TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDUL CEMAL KIRÇUVALOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13205)
Karar Tarihi: 15/4/2015
R.G. Tarih- Sayı: 20/6/2015-29392
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Abdul Cemal KIRÇUVALOĞLU
Vekili
:
Av. Şeref AKÇAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapmaksuçundan yargılandığı ceza davasında, yeğeni ve oğullarıyla yaptığı telefongörüşme kayıtlarına dayanılması, delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabetedilememesi ve gerekçesiz şekilde mahkûmiyethükmünün onanması nedenleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 25/7/2014 tarihinde Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde, başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 19/1/2015 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III.OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAParacılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
5. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan başlatılan soruşturmakapsamında başvurucu, iki oğlu ve yeğeni A. D. Ç. hakkında dinleme kararlarıalınmıştır.
6. Başvurucu hakkında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçunuişlediği gerekçesiyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19/1/2012tarihli ve E.2012/54 sayılı iddianame ile İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinekamu davası açılmıştır.
7. Anılan iddianamede, başvurucunun müsnetsuçu işlediğine dair gösterilen deliller arasında, başvurucunun aynı davanınsanıkları olan oğulları M. K., M. K. ve yeğeni A. D. Ç. ile yaptığı telefongörüşmeleri de bulunmaktadır.
8. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, 29/11/2012 tarihli veE.2012/13, K.2012/115 sayılı kararıyla başvurucunun müsnetsuçtan mahkumiyetine karar vermiştir.
9. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında, bahsigeçen ve yakın akrabalar arasında yapılan konuşma kayıtlarını da hükme esasalmıştır. Hükme esas alınan delillerle ilgili olarak gerekçeli kararın ilgilikısmı şöyledir:
“…. teknik ve fiziki takip tutanakları, adlimuayene raporları, soruşturma aşamasında hakimlikçe verilmiş iletişimin tespitikararları, arama ve el koyma kararları, üst arama yakalama ve gözaltına almatutanakları, uyuşturucu test sonuçları, değerlendirme raporları ve buna ilişkintest kiti neticesi tutanağı, olay yeri inceleme raporu, kimlik ve pasaport elkoyma tutanağı, oto arama tutanağı, yakalama, ev arama ve el koyma tutanakları,yakalama ve muhafaza altına alma tutanakları, olay tutanağı, araç fotoğrafları,örgüt şeması, savcılık sorgu tutanakları, sorgu zaptı, tutuklama müzekkereleri,kan numunesi inceleme kararları, Adli Tıp Kurumu raporu, ekspertiz raporu,sanıklara ait nüfus ve sabıka kayıtları ile dosyada mevcut tüm belge vetutanaklar okunmuştur.
…
… sanık Abdul Cemal KIRÇUVALOĞLU’nun[Başvurucu], sanık M.’nin Türkiye'yegelişi ve yurt dışından araç temini gibi konularda işin planlayıcısı olduğu,sanık M. K’nın sanık A. D. ile görüşmeden önce babasıolan Abdul Cemal ile görüşerek bilgi verdiği, A. D.’yene diyeyim diye sorduğu, sanıklar A. D’nin ve Abdul Cemal’in gelişmeleri yüzyüze görüşmek için bir araya geldikleri, sanık A. D’nin "vallahi bengeliyorum oraya baban orada mı, ne yapmış görüşmüş mü Vahap ile"şeklindeki birden çok telefon görüşmeleriyle ve dosyada mevcut fiziki takiptutanaklarıyla bu durumun tespit edildiği….”
10. Başvurucu, kararda tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptığıtelefon görüşmelerinin aleyhinde delil olarak kullanılmasının hukuka aykırıolduğu ve Mahkemenin hukuk kurallarının uygulanmasında hataya düştüğügerekçeleriyle hükmü temyiz etmiştir.
11. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 26/6/2014 tarihli ve E.2014/2285,2014/4959 sayılı ilamıyla anılan hükmü onamıştır. Onama gerekçesi şöyledir:
“Sanıklar …, Abdul Cemal KIRÇUVALOĞLU [Başvurucu] ve M. K. hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma”suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:
Suç konusu 14367,661 gram eroinin miktarınabağlı olarak önemi ve değerine göre, TCK'nın 61. maddesindeki ölçütler ile 3.maddesindeki orantılılık ilkesi gereğince temel hapis cezalarının üst sınırveya üst sınıra yakın olarak belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, karşıtemyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygunolarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanîkanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verileredayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı,eyleme uyan suç tipi ile eleştiri dışında yaptırımların doğru biçimdebelirlendiği anlaşıldığından; …hükümlerin ONANMASINA,…”
12. Onama kararı, 26/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tefhimedilmiştir.
13. Başvurucu 25/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
14. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/2/2013 tarihli veE.2011/5.MD-137, K.2013/58 sayılı kararı şöyledir:
“…Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suçişleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıklarıgörüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddütbulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığıkolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusualtında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasındadoğmaktadır.
