TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDULKADİR GÜNEŞDOĞDU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6590)
Karar Tarihi: 21/1/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Abdulkadir GÜNEŞDOĞDU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu,işletmecisi olduğu ve pansiyon olarak faaliyet gösteren İstanbul ilinde bulunanişyerinin tahliyesi ve yıkımından doğan zararının giderilmesi istemiyle 2/12/2005tarihinde Şile Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasının yaklaşıkdört yıl sonra Mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddedildiğini, anılangörevsizlik kararı üzerine İstanbul 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargıdavasında süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, Şile AsliyeHukuk Mahkemesince verilen kararın tebliğ belgesinde idari yargı yerinde davaaçma süresinin gösterilmediğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığınıbelirterek, çalışma, yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüş, ihlalin giderilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 20/8/2013 tarihindeŞile Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 18/7/2014 tarihinde kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilenilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, işletmecisi olduğu ve pansiyon olarak faaliyetgösteren İstanbul ili, Şile ilçesi, Ayazma mevkiinde bulunan işyerinin, ŞileBelediyesi tarafından 4/4/2002 tarihli yıkım kararına dayanılarak 2/12/2004tarihinde yıkılması nedeniyle zarara uğradığını iddia etmiş ve 2/12/2005tarihinde Şile Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
8. Mahkemece, 18/4/2007 tarih ve E.2005/374, K.2007/84sayılı kararla, idare tarafından tesis edilen yıkım işleminin 20/7/1966 tarihlive 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 18. maddesine dayandığı, kanundan alınanyetkiye göre gerçekleştirilen eylem nedeniyle başvurucu lehine tazminatahükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
9. Temyiz üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4/11/2008tarih ve E.2007/14180, K.2008/13392 sayılı ilâmıyla; dava konusu zarara sebepolduğu iddia edilen yıkım işleminin 775 sayılı Kanun’a göre alınan bir idarikarara dayandığı, idari işlem ve eylemlerden dolayı hakları zarara uğrayanlartarafından açılacak tam yargı davalarında idari yargının görevli olduğugerekçesiyle karar bozulmuştur.
10. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda,11/2/2009 tarih ve E.2008/388, K.2009/62 sayılı kararla davanın yargı yolubakımından reddine, yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiş, karar davalı vebaşvurucu vekilinin yüzüne karşı okunmuştur.
11. Karar temyiz edilmemiş ve 20/3/2009 tarihindekesinleşmiştir.
12. Başvurucu, Şile ilçesi, Ayazma mevkiinde bulunanişyerinin, Şile Belediyesi tarafından zorla tahliye edilmesi ve yıkımınailişkin işlem nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 30/4/2009 tarihindeİstanbul 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
13. Mahkemece, 17/12/2009 tarih ve E.2009/679, K.2009/2031sayılı kararla, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 9. maddesine göre çözümlenmesi Danıştay, idare ve vergimahkemelerinin görevine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerinde açılandavaların görevsizlik nedeniyle reddedilmesi halinde, bu husustaki kararınkesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede davaaçılabileceği, görevsiz yargı yerine başvurma tarihinin Danıştay, idare vevergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği belirtilerek otuzgünlük süre geçtikten sonra 30/4/2009 tarihinde açılan davanın süre aşımınedeniyle reddine karar verilmiştir.
14. Temyiz üzerine, Danıştay On Dördüncü Dairesinin 12/3/2012tarih ve E.2011/4863, K.2012/1578 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
15. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2013 tarih ve2012/6428, K.2013/5075 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
16. Karar, başvurucuya 26/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu, 20/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu'nun 7. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Diğer bir mahkeme yahut idari makam veya yargı merciinin görevinegiren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkeme, duruşma yapmadangörevsizlik kararı verebileceği gibi davanın her safhasında kendiliğindengörevli olmadığına da karar verir.
“Görevitirazı davanın her safhasında ileri sürülebilir.”
19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun “Dava Şartları” kenar başlıklı 114. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendi şöyledir:
“(1) Dava şartları şunlardır:
..
b)Yargı yolunun caiz olması.
20. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari davaların açılması” kenar başlıklı3. maddesi şöyledir:
(1) (Değişik: 10/6/1994-4001/2 md.) İdaridavalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitabenyazılmış imzalı dilekçelerle açılır.
(2)Dilekçelerde;
a)Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veyaunvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimliknumarası,
b)Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller
c)Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
d) Vergi,resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkindavalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
e)Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevive yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesapnumarası, Gösterilir.
