Kanun’un 47. maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Savcılar, ilk derecemahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen davadosyalarından kendilerine havale olunanları Başsavcı adına incelerler ve esashakkındaki düşüncelerini, bir ay içinde gerekçeli ve yazılı olarak verirler. Busüreler geçirilirse durumu sebepleriyle birlikte Başsavcıya bildirirler.Danıştay Başkanının ve Başsavcısının vereceği diğer görevleri yerine getirir;çalışma düzeninin korunması ve iş veriminin artırılması için Başsavcınınalacağı tedbirlere uyarlar”.
22. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun’un “Duruşma”kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:
“1. Danıştay ileidare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbinTürk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarlabenzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbinTürk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerineduruşma yapılır.
2. Temyiz veitirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölgeidare mahkemesi kararına bağlıdır.
3. Duruşma talebi,dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.
4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alankayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşmayapılmasına karar verebilir.
5. Duruşmadavetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.”
23. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın düzeltilmesi” kenar başlıklı 54.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi DavaDaireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idaremahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsusolmak üzere kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş güniçinde taraflarca;
a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, karardakarşılanmamış olması,
b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,
c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,
d) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığınortaya çıkmış olması,
Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 5/11/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/9/2013 tarih ve 2013/6986numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
25. Başvurucu, kamulaştırılantaşınmazının değer tespitinin rayiç bedeller üzerinden değil de çok eskitarihli ve gerçeği yansıtmayan satış bedeli esasa alınarak hesaplandığını,hesaplanan bu bedel üzerinden de değerinin neredeyse yarısı kadar aşınma bedelidüşüldüğünü ve bu nedenle de çok düşük bir fiyat belirlendiğini, taşınmazınkamulaştırılmasına ilişkin işlemin usulüne uygun yapılmadığını, söz konusuişlemin kamu yararı amacı güdülmeksizin kendisi de dâhil olmak üzerekamulaştırılan bölgede yaşayan insanların kökeni nedeniyle yapıldığını, idariişleme karşı açılan iptal davasında idare mahkemesinin herhangi bir delil toplamadığını,bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiğini, duruşma talebini dikkatealmaksızın hüküm kurulduğunu, dava açmaya zorlanması nedeniyle harç ödemekzorunda kaldığını ve dava sonucunda vekâlet ücretine hükmedildiğini, kararlarıngerekçesiz olduğunu, aleni yargılama yapılmadığını, idare mahkemesinde hukukeğitimi almamış hâkimlerin de görev yaptığını, temyiz süreci de dâhil olmaküzere yaklaşık 5 yıl devam eden yargılamanın makul süreyi aştığını, ayrıcatemyiz aşamasında savcılık mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğinibelirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
26. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucunun,mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ayrı bir başlık altında, yargılamanınsonucunun adil olmadığı, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmediği,duruşma talebinin kabul edilmediği, dava açma zorunda bırakılması nedeniyleharç ödediği, açılan davada vekâlet ücretine hükmedildiği, idare mahkemesininyapısında sorunların bulunduğu, kararların gerekçesiz olduğu ve davanın makulsürede sonuçlandırılmadığı iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında ilerisürdüğü şikâyetlerine bağlı olduğundan, başvurunun bu kısmının ise birlikteincelenmesi gerekmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
27. Başvurucu, kamulaştırılan taşınmazınındeğer tespitinin rayiç bedeller üzerinden değil de çok eski tarihli ve gerçeğiyansıtmayan satış bedeli esas alınarak hesaplandığı, hesaplanan bu bedelüzerinden de değerinin neredeyse yarısı kadar aşınma bedeli düşüldüğü ve bunedenle de çok düşük bir fiyat belirlendiği gerekçesiyle mülkiyet hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetlerinin hukuk davasınınkesinleşmesi, diğer bir ifadeyle yargısal yollarının tüketilmesi sonrasıAnayasa Mahkemesi nezdinde ileri sürülebileceğini, oysa başvuruya konu olaydaİzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bedel tespiti ve taşınmazın tescilineyönelik davanın sonuçlanmaması nedeniyle usule ilişkin yargısal yollarıntüketilmediğini bildirmiştir.