…. CMK'nun 135/2.maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişilerikapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkınasahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş iseartık bu noktada CMK'nun 135/2. maddesi kapsamınagiren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin,tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiğikabul edilmektedir.
…
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu elealındığında;
Sanık A. K. ile yeğeni olan sanık M. K. vekardeşi olan sanık H. K. arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi vekayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suçakatıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkındada mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmişolması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir.Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikteişlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır kibunun kabulü de mümkün değildir…”
15. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Tanıklıktan çekinme" kenarbaşlıklı 45. maddesi şöyledir:
"(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktançekinebilir:
…
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veyakayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahilkan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
…”
16. Aynı Kanun’un 135. maddesinin, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılıKanun’un 12. maddesi ile değişiklik öncesi (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Şüpheli veya sanığın tanıklıktançekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda almagerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâlyok edilir."
17. Aynı Kanun’un 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmayagetirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu delillerhâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekildeelde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
IV.İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 15/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 25/7/2014 tarihli ve 2014/13205 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında,tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yapılan görüşmelerin kayda alınması hukukenmümkün olmamasına rağmen oğulları ve yeğeniyle yaptığı görüşme kayıtlarınınMahkeme kararında delil olarak değerlendirildiğini, buna ilişkin itirazları hakkında ise İlkDerece Mahkemesi ve Yargıtay tarafından bir gerekçe gösterilmediğini, gerekçelikararda hangi tarihte ne tür bir konuşma yaptığının ve bunun nasıl suç deliliolarak kabul edildiğinin belirtilmediğini, ayrıca söz konusu görüşmekayıtlarının suç unsuru taşımadığını, aksi kabul edilse dahi suçun yardımniteliğinde olduğu ve teşebbüs aşamasında kaldığı hususlarının göz ardıedildiğini belirterek, Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinde ihlal edildiğini ilerisürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Başvurucu Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, başvuru formu ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun haksız tutuklama hususuna sadece adil yargılanmahakkının nasıl ihlal edildiğine dair açıklamalarında değindiği, başvurucununiddialarının özünün, yargılamanın adil olmadığı, onama kararının gerekçesizolduğu ve hukuka aykırı delillere dayanılarak hüküm tesis edildiği hususu ileilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukitavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları aşağıdaAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıçerçevesinde değerlendirilmiştir.
1. YargılamadaHukuka Aykırı Deliller Kullanıldığı ve Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığıİddiası
21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda,kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”
22. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
23. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önündedava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (OnurGür, B.No: 2012/828,21/11/2013, § 21).
25. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararındeğil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânıverir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerinincelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygıgösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekildeitiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı yada uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararınınoluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal yada açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (NaciKarakoç,B.No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
26. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme vegösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisiesasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerliolup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olupolmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olupolmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin Kayave Diğerleri, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27).
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bariz bir şekilde keyfiolmadıkça, belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına veyaaslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi göreviolmadığını kararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemide dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını veAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki (Sözleşme) bir hakkın ihlali söz konusuise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B.No:54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya,delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatıverilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).
28. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında, telefon görüşmekayıtlarının suç unsuru taşımadığını, aksi kabul edilse dahi suçun yardımniteliğinde olduğunu ve teşebbüs aşamasında kaldığını iddia etmiştir.Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü, derece mahkemesinin delillerideğerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkindir.
29. Mahkeme; sanığın kovuşturma evresindeki savunmasına, teknik vefiziki takip tutanaklarına, adli muayene raporlarına, üst arama yakalama ve gözaltınaalma tutanaklarına, uyuşturucu test sonuçlarına, değerlendirme raporlarına,olay yeri inceleme raporuna, arama tutanaklarına, kollukça tanzim edilmiş diğertutanaklara, Adli Tıp Kurumu raporuna ve diğer delillere dayanarak söz konusukararı vermiştir (§ 9). Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları, dosyayasundukları deliller değerlendirilerek, ilgili hukuk kuralları da yorumlanmaksuretiyle bir sonuca ulaşılmıştır
30. Diğer yandan başvurucu, tanıklıktançekinebilecek kişilerle yapılan görüşmelerin kayda alınması hukuken mümkünolmamasına rağmen oğulları ve yeğeniyle yaptığı görüşme kayıtlarının Mahkemekararında delil olarak değerlendirilmesini de şikâyet etmiştir. Başvurucunun, hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği telefonkonuşmalarının, dosyada sanık konumunda bulunan yakın akrabalar (başvurucu,yeğeni ve iki oğlu) arasında gerçekleşmesi ve mahkeme kararıyla kayda alınması;dinlenmesine karar verilen her akrabanın da dinleme yapılan suçtan mahkûmolması karşısında, başvurucunun bu iddiasının dayanaksız olduğu görülmektedir.