(3)Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesineeklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısındanbir fazla olur.”
21. 2577 sayılı Kanun’un “Görevliolmayan yerlere başvurma” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“(1) (Değişik: 5/4/1990 - 3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın,idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargıyerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, buhusustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içindegörevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihiolarak kabul edilir.
(2)Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilendavalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılıotuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen sürehenüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir.”
22. 2577 sayılı Kanun’un “İptalve tam yargı davaları” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruyatam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerigibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, buhusustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararıntebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icratarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu haldede ilgililerin 11 nci maddeuyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”
23. 775 sayılı Kanun’un “Yenidengecekondu yapımının önlenmesi” kenar başlıklı 18. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içindeveya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelereait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunanyerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsizyapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir kararalınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhalyıktırılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 21/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 20/8/2013 tarih ve 2013/6590 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, Şile Belediyesinden kiraladığı taşınmazüzerine inşa ettiği ve pansiyon olarak faaliyet gösteren İstanbul ili, Şileilçesi, Ayazma mevkiinde bulunan iş yerine Şile Belediye Başkanlığı tarafındaniş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı verildiğini, bu nedenle iş yerinin tahliyesive yıkımına ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu, tahliye ve yıkım kararınailişkin işlemden doğan zararının giderilmesi istemiyle 2/12/2005 tarihinde ŞileAsliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasının yaklaşık dört yıl sonraMahkemenin görevsizliği nedeniyle reddedildiğini, anılan görevsizlik kararıüzerine İstanbul 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasında süre aşımınedeniyle davanın reddine karar verildiğini, Şile Asliye Hukuk Mahkemesinceverilen kararın tebliğ belgesinde idari yargı yerinde dava açma süresiningösterilmediğini, 20/8/2013 tarihli ek beyan dilekçesinde ise yargılamanınmakul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 17., 36., 40. ve 49.maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalingiderilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
26. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun ŞileAsliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında verilen yargı yolubakımından davanın reddine dair kararda, idari yargı yerinde dava açmasüresinin gösterilmemesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle Anayasa’nın 17., 36., 40. ve 49. maddelerinde düzenlenen haklarınınihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucununihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukukinitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun anılan iddiaları mahkemeye erişimhakkı ve yargılamanın uzun sürmesine yönelik olup, bu iddialar adil yargılanmahakkı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Başvurucunun mülkiyet hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiası ise ayrıca incelenmiştir.
1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası
27. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir."
28. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesininikinci fıkrası şöyledir:
"Anayasaile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makamageciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir."
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
31. Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme vebunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvencealtına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa'nın 40. maddesiuyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını vebunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (E.2013/64,K.2013/142, K.T. 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa'nın, devletin işlemlerinde ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de,adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiğiaçıktır. Bununyanında Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamıdüzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı' kenar başlıklı 6.maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
32. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını "hukukunüstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabuletmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusundatutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeyeulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifadeetmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadakibelirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda buhakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34) (B. No: 2012/855,26/6/2014, § 34).
33. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hakolmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).
34. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hakarama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek sürelerhukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez. Bununla birlikte, mahkemeye ulaşmayı aşırı derecedezorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemeler usulkurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecekaşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usulkurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşekliktenkaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §29). Bu nedenle dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz (B. No: 2012/855, 26/6/2014, § § 36-39).
35. Başvurucu, idari yargıda genel dava açma süresinin altmışgün olduğunu, Şile Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/2/2009 tarihli kararında idariyargıda dava açması gereken otuz günlük sürenin gösterilmemesi nedeniyle davaaçma süresini kaçırdığını ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
36. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvurularla sınırlı olmakla birlikte, somut başvurunun koşulları açısından,mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediğinin belirlenmesi bakımından başvurununbir bütün olarak her iki yargılamayı da kapsayacak şekilde incelenmesigerektiği sonucuna varılmıştır.
37. Somut olayda, başvurucu Belediye tarafından alınan4/4/2002 tarihli yıkım kararının 2/12/2004 tarihinde gerçekleşmesi sonucundauğradığı zararının giderilmesi istemiyle 2/12/2005 tarihinde Şile Asliye HukukMahkemesinde tazminat davası açmış, Mahkemenin 18/4/2007 tarihli kararıyla davareddedilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4/11/2008 tarihliilâmıyla; dava konusu zarara sebep olduğu iddia edilen yıkım işleminin biridari karara dayandığı, idari işlem ve eylemlerden dolayı hakları zararauğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarında idari yargının görevliolduğu belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılanyargılama sonunda, 11/2/2009 tarihli kararla davanın yargı yolu bakımındanreddine, yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiş, karar başvurucu vekilininyüzüne karşı okunmuş ve temyiz edilmeyerek 20/3/2009 tarihinde kesinleşmiştir.