29. Başvurucu cevapdilekçesinde, kamulaştırma bedelinin çok düşük olması nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetini yinelemiştir.
30. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
31. Anılan hüküm uyarıncaAnayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihiolup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlaraleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesininyetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları daiçerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, §16).
32. Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisiningeriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (B.No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).
33. Başvuru konusu olayda,başvurucunun İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231pafta 1633 ada 10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarakkullanılan taşınmazı için İzmir Büyükşehir Belediyesince kamulaştırma bedeliolarak teklif edilen 200.901,68 TL başvurucu tarafından kabul edilmemiş vetaraflar arasında 13/8/2007 tarihli anlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.Belediye tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın Belediyeadına tescili için İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada Mahkeme,27/10/2008 tarihli kararı ile taşınmazın kamulaştırma bedelinin 309.430,50 TLolduğunu tespit etmiş ve bu bedelin başvurucuya ödenmesi ile taşınmazın ilgilibelediye adına tesciline karar vermiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 13/5/2010tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamış, bu karara karşı karardüzeltme yoluna başvurulmamış ve tespit edilen kamulaştırma bedeli 29/6/2010tarihinde başvurucuya ödenmiştir.
34. Bu durumda başvurucunun,kamulaştırma bedelinin düşük olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğine yönelik şikâyeti zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisidışında kalmaktadır.
35. Açıklanan nedenlerle, başvurukonusu uyuşmazlığa yönelik ihlal iddiasının 23/9/2012 tarihinden öncesine aitolduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “zamanbakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
36. Başvurucu, yargılamanın adilyapılmadığı, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmediği, dava açmazorunda bırakılması nedeniyle harç ödediği, açılan davada vekâlet ücretine hükmedildiği,idare mahkemesinin yapısında sorunların bulunduğu, duruşma talebinin kabuledilmediği, kararların gerekçesiz olduğu ve davanın makul süredesonuçlandırılmadığı iddialarını ileri sürmüştür.
37. Başvurucunun bu başlıkaltındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
i. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası
38. Başvurucu, taşınmazınkamulaştırılmasına ilişkin işlemin usulüne uygun yapılmadığını, söz konusuişlemin kamu yararı amacı güdülmeksizin kendisi de dâhil olmak üzere kamulaştırılanbölgede yaşayan insanların kökeni nedeniyle yapıldığını, idari işleme karşıaçılan iptal davasında idare mahkemesinin herhangi bir delil toplamadığını,bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiğini belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
40. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireyselbaşvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği vebu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
41. Anılan kurallar uyarınca,bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçederece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleritakdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
42. Başvuru konusu olayda,başvurucunun İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231pafta 1633 ada 10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarakkullanılan taşınmazının da bulunduğu alan 4/5/1998 tarih ve 11100 sayılıBakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edilmiş, İzmir BüyükşehirBelediye Meclisinin 10/10/2005 tarih ve 888 sayılı kararı ile afete maruzbölgelerde yapılacak kamulaştırma işlemleri belediyenin 5 yıllık imar planınaalınmış, Belediye Meclisinin 17/2/2006 tarihli kararı ile İzmir İli Afete MaruzBölgelerde Kalan Taşınmazların Tasfiyesi ve Konut Satışına Dair Yönetmelikkabul edilerek İzmir Büyükşehir Belediye Encümeninin 20/7/2006 tarih ve 264sayılı kararı ile de afete maruz bölgelerde zemin ve zemin üstü kamulaştırma işlemlerinebaşlanılmasına karar verilmiştir.