31. Somut olayda başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafınsunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialaraetkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi derece mahkemesikararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilememiştir.
32. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun yoluşikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz takdirhatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir
b.Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası
33. Başvurucu, yeğeni veoğullarıyla yaptığı görüşme kayıtlarının delil olarak değerlendirilmesineilişkin itirazları hakkında İlk DereceMahkemesi ve Yargıtay tarafından bir gerekçe gösterilmeden yanıtsızbırakılmasını; gerekçeli kararda hangi tarihte ne tür bir konuşma yaptığının vebunun nasıl suç delili olarak kabul edildiğinin belirtilmemesini ve hükmüngerekçesiz olarak onanmasını şikâyet etmiştir.
34. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
35. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerinher türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
36. 6216 sayılı Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
37. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri,dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerindeğerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdiryetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bugerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması vemakul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkınınihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).
38. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasılnitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden,hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıpdeğerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24).
39. Derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialaracevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerinnelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolumercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlindealt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmişolacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerekbulunmamaktadır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 25).Nitekim AİHM içtihatları da bu yöndedir (Vande Hurk/Hollanda, B. No: 16034/90,19/4/1994, § 61).
40. Diğer yandan, derece mahkemelerinin kendisine sunulan tümiddialara yanıt vermek zorunluluğu bulunmamakta ise de, ileri sürüleniddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması halinde,mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Hiro Balani/İspanya,B. No. 18064/91, 9/12/1994).
41. Başvuru konusu olayda, İlk Derece Mahkemesikararının gerekçesi somut olayla bağlantı kurularak açıklanmış, temyiz merciitarafından da İlk Derece Mahkemesinin kararı hukuka aykırı bulunmayarak, temyiztalepleri gerekçeleri ile reddedilmiştir (§ 11). Mahkeme; sanığın kovuşturma evresindeki savunmasına, teknik vefiziki takip tutanaklarına, adli muayene raporlarına, üst arama yakalama vegözaltına alma tutanaklarına, uyuşturucu test sonuçlarına, değerlendirmeraporlarına, olay yeri inceleme raporuna, arama tutanaklarına, kollukça tanzimedilmiş diğer tutanaklara, Adli Tıp Kurumu raporuna ve diğer delilleredayanarak söz konusu kararı vermiştir (§ 9). Dolayısıyladerece mahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfiolduğu söylenemez.
42. Diğer yandan başvurucu, yeğeni veoğullarıyla yaptığı görüşme kayıtlarının delil olarak hükme esas alındığını,bunların hukuka aykırı olması nedeniyle hükme esas alınmayacağına ilişkinitirazlarda bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay tarafından bu husustabir gerekçe gösterilmediğini şikâyet etmiştir. Başvuru formu ve eklibelgelerden, başvurucu veya vekilinin İlk Derece Mahkemesinde bu yöndeitirazlarda bulunmadığı görülmektedir. Temyiz dilekçesinde bunlara ilişkinitirazlar dile getirilmiş ise de, Yargıtay tarafından başvurucuya bu husustaaçık bir yanıt verilmediği anlaşılmaktadır. Bu şekilde elde edilen delillerinhukuka uygun olduklarının içtihatlarda belirlenmiş (§ 13) bulunmaları nedeniyleMahkemenin bu konuda belirli ve açık bir yanıt vermemesi (zımnen ret kararıvermesi) gerekçeli karar hakkının ihlali olarak değerlendirilemez.
43. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddialar çerçevesinde bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle,
A. Başvurunun,
1. Yargılamada hukuka aykırıdeliller kullanıldığı ve yargılamanın sonucunun adil olmadığına yönelikkısmının, kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu gerekçesiyle “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Gerekçeli karar hakkınınihlal edildiğine yönelik kısmının, bir ihlalin olmadığının açık olduğugerekçesiyle “açıkça dayanaktan yoksunolması”,
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
15/4/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.