38. Şile Asliye Hukuk Mahkemesi kararı üzerine başvurucu,işyerinin, Şile Belediyesi tarafından zorla tahliye edilmesi ve yıkımınailişkin işlem nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek 30/4/2009 tarihindeİstanbul 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmış, Mahkemenin 17/12/2009tarihli kararıyla, 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre çözümlenmesiDanıştay, idare ve vergi mahkemelerinin görevine girdiği halde, adli ve askeriyargı yerinde açılan davaların görevsizlik nedeniyle reddedilmesi halinde, buhusustaki kararın kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içindegörevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı yerine başvurma tarihininDanıştay, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceğibelirtilerek, otuz günlük süre geçtikten sonra 30/4/2009 tarihinde açılandavanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine,Danıştay On Dördüncü Dairesinin 12/3/2012 tarihli ilâmıyla hüküm onanmış, karardüzeltme istemi, aynı Dairenin 19/6/2013 tarihli ilâmıyla reddedilmiştir.
39. Öncelikle, başvurucu 4/4/2002 tarihli yıkım kararısonucunda 2/12/2004 tarihinde gerçekleşen yıkım nedeniyle uğradığı zararıngiderilmesini talep ettiğinden davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekenbir dava olduğunda şüphe yoktur. Buna göre başvurucunun, usulüne uygun olarakidari yargıda dava açma süresi yıkımkararınınicra tarihinden itibaren altmış gündür (§ 22). Bu durumda, başvurucunun idariyargıda usulüne uygun olarak davasını açabileceği son tarihin 31/1/2005 tarihiolduğu anlaşılmaktadır.
40. 2577 sayılı Kanun’da davanın adli ve askeri yargı yerindeaçılması ve görev yönünden reddedilmesi halinde, davacılara bir imkân tanınmışolduğu, buna göre bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen gündenitibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargımerciine başvurma tarihinin, Danıştaya, idare vevergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği belirtilmiştir (§21). Somut olayda, başvurucunun, davasını açabileceği son gün olan 31/1/2005tarihinden sonra, 2/12/2005 tarihinde Şile Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminatdavası açtığı, idari yargıda dava açması gereken altmış günlük süreyikaçırdığı, ayrıca bu davada verilen yargı yolu bakımından davanın reddikararının başvurucu vekilinin yüzüne karşı okunduğu, idari yargıda davaaçılması için ön görülen otuz günlük sürenin başvurucu vekili tarafındanbilinmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
41. 2577 sayılı Kanun’un 3. ve devamı maddelerinde idariyargı yerinde dava açılmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş olup, bunagöre idare mahkemelerinin yargı yolu bakımından görevli olması durumu da dâhilolmak üzere ilgili kanunda yer alan usul kuralları uyarınca davanın açılması veyürütülmesi gerekmektedir. Mülga 1086 sayılı Kanun'un 7. maddesinin hukuk veidare mahkemeleri arasındaki yargı yolu ilişkisini düzenlediği, bu düzenlemegereği idari yargı yerinin görevli olduğu davalarda adli yargı mahkemeleritarafından görevsizlik kararı verilmesiyle yetinileceği görülmektedir (Bkz.,Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2011/54596, K.2012/670). 6100 sayılı Kanun’da isedavada yargı yolunun caiz olması dava şartları arasında düzenlenmiştir. Budurum dikkate alındığında hukuk mahkemelerince verilen yargı yolu bakımındangörevsizlik kararında ayrıca idari yargı yerinde hangi mahkemenin görevliolduğunun belirtilmesi ile birlikte dava dosyasının o mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesine olanak bulunmamaktadır (Bkz., Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,E.2008/21-139 K.2008/204, E.2010/9-314, K.2010/342 ).Anayasa'nın, devletin işlemlerinde ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de;farklı usul kanunlarına tabi olan farklı yargı kollarında görevli Mahkemelerceverilen yargı yolu bakımından davanın reddi kararlarında, görevli yargı yerininve dava açma sürelerinin gösterilmesi gerektiği şeklinde geniş yorumlanmasımümkün değildir.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişimhakkına ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin 'açıkça dayanaktan yoksunolması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
43. Başvurucu, 2/12/2005 tarihinde açtığı davalardayargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
44. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten;başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekir.”
45. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvurusüresi ve mazeret” başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir.”
46. Bireyselbaşvurunun ön şartlarından birisi de başvuru süresidir. Süre, başvurunun heraşamasında dikkate alınması gereken bir usul hükmüdür.
47. Bireysel başvuruların, 6216 sayılıKanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışıtemsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir (B. No: 2012/1075,12/2/2013, §§ 18-19).
48. Başvuru konusu olayda, başvurucunun Şile Asliye HukukMahkemesinde açtığı tazminat davasında 18/4/2007 tarihli kararla davanınreddine karar verilmiştir.
49. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 4. Hukuk Dairesincedavanın görevsiz yargı yerinde açıldığı gerekçesiyle hüküm bozulmuş, Mahkemecebozmaya uyularak görevsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
50. Başvurucu, İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmış,Mahkemece, 17/12/2009 tarihinde süre aşımı nedeniyle davanın reddine kararverilmiştir. Temyiz üzerine Danıştay On Dördüncü Dairesinin 12/3/2012 tarihliilamıyla hüküm onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 19/6/2013tarihli kararıyla reddedilmiş, bu tarihte başvuru yolları tüketilmiştir.
51. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün64. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, bireysel başvurunun,başvuru yollarının tüketildiği ve başvuru yoluöngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
52. İstanbul İdare Mahkemesince verilen karar, Danıştay OnDördüncü Dairesince 12/3/2012 tarihinde onanmış, karar düzeltme isteminin aynıDairenin 19/6/2013 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine bu tarihtekesinleşmiştir. Başvurucu, karar düzeltme isteminin reddine dair kararınöğrenildiği 26/7/2013 tarihinden itibaren 30 günlük başvuru süresi içinde makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvurudabulunması gerekirken, bu sürenin geçmesinden sonra 8/4/2014 tarihli ek beyandilekçesiyle yargılamanın uzun sürdüğü yönünde şikayette bulunmuştur. Dolayısıyla başvurunun makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin kısmında süre aşımıbulunduğu sonucuna varılmaktadır.
53. Açıklanan nedenlerle, ihlale neden olduğu iddia edilenkarara ilişkin olarak otuz gün geçtikten sonra yapılan başvurunun bu kısmının, diğerkabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
3. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
54. Anayasa'nın 'Mülkiyethakkı' kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
55. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
56. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
57. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
58. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
59. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarınıöncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarakiletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercileresunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekliözeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önündeileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkiniddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz. (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).
60. Başvuru konusu olayda,başvurucunun Şile Belediyesinden kiraladığı taşınmaz üzerine inşa ettiğiyapının Belediye tarafından yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği ileri sürülebilse de eğer söz konusu yıkım işlemi idarenin bir hizmetkusurundan kaynaklanmış ise idari yargı merciileriönünde ilgili kamu idaresi aleyhine açılacak bir tam yargı davası ileuğranıldığı iddia edilen zararların tazmini talep edilebilmektedir.
61. Başvurucunun, Şile Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığıtazminat davası görevsiz yargı yerinde açıldığı gerekçesiyle reddedilmiş, bukarar 20/3/2009 tarihinde kesinleşmiştir. Görevsizlik kararı üzerine başvurucuİstanbul İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkemece, 2577 sayılıKanun’un 9. maddesinde belirtilen otuz günlük dava açma süresi geçtikten sonra,30/4/2009 havale tarihli dilekçeyle açılan davanın reddine karar verilmiş veDanıştay tarafından onanarak karar kesinleşmiştir.
62. Bu durumda idarenin işlem veeylemi sebebi ile doğduğu iddia edilen zarar nedeniyle başvurucu tarafındanidari yargı mercilerinde açılacak bir dava ile zararın tazmininin istenmesimümkün iken, anılan bu başvuru yolunun usulüne uygun olarak tüketilmediğiaçıktır.
63. Açıklanan nedenlerle,yetkili Derece Mahkemesi önünde usulüne uygun olarak dava açılmaksızın temelhak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusuyapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının “süre aşımı”
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının "başvuru yollarınıntüketilmemesi”
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
21/1/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.