43. Başvurucu tarafındankamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davada İzmir İdare Mahkemesi,kamu idarelerinin kamu hizmetlerini yerine getirmek üzere kamulaştırmayapabileceklerini, başvurucuya ait taşınmazın da bulunduğu alanın BakanlarKurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edildiğini, bu karara karşı davaaçılmadığını, söz konusu bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında "jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağı getirilenalan" olarak ayrıldığını, bölgede yapılaşma yasağı bulunduğunu,bu nedenle söz konusu bölgede gecekondu ve kaçak yapısı olanların hak sahibiyapılarak TOKİ tarafından yaptırılacak konutlara naklinin öngörüldüğünü, bunedenlerle afete maruz bölge ilan edilen ve yapı yasağı bulunan bölge içindekalan başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemdemevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir.
44. Başvurucu iddialarınınmevzuatın yorumlanmasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkinolduğu, etnik kökeni nedeniyle taşınmazının bulunduğu alanda kamulaştırmayapıldığı hakkında ise herhangi bir somut bilgi ve belge ileri sürmediğianlaşılmaktadır.
45. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararların değil, yargılama sürecinin veusulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireyselbaşvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi içinbaşvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevedeyargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatasıveya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somutolayda başvurucu yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgiya da belge sunmadığı, aksine yargılama sonucunda verilen kararın içeriğininadil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.
46. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık birkeyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
ii. İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay Kararlarının GerekçesizOlduğu İddiası
47. Başvurucu, açtığı davadaileri sürdüğü iddialarının karşılanmadığını ve Danıştay kararlarının gerekçesizolduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Adalet Bakanlığı görüşünde,ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkınınbir gereği olduğu, kanun yolu incelemeleri neticesinde varılan sonucun isetamamen gerekçeli olmasının gerekmediği, İlk Derece Mahkemesince kararda iddiave savunma özetleri ile ilgili mevzuata yer verildiği, davanınnitelendirilmesinin yapıldığı ve karar gerekçesinin oluşturulduğu, temyiz mercitarafından da ilgili Mahkeme kararı aynen benimsenerek onandığı bildirilmiştir.
49. Başvurucu cevapdilekçesinde, başvuru formundaki taleplerini tekrarladığını ifade etmiştir.
50. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
51. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96,21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesininde tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
52. Başvuru konusu olayda İlkDerece Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idarelerin kanunlarlayapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerini yerine getirmek üzerekamulaştırma yapabileceklerini, davacıya ait taşınmazın da bulunduğu alanınafete maruz bölge ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararına karşı davaaçılmadığını, ilgili bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında "jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağıgetirilen alan" olarak ayrılması sonucu bölgede yapılaşmanın yasak olduğunu, bunedenle bölgede gecekondu ve kaçak yapısı olanların hak sahibi yapılarak TOKİtarafından yaptırılacak konutlara naklinin öngörüldüğünü belirterek,başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemdemevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine kararvermiştir.
53. Bu durumda İlk DereceMahkemesi başvurucunun taşınmazının durumunu 2942 sayılı Kanun hükümleriuyarınca değerlendirerek dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin uyuşmazlığınçözümü için yeterli görmek suretiyle taşınmaz için bilirkişi incelemesiyaptırmaksızın dava konusu kamulaştırma işleminin tesisinde hukuka aykırılıkbulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş olup, kararda başvurucunun iddialarınınkarşılanmadığından söz etmeye imkân yoktur.
54. Bunun yanında Danıştay, İlkDerece Mahkemesi kararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabulederek temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleribulunmadığı gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.
55. Açıklanan nedenlerle,gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Danıştay Savcılığı Düşüncesinin Tebliğ Edilmediğiİddiası
56. Başvurucu, Danıştay savcısıgörüşünün kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmektedir.
57. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHM’in Kılıç ve diğerleri/Türkiye kararında Başsavcılıkgörüşünün tebliğ edilmemesinin olayda önemli bir zarara maruz kalınmadığıgerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verdiğini (Kılıç ve diğerleri/Türkiye B.N:33162/10. 2/12/2013),Anayasa Mahkemesinin verdiği bir kararda da ilk derece yargılaması sırasındaBaşsavcılık görüşü kendisine tebliğ edilmiş olsaydı, mahkeme önünde dilegetiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine dair başvurucu tarafındanherhangi bir açıklamada bulunulmadığı durumda, başvurucunun ilk dereceyargılaması sırasında Başsavcılık düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesisebebiyle yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli birimkândan mahrum bırakıldığının söylenemeyeceğine karar verdiğini (B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 36), başvuruya konu olayda, temyiz aşamasındaBaşsavcılık görüşünün önceden taraflara tebliğ edilmediğinin anlaşılmasınakarşın başvurucu tarafından da savcılık görüşünün kendisine tebliğ edildiğindehangi ilave tezleri ileri süreceği yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadığıhususun dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.
58. Başvurucu cevapdilekçesinde, başvuru formundaki taleplerini tekrarladığını ifade etmiştir.
59. AİHM, dosyaya ilişkinbağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Danıştay savcısınındüşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılamailkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007). Bu nedenle savcıdüşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması vekarşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının birgereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33).
60. Bu kapsamda kanun koyucuyasal değişikliğe gitmiş ve 2575 sayılı Kanun’un 61. maddesine göre Danıştaysavcılarının kendilerine havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği vedüşüncelerini gerekçeli ve yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bumaddede 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 47. maddesiyle değişiklikyapılmış ve yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarına yalnızca ilkve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda düşüncesunma yükümlülüğü verilmiştir.
61. Bunun yanında 2577 sayılıKanun’un 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54. maddesiyle eklenen (6) numaralıfıkra uyarınca Danıştayda ilk derece mahkemesisıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinintaraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on gün içindegörüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir.
62. 2577 sayılı Kanun’un 54.maddesinde ise Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri GenelKurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerininitiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararıntebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde esas kararıvermiş olan daire, kurul veya bölge idare mahkemesinden kararın düzeltilmesininistenebileceği belirtilmektedir.
63. Başvuru konusu olayda,temyiz yargılaması sırasında dava dosyasına sunulan Danıştay savcı düşüncesibaşvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu düşünceyi temyiz başvurusununreddine ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına ilişkin Danıştay AltıncıDairesi kararında öğrenmiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karardüzeltme talebi hakkında karar verilmesinden önce 6352 sayılı Kanun’un 54.maddesiyle 2576 sayılı Kanun’un 61. maddesinde değişiklik yapılarak Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalardışında Danıştay savcısının düşünce verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmış vebaşvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay savcısı düşüncevermemiştir.
64. Bu durumda, başvurucu temyiztalebi hakkında verilen Danıştay savcı düşüncesinden temyiz talebinin reddineilişkin kararın kendisine tebliği ile haberdar olmuş ve karar düzeltmeaşamasında bu düşünceye yönelik görüşlerini hazırlama ve Danıştay AltıncıDairesine sunma imkânı bulmuştur.
65. Diğer taraftan başvurucueğer temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş olsaydımahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkinolarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun temyizyargılaması sırasında savcı düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyleyargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândanmahrum bırakıldığı söylenemez. Sonuç olarak somut olayda çelişmeli yargılamahakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.
66. Açıklanan nedenlerle,çelişmeli yargılama hakkına yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iv. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiği İddiası
67. Başvurucu, duruşmayapılmamak suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
68. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun talebi üzerine İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından duruşmayapıldığı ve tarafların dinlenilmesinin ardından mahkemenin karar verdiğini,diğer yandan temyiz aşamasında başvurucunun duruşma talebinin bulunmadığını veDanıştay Altıncı Dairesi tarafından duruşma yapılmayarak karar verildiğinibelirterek, yukarıdaki hususların dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.
69. Başvurucu cevapdilekçesinde, haklı olan başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
70. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi deAnayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılmasıilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişinikamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almakve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemligerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanınmutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılamailkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibiamaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşmayapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No:B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 107).
71. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 17. maddesinde, temyizve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgilibölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında Danıştay veya bölgeidare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebileceğidüzenlenmiştir.
72. Somut olayda başvurucu,İzmir 4. İdare Mahkemesinde gerçekleşen yargılama sürecinde dava dilekçesi,cevaba cevap dilekçesinde iddialarını ileri sürebilmiş, duruşma talebi kabuledilmiş, yapılan duruşmaya kendisinin ve karşı tarafın vekili katılmışlardır. Başvurucu,idare mahkemesi kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda ise duruşma yapılmasıtalebinde bulunmamış, Danıştay Altıncı Dairesi de dosya üzerinden incelemesiniyaparak idare mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
73. Bu bilgiler ışığında,yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı kurala bağlanan ve temyiz aşamasındaduruşma yapılması talebe veya Danıştay Dairesinin takdirine bağlı kılınan idariyargılama sürecinde, ilk derece yargılamasında talep üzerine duruşmanınyapılmış olması, temyiz dilekçesi ve buna karşı sunulan savunma dilekçesininyazılı olarak alındıktan ve dava dosyası bir bütün olarak incelendikten sonrakarara bağlanan temyiz yargılamasının salt dosya üzerinden yapılması nedeniyleadil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.
74. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının bir ihlalin olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. İdariYargının Yapısındaki Sorunlar Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
75. Başvurucu, idari yargıdahukuk fakültesi mezunu olmayan hâkimlerin görev yapmasının ve idareye karşıaçılacak davalar için idari mahkemelerin kurulmuş olmasının adil yargılanmahakkının ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
76. Anayasa’nın 138. maddesişöyledir:
“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna vehukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargıyetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veyaherhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarınauymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretledeğiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
77. Anayasa’nın 139. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileriistemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemeninveya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlükhaklarından yoksun kılınamaz.”
78. Anayasa’nın 159. maddesininsekizinci fıkrası şöyledir:
“Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim vesavcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselmeve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenlerhakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemleriniyapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinindeğiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa vekanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”
79. 24/2/1983 tarih ve 2802sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “Adaylığaatanma” kenar başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Her yıl alınacak aday sayısı, avukatlık mesleğindenalınacaklarla birlikte Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle,kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir.”
80. 2802 sayılı Kanun’un “Atama” kenar başlıklı 13. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Meslek öncesi eğitim sonunda yazılı sınavda başarılı olanve mani hâli olmayan, erkekler için askerliğiniyaptığını veya askerlikle ilişiği olmadığını belgeleyen adayların mesleğekabullerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir.”
81. 11/12/2010 tarih ve 6087Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“(1) Kurulun görevleri şunlardır:
…
b) Hâkim ve savcılarla ilgili olarak;
1) Mesleğe kabul etme,
2) Atama ve nakletme,
… işlemlerini yapmak.”
82. Mahkemelerin “bağımsızlığı ve tarafsızlığı” adilyargılanmanın koşulları arasındadır. Mahkemelerin bağımsızlığı, genelliklehâkimlerin bağımsızlığı ile eş anlamlı kullanılmakta ve biri diğerinin nedenive doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı, onlara tanınanbir ayrıcalık olmayıp, her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzakolarak adalet dağıtacakları yolundaki güven ve inancı yerleştirme amacınayöneliktir. Demokratik bir toplumda, hâkim bağımsızlığının yalnız yürütmeorganına karşı değil, devlet yapısı içindeki tüm kurum ve kuruluşlar ilekişilere karşı da sağlanması gerekir. Başka herhangi bir kişi, kurum veyaorgandan emir almamak, yasamanın, yürütmenin ve diğer dış unsurların etkialanının dışında olmak, baskı altında olmamak şeklinde tanımlanan bağımsızlık,tarafların etki alanının dışında kalmayı, dava taraflarına karşı bağımsızlığıda kapsamaktadır (AYM, E.2011/29, K.2012/49, 30/3/2012).
83. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştangelecek baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlıkgörüntüsü verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlamaktadır. Bu hükmünaltındaki anlamıyla "tarafsızlık"şartı konusunda uygulanacak iki test vardır: Birincisi belirli bir davadabelirli bir yargıcın kişisel kanaati konusundaki kararı içerir. İkincisi isehâkimin yasal yöndeki şüpheleri uzak tutmak konusunda yeterli garantiyi veripvermediğinin araştırılmasıdır. Bu, heyet olan bir makama uygulandığında heyetüyelerinin kişisel davranışlarından uzak olarak tarafsızlığına şüphegetirebilecek araştırılabilir gerçeklerin olup olmadığına karar vermek anlamınagelir. Bağımsızlık konusunda ise görünümün önemi olabilir. Bir makamınbağımsızlıktan yoksun oluşundan endişe duymak için yasal bir sebebin varolup olmadığına karar verilirken, tarafsız olmadığınısavunanların dayandığı nokta önemlidir. Buna rağmen bu kesin değildir. Kesinolan, endişenin tarafsız olarak doğruluğunun kanıtlanmasıdır (bkz. Çıraklar/Türkiye, B. No.70/1997/854/1061, 28/10/1998).
84. AİHM, Sözleşme'nin 6maddesinin 1. paragrafı bakımından bir mahkemenin "tarafsızlığını" tespit ederken, öznelbir sınamaya yani belli bir olayda, belli bir yargıcın kişisel kanı vedavranışları ile nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizinyargıca yeterli güvence verilip verilmediğine bakılarak belirlenmesigerektiğini hatırlatmıştır (bkz. Şahiner/Türkiye,B.No. 29279/95, 25/9/2001, § 35, 36).
85. Avrupa İnsan HaklarıKomisyonu (AİHK), Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulu’nun kararı ile ilgili başvuruda, Kurul kararlarına karşıyargı yolunun kapalı olmasını, yargıç bağımsızlığının ihlali için yeterli birneden olarak görmemiştir (AİHK,Uslu/Türkiye, B.No. 29860/96, 20/5/1998).
86. Tüm bu açıklamalar ışığında,AİHM, hâkimlerin yürütme ve diğer organlara karşı bağımsızlığına dikkatçekmekle beraber, hangi organ tarafından atandıkları hususunu tek başınamahkemelerin bağımsızlığını etkilediğini kabul etmemektedir. AİHM’e göre önemli olan yargılama yaparken hâkimlerintalimat almamalarıdır (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 33).
87. Anayasa’da yer alan “mahkemelerin bağımsızlığı”, “hâkimlik ve savcılık teminatı” ve “hâkimlik ve savcılık mesleği”ne ilişkin ilkeler,hâkimlik ve savcılık mesleğine kabul edilen ve fiilen bu görevi yapan hâkim vesavcılar için öngörülmüştür (AYM, E.2005/47, K.2007/14, 7/2/2007).
88. Somut olayda başvurucu,idari yargıda hukuk fakültesi mezunu olmayan hâkimlerin görev yapmasının veidareye karşı açılacak davalar için idari mahkemelerin kurulmuş olmasının adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun ihlaliddiaları incelendiğinde, Mahkemenin ve hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığınıkuşkuya düşürecek somut bir hususun ortaya konulmadığı ve iddianın tamamensoyut olarak ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.
89. Açıklanan nedenlerle, adilyargılanma hakkı yönünden açık bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının“açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
vi. AleyhineHükmedilen Harç ve Vekâlet Ücreti Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlalEdildiği İddiası
90. Başvurucu, dava açmak içinharç ödemek zorunda bırakılmasının ve açılan dava sonucunda aleyhine vekâletücretine hükmedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
91. Dava harcı ve vekâlet ücretibir yargılama gideri olup, kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkınamüdahale teşkil eder. Ancak, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısınınazaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizinuyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belliyükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamuotoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayıimkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halindebaşvurucuya yüklenecek olan harç ve vekâlet ücreti bu çerçevededeğerlendirilmelidir (Benzer yöndeki B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39).
92. Harç ve vekâlet ücretininorantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlamifade ettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlardikkate alınmalıdır. Somut olayda başvurucu harç olarak toplam 53,20 TLyatırmış, açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle bu ücret üzerinde bırakılmış veayrıca başvurucu aleyhine 450,00 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir.Başvurucu, bir aylık asgari ücretin yaklaşık yarısına tekabül eden bu ücretiödeme gücüne sahip olmadığına dair hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Öngörülenharç ve vekâlet ücretinin başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak veya aşırıderecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve bu suretlemahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundan sözedilemez.
93. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
vii. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
94. Başvurucu, davanın makulsürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
95. Açıkça dayanaktan yoksunolmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
96. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
97. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
98. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
99. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
100. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan altilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmüSözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerekSözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesikapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
101. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).
102. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
103. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
104. Ancak belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
105. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
106. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarihtir. Başvuru konusu olaya bakıldığında Anayasa Mahkemesine yapılanbaşvuruya konu edilen ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisidahilinde olan dava, başvurucunun kamulaştırma işleminin iptali istemiyle4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdare Mahkemesinde açılan davadır. Bu durumda,makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıç tarihi somut başvuru açısından4/2/2008 tarihidir.
107. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
108. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
109. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucu, taşınmazının kamulaştırılmasına ilişkinişlemin iptali istemiyle 4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdare Mahkemesine davaaçmış, İlk Derece Mahkemesi dosyanın tekemmülünün ardından 17/9/2008 tarihindeduruşma yapmış ve aynı gün davanın reddine karar vermiş, bu karar 2/1/2009tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, 2/2/2009 tarihli dilekçe ilebaşvurucu vekili kararı temyiz etmiş, dava dosyası 5/3/2009 tarihinde Danıştaya gönderilmiş ve Danıştay Altıncı Dairesi 14/9/2011tarihinde İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Bu kararbaşvurucu vekiline 14/11/2011 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu vekili29/11/2011 tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunmuş, dava dosyası5/1/2012 tarihinde Danıştaya gönderilmiş, DanıştayAltıncı Dairesi 11/6/2013 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiş ve uyuşmazlığakonu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.
110. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecekbiçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §44).
111. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
112. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 4/2/2008 tarihinde açılandava hakkında 17/9/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 7 ay13 gün olduğu, bu kararın 3 ay 15 gün sonra başvurucu vekiline tebliğ edildiğive karar tarihinden 5 ay 18 gün sonra dava dosyasının temyiz incelemesi için Danıştaya gönderildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin temyizve karar düzeltmeden oluşan kanun yolu incelemesini 4 yıl 3 ay 6 gündetamamladığı ve toplam yargılama süresinin ise 5 yıl 4 ay 7 gün olduğu, İlkDerece Mahkemesince makul sürede dava hakkında karar verilmiş ise de kararıntebliğinde ve Danıştay Altıncı Dairesinde geçen kanun yolu incelemesindegecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitlerışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü veorganizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzamasıüzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36.maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin,mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhilolmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimdedüzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde var olan yapısal veorganizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetinin makul süredegerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
113. Başvurucunun tutumunun yargılamanınuzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
114. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucunun taşınmazınınkamulaştırılmasına ilişkin işlemin iptaline yönelik olmasına ve davanın esastançözümünün ise kararın başvurucu vekiline tebliği de dahil olmak üzere İlkDerece Mahkemesince 10 ay 28 gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz vekarar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 3 ay 6 günde karar verilmiş olması vetoplam yargılamanın 5 yıl 4 ay 7 gün sürmesi şikâyete konu yargılamada makulolmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.
115. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
116. Başvurucu, mülkiyet hakkınınihlal edilmesi nedeniyle maddi tazminata, yargılamanın makul süredesonuçlandırılamaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
117. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
118. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin 5 yıl 4 ay 7 günlük yargılama süresi nazara alındığında,başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine,mülkiyet hakkının ihlaline yönelik şikâyetin ise kabul edilemez bulunmasınedeniyle başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
119. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alının mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının"zaman bakımından yetkisizlik"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Danıştay Savcılığı görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5.Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının "açıkça dayanaktan yoksunolması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6.İdari yargının yapısındaki sorunlar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7.Aleyhine hükmedilen harç ve vekâlet ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 3.350,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçensüre için yasal faiz uygulanmasına,
5/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.